Popular Science Türkiye - Sayı 26 (Haziran 2014)

·
Okunma
·
Beğeni
·
46
Gösterim
Adı:
Popular Science Türkiye - Sayı 26
Alt başlık:
Haziran 2014
Baskı tarihi:
Haziran 2014
Format:
Karton kapak
ISBN:
9772147096000
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Burda Dergi
38 Dünya Su Konusunda Ne Yapacak
40 Son Damla
46 Hayat Kurtaran Su Dengesi
47 Sudaki İlaçlar
48 Su Katıksız Dahi
54 Denizdeki Uzay Gemisi
56 Sıcak Harita
58 Tuzu Süzmek
59 Dalgıçlar için Jet Paketi
60 Antartika’yı Kurtarabilecek Balık
62 Su ve Enerji Sorunu İlişkisi
64 Çözünebilir Devreler ve E-Atık Sorunu
66 Çıkış Stratejisi
69 Devam Eden 10 Etkileyici Uzay Projesi
79 Paskalya Adasının Sırrı
84 Türkiye’nin AR-GE Devleri
98 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Popular Science, bildiğiniz üzere neredeyse tamamen yeni fikirler,
icatlar ve inovasyon üzerine kurulu bir dergi. Makalelerde ele aldığı-
mız yeniliklerin fikirden ürüne dönüşümü epey maceralı olabiliyor.
Yeni fikirlerin akademik ortamda ortaya çıktığı durumlarda ise işler
nispeten daha kolay. Zira genellikle üniversitelerde halihazırda devam
eden projelerin destekçisi olan devlet kurumları ya da bolca özel şirket
var. Bilim insanlarından oluşan akademisyenler, yeni proje için maddi
desteği böylece elde ettikten sonra projeyi geliştirme süreci hızla
işlemeye başlıyor. Eğer akademik ortam dışından bir ekip böyle bir
projeyle ortaya çıkarsa, aynı fonlara erişimi biraz daha uzun sürüyor
belki ama yine de bir şekilde mümkün oluyor. Bazı durumlardaysa
akademik ortam dışından gelen ekip, üniversite çatısı altındaki bilim
insanlarıyla temasa geçerek hem kolayca fon sağlıyor hem de elde edi￾len nitelikli ek insan kaynağı sayesinde proje daha da gelişiyor. Sonuç
itibariyle yeni fikirler, bilimsel projeler ve inovasyon için fon sağlayan
belli başlı kuruluşlar var ve üniversiteler bilimsel gelişmelerde kilit rol
oynuyor.
Gelişmiş ülkeleri bırakıp ülkemize baktığımızdaysa çok dağınık bir
tabloyla karşılaşıyoruz. Bu noktada Tübitak ve Teknokent'lerin çabası
kuşkusuz takdire değer. Fakat asıl sorun üniversitelerin bilimsel proje
üretilen kurumlardan çok “eğitim veren okullar” görünümünde olması.
Dolayısıyla mevcut durumda üniversitelerimiz daha ziyade liseye
benziyor. Liselerde belli bir müfredata göre ders anlatılıp sınavlarda
başarılı olanlara diploma verilse de, üniversiteler diploma dağıtan ku￾rumlar gibi davranmaya başladığında maalesef düşünce alışkanlıkları
betonlaşıyor ve siz istediğiniz kadar Teknokent kurup fon sağlayın o
beton kırılamıyor. Bunun sonucundaysa köklü bir inovasyon geleneği
ortaya çıkmadığı gibi teknoloji üretimi de mümkün olmuyor.
Şu ana kadar yazdıklarım genele hitap etse de tabii ki akademik
ortamdaki bu döngüyü kırmayı başararak bizi gururlandıran istisnalar
mevcut. Dahası sahip olduğumuz gelişmiş iletişim olanaklarıyla aslın￾da her meraklı kişi bu sistemi aşabilir. En önemli konulardan biri tabii
ki İngilizce. Dil sorununu hallettikten sonra dünyadaki bilim üretilen
üniversitelerin kütüphanelerine ya da yayınlarına internetten ulaşıp
faydalanmak mümkün. Yoğun sınavların yanında bir de bunlarla
uğraşmak zor gelebilir. Üstelik bu çalışmalarınızın muhtemelen not￾larınıza bir faydası olmayacaktır. Fakat vasat notlarla mezun olmanız
gerçekte vasat biri olduğunuzu göstermez değil mi?


