Adı:
Pornografi
Baskı tarihi:
1998
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755391588
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Pornografia
Çeviri:
Berran Tözer
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Pornografi, Gombrowicz'in, insanı köşeye sıkıştıran, tüm varoluş biçimlerini elinden alan romanlarıdnan biri daha. Atlantik Ötesi, Ferdydurke gibi romanlarından tanıdığımız, varoluşçuluğun, nihilizmin usta provokatörü Gombrowicz, yine hayatlarımızın derinliklerine nüfuz ediyor Pornografi'de. Bizi insanlığımızdan utandırıyor, çaresiz, eli kolu bağlı bırakıyor, alay ediyor bizimle.
Görünüşte hiçbir şeyin olmadığı, normal, sıradan, masum yaşamalrdaki olağanüstülüğü, başkalığı, suça ve cinayete doğallıkla varan isana ilişkilerini adım adım gösteren, felsefi şiir tadında bir roman Pornografi..
Kurgusal bir gerçeklik içinde yaşıyoruz. Bu doğadan ayrılalı beri böyle. Toplumsal var oluşumuz içinde en çok bizi bir araya getiren şey sanal gerçeklik. Ortak geçmiş, ortak dil, ortak toprak, bayrak ve ortak gelecek. Bunun temeli atılmadan önce yaşandı Babil kulesi. Elbette bir mitoloji olsa da anlatmak istediğim her şeye iyi bir başlangıç babil. Bu ayrım yaşanalı beri toplumsal var oluşumuz bireysel olmaktan çıktı biraz. Ortak temelleri olan bir kurgu yaşadığımız. Bireysel var oluşumuzu sosyal kurumlar içinde yok ettik veya erittik sivri uçlarımızı. Ortaya toplumsal bir var oluş kaldı bir de değişmez davranışlarımız. Bu davranışlarımızın dışa vurumu ve bizim onları algılama durumumuz. Bu davranışlara ve dışa vurumlara yüklediğimiz anlam ise kültürel ve zamansal bir değişim içinde. Kendi kurgumuzu sınama şansını bulduğumuz anlar ise bu davranış ve dışa vurumları sorguladığımız anlar. Hava duran el, yüzündeki şaşkınlık gözlerindeki kayma hepsine bir anlam yükleriz ve bu anlam bazen evrenseldir. Neden yükleriz sorusuna verilen cevap basit aslında; toplumda yaşayan bireyler olarak daha güvenli bir ortamda olsak bile kendimizi diğerinden yani yabancıdan koruma iç güdümüz asla yumuşamıyor. Kendimizi korumak yanında varlığımızı “daha” ya ulaştırma isteğide her zaman ağır bastı.
İnsana ait en gizli anlar ise kendiyle kaldığı gözlem yaptığı anlardır; kendi kurgu dünyamız tüm tecrübe ve birikimimiz sonucu oluşmuş bu özel anların inşası için kullanılır. Gözlemci kimliğimiz içinde her davranış jest ve mimiğe ayrı anlamlar yükleriz. Her hareketi izole düşündüğümüz gibi çevresel erkenlerle birlikte değerlendirir ve anlam biçeriz.
Kurgusal ve örgüsel dünyamızın en önemli ifade aracı ise kelimeler; anlatım. Dışa vurum bir sözel dünyanın duvarları içinde kalır çoğu zaman. Ve aktarılan davranış daha çok gözlemcinin süzgecinden geçer:

“O ekşi koku... Trenle yolculuğun eskilerden beri bilinen ebedi hüznü; elektrik tellerinin ya da hendeğin yükselen, inen çizgisi; pencerenin içine bir ağacın, direğin, kulübenin aniden dalıvermesi; her şeyin hızla kayması geriye, kayış... Orada, uzakta, ufukta, bir baca ya da tepe... görünür oluyor ve usul bir yuvarlanışla hiçliğin içinde düşmedikleri müddetçe en birinci bir endişe gibi, baskın bir endişe gibi uzun uzun, inatla görünür olmayı sürdürüyorlarken... iki kafa uzağımdaki Frederick artık tam önümdeydi, kafası hemen şuracıkta ve onu görebiliyordum: Susuyor ve gidiyordu; küstah, sürtünen, ittiren yabancı bedenlerin varlığı ise onunla baş başalığımı derinleştiriyordu sadece... tek kelime etmeden... öyle çok derinleştiriyordu ki, yeminle söylüyorum, keşke onunla yolculuk etmiyor olaydım, bu yolculuk fikri hiç gerçekleşmemiş olaydı! Zira bedenselliğin içine sokulmuş haldeyken bedenler içinde bir fazla beden dahaydı o, hepsi bu... ama aynı zamanda vardı da... Ve bir biçimde ayrı olarak vardı, acımasızca vardı... Bu ortadan kaldırılamazdı. Bundan kurtulmak, onu halletmek, silmek mümkün değildi, bu sıkışıklığın içinde o vardı ha vardı... Ve onun gidişi boşluktaki bu hızı, diğerlerinin gidişiyle kıyaslanamazdı; çok daha anlamlı bir gidişti bu, hatta belki tehlikeli...”

Sözel bir var oluş yaşadığımız demek belki biraz sınırlamak olur varlığımızı ama neler sınırlamıyor ki bizi. Toplum, aile, ülke hepsi birer sınır buralar dokunulmaz belki de. Yazarın vardığı bu örgüsel ve sözel dünya da gerçekliğin ne kadar kırılgan olduğunu görüyorsunuz. Gerçeklikler dünyasının çarpışmasını bir arada olmasını birlikte olmasını anlatıyor; yazar. Bunların kendi dünyamızda ki yansımalarını izliyorsunuz. Üçüncü gözün dördüncü gözle etkileşimi ve olanla hayal edilen arasındaki örümcek ağının üzerinde yürümenin zorluğunu anlatıyor. Ve hareketlerin bizdeki yansımalarını izole etmiş hayattan ve kendinden. Kendine yabancı olmamış ama yabancı hissetmiş kendini yazarken. Uzun cümleler içinde tüm ayrıntılarını yansıtmış hayata dair. Kendi dünyasını çarpıştırmış diğer insanların “gerçek” dünyaları ile. Ortaya kurgunun yanı sıra ayrıntıların genişletildiği bir dünya çıkmış. Uzun cümleler ve ayrıntıcı yaklaşımı ile derin bir felsefe dünyasına davet etmiş yazar bizi.
Keyifli okumalar!
“O ekşi koku... Trenle yolculuğun eskilerden beri bilinen ebedi hüznü; elektrik tellerinin ya da hendeğin yükselen, inen çizgisi; pencerenin içine bir ağacın, direğin, kulübenin aniden dalıvermesi; her şeyin hızla kayması geriye, kayış... Orada, uzakta, ufukta, bir baca ya da tepe... görünür oluyor ve usul bir yuvarlanışla hiçliğin içinde düşmedikleri müddetçe en birinci bir endişe gibi, baskın bir endişe gibi uzun uzun, inatla görünür olmayı sürdürüyorlarken... iki kafa uzağımdaki Frederick artık tam önümdeydi, kafası hemen şuracıkta ve onu görebiliyordum: Susuyor ve gidiyordu; küstah, sürtünen, ittiren yabancı bedenlerin varlığı ise onunla baş başalığımı derinleştiriyordu sadece... tek kelime etmeden... öyle çok derinleştiriyordu ki, yeminle söylüyorum, keşke onunla yolculuk etmiyor olaydım, bu yolculuk fikri hiç gerçekleşmemiş olaydı! Zira bedenselliğin içine sokulmuş haldeyken bedenler içinde bir fazla beden dahaydı o, hepsi bu... ama aynı zamanda vardı da... Ve bir biçimde ayrı olarak vardı, acımasızca vardı... Bu ortadan kaldırılamazdı. Bundan kurtulmak, onu halletmek, silmek mümkün değildi, bu sıkışıklığın içinde o vardı ha vardı... Ve onun gidişi boşluktaki bu hızı, diğerlerinin gidişiyle kıyaslanamazdı; çok daha anlamlı bir gidişti bu, hatta belki tehlikeli...”
Trenle yolculuğun sonsuz hüznü, ezbere bilinen o hüzün, uçurumun ya da elektrik tellerinin bir görünüp bir kaybolan çizgisi, pencerede birdenbire beliriveriyor bir ağaç, bir telgraf direği, bir kulübe, manzaranın hızla geriye doğru kayışı, durmaksızın gerileyişi... Derken bir baca, bir tepe ufukta görünüverir... uzun bir dönemeçte, hiçliğin içine gömülür.
Witold Gombrowicz
Sayfa 18 - Remzi Kitabevi

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Pornografi
Baskı tarihi:
1998
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755391588
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Pornografia
Çeviri:
Berran Tözer
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Pornografi, Gombrowicz'in, insanı köşeye sıkıştıran, tüm varoluş biçimlerini elinden alan romanlarıdnan biri daha. Atlantik Ötesi, Ferdydurke gibi romanlarından tanıdığımız, varoluşçuluğun, nihilizmin usta provokatörü Gombrowicz, yine hayatlarımızın derinliklerine nüfuz ediyor Pornografi'de. Bizi insanlığımızdan utandırıyor, çaresiz, eli kolu bağlı bırakıyor, alay ediyor bizimle.
Görünüşte hiçbir şeyin olmadığı, normal, sıradan, masum yaşamalrdaki olağanüstülüğü, başkalığı, suça ve cinayete doğallıkla varan isana ilişkilerini adım adım gösteren, felsefi şiir tadında bir roman Pornografi..

Kitabı okuyanlar 9 okur

  • Ömer aydemir
  • cnzs
  • Ceyhun
  • Recep esinti
  • Ayşegül Üldes
  • Mehmet Yeşildere
  • Tahayyülname
  • Suat Can Akçamuş
  • Neo Konstantin

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%50 (1)
7
%0
6
%50 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0