Adı:
Pastoral Senfoni
Baskı tarihi:
Ağustos 2013
Sayfa sayısı:
95
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752638976
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Symphinie Pastorale
Çeviri:
Buket Yılmaz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Timaş Edebiyat'ın Çağdaş Dünya Edebiyatı dizisinden çıkan ilk kitap Pastoral Senfoni, Nobel ödüllü yazar André Gide'in en iyi bilinen eserlerinden birisidir. Huzuru yakalayabilmek için çırpınarak yaşayan ruhlar için aşk, acıya dönüştürülmesi en kolay, en hassas ihtiyaçlardan biridir. Kahramanların hepsi, ya Gide'in kendisi ya da hayatında önemli rolleri olan yakınlarıdır.

Pastoral Senfoni, bir kitap ismi olarak okuyucuya işin en başında, birden fazla dünyanın kapılarını aralar. "Pastoral" kelimesi, hem kırsal yaşamla, hem de Fransızca'da Protestan din görevlilerine verilen "pasteur" adıyla bağlantılı olarak dinî ve manevi yönleri ağır basan bir hikâyenin anlatılacağını okuyucuya haber verir. Günlük türünde yazılmış eserde ortaya konan, bir hikâyeden ziyade, çok sesli bir senfonidir.

Günlük, bizi hem papazın, hem de karısı, oğlu ve âşık olduğu kör kızın dünyalarına götürürken, çok sesli bir senfoniye dönüşür. Gide romanın adıyla, Beethoven'ın en önemli eserlerinden biri olan Pastoral Senfoni'ye gönderme yapar. Bir papaz dünyanın ve aslında yaşamın bütün renklerini kör bir kıza, bu senfoni aracılığıyla anlatmaya çalışır.

(Tanıtım Bülteninden)
Doyumsuzum kitaplara karşı...
Bu sıralar hiç kitap okuyasım yok aslında. Kendi kitaplarıma baktım belki yüz tane vardır okunacak elimdekiler. Hiçbirisini okuyasım gelmedi. Kardeşimin kitaplığına baktım ve incecik ne zamandır da okumayı düşündüğüm bu kitabı, sabahleyin okumaya karar verdim. Başladım ama akşama kadar okuyamadım. İstek gelmedi çünkü. Akşam elime almamla bitirmem bir oldu.

Hüzünlü ancak bir o kadar da ders verici insanlığa dair...

Hayata hiçbir şeyi bilmeden, görmeden geldiniz. Göremiyorsunuz çünkü kör doğdunuz ve sizle oturup konuşan kimse olmadı. Tam böyle on beş seneden fazla yaşadınız. Sonra birisi sizin elinizden tuttu. Çabaladı sizin için. Öğrenin diye konuşun diye... Bu kişiye hissettiğiniz duyguların aşk olması normal değil midir? Ya da ondan başka bu kadar ilgili olan size karşı kimse yoksa bunun öyle sanılması da normal olamaz mı?

O adamın da sizin bu saf ve sadece iyilikle dolu ruhunuza duyduğu yakınlık aşk olabilir mi ? Ya da öyle sanılıp hayranlık olması... Bunlar mümkün olan ihtimaller benim için. Bu hikaye de ana konu olsa gerek ama benim baz aldığım o değil. Bakalım o halde:

Kitapta geçen bir söz:" İnsanoğlu kötülüğü bilmeseydi ne kadar da mutlu olurdu."
Ya ben bu kadar okumamış bazı şeylerin farkında olmamış olsaydım daha az acı çekmez miydim? Ya da biz hepimiz...

