Adı:
Pazartesi ya da Salı
Baskı tarihi:
Şubat 2020
Sayfa sayısı:
197
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055904753
Kitabın türü:
Orijinal adı:
A Haunted House and Other Short Stories
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Notos Kitap Yayınları
Baskılar:
Pazartesi ya da Salı
Pazartesi ya da Salı
Pazartesi ya da Salı
Pazartesi ya da Salı
Pazartesi ya da Salı’da okuyacağınız, fildişi kulesinde yalnızlaşan bir yazarın değil, tam da yazarak dünyayla kucaklaşan bir yaşam tutkununun öyküleri. Artık “kendine ait bir oda”ya kapanmış, kitap kapaklarının hapsettiği o sıkıcı Woolf portresi değil baktığımız. Edebiyatın en özgün imgelerinin mucidine ait bir âlem. İşte bu yüzden Woolf’u görmek, o hülyalı ve soyut portreye bakıp iç geçirmek değil, onun ahenk ve karmaşa arasında gidip gelen oluş âlemini seyretmek. Woolf’u okumak, “kendine ait” olanı dünyaya ait kılan, birbirine taşan evrenleri yaratan kadını okumak.

O beylik portredeki hareketsiz, dingin, soyut Woolf klişesinin tam aksi; koşan, uçan, dağılan, nesnelere dönüşen, yaşam imkânlarını açan, zamanı varoluş anlarında veren yaratıcıyı okumak.

“Cesaret dolu bir yaşam, çalışmakla geçen yıllar, umutsuzluk, bekleyiş, verimsiz arayış günleri ve sonun getirdiği yalnızlık korkusu; bütün bunlar olası aldatmacasını hemen yadsıdığı şu küçük cümlenin teminatından başka gerekçeye yer bırakmaz: ‘Fakat bir gün elimize bir kalem alıp yazmaya başladığımızda ne olacağını kim bilebilir? Gerçeklik belli bir şeyken onu şuna buna çevirmemek ne kadar da zor.’”
Maurice Blanchot’nun sonsözüyle
185 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10 puan
3 günde okuduğum Pazartesi Ya da Salı, bilinçakışı tekniğiyle yazıldığı için yine anlaşılması çok zor olan kitaplar arasındadır. Woolf’un yazdığı ilk ve son öyküyü okumak oldukça keyifli bir durumdu. Sözcüklere sihirli anlamlar katan Mrs. Dalloway ile Dünya Edebiyatında büyük yankılar uyandıran Woolf’un biricik eserinin Dalloway’in çıkış noktası olan bu kitabı mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum. Woolf okuyan bir daha ondan vazgeçemiyor. Nedeni ise çok basit değil. Dalgalı bir denizin ortasından yıldızlara yükselmek gibi bir şey bu. İlk okuduğum kitabı Mrs. Dalloway olmuştu. Ve tek kelimeyle muhteşemdi. Yine bu kitapta bolca hızlı geçiş mekân ve zamanın birbirine girdiği ortamlarda bulacaksınız kendinizi. Fizik ötesi akımlara maruz kalacağınız kesin. Kısaca; karman çorman olabilirsiniz. Ama hayatta böyle değil mi? Sözlerimi müthiş yazarın sözleriyle bitiriyorum. “Hayatı herhangi bir şeyle kıyaslamak istersek onu saatte yüz kilometre hızla metronun içinde savrulmaya benzetebiliriz.” S. 93 Kırmızı Kedi.
224 syf.
·7/10 puan
Yaşamına kendi eliyle son verenler halkasının temsilcilerinden Woolf. Maalesef.

Attığı her adımda kadın ve kadına dair her şeyi yüksek sesle dile getirip yazanlardan oldu.

Faulkner, Joyce ve Woolf’da sürekli duyuyorsunuz ‘Bilinç Akışı’ tekniğini. En basit tabiriyle kahramanların düşün eylemlerinin ‘iç diyalog’ şeklinde aktarıldığı edebiyat ürünleri.

Anlaması, anlamlandırması ve okuması zor olan bir edebi teknik. Çokça sabır isteyebiliyor.

Burada da Woolf’un yine bu teknikle yazılmış hikayelerinden ilki olan ‘Phyllis ve Rosamond’ ile başlayan kitap yaşamının son demlerinde yazmış olduğu ‘Kaplıca’ ile son buluyor.

