Adı:
Pastoral Senfoni
Baskı tarihi:
Ağustos 2013
Sayfa sayısı:
95
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752638976
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Symphinie Pastorale
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Baskılar:
Pastoral Senfoni
Pastoral Senfoni
Timaş Edebiyat'ın Çağdaş Dünya Edebiyatı dizisinden çıkan ilk kitap Pastoral Senfoni, Nobel ödüllü yazar André Gide'in en iyi bilinen eserlerinden birisidir. Huzuru yakalayabilmek için çırpınarak yaşayan ruhlar için aşk, acıya dönüştürülmesi en kolay, en hassas ihtiyaçlardan biridir. Kahramanların hepsi, ya Gide'in kendisi ya da hayatında önemli rolleri olan yakınlarıdır.

Pastoral Senfoni, bir kitap ismi olarak okuyucuya işin en başında, birden fazla dünyanın kapılarını aralar. "Pastoral" kelimesi, hem kırsal yaşamla, hem de Fransızca'da Protestan din görevlilerine verilen "pasteur" adıyla bağlantılı olarak dinî ve manevi yönleri ağır basan bir hikâyenin anlatılacağını okuyucuya haber verir. Günlük türünde yazılmış eserde ortaya konan, bir hikâyeden ziyade, çok sesli bir senfonidir.

Günlük, bizi hem papazın, hem de karısı, oğlu ve âşık olduğu kör kızın dünyalarına götürürken, çok sesli bir senfoniye dönüşür. Gide romanın adıyla, Beethoven'ın en önemli eserlerinden biri olan Pastoral Senfoni'ye gönderme yapar. Bir papaz dünyanın ve aslında yaşamın bütün renklerini kör bir kıza, bu senfoni aracılığıyla anlatmaya çalışır. 
95 syf.
·1 günde·9/10
Doyumsuzum kitaplara karşı...
Bu sıralar hiç kitap okuyasım yok aslında. Kendi kitaplarıma baktım belki yüz tane vardır okunacak elimdekiler. Hiçbirisini okuyasım gelmedi. Kardeşimin kitaplığına baktım ve incecik ne zamandır da okumayı düşündüğüm bu kitabı, sabahleyin okumaya karar verdim. Başladım ama akşama kadar okuyamadım. İstek gelmedi çünkü. Akşam elime almamla bitirmem bir oldu.

Hüzünlü ancak bir o kadar da ders verici insanlığa dair...

Hayata hiçbir şeyi bilmeden, görmeden geldiniz. Göremiyorsunuz çünkü kör doğdunuz ve sizle oturup konuşan kimse olmadı. Tam böyle on beş seneden fazla yaşadınız. Sonra birisi sizin elinizden tuttu. Çabaladı sizin için. Öğrenin diye konuşun diye... Bu kişiye hissettiğiniz duyguların aşk olması normal değil midir? Ya da ondan başka bu kadar ilgili olan size karşı kimse yoksa bunun öyle sanılması da normal olamaz mı?

O adamın da sizin bu saf ve sadece iyilikle dolu ruhunuza duyduğu yakınlık aşk olabilir mi ? Ya da öyle sanılıp hayranlık olması... Bunlar mümkün olan ihtimaller benim için. Bu hikaye de ana konu olsa gerek ama benim baz aldığım o değil. Bakalım o halde:

Kitapta geçen bir söz:" İnsanoğlu kötülüğü bilmeseydi ne kadar da mutlu olurdu."
Ya ben bu kadar okumamış bazı şeylerin farkında olmamış olsaydım daha az acı çekmez miydim? Ya da biz hepimiz...