Hiç gözlemler misiniz insanları? Ben hep yaparım. Özellikle farklı olanları... Engellileri mesela. Farklı bakarım onlara. Çünkü onların yaşam enerjisi bizlerden daha fazla sanki. Birçoğunun öyle... Buradaki karakter görme engelli olduğu için oradan ilerliyorum ;
Her şey hayal dünyasından ibaret... Duydukları, hissettikleri, tattıkları ve kokladıklarıyla, kendi hayallerinde bir dünya oluşturuyorlar. Bizim bile hayallerimiz hep güzelken onlarınki mükemmel olmaz mı? Kötülük nedir bilinmez, tanımıyorlar çünkü. Bundan dolayı da yaşam enerjileri yüksek. Temizler ve tüm insanları da öyle hayal ediyorlar. Herkes iyilikle sanki elele tutuşmuş gibi... Her insan sanki dost...
Biz ise onların bu güzel dünyalarını kirleten insanlarız. Biz gören kişiler dünya böyle güzel kalmasın diye, çirkinleşsin diye, göre göre batırıyoruz...
Görmek ne kadar da büyük bir şey. Biz sahip olduğumuzdan, hiç elde edememiş kişileri anlayamayız. Kıymetini de anlayamıyoruz; çünkü yokluğunun farkında değiliz...
Görmeyenler görsün diye uğraşıp aslında onları hapishanelerinden kurtarmak niyeti ile girişimler yaparken, gördükleri zaman aslında daha büyük bir zindana kapatıyoruz sanki...

İyiki okudum dediğim ve dilinin sadeliği ile küçük yaşlarda da okunabilecek olan bu kitabın da kapağını kapatıyorum. Tabiki de bununla:
https://youtu.be/dbfa86bTD34
Pastoral Senfoni..
Pastoral hem kırsal yaşamı, hem 'pasteur' - din görevlisini çağrıştırarak dini yönü ağır basan bir hikaye olacağını hissettiriyor. Ayrıca Beethoven'ın Pastoral Senfoni adlı eseri de kör kızımızın renkleri tanımasında bir senfonideki çalgıların örnek gösterilerek anlatılmasına vesile oluyor.

Bu kitabı ilk ortaokul sekizinci sınıfta Türkçe öğretmenimin tavsiyesiyle okumuştum. Babamla beraber çok kitapçı gezmiş, zor bulmuştuk. Oysa ki Nobel almış bir kitaptı. Sonra o kitap ev değiştirince kayboldu gitti, diğer bir çok kitabım gibi. O yıllarımın güzel anılarını hatırlamak belki, ya da giden kitaplarımın acısını hafifletmek için tekrar aldım ve kısa sürede okudum.

Kör bir kızın bakımını üstlenen Papaz Efendi ile bu kız arasındaki ince çizgide yaşanan aşkı okuyun. Olmaması gereken bir aşk.
'Eğer kör olsaydınız, hiç günahınız olmazdı' Peki ya görürse? Spoiler vermeyeceğim.

Kitabın son cümlesi ile veda ediyorum sizlere:
"Ağlamak isterdim. Yazık ki kalbimi bir çölden daha çorak hissediyordum."
  • Kreutzer Sonat
    8.4/10 (356 Oy)284 beğeni952 okunma575 alıntı8.910 gösterim
  • Goriot Baba
    8.1/10 (470 Oy)405 beğeni1.805 okunma714 alıntı10.568 gösterim
  • Kazaklar
    8.0/10 (172 Oy)135 beğeni588 okunma245 alıntı4.622 gösterim
  • Yüksek Topuklar
    8.5/10 (201 Oy)175 beğeni738 okunma193 alıntı6.904 gösterim
  • Öteki
    8.2/10 (459 Oy)421 beğeni1.420 okunma545 alıntı15.797 gösterim
  • Sardalye Sokağı
    7.9/10 (133 Oy)102 beğeni340 okunma139 alıntı4.764 gösterim
  • Ecinniler
    8.8/10 (179 Oy)200 beğeni527 okunma670 alıntı11.016 gösterim
  • Yeni Hayat
    7.7/10 (378 Oy)284 beğeni1.204 okunma575 alıntı8.248 gösterim
  • Beyaz Kale
    7.5/10 (362 Oy)245 beğeni1.144 okunma182 alıntı6.177 gösterim
  • Ev Sahibesi
    7.6/10 (236 Oy)210 beğeni873 okunma319 alıntı5.102 gösterim
Nobel ödüllü yazar Andre Gide'nin günlük türünde ele aldığı bu eseri sıkmayacak sadelikte ve bir nefeste okuyabileceğimiz akışkanlıkta.

Fransa'nın bir kasabasında Protestan bir Rahip, kimsesiz ve kör olan bir kızcağızı sahiplenip evine getirmesi sonrası yaşananları konu edinir.