Onun gelişim ve değişimini görmek adına da okunası kitaplarından. Yine belirtelim: Zor okumaları sevenlere hitap ediyor Woolf.
224 syf.
·10 günde·Puan vermedi
Pazartesi ya da Salı, Virginia Woolf’un öykülerinden oluşan bir kitap.Kitap Woolf’un yazdığı ilk öykü olan Phyllis ve Rosamond öyküsü (Haziran 1906) ile başlayıp, ölümünden kısa bir süre önce bitirdiği (1941) Kaplıca öyküsü ile son buluyor.Böylece yazarın öykü yazımındaki değişimini görmek mümkün.Kimi öyküler geleneksel anlatıma sahipken kimi öyküler deneysel nitelikte.Yazdığı romanların karakterlerine de rastlıyoruz kimi öykülerinde.Virginia Woolf’un ölmeden önce yayımlanmış tek öykü kitabı Pazartesi ya da Salı.Ölümünden sonra eşi Leonard Woolf diğer öykülerine, ilk öykü kitabından aldığı altı öyküyü de ekleyerek Perili Ev adında bir öykü kitabı daha yayımlamış.
Virginia Woolf’un diline, anlatımına yabancı değilim fakat bu kitaptaki öyküleri okurken çok sıkıldım.Kötü bir zamanlamaydı sanırım benim için.
159 syf.
Mrs. Dalloway'a üç ya da dört hikayede başvurmuş. Tabii o partisine gönderme yaparak. Galiba Dalloway onun gözünde bizim gerçek olarak kabul ettiğimiz şeylerden daha gerçek! İki hikayesinde partisine giden kişinin analizini yapmış birincisi kendini toplumdan dışlamış kabul eden sancılı bir kişilik taşıyor ikincisi ise daha fazla toplumdan ayrık tarafları üzerinde duruyor. Kew Bahçeleri adlı hikayesinde geçen bir kesit ise kesinlikle sizi Gece ve Gündüz romanındaki karakterlerine götürüyor ve sanki o durumun paralel evrendeki halini gösteriyor. Birkaç hikayesinde de insanlara bakarak onlara yeni bir hayat oluşturur zihninde tabii bunu yaparken dış etkenlerden yola çıkar. Ancak hikayelerin sonunda yanıldığını görür. Yani bütünüyle insanları dıştan gözlemleyerek ne kadar yanlış bir yargılamada bulunabileceğimizi göstermeye çalışır. Toplam 18 öyküden oluşuyor ilk birkaç öyküsünde fazla bir şey kapamazsınız ama sonrasında hikayeler su gibi akmaya başlar. Onun kalemine alıştıktan sonra ondan gelen her şey dokunaklı gelmeye başlıyor. Bol sorgulamalı bir hikaye kitabı sizi bekliyor diyebilirim.
İyi Okumalar.
224 syf.
·7 günde·7/10 puan
Kısa öykülerden oluşan bu kitap benim için yavaş başladı ama sonra yazarın çok yönlü dünyasını görmeye başladıkça hız kazandı. Virginia Woolf, yirminci yüzyılın ilk yıllarından itibaren gelecek pek çok değişikliği gören bir yazardı. Pazartesi ya da Salı için, dünyayı farklı bir şekilde boyamaya çalışırken ele alınan deneysel bir şövale diyebilirim.

Herhangi bir kısa öykü koleksiyonu gibi, öykülerden bazıları diğerlerinden daha çekici, ancak hepsi Woolf'un en küçük gözlemlerini bile bir fikir yolculuğuna dönüştüren yaratıcı güçlerini gösteriyor. Bu kısa koleksiyonda en sevdiğim şey, bir topluluk öyküsündeki esprili hiciv dışında, dilin ritmiydi. Sanki hikayeleri bir metronomun ritmine göre yüksek sesle okuyabilirmişim gibiydi.