Hiç gözlemler misiniz insanları? Ben hep yaparım. Özellikle farklı olanları... Engellileri mesela. Farklı bakarım onlara. Çünkü onların yaşam enerjisi bizlerden daha fazla sanki. Birçoğunun öyle... Buradaki karakter görme engelli olduğu için oradan ilerliyorum ;
Her şey hayal dünyasından ibaret... Duydukları, hissettikleri, tattıkları ve kokladıklarıyla, kendi hayallerinde bir dünya oluşturuyorlar. Bizim bile hayallerimiz hep güzelken onlarınki mükemmel olmaz mı? Kötülük nedir bilinmez, tanımıyorlar çünkü. Bundan dolayı da yaşam enerjileri yüksek. Temizler ve tüm insanları da öyle hayal ediyorlar. Herkes iyilikle sanki elele tutuşmuş gibi... Her insan sanki dost...
Biz ise onların bu güzel dünyalarını kirleten insanlarız. Biz gören kişiler dünya böyle güzel kalmasın diye, çirkinleşsin diye, göre göre batırıyoruz...
Görmek ne kadar da büyük bir şey. Biz sahip olduğumuzdan, hiç elde edememiş kişileri anlayamayız. Kıymetini de anlayamıyoruz; çünkü yokluğunun farkında değiliz...
Görmeyenler görsün diye uğraşıp aslında onları hapishanelerinden kurtarmak niyeti ile girişimler yaparken, gördükleri zaman aslında daha büyük bir zindana kapatıyoruz sanki...

İyiki okudum dediğim ve dilinin sadeliği ile küçük yaşlarda da okunabilecek olan bu kitabın da kapağını kapatıyorum. Tabiki de bununla:
https://youtu.be/dbfa86bTD34
95 syf.
Pastoral Senfoni..
Pastoral hem kırsal yaşamı, hem 'pasteur' - din görevlisini çağrıştırarak dini yönü ağır basan bir hikaye olacağını hissettiriyor. Ayrıca Beethoven'ın Pastoral Senfoni adlı eseri de kör kızımızın renkleri tanımasında bir senfonideki çalgıların örnek gösterilerek anlatılmasına vesile oluyor.

Bu kitabı ilk ortaokul sekizinci sınıfta Türkçe öğretmenimin tavsiyesiyle okumuştum. Babamla beraber çok kitapçı gezmiş, zor bulmuştuk. Oysa ki Nobel almış bir kitaptı. Sonra o kitap ev değiştirince kayboldu gitti, diğer bir çok kitabım gibi. O yıllarımın güzel anılarını hatırlamak belki, ya da giden kitaplarımın acısını hafifletmek için tekrar aldım ve kısa sürede okudum.

Kör bir kızın bakımını üstlenen Papaz Efendi ile bu kız arasındaki ince çizgide yaşanan aşkı okuyun. Olmaması gereken bir aşk.
'Eğer kör olsaydınız, hiç günahınız olmazdı' Peki ya görürse? Spoiler vermeyeceğim.

Kitabın son cümlesi ile veda ediyorum sizlere:
"Ağlamak isterdim. Yazık ki kalbimi bir çölden daha çorak hissediyordum."
  • Dar Kapı
    8.1/10 (157 Oy)137 beğeni544 okunma538 alıntı5.682 gösterim
  • Dorian Gray'in Portresi
    8.8/10 (2.743 Oy)2.713 beğeni7.507 okunma9.899 alıntı70.012 gösterim
  • Tersi ve Yüzü
    8.2/10 (309 Oy)277 beğeni918 okunma1.050 alıntı6.923 gösterim
  • Uyuyan Adam
    8.5/10 (295 Oy)306 beğeni862 okunma1.069 alıntı10.420 gösterim
  • Knulp
    8.2/10 (265 Oy)224 beğeni737 okunma490 alıntı6.074 gösterim
  • Godot'yu Beklerken
    8.8/10 (572 Oy)587 beğeni1.933 okunma1.208 alıntı25.746 gösterim
  • Katip Bartleby
    8.4/10 (675 Oy)535 beğeni1.745 okunma663 alıntı11.884 gösterim
  • Don Quijote
    8.6/10 (1.533 Oy)1.538 beğeni6.261 okunma3.319 alıntı37.645 gösterim
  • Kreutzer Sonat
    8.3/10 (664 Oy)563 beğeni1.942 okunma1.802 alıntı17.370 gösterim
  • Bozkırkurdu
    8.5/10 (675 Oy)631 beğeni1.975 okunma1.535 alıntı16.677 gösterim
95 syf.
·2 günde·6/10
Nobel ödüllü yazar Andre Gide'nin günlük türünde ele aldığı bu eseri sıkmayacak sadelikte ve bir nefeste okuyabileceğimiz akışkanlıkta.