Duyguların besin kaynaklarına - din, mezhep, vicdan, yükümlülük, soy, insani arzu- göre şekillenmesini görüyoruz.

Sonra da bu duyguların sonucu kalıplaşan hayatları ahlaki açıdan değerlendirmemiz istenir.

Beden körlüğü ilk aklımıza gelen peki ruh körlüğünü nasıl tanımlayacağız?
1947 yılı nobel ödülü sahibi Andre Gide'nin okuduğum dördüncü kitabı.bundan öncekiler gibi bu da harika. Hatta onları da aşarak neredeyse doruklara kadar çıkan bir hikaye.Aynı, kitaptaki öykü gibi, saf,temiz ve akıcı bir anlatım.Dram ve duygusallığın baştan itibaren süregeldiği, özellikle de sonlara doğru ve finalde deyim yerindeyse tavan yaptığı muhteşem bir kitap.kitapta,Alplerde yaşayan bir köy papazının,bir cenaze için gittiği bir evde bulduğu gözleri görmeyen,konuşamayan ve kimsesi olmayan zavallı bir kız çocuğunu orada bırakmayıp,himaye etmek için kendi evine getirmesi ve sonrasında gelişen olaylar anlatılıyor.bu arada katoliklik ve protestanlık arasındaki farklardan da yeri geldikçe bahsediliyor.kitap kısa olması ve ayrıca da akıcılığı sebebiyle bir çırpıda okunup bitiriliyor.okunması gereken kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum ve de okunmasını tavsiye ediyorum.
Kitap için ne denir, nereden başlanır bilmiyorum. O kadar beğendim ki kitabı, kelimeler yetersiz kalır.
Öncelikle yazar hakkında bilgi sahibi olmak önemli bence bu kitap için.
Baba tarafından Protestan; anne tarafından Katolik olarak yetiştirilmeye çalışılan bir çocuktu Andre Gide. Farklı iki mezhep arasında (ki Protestanlık ve Katoliklik arasında ciddi farklar vardır) hayatı şekilleniyor Gide'nin. Kilise kurumuna ve yozlaşmış Hıristiyan yargılarına eleştirel bir bakış açısıyla yaklaşan Gide "Hıristiyanlık inancının, İsa'nın sözlerinden çok St. Paul'ün yorumlarından kaynaklandığına gitgide daha çok inanıyorum." sözleriyle bu kitabın yazılış amacını ifade etmiş oluyor bir bakıma.

Kitabın konusuna gelecek olursak; aslında daha fazla isim geçse de kitap 4 kişi üzerinde duruyor. Papaz Efendi, karısı, oğlu Jacques ve kör kız Gertrude.

Kimsesi olmayan, henüz 15 yaşındaki kör bir kıza Papaz'ın sahip çıkmasıyla başlıyor kitap. Yalnız kör değil tabi bu kız, daha önce konuştuğunu da kimse duymamış. Yani kitabın tabiriyle " Kimse onunla ilgilenmemiş, ölmeyecek kadar yemek vermenin dışında hiçbir ihtiyacı sorulmamıştı. Yemek yemek, tuvalete gitmek, ocak kenarında oturmak ve ot minderin üzerinde uyumak... İşte bütün bildiği bu dört faaliyetten ibaretti. "
Öyle ki kıza dışarı çıkalım dendiği zaman dışarı ne demek diyecek kadar bilgisiz...

Iste papaz efendi acıma duygusundan dolayı o kızı kendi evine getiriyor. Evde 5 çocuğu ve eşi var aynı zamanda. Papazın eşi ise kıskanç, egoist, ilgisiz bir kadın. Kör kızın, evinde yaşamasını istemeyen bir kadın. Velhasıl papaz, bu kıza her şeyi öğretmeye başlıyor. Önce nesnelerin isimleri yerine nitelikleri üzerinde durarak başlıyor. Sıcak, soğuk, yakın, uzak... Dersleri çok verimli bir şekilde devam ederken papaz, kör bir kızı eğitirken en çok zorlandığı yerin renkleri öğretmek olduğunu söyler. Ve bir arkadaşının tavsiyesiyle renkleri müzikler vasıtasıyla öğretmeye karar verir. Bir müzik konserine götürür kızı Pastoral Senfoni'ye. Ve ince sesleri açık renkler, kalın sesleri koyu renkler, ara sesleri ise ara renkler olarak öğretir.( Burda özellikle siyah rengine karşı ki kör bir kız en iyi siyah rengini bilmesine karşın papaz efendinin kurduğu cümleler çok öğütleyici ve dokunaklıdır...)