38 Dünya su konusunda ne yapacak
40 Son damla
46 Hayat kurtaran su dengesi
47 Sudaki ilaçlar
48 Su katıksız dahi
54 Denizdeki uzay gemisi
56 Sıcak harita
58 Tuzu süzmek
59 Dalgıçlar için jet paketi
60 Antarktika’yı kurtarabilecek balık.
62 Su ve enerji sorunu ilişkisi
64 Çözünebilir devreler ve e-atık
sorunu
66 Çıkış stratejisi
69 Devam eden 10
etkileyici Uzay projesi
79 Paskalya adasının
sırrı
84 Türkiye’nin Ar-Ge
devleri
Editörün Notu
06 Okur mektupları
07 Artırılmış
Gerçeklik
rehberi
08 Megapikseller
93 Soru&Cevap
98 Arşivlerden
Bölümler
18 Oyun konsolları
için tehlike
19 Bu ayın ilginç
ürünleri
20Yeni dünya
kupası için yeni
top
21 Ücretli internet
dönemi yakın
22 Kahve bağımlılarına
müjde
23 Kolay şarj istasyonu
24 İlk gerçekçi evren
simülasyonu
26 Kuşlar yollarını niye
kaybediyor?
28 Küresel ısınma ve
düşen besin değerleri
30 Çince öğrenmenin
yeni yolu

ŞİMDİ
12 Her açıyı gören
minik kamera
16 Mükemmel sörf
tahtası
17 Küçük motor,
büyük güç
GELECEK
30 ABD ve Rusya
ortaklığında son
durum
31 En ilginç yıldızlar
32 Yakıt sıkıntısına
çözüm olacak jet
33 Buharlı tren
makinistinden
tavsiyeler
34 Baloncuk bilimi
35 Adli tıp
merkezlerinin
önemi
El Yapımı
88 El yapımı Transformers
robotu
89 Mikroplarla oynanan oyun
90 Denizde hayatta kalma
rehberi
91 Güneş enerjisiyle çalışan
kaşif
92 Vortex 360 uçuş simülatöü
Uluslararası Uzay
İstasyonu’nda
hangi zaman dilimi
kullanılıyor?

Koordineli Evrensel Zaman (UTC

ISS (Uluslararası Uzay İstasyo￾nu) mürettebatı her 45 dakikada
bir yeni gün doğumuna şahit olu￾yor. Yani burada belirli bir zaman
diliminin kullanılması çok zor. Yine
de çalışmaları esnasında dünyayla
yakından ilişkili olduklarından,
zaman dilimlerinden bağımsız ol￾maları da söz konusu olamaz. Ör￾neğin istasyona malzeme ve insan
taşıyan gemiler Kazakistan’dan
fırlatıldığı için, Kazakistan zaman
dilimine uyumlu hareket ediyorlar.
Ancak ISS mürettebatı çeşitli
ülkelere mensup. Ve istasyonda
birbirinden farklı birçok görev
yürütülüyor. Üstelik yapılacak
görevlerin kronolojik bir kargaşaya
uğramadan gerçekleştirilmesi
de gerek. Bu yüzden Koordineli
Evrensel Zaman (UTC) denilen bir
zaman dilimi kullanılıyor.
Bakteriler nasıl antibiyotiğe dirençli hale gelebiliyorlar?

Farklı bakterilerle eşleşme
veya DNA’nın
kendini koruma
mekanizmasını
taklit yoluyla
Güven ve zeka arasında bir
bağlantı var mı?

