Poetik ve Politik (Bir Kültürel Çalışmalar Ansiklopedisi)

·
Okunma
·
Beğeni
·
238
Gösterim
Adı:
Poetik ve Politik
Alt başlık:
Bir Kültürel Çalışmalar Ansiklopedisi
Baskı tarihi:
Ekim 2020
Sayfa sayısı:
408
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050834543
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Besim F. Dellaloğlu, yeni kitabı Poetik ve Politik'te okuru ‘uzun bir devrim'e davet edip zihinsel bir yolculuğa çıkarıyor. Ünlü sosyolog, İstanbul-Sakarya-Lizbon-Strasbourg hattında şekillenen ‘kültürel çalışmalar ansiklopedisi'nde, kavramlar üzerine arkeolojik kazılar yapıyor ve bu kazılardan günümüz Türkiye'sine dair önemli sonuçlar çıkarıyor.

“Avrupa tecrübesinde Müfredat, Maarif'ten önce oluşmuştur. Bu aynı zamanda şu anlama gelir: Batı'da Müfredat, ulus-devletten öncedir. […] Rönesans'tan beri gelişen kültürel kamusal alan Müfredat'ın oluştuğu yerdir. Dolayısıyla Avrupa ulus-devletleri yurttaş prototiplerini işte bu kamusal alandan devşirmiş ve zorunlu eğitimle toplumsallaştırmışlardır. Ancak örneğin Türkiye gibi modernleşme toplumlarında ise Maarif gündeme geldiğinde kamusallaşmış bir Müfredat hâlihazırda mevcut değildir. Kamusallaşmış bir Müfredat'ın eksikliği ise Maarif ile Antropolojik Kültür arasındaki sürekliliğin yeterince sağlanamamasına neden olmuştur. Evet, Türkiye'de Maarif ile Antropolojik Kültür arasındaki mesafe çok fazladır. Hatta o kadar fazladır ki, bugün Türkiye'de yaşanan Kültür Savaşları'nın gerilim ekseni tam da buraya konumlanmaktadır. Yani Türkiye'deki Kültür Savaşları'nın önemli bir boyutu Antropolojik Kültür ile Maarif arasındadır. İslamcılar, yerliciler, muhafazakârlar ısrarla Antropolojik Kültür'ü savunurken, laikler, sekülerler, solcular Maarif'i savunmaktadırlar.”