Velhasıl kız bu derslere fazlasıyla olumlu karşılıklar verir. Lakin ilerleyen zamanlarda şaşırılmayacağı üzere papaza aşık olur, ki kendisine dahi itiraf edememesine karşın papaz da ona aşık olur. Yani birnevi yasak aşk diyebiliriz buna. Bu da yetmezmiş gibi papazın oğlu Jacques'de aşık olur kıza...
Aslında böyle bir olay örgüsü var kitapta lakin verilmek istenen asıl mesaj tabiki bir papazın yasak aşkı değil.

Papaz kıza her şeyi öğretmesine karşın "Günah" kavramından hiç bahsetmez.
İsa, İncil'de "Gözleriniz görmeseydi, günahınız olmazdı" demiştir. Papaz buradaki 'gözleriniz görmesiydi' tabirini kör olmak anlamında yorumluyor.

Oğlu Jacques günahın bizzat kötü olduğunu lakin netice itibariyle her günahın kötü olmadığını, bazı günahları işledikten sonra kişiye gelen o pişmanlıkla Allah'a daha fazla yakınlık duyabileceğini ve günahların Allah'a yakınlaşmak için bir imtihan vasıtası olduğunu söyler babasına. Ki babası tabiki bu görüşe katılmaz. Günah yalnızca kötüdür, bütün günahlar kötüdür der. Kitabın sonlarına doğru oğlunun mezhep değiştirdiğini de öğrenir.

Papaz, "Isa'yı Allah' ta, Allah'ı Isa'da görüyorum. " derken ; oğlu
" Allah Allah'tır, İsa da İsa... Biri kainatın sahibi ve her şeyin yaratıcısı ; Diğeri de onun elçisi ve kuludur" der.

Kitabın sonlarına doğru kızın gözleri ameliyatla açıldığı zaman papazla olan konuşmasında papaz'a " Gözleriniz görmeseydi, günahınız olmazdı" sözlerini yanlış tefsir ettiğini ; insanın gözleri görmeden de günah işleyebileceğini söyler.
(Velhasıl aslında burdan kendi inancımıza daha doğrusu din adamlarımıza yönelik de çıkarımlarda bulunabiliriz. Kelimelerin yalnızca zahirine takılı kalmamak konusunda. )

Her kitapta muhakkak yazarın kendisini yerine koyduğu bir kahraman vardır. Ve ben bu kitapta yazarın yani Andre Gide'nin kendisini Jacques'in yerine koyduğunu düşünüyorum.
Özellikle Hristiyan inancına yönelik oldukça mantıklı eleştirileri bulunurken ki Hıristiyanlık inancının Hz İsa'nın değil, Pavlus'un yani St. Paul'ün yorumlarından oluştuğunu söyler Andre Gide. Ve yine okuduğum diğer kitabı olan Günlükler kitabından yola çıkarak söylüyorum ki, çok güçlü ve güzel bir Tanrı inancı var Andre Gide'nin. Bu arada Andre Gide'nin kilise tarafından eş cinsellikle İTHAM EDİLDİĞİNİ de buraya eklemek istiyorum. Kitapları kilise tarafından yasaklanmıştır.

Kitabı bitirdikten sonra birkaç incelemesini okudum kitabın, acaba kitabı beğenmeyen biri olmuş mudur merakı ile. Genelde olayların bizim Yeşilçam filmlerine benzetildiğini gördüm. Olaylardan ziyade bize verilmek istenen mesajı güzel anlayabilmek ümidi ile kitabı herkese tavsiye ederim. Hatta bu veya bir başka kitabı, Andre Gide'nin kalemi ile muhakkak tanışmalısınız. İnce 90 sayfalık bir kitap ve inanılmaz sürükleyici de bir kitap. Aynı zamanda yazarın Nobel ödüllü olduğunu da ekledikten sonra incelememe son veriyorum. Keyifli okumalar dilerim 🤗
Masumiyet, iyilik, sevgi duygularının kalbinize akacağı bi kitaptır.Bir yandan papaz efendi ile kör bir kızın aşkına tanık olurken, diğer yandan sorgulamalar içinde bulursunuz kendinizi. Aşk nedir, sınırları var mıdır, günah mıdır sorusunu bile sordurur işte şu küçücük kitap. Katolik ve Protestan bakış açılarının kıyasını da göreceksiniz. Küçük, dopdolu, iz bırakan bir kitaptır, kalbii okumalar dilerim :)
#Spoiler #