Fransa'nın bir kasabasında Protestan bir Rahip, kimsesiz ve kör olan bir kızcağızı sahiplenip evine getirmesi sonrası yaşananları konu edinir.

Duyguların besin kaynaklarına - din, mezhep, vicdan, yükümlülük, soy, insani arzu- göre şekillenmesini görüyoruz.

Sonra da bu duyguların sonucu kalıplaşan hayatları ahlaki açıdan değerlendirmemiz istenir.

Beden körlüğü ilk aklımıza gelen peki ruh körlüğünü nasıl tanımlayacağız?
95 syf.
-Kitabın konusu hakkında ipucu içerir-
Hakkında onca övgü dolu bir yorum okuduktan sonra okumaya karar verip, okumaya başlayınca hayal kırıklığına uğradığım bir kitap daha.

Andre Gide nobel edebiyat ödüllü bir yazar ve Pastoral Senfoni otobiyografik izler taşıyormuş.
Ayni zamanda kitabın ismi Beethoven'ın eseri Pastoral Senfoni'ye de gönderme yapıyomuş.

Kitapta görme engelli bir kız ve papazın yolunun kesişmesiyle başlayan olaylari okuyoruz.
Sonunu başından tahmin edebileceğiniz ve beni okurken başından sonuna kadar rahatsız eden bir kitap oldu.

Din, inanç, iyilik ve yardım severlik kavramlarını dilinden düşürmeyen, ama anlattıklarıyla yaptıkları çelişen papaz ile okuyucuyu etkilemeye çalışsa da benim açımdan tutulacak yanı yok kitabın.

Evet karakterlerden birinin görme engelli olması ve diğerinin din görevlisi olması hiçbir şeyi değiştirmez. Hatta keşke farklı karakterler seçilseydi de, bu ne biçim din adamı, ne biçim iyilik, bu nasıl masumiyet dedirtmeseydi.
Ayrıca kızın engelli oluşu sebebiyle yaptıklarını asla hoş göremeyeceğim. Sebep olacaklarını biliyor muydu, biliyordu. Bitti.

Kurgunun ötesinde bir değerlendirme yapmak gerekirse, hiçbir karakter derinlestirilmemisti, yaşananlar fazlaca yüzeysel anlatılmıştı yani teknik olarak da başarılı değildi kitap.

Sevmedim.
95 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
1947 yılı nobel ödülü sahibi Andre Gide'nin okuduğum dördüncü kitabı.bundan öncekiler gibi bu da harika. Hatta onları da aşarak neredeyse doruklara kadar çıkan bir hikaye.Aynı, kitaptaki öykü gibi, saf,temiz ve akıcı bir anlatım.Dram ve duygusallığın baştan itibaren süregeldiği, özellikle de sonlara doğru ve finalde deyim yerindeyse tavan yaptığı muhteşem bir kitap.kitapta,Alplerde yaşayan bir köy papazının,bir cenaze için gittiği bir evde bulduğu gözleri görmeyen,konuşamayan ve kimsesi olmayan zavallı bir kız çocuğunu orada bırakmayıp,himaye etmek için kendi evine getirmesi ve sonrasında gelişen olaylar anlatılıyor.bu arada katoliklik ve protestanlık arasındaki farklardan da yeri geldikçe bahsediliyor.kitap kısa olması ve ayrıca da akıcılığı sebebiyle bir çırpıda okunup bitiriliyor.okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum ve de okunmasını tavsiye ediyorum.
95 syf.
Masumiyet, iyilik, sevgi duygularının kalbinize akacağı bi kitaptır.Bir yandan papaz efendi ile kör bir kızın aşkına tanık olurken, diğer yandan sorgulamalar içinde bulursunuz kendinizi. Aşk nedir, sınırları var mıdır, günah mıdır sorusunu bile sordurur işte şu küçücük kitap. Katolik ve Protestan bakış açılarının kıyasını da göreceksiniz. Küçük, dopdolu, iz bırakan bir kitaptır, kalbii okumalar dilerim :)
95 syf.
·1 günde·Puan vermedi
#Spoiler #