Bu kitabın en az alegorik hikayesi bir topluluktu diyebilirim. İnsanların: değer, bilim, sanat, ilim ile ilgili her şey erkekler tarafından yapılır, sadece erkekler kadınlar tarafından yetiştirilir diyebileceği zamanlarda yazılmış. Bu benim için cinsiyet eşitliği konusunda ne kadar ilerlediğimizi hatırlatan harika bir hikaye oldu. (Her ne kadar almamız gereken çok yol olsa da)

Hikayelerin geri kalanı oldukça alegorikti diyebilirim. Virginia Woolf’un eserlerini kesinlikle çok seviyorum. Bana böyle hissettiren çok az yazar var ve Virginia Woolf kesinlikle onlardan biri. Bu kitap kesinlikle güzel ve okumaya değerdi, okumadıysanız okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
224 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10 puan
İngiliz ve dünya edebiyatının aşılamamış, benzersiz yazarı Virginia Woolf okumak her zaman zevklidir zevkli olmasına da okuma zorluğunu teslim etmeden geçmek de olmaz. Klasik anlatının dışına çıkan ve imgelemle bilincin akışını birleştirerek müthiş bir terkip oluşturan Woolf anlaşılması en zor yazarlardandır. Mrs. Dalloway ve Kendine Ait Bir Oda'yı okumuş ve fakat diğer romanlarını okumaya cesaret edememiş bir okur olarak öykülerini okumayı denedim ve okudum. Otuz beş yıl içinde yazdığı öykülerden oluşan Pazartesi Ya Da Salı'yı kimi öykülerini zorlanarak kimisini ise kolayca okudum, okuyabildim.


Woolf'un öykülerinden çıkardığım en önemli sonuç, Mrs. Dalloway ve Kendine Ait Bir Oda adlı kitaplarında kullandığı yöntemin bu öykülerde ilk defa denenmiş olduğu ya da ormanlarının kimi bölümlerinden alınma ve öykü tarzında kurgulanmış olduğuydu. Bilhassa Mrs. Dalloway birçok öyküde isim olarak geçiyor ve bilinç akışı tekniğinin en yetkin örneklerinden biri olan bu kitaba sık sık atıf yapılıyordu ya da bu romanlardan alınmıştı. Yine Kendine Ait Bir Oda adlı feminist yazının en önemli kitaplarından biri olan bu kitapta savunulan tezin kimi öykülerin de temel tezi olduğuydu.

Woolf'un öykülerinin geneline bakıldığında ise dikkat çeken en önemli husus, yoğun bir imgelemle yazılmış, bilincin akışına paralel olarak akan öykü diliydi. Woolf klasik edebiyat dilinin dışında yeni bir arayışa girmiş ve bu arayışında başarılı olmuştu. Woolf için yazın yöntemi artık bilinç akışıydı ve bu yöntemi öykülerinde denemiş ve başarılı olmuştu. Kimi öykülerini zevkle okusam da kimilerinin içine girmekte zorlandığımı belirtmeliyim. Woolf'un yazın dilinin gelişimini anlamak isteyenlerin ve tabii ki hayranlarının baş ucundan eksik etmeyecekleri bir kitap olduğunu düşünüyorum Pazartesi Ya Da Salı'nın.
224 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Virginia Woolf okunması sabır isteyen bir yazardır. O yüzden eğer onun dünyasına adım atmak istiyorsanız bu kitaba bir göz gezdirin derim. Bu kitap Virginia Woolf’un 35 yıllık süreçte yazdığı hikâyelerden oluşuyor. Her biri birbiriden enfes ve okurken sizi başka yerlere alıp götüren hikâyeler. Ben yazarın diline diğer kitaplarından, denemelerinden alışkın olduğum için bu kitabı bana zor gelmedi. Yaptığı uzun betimleri okurken zevk aldım. Zaten çoğu öyküsü de bu betimlemeler ve benzetmelerden oluşuyor. Mesela bir kadının duvarda gördüğü bir iz hakkında konuşmasını yaklaşık 10 sayfa okuyoruz. İlk öyküsü ve yazdığı son öyküye kadar kendini nasıl geliştirdiğini, her öyküde ortaya koyduğu ilginç hayatları okumak çok zevkli. Bknz: Bir kadına, babasından miras kalır ama mirası almasının tek şartı Londra kütüphanesindeki bütün kitapları okumasıdır. Böyle ilginç birçok kişiyi okumak bana göre aşırı zevkli ayrıca çokta zor. Dediğim gibi eğer diline hâkim değilseniz, okumak sizin için çok zor olacaktır. Size tavsiyem yavaş yavaş okumanız. Bir öyküyü bitirdikten sonra ara vermeniz. Ben çok sabırsız bir insan olduğum için tek seferde okudum.
İçinde özellikle beğendiğim öyküler var ama zaten kısa oldukları için burada onları anlatmam gereksiz kalır. Mrs. Dalloway kitabını çok beğenmiştim ve çoğu öyküde Mrs. Dalloway karakterini görmek sürpriz oldu. Keşke oralarda bir yerlerde Orlando olsaydı dedim...

Virginia Woolf bu kitabında da diğer kitaplarında ki gibi inanılmaz bir feminizm havası hakim. Hatta bazen bir kitabını okuduktan sonra erkek düşmanı oluveriyorsunuz. Çünkü şu gibi cümleler her kitabında var: “Erkekler böyle beş para etmez şeyler yazıyorlarsa annelerimiz neden onları dünyaya getirmek için gençliklerini heba ettiler?”

Son olarak benim en en en beğendiğim öyküleri “Bir Topluluk” ve “Lappin ve Lapinova” oldu.
224 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Virginia Woolf’un bilinçaltı akışı tekniğiyle yazdığı kitabını kendi dilinde okumak beni biraz zorladı, kabul. Ama dönüp bir de Türkçesini okuyayım diyecek kadar vurulmadım kitaba. Kesinlikle daha iyi kitapları vardı
224 syf.
·Puan vermedi
Adı beni kendine çektiği için internet kitap alışverişinde sepete tıktıkladığım bir kitaptı. Okurken kendimi çok fazla veremedim dili biraz ağır gibi. Açıkçası içindeki birkaç öyküyü anladım desem yeridir. Kitap sayfalarına bakınca sayfa sahibi olumsuz bir yorum yapıyorsa kitabı merak edip alıyorum belki siz de bu kitapta anlamayacak ne var diye alıp okursunuz ve seversiniz bazı şeylere vesile olmak diyelim gelelim kitaba; kitabı kısa bir sürede okudum kendime günlük okuma planı yaparak hemen bitirdim zaten uzatsaydım bitiremezdim yarım bırakırdım onu da ben sevmiyorum kitabı tavsiye edebilecek miyim yazarının bir kitabını daha okumayı planlıyorum çünkü fenomen bir yazar anlamadıysam sorun bende diye düşünüyorum eğer öykü okumayı seviyorsanız ve woolf hayranıysanız kesinlikle kendinize göre bir şeyler bulabilirsiniz ama yazara karşı nötrseniz başka bir kitabına şans verebilirsiniz.. iyi okumalar
224 syf.
·Beğendi·7/10 puan
Bu kitap yalnızlaşan bir yazarın değil yazarak insanlarla kucaklaşan bir yaşam müptelasının öykülerini okudum. Edebiyatın en özgün imgelemleri kullanan hülyalı hikayeleri hikayeler hem ufkumu hem de ruhumu doldurdu. İyi okumalar. Var olun
185 syf.
V. Woolf için eleştirmen Lord David Cecil'in değerlendirmesi "Bir deniz kızı gibiydi biraz. Hepimize şöyle bir bakmak için denizden yüzerek gelen güzel bir deniz kızıydı diye düşünürdüm- çok meraklıydı,çok ilgiliydi. Ama bir denizkızı gibiydi işte."

Kendine ait odaya ve gelire kavuşan kadının öyküleri...
185 syf.
·6/10 puan
Yine Virginia Woolf'un yaratıcılığının uçlarında dolaşacağınız bir kitap. Daha iyi kitapları var bana göre ama bu kitapta ustalıkla kullandığı "bilinç akışı" tekniğiyle kitabın sayfaları arasında kaybolabilirsiniz. Kitap 15 civarı kısa öykülerden oluşuyor, kendi yaşamından yola çıkarak sizi kendi yaşamınıza ulaştırıyor.
"...bizim moda düşkünü birer kukla olduğumuzu düşünüyorsunuz; neredeyse öyleyiz de. Ama daha iyi bir şey olabilirdik. Dokunaklı değil mi?"
Virginia Woolf
Sayfa 26 - Kırmızı Kedi Yayınları
"Dünyaya bir çocuk daha getirmeden önce dünyanın nasıl bir yer olduğunu öğreneceğimize yemin etmeliyiz."
Virginia Woolf
Sayfa 37 - Kırmızı Kedi Yayınları
"Hayatı herhangi bir şeyle kıyaslamak istersek onu saatte yüz kilometre hızla metronun içinde savrulmaya benzetebiliriz - öbür uca vardığımızda saçlarımızda tek bir toka kalmaz! Tanrı'nın ayaklarının dibine çırılçıplak fırlatılırız!"
Virginia Woolf
Sayfa 93 - Kırmızı Kedi Yayınları
"Ülkedeki istediğin gazeteciye, okul müdürüne, politikacıya ya da meyhaneciye sor, erkeklerin kadınlardan çok daha akıllı olduğunu söyleyecektir sana."

...

"Nasıl söylemesinler ki? Dünya kuruldu kurulalı onları beslemedik mi, yetiştirmedik mi, rahatlarını sağlamadık mı, başka bir şey olmasalar da akıllı olabilsinler diye? Hepsini biz yaptık!"
Virginia Woolf
Sayfa 51 - Kırmızı Kedi Yayınları
"Hafif adımlarla yürüyerek, dünyada gülümseyerek dolaşanların içlerindeki iyilik nasıl da güzeldir!"
Virginia Woolf
Sayfa 75 - Kırmızı Kedi Yayınları
"Başka bir şey düşünen kişinin yarı bilinçli-yarı bilinçsiz tekrar tekrar baktığı herhangi bir cisim, düşüncelerin malzemesiyle öyle iç içe geçer ki, asıl biçimini kaybeder, biraz farklı, ideal bir biçim alarak yeniden oluşur ve hiç beklemediğimiz bir anda beynimize girer."
Virginia Woolf
Sayfa 142 - Kırmızı Kedi Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Pazartesi ya da Salı
Baskı tarihi:
Şubat 2020
Sayfa sayısı:
197
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055904753
Kitabın türü:
Orijinal adı:
A Haunted House and Other Short Stories
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Notos Kitap Yayınları
Baskılar:
Pazartesi ya da Salı
Pazartesi ya da Salı
Pazartesi ya da Salı
Pazartesi ya da Salı
Pazartesi ya da Salı’da okuyacağınız, fildişi kulesinde yalnızlaşan bir yazarın değil, tam da yazarak dünyayla kucaklaşan bir yaşam tutkununun öyküleri. Artık “kendine ait bir oda”ya kapanmış, kitap kapaklarının hapsettiği o sıkıcı Woolf portresi değil baktığımız. Edebiyatın en özgün imgelerinin mucidine ait bir âlem. İşte bu yüzden Woolf’u görmek, o hülyalı ve soyut portreye bakıp iç geçirmek değil, onun ahenk ve karmaşa arasında gidip gelen oluş âlemini seyretmek. Woolf’u okumak, “kendine ait” olanı dünyaya ait kılan, birbirine taşan evrenleri yaratan kadını okumak.

O beylik portredeki hareketsiz, dingin, soyut Woolf klişesinin tam aksi; koşan, uçan, dağılan, nesnelere dönüşen, yaşam imkânlarını açan, zamanı varoluş anlarında veren yaratıcıyı okumak.

“Cesaret dolu bir yaşam, çalışmakla geçen yıllar, umutsuzluk, bekleyiş, verimsiz arayış günleri ve sonun getirdiği yalnızlık korkusu; bütün bunlar olası aldatmacasını hemen yadsıdığı şu küçük cümlenin teminatından başka gerekçeye yer bırakmaz: ‘Fakat bir gün elimize bir kalem alıp yazmaya başladığımızda ne olacağını kim bilebilir? Gerçeklik belli bir şeyken onu şuna buna çevirmemek ne kadar da zor.’”
Maurice Blanchot’nun sonsözüyle

Kitabı okuyanlar 211 okur

  • Leyla Cabbarlı
  • Buğra Cengiz
  • Selpil Wolf
  • YOK
  • Berkay
  • sarin
  • Fatma Sağlam
  • Ali Gülnar
  • Derya Yıldız
  • Delininbiri

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%4.8
13-17 Yaş
%4.8
18-24 Yaş
%33.3
25-34 Yaş
%33.3
35-44 Yaş
%9.5
45-54 Yaş
%14.3
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%61.5
Erkek
%38.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%7.7 (4)
9
%1.9 (1)
8
%1.9 (1)
7
%11.5 (6)
6
%1.9 (1)
5
%5.8 (3)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0