Ruh halim beni uçurumlara sürüklediği zaman kendimi yazıya veririm. Bu beni içinde bulunduğum darbogazdan kurtarır çoğu zaman ve derinden huzur dolu ,baharda açan çiçekler kadar taze bir nefes almamı sağlar...( Ne abarttım beee!!!!!) Her neyse yazmak ıyi geliyor işte.. İncelme işini de devam ettirme kararı aldım kendimce =))..

Gide ile devam eden serüvenin SECOND PART'I bu..Daha önce Kadınlar okulunu okumuştum ve kendimi bir hayli kitabın içinde bulmuştum..Pastrol Senfoni 'de kitaplıkta gözüme çarpınca (elimdeki kitabı sessizce masamın üzerine bırakıp) bunu okumaya karar verdim ...

İşin eften putfen kısımlarını bir kenara bırakıp hemen kitaba dalayım...


*****
PAY ATTENTİON : Bu kitap aşırı dozda GÖNDERMECEEEE içeriyor.. ( Neye kime ? Sorularını sorduğunuzu duyar gibiyim ( belki de bu benim uydurmam =)))) o yüzden cevabını da hemen şuraya ilisitirivereyim :
- Gide kime mi göndermece yapıyorr???
- kime olacak KENDİSİnee..

Ben demiyorum kitapta böyle yazıyor =)))
*******

Sanırım burda birazcık André Gide'den bahsetmek hiç te fena olmaz..Zira bu bilgiler kitabı irdelerken işimize yarayacak =)))

Gide 1869 yılında Pariste dünyaya gelir.Babası PROTESTAN, annesi KATOLİK (sonradan protestanlığı seçmiş) tir.. Gide yaşamını farklı iki mezhep ekseninde yaşamış ve bu eksen çevresinde hayatını şekillendirmiştir..
Eğitim hayatı pek de başarılara gebe olmamıştır.. Bunlara ek olarak sinir krizleri geçiren,sağlık problemeleri yaşıyan hassas bir çocuktur..Kuzenin ve anne babasının ölümü onu derinden etkiler.Ayırca AŞK onun için yaşamın farklı bir boyutu olacak şekilde mana bulurr.
NE ÇEKTİN BE GİDÉ (Pehhh böyle hayat mi olur demketen alamadım kendimi birden!!!!!!!!)

Sanırım bu kadar biyografi yolumuzu aydınlatamaya yeter

<<<<<---------------->>>
Şuraya aklımdan çıkmış olan diğer bir Göndermeceyi de ekleyeyim =
Senin de kulakların çınladı mı BEETHOVEN?????
kitap adını Beethoven'ın Pastrol senfoni adlı esrinden de alır..Ayrıca burda "PASRTOL " kelimesi hem kırsal yaşamı hem de Fr 'da Protestan din görevlilerine verilen "pauster " adıyla bağlantılıdır..

<<<<<---------------->>>>>>>>
Evet bu kadar ıvır zıvır bilgiden sonra gel gelelim dananın kuyruğun koptuğu yere!!!!!!

Kitap bitince kendimi sabah saat 8 den öğle 12:00 ' a kadar magazin programı sunan sunucular gibi hissettim..Bu olay Tr ',de yaşansa gündemi sallar ,Reyting rekorları kırar , Top ten'lerin içinde NUMBER ONE olurdu... Bizimde kahvaltı sofrasında elimizde soğumuş çay bardağı , aval aval olan ağzımız yarım karış açık başka işimiz gücümüz yokmuş gibi izlerdik...

