Popular Science Türkiye (Uzay Özel Sayısı)

·
Okunma
·
Beğeni
·
23
Gösterim
Adı:
Popular Science Türkiye (Uzay Özel Sayısı)
Baskı tarihi:
Ocak 2017
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama
Ayaklarımız Dünya’da, gözlerimizse göklerde… Evrenin
sonsuzluğunda, küçük bir gezegende hayat bulan bizler
yıldızlararası yolculuğa çıkma hayalleri kuruyoruz. Bunu
başarabilmek için önce evreni dolduran maddeyi; yani
gezegenleri, süpernovaları, nebulaları, galaksileri, yıldızları,
karadelikleri ve hatta kozmosun kafamızı yukarı kaldırıp
baktığımızda göremediğimiz uzak bölgelerinde neler olup
bittiğini anlamamız gerek. Ama en güçlü teleskoplarla bile
evrenin sınırlı bir bölümünü görebiliyoruz. Çünkü örneğin
bir yıldız ne kadar uzaktaysa ışığının bize ulaşması o kadar
zaman alıyor. Üstelik evren genişliyor ve bu nedenle Büyük
Patlama’da oluşan ışık da bize ulaşamıyor. Dolayısıyla
sadece ışığını bize ulaştırmayı başaran gökcisimlerini
görebilecek durumdayız. İşte bu durum görülebilir evrenin sınırlarını belirliyor. Tabii tüm bunları çıplak gözle göremeyiz. Evreni anlamak, onu dolduran maddeyi anlamaktan
geçiyorsa maddeyi makro ölçekte takip etmek için dev
teleskopları kullanmamız gerek. Teknolojik gelişimimiz
teleskoplarımızın git gide güçlenmesini, evrenin kendini
bize gösterdiği bölgenin ayrıntılarına ulaşmamızı sağladı.
17. Yüzyılda Constantine ve Christan Huygens kardeşlerin ürettiği ilk uzun teleskoptan bu yana süren 400 yıllık
serüvende, teknolojnin sınırlarını aştıkça evrenin yepyeni
bölgelerini keşfetme olanağı bulduk. Ne kadar uzağa bakarsak o kadar uzak bir geçmişi bizlere gösteren bu zaman
makineleri, astronominin altın çağında ışığın önderliğinde görkemli bir yolculuğa çıkmamızı sağlıyor. Şimdi bu
olağanüstü zaman makinelerinin en yenileriyle tanışmaya
ne dersiniz?
red john
red john Popular Science Türkiye (Uzay Özel Sayısı)'ı inceledi.
250 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Popular Science Uzay, daha önce Popular Science Türkiye’de yayımlanmış
Uzay ve Fizik makalelerinden oluşuyor.
İçindekiler:
Dünyamızın yeni gözleri
Kozmik çekişme
Aynadaki evren
Evrenin fenerleri
Samanyolunun kalbindeki delik
Jüpiter fatihi Kütleçekim dalgaları
Karadelikler ve zaman paradoksu
Şişedeki evren
Hangi evren
Mars fotolarında eski yaşam izleri
Kozmosun 25 harikası
Büyük Sinoptik Gözlem Teleskobunun
en önemli parçası olan kamera otomobil
büyüklüğünde ve yaklaşık 3 ton ağırlığında. Amacı evrenin eşi benzeri görülmemiş
ayrıntılarını gözler önüne sermek.
Bir karadeliğin içinden evrene
bakabilecek olsaydık; tüm evreni
ufacık bir kareye sığmış şekilde
görürdük. Bu sizi şaşırttıysa şuna
ne dersiniz: Aynı anda kendi kafamızın arkasını da görebilirdik!
» Her bir gözümüzde 130
milyon fotoreseptör hücresi
var. Bu hücrelerin her birinde
100 trilyon atom mevcut. Tabii
bunlar da milyarlarca yıl önce
yıldızlarda oluşan atomlar. O
yıldızlar öldü ve biz burada onlardan arta kalan malzemeyle
evreni izliyoruz. Bu arada bu
sayı Samanyolu’ndaki yıldız
sayısından daha fazla.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Popular Science Türkiye (Uzay Özel Sayısı)
Baskı tarihi:
Ocak 2017
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama
Ayaklarımız Dünya’da, gözlerimizse göklerde… Evrenin
sonsuzluğunda, küçük bir gezegende hayat bulan bizler
yıldızlararası yolculuğa çıkma hayalleri kuruyoruz. Bunu
başarabilmek için önce evreni dolduran maddeyi; yani
gezegenleri, süpernovaları, nebulaları, galaksileri, yıldızları,
karadelikleri ve hatta kozmosun kafamızı yukarı kaldırıp
baktığımızda göremediğimiz uzak bölgelerinde neler olup
bittiğini anlamamız gerek. Ama en güçlü teleskoplarla bile
evrenin sınırlı bir bölümünü görebiliyoruz. Çünkü örneğin
bir yıldız ne kadar uzaktaysa ışığının bize ulaşması o kadar
zaman alıyor. Üstelik evren genişliyor ve bu nedenle Büyük
Patlama’da oluşan ışık da bize ulaşamıyor. Dolayısıyla
sadece ışığını bize ulaştırmayı başaran gökcisimlerini
görebilecek durumdayız. İşte bu durum görülebilir evrenin sınırlarını belirliyor. Tabii tüm bunları çıplak gözle göremeyiz. Evreni anlamak, onu dolduran maddeyi anlamaktan
geçiyorsa maddeyi makro ölçekte takip etmek için dev
teleskopları kullanmamız gerek. Teknolojik gelişimimiz
teleskoplarımızın git gide güçlenmesini, evrenin kendini
bize gösterdiği bölgenin ayrıntılarına ulaşmamızı sağladı.
17. Yüzyılda Constantine ve Christan Huygens kardeşlerin ürettiği ilk uzun teleskoptan bu yana süren 400 yıllık
serüvende, teknolojnin sınırlarını aştıkça evrenin yepyeni
bölgelerini keşfetme olanağı bulduk. Ne kadar uzağa bakarsak o kadar uzak bir geçmişi bizlere gösteren bu zaman
makineleri, astronominin altın çağında ışığın önderliğinde görkemli bir yolculuğa çıkmamızı sağlıyor. Şimdi bu
olağanüstü zaman makinelerinin en yenileriyle tanışmaya
ne dersiniz?

Kitabı okuyanlar 4 okur

  • Elanur Güneş
  • Edeb-î Kelâm
  • feride
  • red john

Kitap istatistikleri