Evet, öyle görünüyor

Başkalarına karşı geliştirdiğimiz
güven, farklı kriterler üzerinden
yaptığımız değerlendirmelerle
şekilleniyor. Ancak bu kriterlerin
hepsi aynı oranda önemli. Yapılan
araştırmalar, zeki insanların
başkaları hakkında daha doğru
yargılara vardığını gösteriyor. Bir
başka deyişle; kime güvenecek￾lerini iyi biliyorlar. Ama bu durum
onların genelde güvensiz oldukları
anlamına gelmiyor. Aksine, güven
kriterlerini doğru şekilde uygula￾yabildiklerinden, insanların çoğunu
“güvenilmez” olarak görmüyorlar.
New York Şehir Üniversitesi’nde
yapılan bir araştırmada katılım￾cılara şu soru yöneltildi: “Sizce
insanların çoğu genellikle güvenilir
midir, yoksa onlara karşı tetikte
olmanıza gerek yok mu?” Cümleyi
okurken bir yanlışlık olduğunu anladıysanız, haklısınız. Soruda
gizlenen hile, katılımcıların dikkat
seviyesini ve güven/zeka ilişkisini
değerlendirmek üzere özellikle
tasarlanmış. Böylece soru başka￾larına duydukları güveni kolayca
kurup kuramadıklarını ölçüyor gibi
görünse de, aslında kendilerine yö-
neltilen soruyu ne kadar anladık￾ları ve kişisel değerlendirmelerinin
ne ölçüde tutarlı olduğu ölçülüyor. Araştırmadan çıkan sonuçlar,
sorudaki hilenin farkına varanların
daha sağlıklı ilişkiler kurabilenler
olduğunu gösterdi. Hilenin farkına
varmayanlardaysa güven kavramı
tutarsızlıklar içeriyordu. Ama araştır￾macıların özellikle eklediği bir sonuç
daha var: Zeki olsun ya da olmasın,
başkalarını “genelde” güvenilir bulan
insanlar, güvensiz olanlara oranla
çok daha mutlu ve daha sağlıklı.
2014 Şubat ayında Facebook, WhatsApp
mesajlaşma hizmetini baş döndürücü
bir rakama, 19 milyar dolara satın
aldı
21

Ortalama bir İsveçli
günde dört fincan kahve
içiyor. Bu da yılda 1.460
fincan ediyor ki, ortalama
bir Amerikalının tüketiminin yaklaşık iki katı
22

Son yıllarda yapılan araştırmalar￾da baz istasyonları gibi elektromanyetik alan kaynaklarının
kuşların yön bulma (navigasyon)
hissini şaşırttığı ve göç eden
kuşların kaybolmasına neden
olduğu sonucuna varılmıştı
26

Kanımız bir
haftada ne
kadar yol
katediyor?

17.000 km
94

Güven ve zeka arasında bir
bağlantı var mı?

Evet, öyle görünüyor

Başkalarına karşı geliştirdiğimiz
güven, farklı kriterler üzerinden
yaptığımız değerlendirmelerle
şekilleniyor. Ancak bu kriterlerin
hepsi aynı oranda önemli. Yapılan
araştırmalar, zeki insanların
başkaları hakkında daha doğru
yargılara vardığını gösteriyor. Bir
başka deyişle; kime güvenecek￾lerini iyi biliyorlar. Ama bu durum
onların genelde güvensiz oldukları
anlamına gelmiyor. Aksine, güven
kriterlerini doğru şekilde uygula￾yabildiklerinden, insanların çoğunu
“güvenilmez” olarak görmüyorlar.
New York Şehir Üniversitesi’nde
yapılan bir araştırmada katılım￾cılara şu soru yöneltildi: “Sizce
insanların çoğu genellikle güvenilir
midir, yoksa onlara karşı tetikte
olmanıza gerek yok mu?” Cümleyi
okurken bir yanlışlık olduğunu anladıysanız, haklısınız. Soruda
gizlenen hile, katılımcıların dikkat
seviyesini ve güven/zeka ilişkisini
değerlendirmek üzere özellikle
tasarlanmış. Böylece soru başka￾larına duydukları güveni kolayca
kurup kuramadıklarını ölçüyor gibi
görünse de, aslında kendilerine yö-
neltilen soruyu ne kadar anladık￾ları ve kişisel değerlendirmelerinin
ne ölçüde tutarlı olduğu ölçülüyor. Araştırmadan çıkan sonuçlar,
sorudaki hilenin farkına varanların
daha sağlıklı ilişkiler kurabilenler
olduğunu gösterdi. Hilenin farkına
varmayanlardaysa güven kavramı
tutarsızlıklar içeriyordu. Ama araştır￾macıların özellikle eklediği bir sonuç
daha var: Zeki olsun ya da olmasın,
başkalarını “genelde” güvenilir bulan
insanlar, güvensiz olanlara oranla
çok daha mutlu ve daha sağlıklı.
95


Dünyanın en yüksek
dağı hangisi?