YILAN HİKAYESİ MİSİN BE MÜBAREK?????
( Kitabın öyle masum durduğuna bakmayın ben okuyunca öyle hissettim kadın kalbiyle <3)

Bir papaz günün birinde bir eve gider diye başlar günlük ( Gidé bu tarzda yazıyor olmayı seviyor olsa gerek..eserleri günlük biçiminde).. Gitti yerden eli boş dönecek değil yaaa eve gelirken yanında sağır ve dilsiz bir gariban getirir. Kızcağız kir pas içinde...
Külkedisinin üvey annesi rolünü oynasa Oscar alacak( hani öyle aşırı da kötü değil de kalp kırıyor yaptıklari ) Papaz Efendi'nin hanımı nerden buldun bunu niye getirdin diye sorar... Tabi o sıra kızın konuşamadığını bilmiyorlar..Bizim gariban daa değişik değişik hareketler sergiliyor..Bir de evde bulunan diğer çocuklar var ..
Papaz onun o halde bırakamayacağını söylese de eşi saygıdeğer hanımefendi bu durumdan pek memnun olmuyor..Kızı eğitmeye çalışıyorlar ..Ama ilk başlarda bu o kadar yolunda giden sonuçlar vermiyor.
Eve gelen doktor papaza akıl veriyor ve olanları yazması gerektiğini söylüyor ... papaz kör kıza yaşamın renklerini anlatamaya çalışıyor..onu müzikle tanıştırıyor vs vs ...
İşler papaz'in istediği gibi giderken..Kızı kiliseye bırakıyor orda org çalışması için..
"YILANIN OLAYA DAHİL OLDUĞU YER ..."
Bir de baksın "kim var imiş biz yoğ iken burda "

Oğlu Jacques.. Kızla olan yakın davranışlarını görür...Ve film burda kopar mı???? Yoooo iş daha yeni başlıyor .Klasik Türk babası misali oğlanı köşeye çeker.. oğlan aşık kör kütük..Kızla evlenmek istiyor..Bizim garip kızın sözde bundan haberi yok!!! Gözleri de görmese de kalbiyle dokunuyor hayata..Hani Tr filmlerinde olur ya bir bilet alıp oğlanı gönderirsin..Bunlar da aynını yapıyor.kız o sıra papaz'a yangın tabi... (YASAK AŞK : Evdeki kadın ne yapmalı?? Vah garibim vah!!!!)
ama din görevlisi beyefendini ilahi duygular besliyor küçük hanıma...
Gel zaman git zaman kızın gözlerinin ameliyatla düzeleceği söyleniyor...Bunu istemeye istemeye kabul ediyorlar...
Gözünü açınca ne mı gördu dersiniz?????

"AİLE FACİASI " ah be cahil kız madem oğlana yangındın ne diye zamanında demedinnn??? Kız evdeki kadının hüznünü görünce kendini intihara verir... Kurtarırlar bir iki gün yaşar..ve papaz oğulun din değiştirdiğini öğrenir...
Kitap bitince ağzım açık kaldı ..Aşk'ın böylesi kim kimi seviyor belli değil? İlahi mi yoksa insani mi...?
Sevgisiz kalmamalı insan yüreği bunu bilir bunu söylerim..
Haddinden fazla uzadı galiba..Kitapla kalın..

Kiraz tadında okumalara a Dostlar :))
Hüzünlü bir hikaye diyerek önermişti biri bana bu kitabı. Fakat ben hüzün yerine aldatılmayı içerdiğini düşünüyorum daha çok. Kitabın sonunda içinizden şunu düşüneceksiniz acaba hangisi diğerini yarı yolda bırakmış ya da aldatmış oluyor? Bu durumda acımam gereken ve nefret etmem gereken taraf kim diye ikilemde kalıyorsunuz. Tavsiye ederim kitabı yaklaşık 2 saatte bitirirsiniz çerez niyetine :) keyifli okumalar :))
Kör bir kızın yaşadığı zorluklar.. Duymakla görmek arasındaki fark.. Kör bir kıza yapılan yardımın iyilik için mi hissedilen duygular için mi.. Düşündürecek bir hikaye. Ve Dünya gerçekten kör bir kızın gördüğü kadar temiz mi..
Klasikten biraz daha klişe bir kitap.Her yanı yaşilçam kokuyor.Normal bir türk filminden farkları ve benzerlikleri var.