Ülkemizin kendine özgü düşünce insanlarından Besim F. Dellaloğlu,Poetik ve Politik'teRönesans'tan medreseye, matbaadan medeniyete şekil veren kavramlara yeni pencereler açıyor,tabula rasa'ları yeniden tanımlıyor.
408 syf.
·48 günde·Puan vermedi
Besim Hoca ülkemizin en önemli fikir insanlarından birisi. Bu kitabıyla bu kültür ansiklopedisi yaratmış. İçinde rönesans, klasikler, üniversite, medrese, kanon ve kültür gibi çok önemli konuların yer aldığı birbiri ile bağlantılarının verildiği yüzlerce kaynak metin ile desteklenen üst düzey bir okuma imkanı sunan bu kitabı entelektüel birikim yapmak isteyen herkese tavsiye ederim.
408 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Bir sosyal bilimcinin muhakkak okuması gereken bir kitap. Bir kütüphane okumaktansa dönüp dönüp bu kitabı okumak gerek. Nitekim kitap kapağında ansiklopedi olduğu söyleniyor. Yazarın akıcı üslubu ve eğlenceli tespitleri ile kitap bir çırpıda bitiyor.
-Anlaşılabilir olan farktır. Bilinç farkı fark etmekle başlar. Mutlak olanı anlamanın zorluğu aslında buradan kaynaklanır. Mutlağın eşi benzeri olmadığı gibi, ondan farklı olan da yoktur.
Avangard ilk olarak askeri bir kavramdı. Bir ordunun öncü birliklerini ifade etmek için kullanılıyordu. Ardından politik radikalizmin metaforu haline geldi. Ardından da sanat alanlarında öncü isimleri nitelemek için kullanılmaya başlandı.
Bir liberal özgürlüğe inanır ve özgürlük demek devletin işlere pek karışmaması anlamına gelir. Ancak bu henüz bizim için çok uzak bir idealdir. Devletin uzun vadede çekilebilmesi için yakın vadede devrede olması gereklidir.
-Bir şeyin yeniden doğması için öncelikle geçmişte bir dönem var olması, sonra yok olması ya da unutulması, ardından tekrar güncelleşmesi gerekir. İşte tam da bu anlamda Rönesans ile birlikte yeniden doğan Kadîm Yunan'dır.
Medeniyetin öznesi burjuvazidir. Burjuvazi öncelikle bir sınıftır, hatta bir anlamda tarihin ilk sınıfıdır. Bunu söylemek için Marksist olmaya bile gerek yoktur. Marksizm her görüş içine anonim olarak o kadar yerleşmiştir çünkü. Yani burjuvazinin ürettiği şeye medeniyet denir. Paul Valéry bu anlamda “Bir medeniyet yüzyıllar boyunca büyümeyi sürdürebilen bir sermayedir” demiştir.
Jose Casanova'ya göre, seküler olarak addettiğimiz ideolojiler krize girdiğinde, yani örneğin Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu ideolojisi Kemalizm gerilediğinde, din bütünleştirici normatif bir güç olarak kamusal arenaya geri dönebilir. Ancak geri dönen artık tam anlamıyla din değildir. Günün siyasal ihtiyaçlarına göre keyfi olarak yeniden tanımlanmış, dünyevi arzuları şahlanmış şeklî bir dindarlıktır. Türkiye örneğinde yaşanan aslında bir ulus-devlet krizidir. Fazlasıyla siyasal olarak uygulanmış laikliğe karşı İslam fazlasıyla siyasallaşarak tepki vermektedir. Ancak dinin bu siyasallaşması Jose Casanova'nın kitabına göre düpedüz bir sekülerleşme biçimidir. Yani Türkiye'de din kendi “manastır’ından çıkmaktadır. Bunun krizsiz olması mümkün değildir. Hem bireysel düzlemde hem toplumsal düzlemde!
Antonio Gramsci’yi bir kez daha hatırlatmakta fayda olabilir:

Siyaset ve tarih biliminde praxis felsefesinin gündeme getirdiği temel yenilik, sabit, değişmez ve soyut bir insan doğası' olmadığının; tersine insan doğasının, tarihsel olarak belirlenmiş, yani, belirli sınırlar içinde, filoloji ve eleştirinin yöntemleriyle soruşturulabilecek, toplumsal ilişkilerin bütünü olduğunun kanıtıdır.
Bir kitabı klasik yapacak olan en önemli özellik tüm insanların düşünebileceği, hissedebileceği, akledebileceği ama bir türlü bir araya getiremediği şeyleri bir araya getirebilmektir. Klasikler didaktik, dar anlamda ideolojik değildirler. Eğer öyle olsalar zaten tekilliği ve evrenselliği bir araya getiremezlerdi. Klasikler öğretmezler, tecrübe alanımızı genişletirler. Bizi tüm dünyanın bir bir parçası kılarlar.
Jack Goody, Rönesanslar başlıklı kitabında "Başka hiç kimse Antik Çağı bu şekilde yeniden keşfetmedi, çünkü başka hiç kimse kendi geçmişini az çok benzer bir biçimde yitirmemişti.” der. Rönesansı Rönesansları değerli kılan tam da budur. Büyük inşalar büyük kayıpların idrakiyle başlar. Hatta aynı kitabında Jack Goody, Toynbee'nin “ölü bir kültürün hâlâ yürüyen bir uygarlığın yaşayan temsilcisi aracılığıyla çağrılması” cümlesini de alıntılar. Rönesans kavramında, ruh çağırmayı andıran bir taraf da yok değildir!
Stefan Zweig’ın da belirttiği gibi hümanizm, özü bakımından asla devrimci değildir. Çünkü hümanizm öncelikle bir ideoloji değildir. Devrim, siyasal ideolojiler dünyasının bir kavramıdır. Yine Stefan Zweig'a göre, hümanist düşünceli insan, kendini hiçbir ideolojiye adamaz, hiçbir partiye bağlanmaz. Çünkü bütün siyasal ideolojiler özleri gereği hegemonya kurmak peşindedirler. Hümanistin derdi bu değildir.
Bugün “medeniyet tasavvuru" terimini dillerinden düşürmeyenler sürekli yol ve köprü yapıyorlar. Belki de medeniyet hep biraz maddiydi. Ne kadar maneviyatçı bir perspektif iddiasıyla yola çıkarsanız çıkın aklınız sizi maddiyata götürür! Edebiyatçılar, sanatçılar her zaman marjinallerdir. Hiçbir zaman ana yemek olamazlar. Ancak her türlü meselenin temeli de gelir aslında buraya dayanır. Bunlarla sorunlarınızı doğrudan çözemezsiniz ama onları çözecek insanları yetiştirebilir, kültürü inşa edebilir, toplumsal veya kültürel ortamı yapılandırabilirsiniz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Poetik ve Politik
Alt başlık:
Bir Kültürel Çalışmalar Ansiklopedisi
Baskı tarihi:
Ekim 2020
Sayfa sayısı:
408
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050834543
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Besim F. Dellaloğlu, yeni kitabı Poetik ve Politik'te okuru ‘uzun bir devrim'e davet edip zihinsel bir yolculuğa çıkarıyor. Ünlü sosyolog, İstanbul-Sakarya-Lizbon-Strasbourg hattında şekillenen ‘kültürel çalışmalar ansiklopedisi'nde, kavramlar üzerine arkeolojik kazılar yapıyor ve bu kazılardan günümüz Türkiye'sine dair önemli sonuçlar çıkarıyor.

“Avrupa tecrübesinde Müfredat, Maarif'ten önce oluşmuştur. Bu aynı zamanda şu anlama gelir: Batı'da Müfredat, ulus-devletten öncedir. […] Rönesans'tan beri gelişen kültürel kamusal alan Müfredat'ın oluştuğu yerdir. Dolayısıyla Avrupa ulus-devletleri yurttaş prototiplerini işte bu kamusal alandan devşirmiş ve zorunlu eğitimle toplumsallaştırmışlardır. Ancak örneğin Türkiye gibi modernleşme toplumlarında ise Maarif gündeme geldiğinde kamusallaşmış bir Müfredat hâlihazırda mevcut değildir. Kamusallaşmış bir Müfredat'ın eksikliği ise Maarif ile Antropolojik Kültür arasındaki sürekliliğin yeterince sağlanamamasına neden olmuştur. Evet, Türkiye'de Maarif ile Antropolojik Kültür arasındaki mesafe çok fazladır. Hatta o kadar fazladır ki, bugün Türkiye'de yaşanan Kültür Savaşları'nın gerilim ekseni tam da buraya konumlanmaktadır. Yani Türkiye'deki Kültür Savaşları'nın önemli bir boyutu Antropolojik Kültür ile Maarif arasındadır. İslamcılar, yerliciler, muhafazakârlar ısrarla Antropolojik Kültür'ü savunurken, laikler, sekülerler, solcular Maarif'i savunmaktadırlar.”

Ülkemizin kendine özgü düşünce insanlarından Besim F. Dellaloğlu,Poetik ve Politik'teRönesans'tan medreseye, matbaadan medeniyete şekil veren kavramlara yeni pencereler açıyor,tabula rasa'ları yeniden tanımlıyor.

Kitabı okuyanlar 32 okur

  • Ömer Eser
  • Melâhat.
  • Talip Cüzdan
  • süeda
  • not defterim
  • Burak Güler
  • Kubilay Polat
  • Ahmet Metehan Ağgünlü
  • Esra ARSLAN
  • Not Important

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%53.3 (8)
9
%33.3 (5)
8
%13.3 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0