Mauna Kea

Tibet’lilerin deyimiyle; Dünyanın
Ana Tanrıçası Everest, gezege￾nimizdeki en yüksek dağ olarak
biliniyor. Aslında bu pek de doğru
değil. Everest, deniz seviyesinden
ölçüldüğünde en yüksek dağ olabi￾lir ama aslında bir dağın zirveden
tabanına kadar değerlendirilmesi
gerek. Bu durumda dünyanın en
yüksek dağı, Hawaii adalarındaki
Mauna Kea oluyor. Pasifiğin ortasın￾daki bu adanın, deniz seviyesinden ölçülmeye başlandığında 4.206
metrelik aldatıcı görüntüsüne, su
altında kalan devasa bölümünü de
eklersek, 10.200 metre gibi müthiş
bir yüksekliği olduğunu görüyoruz.
Everest ise 8.848 metre yüksekli-
ğe sahip. Milyonlarca yıl önce kıta￾ların çarpışması sonucunda oluşan
bu ada, Hint-Avustralya_Pasifik
tektonik plakalarının çarpışma hat￾tında bulunuyor. Polinezya’lıların
Tanrıların Evi diye isimlendirdikleri
Mauna Kea, zaman içinde sönmüş
olduğu söylense de aslında hala
aktif olan bir yanardağ. Fakat son patlayışını 4.500 yıl önce ger-
çekleştirdiği ve bir sonrakini de
yaklaşık 5.000 yıl sonra sergileye￾ceği biliniyor. Günümüzdeyse tüm
bu ününe daha fazlasını eklemiş
durumda. Çünkü artık dünyanın
en büyük teleskopları da burada.
Yıldızlara giden yolu astronom￾lar için kısaltan coğrafi koşulları
ve kuru havası, en net gökyüzü
gözlemlerin yapılabileceği ideal
ortamı yaratıyor. Zirvedeki dokuz
teleskoptan özellikle dört tanesi,
gezegenimizdeki en gelişmiş
optik/kızılötesi teleskoplar.
95

Kelliğin çaresi hala bulunamadı mı?

Bulundu

Saç kaybı milyonlarca erkeğin
korkulu rüyası. Günümüzde bu
soruna adanmış koca bir endüstri
bulunuyor. Üretilen çözümlerin
hiçbiri tedavi niteliğinde olmasa
da, her yıl yüzlerce ürün piyasaya
sürülüyor. Bir tedavisi yok, çünkü
saçları oluşturan foliküllerin
sayısı doğum anında belirleniyor
ve sonrasında sayısında hiçbir
artış gerçekleşmiyor. Her bir
insanın ortalama 100 bin adet
saç folikülü var ve bunlar zaman
içinde yeni saç üretimi yapamadı-
ğında, saçlarda azalma başlıyor.
Her bir folikülün yeni saç üretme
sayısı da kısıtlı olduğundan, buna
herhangi bir çare bulunamıyor. En
azından bugüne dek öyleydi.
Pennsylvania Üniversitesi’nden
Dr. George Cotsarelis, Wnt
isimli geni değişime uğratarak,
fareler üzerinde gerçekleştirdiği
deneylerinde saç foliküllerinin
performansını arttırmayı başardı.
Çalışmanın sonuçları öylesine
geniş bir alanda etki yaratıyor ki, artık hem yeni saçlara kavuş-
mak hem de cilt sorunlarını ve
yara izlerini kalıcı şekilde tedavi
etmek mümkün olabilir. Çünkü
Wnt aslında yaraların tedavisinde
devreye giren bir gen. Deneyin
sonuçları, ciltteki bir yaranın iyi￾leşmesi esnasında, saç folikülle￾rinin de gelişebileceğini gösterdi.
İşte bu sürecin dış müdahale ile
manipüle edilmesi sonucunda
saç foliküllerinin sayısını arttır￾mak bile mümkün olabilir.
Cotsarelis’in deneyleri sırasın￾da, bir farenin cildinden çok ufak
miktarda bir doku alınarak, tedavi
edilmesi gereken bir yara oluş-
turuldu. Bu durum, doğal olarak,
yaralı bölgedeki kök hücre aktivi￾tesini hareketlendirdi. Fakat Wnt
geni bloke edildiğinde foliküllerin
gelişmediği tespit edildi. Gen
uyarıldığındaysa, ciltteki yara,
geriye en ufak bir iz bırakmadan
iyileşti. Hatta sonunda üzerindeki
bölgede tekrar tüylenme başladı.
Üstelik yeni devreye giren bu foli-küllerin oldukça sağlıklı oldukları
da tespit edildi. Deneyde kulla￾nılan gen terapisi teknolojisinin
lisansı alındı, kullanılmaya hazır
duruma getirildi. Tabii öncelikle
klinik deneylerin tamamlanması,
yani insanlar üzerinde de aynı
sonucun yakalanması gerekiyor
96