Benzer 1.Kör ve fakir bir kız
Benzer 2.Klişe bir başarı öyküsü
Benzer 3.Aynı kıza aşık oğul ve baba
Benzer 4.Ameliyat ile açılan gözler

Fark 1.Kitap mutsuz son ile bitiyor
Fark 2.Kız ölüyor
Fark 3.Baba ve oğul birbirine düşmüyor

Kitabın kabuğu bunlardan oluşuyor gelelim kuru fasulyenin faydalarına şimdi...

Pastoral Senfoni" bir papazın bakımını üstlendiği çocuğa karşı beslediği aşk duygularını şeytana uyma olarak nitelendirir ve bu arzuya karşı koyma duygusunu dile getirir.Kitabın dili gayet açık ve akıcı çok betimleme yapılmamış ve bu da okurun kitabı alıp bir solukta bitirmesini sağlıyor(iki solukta okudum been(: ...)

Kitap Nobel ödüllü ve 1952'de Katolik kilisesi tarafından yasaklanmış.
Kitabın adına gelecek olursak Yazarın Beethoven'in Pastoral Senfoni eserinden etkilenmiş olduğu fikri bana cazip geliyor ki kitapta eserden bahsedilmiş....

Onu da buraya koyayım barii
https://youtu.be/iMJPZ-mu-Ts
Okumadan önce Beethoven’ın ‘Pastoral Senfoni’sini dinlemekle başlamak gerekiyor galiba.
“Gide’in 1919’da yayınlanan Pastoral Senfoni’si yazarın yaşamından trajik bir kesittir. Yalnız gözün körlüğü değil, sevgiyi, kötülüğü fark etmeyen ruh körlüğü de vardır. Hiç kuşku yok, yazar burada ruh dünyasının ve dünya görüşünün en ince ayrıntılarını sunmuştur.” (Önsöz’den)

Protestan bir papaz, bir gün çıkan bir yangın sonucu gittiği evde tek başına kalmış, kimsesiz, kör bir kızı evine götürmesi bunun üzerine eşinin bu kızı kabullenmekte yaşadığı sıkıntılarla başlayan bir kitap. Sonra, evde eşiyle yaşananlar ile kör kıza iyilik yaparken ikilemler ve hayata belli bir yaştan sonra başka bir gözle bakmanın verdiği zorluklar ile papaz, oğlu ve genç kız arasında geçen günlük yaşamdan birçok renkli olayı, çok sesli bir “pastoral senfoni” dilinde anlatmış bizlere Andre Gide.

“Her rengin açığı ve koyusu olabileceğini ve renkler kendi aralarında karışarak sonsuz sayıda renkler meydana getirebileceklerini anlamakta en büyük güçlüğü çekiyordu.”

Kitapta, papazın anlattıkları günlük şeklinde anlatılıyor. İlerleyen sayfalarda papaz kalbini genç kör kıza kaptırıyor ancak, oğlunun da kör kıza aşık olduğunu öğrenip, onu engellemeye çalışıyor. Ama papaz, kendi içinde fırtınalar, kasırgalarla savaşırken, tüm duyguları genç kör kıza olağan gelmektedir:
“Dostum, Dostum. Kalbinizde ve yaşantınızda gereğinden çok yer kaplamış olduğumu görmelisiniz. Size geri geldiğimde, ilk gözüme çarpan gerçek bu oldu ya da herhalde benim tuttuğum yer bir başkasına aitti ve bu durum onu mutsuz ediyordu. Benim suçum bunun daha önce ayrımına varmamış olmam. Ya da ona karşın beni sevmenize izin vermemdi”.

Psikolojik tahlillerin oldukça yalın bir dille anlatıldığı kitap, kısa, akıcı ve sürpriz bir sona sahip.