Ruh halim beni uçurumlara sürüklediği zaman kendimi yazıya veririm. Bu beni içinde bulunduğum darbogazdan kurtarır çoğu zaman ve derinden huzur dolu ,baharda açan çiçekler kadar taze bir nefes almamı sağlar...( Ne abarttım beee!!!!!) Her neyse yazmak ıyi geliyor işte.. İncelme işini de devam ettirme kararı aldım kendimce =))..

Gide ile devam eden serüvenin SECOND PART'I bu..Daha önce Kadınlar okulunu okumuştum ve kendimi bir hayli kitabın içinde bulmuştum..Pastrol Senfoni 'de kitaplıkta gözüme çarpınca (elimdeki kitabı sessizce masamın üzerine bırakıp) bunu okumaya karar verdim ...

İşin eften putfen kısımlarını bir kenara bırakıp hemen kitaba dalayım...


*****
PAY ATTENTİON : Bu kitap aşırı dozda GÖNDERMECEEEE içeriyor.. ( Neye kime ? Sorularını sorduğunuzu duyar gibiyim ( belki de bu benim uydurmam =)))) o yüzden cevabını da hemen şuraya ilisitirivereyim :
- Gide kime mi göndermece yapıyorr???
- kime olacak KENDİSİnee..

Ben demiyorum kitapta böyle yazıyor =)))
*******

Sanırım burda birazcık André Gide'den bahsetmek hiç te fena olmaz..Zira bu bilgiler kitabı irdelerken işimize yarayacak =)))

Gide 1869 yılında Pariste dünyaya gelir.Babası PROTESTAN, annesi KATOLİK (sonradan protestanlığı seçmiş) tir.. Gide yaşamını farklı iki mezhep ekseninde yaşamış ve bu eksen çevresinde hayatını şekillendirmiştir..
Eğitim hayatı pek de başarılara gebe olmamıştır.. Bunlara ek olarak sinir krizleri geçiren,sağlık problemeleri yaşıyan hassas bir çocuktur..Kuzenin ve anne babasının ölümü onu derinden etkiler.Ayırca AŞK onun için yaşamın farklı bir boyutu olacak şekilde mana bulurr.
NE ÇEKTİN BE GİDÉ (Pehhh böyle hayat mi olur demketen alamadım kendimi birden!!!!!!!!)

Sanırım bu kadar biyografi yolumuzu aydınlatamaya yeter

<<<<<---------------->>>
Şuraya aklımdan çıkmış olan diğer bir Göndermeceyi de ekleyeyim =
Senin de kulakların çınladı mı BEETHOVEN?????
kitap adını Beethoven'ın Pastrol senfoni adlı esrinden de alır..Ayrıca burda "PASRTOL " kelimesi hem kırsal yaşamı hem de Fr 'da Protestan din görevlilerine verilen "pauster " adıyla bağlantılıdır..

<<<<<---------------->>>>>>>>
Evet bu kadar ıvır zıvır bilgiden sonra gel gelelim dananın kuyruğun koptuğu yere!!!!!!

Kitap bitince kendimi sabah saat 8 den öğle 12:00 ' a kadar magazin programı sunan sunucular gibi hissettim..Bu olay Tr ',de yaşansa gündemi sallar ,Reyting rekorları kırar , Top ten'lerin içinde NUMBER ONE olurdu... Bizimde kahvaltı sofrasında elimizde soğumuş çay bardağı , aval aval olan ağzımız yarım karış açık başka işimiz gücümüz yokmuş gibi izlerdik...

YILAN HİKAYESİ MİSİN BE MÜBAREK?????
( Kitabın öyle masum durduğuna bakmayın ben okuyunca öyle hissettim kadın kalbiyle <3)

Bir papaz günün birinde bir eve gider diye başlar günlük ( Gidé bu tarzda yazıyor olmayı seviyor olsa gerek..eserleri günlük biçiminde).. Gitti yerden eli boş dönecek değil yaaa eve gelirken yanında sağır ve dilsiz bir gariban getirir. Kızcağız kir pas içinde...
Külkedisinin üvey annesi rolünü oynasa Oscar alacak( hani öyle aşırı da kötü değil de kalp kırıyor yaptıklari ) Papaz Efendi'nin hanımı nerden buldun bunu niye getirdin diye sorar... Tabi o sıra kızın konuşamadığını bilmiyorlar..Bizim gariban daa değişik değişik hareketler sergiliyor..Bir de evde bulunan diğer çocuklar var ..
Papaz onun o halde bırakamayacağını söylese de eşi saygıdeğer hanımefendi bu durumdan pek memnun olmuyor..Kızı eğitmeye çalışıyorlar ..Ama ilk başlarda bu o kadar yolunda giden sonuçlar vermiyor.
Eve gelen doktor papaza akıl veriyor ve olanları yazması gerektiğini söylüyor ... papaz kör kıza yaşamın renklerini anlatamaya çalışıyor..onu müzikle tanıştırıyor vs vs ...
İşler papaz'in istediği gibi giderken..Kızı kiliseye bırakıyor orda org çalışması için..
"YILANIN OLAYA DAHİL OLDUĞU YER ..."
Bir de baksın "kim var imiş biz yoğ iken burda "

Oğlu Jacques.. Kızla olan yakın davranışlarını görür...Ve film burda kopar mı???? Yoooo iş daha yeni başlıyor .Klasik Türk babası misali oğlanı köşeye çeker.. oğlan aşık kör kütük..Kızla evlenmek istiyor..Bizim garip kızın sözde bundan haberi yok!!! Gözleri de görmese de kalbiyle dokunuyor hayata..Hani Tr filmlerinde olur ya bir bilet alıp oğlanı gönderirsin..Bunlar da aynını yapıyor.kız o sıra papaz'a yangın tabi... (YASAK AŞK : Evdeki kadın ne yapmalı?? Vah garibim vah!!!!)
ama din görevlisi beyefendini ilahi duygular besliyor küçük hanıma...
Gel zaman git zaman kızın gözlerinin ameliyatla düzeleceği söyleniyor...Bunu istemeye istemeye kabul ediyorlar...
Gözünü açınca ne mı gördu dersiniz?????

"AİLE FACİASI " ah be cahil kız madem oğlana yangındın ne diye zamanında demedinnn??? Kız evdeki kadının hüznünü görünce kendini intihara verir... Kurtarırlar bir iki gün yaşar..ve papaz oğulun din değiştirdiğini öğrenir...
Kitap bitince ağzım açık kaldı ..Aşk'ın böylesi kim kimi seviyor belli değil? İlahi mi yoksa insani mi...?
Sevgisiz kalmamalı insan yüreği bunu bilir bunu söylerim..
Haddinden fazla uzadı galiba..Kitapla kalın..

Kiraz tadında okumalara a Dostlar :))
95 syf.
·2 günde·8/10
Klasikten biraz daha klişe bir kitap.Her yanı yaşilçam kokuyor.Normal bir türk filminden farkları ve benzerlikleri var.

Benzer 1.Kör ve fakir bir kız
Benzer 2.Klişe bir başarı öyküsü
Benzer 3.Aynı kıza aşık oğul ve baba
Benzer 4.Ameliyat ile açılan gözler

Fark 1.Kitap mutsuz son ile bitiyor
Fark 2.Kız ölüyor
Fark 3.Baba ve oğul birbirine düşmüyor

Kitabın kabuğu bunlardan oluşuyor gelelim kuru fasulyenin faydalarına şimdi...

Pastoral Senfoni" bir papazın bakımını üstlendiği çocuğa karşı beslediği aşk duygularını şeytana uyma olarak nitelendirir ve bu arzuya karşı koyma duygusunu dile getirir.Kitabın dili gayet açık ve akıcı çok betimleme yapılmamış ve bu da okurun kitabı alıp bir solukta bitirmesini sağlıyor(iki solukta okudum been(: ...)

Kitap Nobel ödüllü ve 1952'de Katolik kilisesi tarafından yasaklanmış.
Kitabın adına gelecek olursak Yazarın Beethoven'in Pastoral Senfoni eserinden etkilenmiş olduğu fikri bana cazip geliyor ki kitapta eserden bahsedilmiş....

Onu da buraya koyayım barii
https://youtu.be/iMJPZ-mu-Ts
95 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Hüzünlü bir hikaye diyerek önermişti biri bana bu kitabı. Fakat ben hüzün yerine aldatılmayı içerdiğini düşünüyorum daha çok. Kitabın sonunda içinizden şunu düşüneceksiniz acaba hangisi diğerini yarı yolda bırakmış ya da aldatmış oluyor? Bu durumda acımam gereken ve nefret etmem gereken taraf kim diye ikilemde kalıyorsunuz. Tavsiye ederim kitabı yaklaşık 2 saatte bitirirsiniz çerez niyetine :) keyifli okumalar :))
95 syf.
·1 günde·Beğendi
Gerçeğin Rengi Gridir”

  André Gide

Gide'nin Pastoral Senfonisi önemli incil alıntılarıyla donatılmış ve eserdeki karakterlerin ilişkisi ile sıkı biçimde örülmüştür. Özellikle Incil'de geçen  'Kayıp Koyun' benzetmesi Papaz karakterinin Kör bir kız olan Gertrude ile ilişkisinde sıkı biçimde iliskilenir. Peki nedir bu Kayıp Koyun meselesi;
 "Bunun üzerine İsa onlara şu benzetmeyi anlattı: “Sizlerden birinin yüz koyunu olsa ve bunlardan bir tanesini kaybetse, doksan dokuzu bozkırda bırakarak kaybolanı bulana dek onun ardına düşmez mi? Onu bulunca da sevinç içinde omuzlarına alır, evine döner; arkadaşlarını, komşularını çağırıp onlara, ‘Benimle birlikte sevinin, kaybolan koyunumu buldum!’ der. Size şunu söyleyeyim, aynı şekilde gökte, tövbe eden tek bir günahkâr için, tövbeyi gereksinmeyen doksan dokuz doğru kişi için duyulandan daha büyük sevinç duyulacaktır.” Bu kısa pasajda anlatıldığı kadarıyla Gertrude ve Papaz ilişkisinin asıl serimlendigi ve dinsel inanışın kayıp olana yöneldiği mesaj içeriklidir. Bir bildirim olan yasa, Papaz karakterinde Kör ve günahsız bir kadını kurtarıp asıl sevinci paylaşmakla ilişkilendirilmiş. Yukarda Gide'nin, gerçeğin rengi gridir sözü ise, Kayıp Koyunun gerçek karşılığının bunun tam tersi olduğuna yöneliktir. Tıpkı Kieslowsky'nin Tevratın on emirini çağdaş dünyaya uyarlamaya çalışıp on emirin de geçersiz olduğunu gösterdiği gibi; Gide'nin Kayıp Koyun meseli de burada olumsuzlanmaktadir. Basta dinsel bir bildirim ile yapılan eylem sonrasında karmaşık bir yapıya bürünür. Isin içine-ilahi olan bildirime - gerçeğin gri rengi katılmıştır.

 Papaz karakteri, dinsel saf bir yaratımın şahsında içsel olan güzel ruhu kavramak ister gibi Gertrude karakterine misyonu üzerinden yaklaşır. Ne var ki bu misyoner tavır hiç de arzudan ırak değildir. Aksine arzu ile donanmıştır. Dinsel olanın bir arzuyu dile getirmesi gibi, dünyevi olan da bu arzunun görünür kılınıp sonucunda aşkın doğmasıdır. Papaz karakteri de böylesi bir aşkın gri kollarına kendisini bırakır. Gertrude için, Kör olan gunahsızdır ( Isa her yerde) gönderimi, Gertrude'nin saf sevinci ile donatılmıştır. Ve papaz ilahi aşkın ellerine kendisini bıraktığı an gerçeğin sarp yollarına sapmıştır. Sapma kavramı burada sapkın olan ile karıştırılmamalıdır. Nihayetinde Papaz bir katolik ise bile, aşk duyması onu sapkın kılmaz. Sapkın olarak addedilmesi gerçeğe gözlerini açması ile açıklanabilir. Hristiyan din adamları da gerçeğe dönen için heretik( sapkın) kavramını kullanırlar. Bu çokça önemli bir noktadır.

Gertrude, kitabın ortalarında şunu söyler: " Gözleri olanlar bakmayı bilmeyenlerdir." Bu tam da bize içsel güzellik, içsel saflığı verir. Çünkü maddi dünya ile ilişkili olsa da gözleri zenginliği görüp kendini onun kollarina kaptırmadan manevi olan içsel huzuru bulan şüphesiz günahsız olarak addedilir  ve bu da Gertrude karakterinin neden kör olarak kurgulandigini bize gösterir. Tabi Andre Gide'nin bunalimli yıllarında kendisini eve kapatmasını bir kör gibi yaşamasını da bundan irak tutmamak gerekir.

Papaz'ın, Kör olan Gertrude'ye dünyayı ve renkleri anlatmasının eksik kalmış yönü, Gertrude'nin gözünün açılmasıyla yenilgiye uğramıştır. Dinin düşsel istencinin açık biçimde olumsuzlandigini görmemiz açısından çok önemli bir noktadır. Gertrude, Papaza: Dünyanın sizin bana inandırmaya çalıştığınız gibi güzel bir yer olmadığından şüpheleniyorum." der. Bu da din adamının dünyayı algılama biçimiyle gerçeklik arasında ne büyük çelişkilerin olduğunu açık şekilde gösterir. Ne yazık ki günahsız olarak addedilen Gertrude - sanki insanın kendisi günah değilmiş gibi - gözleri açıldıktan sonra artık bir günahkâra dönüşür. Bu da bize gözün kendisinin, insanın en önemli duyusunun günah olarak görülmesinin özünü verir. Tabi ki burada kör olmadan önce de günahkar olabileceğime yönelik yargılar gelebilir, buna herhangi bir itiraz olmazdı. Ancak konumuz şuan bununla ilgili değildir. Öte taraftan önemli bir nokta da kitabın sonlarına doğru verilir. Orada şöyle bir şey geçer: " Saint Paul’den bir ayet hatırlıyorum, bütün bir gün boyunca kendi kendime tekrar edip durmuştum: 'Ben, kanunların olmadığı zamanlarda gerçekten yaşıyordum, ama ne zamanki gökten emirler geldi, günah tekrar canlandı ve işte şimdi ben öldüm.'” bu pasaj oldukça çarpıcıdır. Insanın yasa karşısında günahkar olarak addedilmesinin açık nedeni verilmiştir. Günah olarak kabul edilenin yasa ile ilişkili olduğunu görmek için bu pasajı birkaç kez derinlemesine incelemek yeterlidir.

Sonuç olarak diyebileceğim çok şey olsa da, Gide'nin çatışmalı yaşantısının eserlerinde bu derece içten yer alması eseri oldukça gerçek kılmıştır. Ilahi olan ile gerçeklik karşıtlığı Gide'nin eserlerinde daha berrak görülme şansını yakalayabilmistir.
95 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Kör bir kızın yaşadığı zorluklar.. Duymakla görmek arasındaki fark.. Kör bir kıza yapılan yardımın iyilik için mi hissedilen duygular için mi.. Düşündürecek bir hikaye. Ve Dünya gerçekten kör bir kızın gördüğü kadar temiz mi..
Çocukluktan beri yapmak istediğimiz bir sürü şeyi yapmaktan, sadece etrafımızdakiler "bu işi yapamaz" dediği için, kim bilir kaç kere vazgeçmişizdir...
Dünya gerçekten bu kuşların anlattığı kadar güzel mi? Peki neden kimse bundan hiç bahsetmiyor?
İnsanoğlu bu dünyayı çirkinleştiren, kirleten, acı veren günahlar ve düzensizliklerden çok, güzelliği, refahı, düzeni ve ahengi sağlayan şeyleri hayal eder.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Pastoral Senfoni
Baskı tarihi:
Ağustos 2013
Sayfa sayısı:
95
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752638976
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Symphinie Pastorale
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Baskılar:
Pastoral Senfoni
Pastoral Senfoni
Timaş Edebiyat'ın Çağdaş Dünya Edebiyatı dizisinden çıkan ilk kitap Pastoral Senfoni, Nobel ödüllü yazar André Gide'in en iyi bilinen eserlerinden birisidir. Huzuru yakalayabilmek için çırpınarak yaşayan ruhlar için aşk, acıya dönüştürülmesi en kolay, en hassas ihtiyaçlardan biridir. Kahramanların hepsi, ya Gide'in kendisi ya da hayatında önemli rolleri olan yakınlarıdır.

Pastoral Senfoni, bir kitap ismi olarak okuyucuya işin en başında, birden fazla dünyanın kapılarını aralar. "Pastoral" kelimesi, hem kırsal yaşamla, hem de Fransızca'da Protestan din görevlilerine verilen "pasteur" adıyla bağlantılı olarak dinî ve manevi yönleri ağır basan bir hikâyenin anlatılacağını okuyucuya haber verir. Günlük türünde yazılmış eserde ortaya konan, bir hikâyeden ziyade, çok sesli bir senfonidir.

Günlük, bizi hem papazın, hem de karısı, oğlu ve âşık olduğu kör kızın dünyalarına götürürken, çok sesli bir senfoniye dönüşür. Gide romanın adıyla, Beethoven'ın en önemli eserlerinden biri olan Pastoral Senfoni'ye gönderme yapar. Bir papaz dünyanın ve aslında yaşamın bütün renklerini kör bir kıza, bu senfoni aracılığıyla anlatmaya çalışır. 

Kitabı okuyanlar 929 okur

  • Büşra
  • Ali Söyler
  • Şeyda Öztürk
  • Aynur Güneş
  • zeynep akkoyun
  • İlayda Geçkin
  • Kevser özer
  • Bahahhaa
  • Müstakbel Deli
  • Serqo

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.6
14-17 Yaş
%4.6
18-24 Yaş
%17.2
25-34 Yaş
%37.4
35-44 Yaş
%23
45-54 Yaş
%9.8
55-64 Yaş
%1.7
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66
Erkek
%34

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.5 (61)
9
%26.9 (73)
8
%25.8 (70)
7
%15.5 (42)
6
%4.1 (11)
5
%1.5 (4)
4
%0.4 (1)
3
%0.7 (2)
2
%0
1
%0.4 (1)

Kitabın sıralamaları