Bakteriler nasıl antibiyotiğe dirençli hale gelebiliyorlar?

Farklı bakter￾ilerle eşleşme
veya DNA’nın
kendini koruma
mekanizmasını
taklit yoluyla
96

Uluslararası Uzay
İstasyonu’nda
hangi zaman dilimi
kullanılıyor?

Koordineli Evrensel Zaman (UTC

ISS (Uluslararası Uzay İstasyo￾nu) mürettebatı her 45 dakikada
bir yeni gün doğumuna şahit olu￾yor. Yani burada belirli bir zaman
diliminin kullanılması çok zor. Yine
de çalışmaları esnasında dünyayla
yakından ilişkili olduklarından,
zaman dilimlerinden bağımsız ol￾maları da söz konusu olamaz. Ör￾neğin istasyona malzeme ve insan
taşıyan gemiler Kazakistan’dan
fırlatıldığı için, Kazakistan zaman
dilimine uyumlu hareket ediyorlar.
Ancak ISS mürettebatı çeşitli
ülkelere mensup. Ve istasyonda
birbirinden farklı birçok görev
yürütülüyor. Üstelik yapılacak
görevlerin kronolojik bir kargaşaya
uğramadan gerçekleştirilmesi
de gerek. Bu yüzden Koordineli
Evrensel Zaman (UTC) denilen bir
zaman dilimi kullanılıyor.
Kelliğin çaresi hala bulunamadı mı?

Bulundu

Saç kaybı milyonlarca erkeğin
korkulu rüyası. Günümüzde bu
soruna adanmış koca bir endüstri
bulunuyor. Üretilen çözümlerin
hiçbiri tedavi niteliğinde olmasa
da, her yıl yüzlerce ürün piyasaya
sürülüyor. Bir tedavisi yok, çünkü
saçları oluşturan foliküllerin
sayısı doğum anında belirleniyor
ve sonrasında sayısında hiçbir
artış gerçekleşmiyor. Her bir
insanın ortalama 100 bin adet
saç folikülü var ve bunlar zaman
içinde yeni saç üretimi yapamadı-
ğında, saçlarda azalma başlıyor.
Her bir folikülün yeni saç üretme
sayısı da kısıtlı olduğundan, buna
herhangi bir çare bulunamıyor. En
azından bugüne dek öyleydi.
Pennsylvania Üniversitesi’nden
Dr. George Cotsarelis, Wnt
isimli geni değişime uğratarak,
fareler üzerinde gerçekleştirdiği
deneylerinde saç foliküllerinin
performansını arttırmayı başardı.
Çalışmanın sonuçları öylesine
geniş bir alanda etki yaratıyor ki, artık hem yeni saçlara kavuş-
mak hem de cilt sorunlarını ve
yara izlerini kalıcı şekilde tedavi
etmek mümkün olabilir. Çünkü
Wnt aslında yaraların tedavisinde
devreye giren bir gen. Deneyin
sonuçları, ciltteki bir yaranın iyi￾leşmesi esnasında, saç folikülle￾rinin de gelişebileceğini gösterdi.
İşte bu sürecin dış müdahale ile
manipüle edilmesi sonucunda
saç foliküllerinin sayısını arttır￾mak bile mümkün olabilir.
Cotsarelis’in deneyleri sırasın￾da, bir farenin cildinden çok ufak
miktarda bir doku alınarak, tedavi
edilmesi gereken bir yara oluş-
turuldu. Bu durum, doğal olarak,
yaralı bölgedeki kök hücre aktivi￾tesini hareketlendirdi. Fakat Wnt
geni bloke edildiğinde foliküllerin
gelişmediği tespit edildi. Gen
uyarıldığındaysa, ciltteki yara,
geriye en ufak bir iz bırakmadan
iyileşti. Hatta sonunda üzerindeki
bölgede tekrar tüylenme başladı.
Üstelik yeni devreye giren bu foli-küllerin oldukça sağlıklı oldukları
da tespit edildi. Deneyde kulla￾nılan gen terapisi teknolojisinin
lisansı alındı, kullanılmaya hazır
duruma getirildi. Tabii öncelikle
klinik deneylerin tamamlanması,
yani insanlar üzerinde de aynı
sonucun yakalanması gerekiyor
Dünyanın en yüksek
dağı hangisi?

Mauna Kea

Tibet’lilerin deyimiyle; Dünyanın
Ana Tanrıçası Everest, gezege￾nimizdeki en yüksek dağ olarak
biliniyor. Aslında bu pek de doğru
değil. Everest, deniz seviyesinden
ölçüldüğünde en yüksek dağ olabi￾lir ama aslında bir dağın zirveden
tabanına kadar değerlendirilmesi
gerek. Bu durumda dünyanın en
yüksek dağı, Hawaii adalarındaki
Mauna Kea oluyor. Pasifiğin ortasın￾daki bu adanın, deniz seviyesinden ölçülmeye başlandığında 4.206
metrelik aldatıcı görüntüsüne, su
altında kalan devasa bölümünü de
eklersek, 10.200 metre gibi müthiş
bir yüksekliği olduğunu görüyoruz.
Everest ise 8.848 metre yüksekli-
ğe sahip. Milyonlarca yıl önce kıta￾ların çarpışması sonucunda oluşan
bu ada, Hint-Avustralya_Pasifik
tektonik plakalarının çarpışma hat￾tında bulunuyor. Polinezya’lıların
Tanrıların Evi diye isimlendirdikleri
Mauna Kea, zaman içinde sönmüş
olduğu söylense de aslında hala
aktif olan bir yanardağ. Fakat son patlayışını 4.500 yıl önce ger-
çekleştirdiği ve bir sonrakini de
yaklaşık 5.000 yıl sonra sergileye￾ceği biliniyor. Günümüzdeyse tüm
bu ününe daha fazlasını eklemiş
durumda. Çünkü artık dünyanın
en büyük teleskopları da burada.
Yıldızlara giden yolu astronom￾lar için kısaltan coğrafi koşulları
ve kuru havası, en net gökyüzü
gözlemlerin yapılabileceği ideal
ortamı yaratıyor. Zirvedeki dokuz
teleskoptan özellikle dört tanesi,
gezegenimizdeki en gelişmiş
optik/kızılötesi teleskoplar.
Ortalama bir İsveçli
günde dört fincan kahve
içiyor. Bu da yılda 1.460
fincan ediyor ki, ortalama
bir Amerikalının tüketiminin yaklaşık iki katı
Son yıllarda yapılan araştırmalarda baz istasyonları gibi elektromanyetik alan kaynaklarının
kuşların yön bulma (navigasyon)
hissini şaşırttığı ve göç eden
kuşların kaybolmasına neden
olduğu sonucuna varılmıştı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Popular Science Türkiye - Sayı 26
Alt başlık:
Haziran 2014
Baskı tarihi:
Haziran 2014
Format:
Karton kapak
ISBN:
9772147096000
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Burda Dergi
38 Dünya Su Konusunda Ne Yapacak
40 Son Damla
46 Hayat Kurtaran Su Dengesi
47 Sudaki İlaçlar
48 Su Katıksız Dahi
54 Denizdeki Uzay Gemisi
56 Sıcak Harita
58 Tuzu Süzmek
59 Dalgıçlar için Jet Paketi
60 Antartika’yı Kurtarabilecek Balık
62 Su ve Enerji Sorunu İlişkisi
64 Çözünebilir Devreler ve E-Atık Sorunu
66 Çıkış Stratejisi
69 Devam Eden 10 Etkileyici Uzay Projesi
79 Paskalya Adasının Sırrı
84 Türkiye’nin AR-GE Devleri

Kitabı okuyanlar 8 okur

  • engin divir
  • Edebî Kelâm
  • red john
  • bali
  • Yağmur
  • Hakan Kocaman
  • Alper Aksakal
  • Cihat Özgüncü

Kitap istatistikleri