“Çocukluktan beri yapmak istediğimiz bir sürü şeyi yapmaktan, sadece etrafımızdakiler "bu işi yapamaz" dediği için, kim bilir kaç kere vazgeçmişizdir…”
Andre Gide'nin Pastoral Senfoni'si sayesinde çok güzel bir, bir saat geçirdim bugün. Günlük türünde yazılmış ve gayet akıcı bir sevgi öyküsü. Aslında kabul edilemez ve ahlâka oldukça aykırı bir konu. Doğruları bile sorgularken buldum kendimi. Ruh tahlilleri çok iyiydi. Konu dışarıdan bakıldığında oldukça rahatsız edici olsa da kitabın içine girince iş değişiyor. Evli ve çocuklu bir din adamı, daha 15'inde savunmasız ve görme duyusu olmayan gencecik bir kız.. Macera Papaz'ın acıyarak kızı eve almasıyla başlıyor. Dış dünyaya karşı hiçbir deneyimi olmayan, günahı, ölümü, gerçekleri bilmeyen bu kıza rehberlik ediyor Papaz. Zamanla aralarındaki ilişki boyut değiştiriyor. İşler iyice karmaşık bir hâl alıyor. Aşk, günah, aile, karı-koca ilişkileri, ihanet, tartışılacak doğruluk kavramı, din.. İşlenen çok şey var. Sonu şaşırtıcıydı. Bir filmin içinde gibi hissettim desem yalan olmaz. Kitabın 3'te 1'ini Beethoven'in Pastoral Senfoni'si eşliğinde okudum. Gerçekten bulunduğum ortamı, kendimi unuttum diyebilirim. Son sayfaları dönüp 2-3 defa okudum. İncecik ama sarsıcı bir kitap arıyorsanız bu uygundur. Pişman olmayacağınızı düşünüyorum. :)
Çocukluktan beri yapmak istediğimiz bir sürü şeyi yapmaktan, sadece etrafımızdakiler "bu işi yapamaz" dediği için, kim bilir kaç kere vazgeçmişizdir...
Dünya gerçekten bu kuşların anlattığı kadar güzel mi? Peki neden kimse bundan hiç bahsetmiyor?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Pastoral Senfoni
Baskı tarihi:
Ağustos 2013
Sayfa sayısı:
95
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789752638976
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Symphinie Pastorale
Çeviri:
Buket Yılmaz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Timaş Edebiyat'ın Çağdaş Dünya Edebiyatı dizisinden çıkan ilk kitap Pastoral Senfoni, Nobel ödüllü yazar André Gide'in en iyi bilinen eserlerinden birisidir. Huzuru yakalayabilmek için çırpınarak yaşayan ruhlar için aşk, acıya dönüştürülmesi en kolay, en hassas ihtiyaçlardan biridir. Kahramanların hepsi, ya Gide'in kendisi ya da hayatında önemli rolleri olan yakınlarıdır.

Pastoral Senfoni, bir kitap ismi olarak okuyucuya işin en başında, birden fazla dünyanın kapılarını aralar. "Pastoral" kelimesi, hem kırsal yaşamla, hem de Fransızca'da Protestan din görevlilerine verilen "pasteur" adıyla bağlantılı olarak dinî ve manevi yönleri ağır basan bir hikâyenin anlatılacağını okuyucuya haber verir. Günlük türünde yazılmış eserde ortaya konan, bir hikâyeden ziyade, çok sesli bir senfonidir.

Günlük, bizi hem papazın, hem de karısı, oğlu ve âşık olduğu kör kızın dünyalarına götürürken, çok sesli bir senfoniye dönüşür. Gide romanın adıyla, Beethoven'ın en önemli eserlerinden biri olan Pastoral Senfoni'ye gönderme yapar. Bir papaz dünyanın ve aslında yaşamın bütün renklerini kör bir kıza, bu senfoni aracılığıyla anlatmaya çalışır.

(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 482 okur

  • İlknur
  • Esas Adam
  • Aysun Akaröz
  • Şeyma
  • Ahmet Cengiz Canbazoğlu
  • Melike
  • Ülkü Dündar
  • Buket KORKMAZ
  • Fatmagül Çelik
  • Hatice Ertaş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.6
14-17 Yaş
%4.6
18-24 Yaş
%17.2
25-34 Yaş
%37.4
35-44 Yaş
%23
45-54 Yaş
%9.8
55-64 Yaş
%1.7
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66
Erkek
%34

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20.8 (33)
9
%30.2 (48)
8
%29.6 (47)
7
%11.9 (19)
6
%4.4 (7)
5
%1.3 (2)
4
%0.6 (1)
3
%1.3 (2)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları