Portakal Ağacında Oturan KadınGioconda Belli

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.022
Gösterim
Adı:
Portakal Ağacında Oturan Kadın
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
328
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756304969
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Inhabited Woman
Çeviri:
Şebnem Sunar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akademi Yayınları
Adı tuhaf geliyor değil mi?
Doğrusu bize de önce tuhaf geldi. Ama biraz uğraşınca başka bir ad vermenin mümkün olmadığını ve o coşkulu hayatların böyle anlatılmasının uygun olduğunu anladık ve öylece bıraktık.
Portakal Ağacında Oturan Bir Kadın; bir kadın yazarın romanı. Kendi ve başka kadınların hayatıyla birlikte Amerikan'ın arka bahcesi saydığı tipik bir Ortaamerika ülkesinin tarihinin en önemli dönemini anlatıyor. Sözünü ettiğimiz ülke Nikaragua ve biz oradaki devrimi, 70'li yılların görkemli başkaldırısını; öncesi, acıları ve sevinçleriyle yıllar önce Ateş Altında filmi ile tanımıştık.
Şimdi bu romanla birlikte bir kez daha Nikaraguaya, Sandinistlerin önderlik ettiği devrime; kahramanları ve tüm halkın Amerikan işbirlikçisi rejime karşı mücadelesine dönüyoruz. Ama bu kez filmden ileriye geçiyor, devrim sonrasının kurucu çalışmalarına da gözatıyoruz.
Roman, gerçekten bir devrim romanı ama bir kadının gözüyle yazılmışlığıyla oldukça ayırt edici. Kadın yazar, Nikaragua ve diğer Ortaamerika toplumlarında özgürlük mücadelesinin içinde, ateşin ortasına kendini atmaktan sakınmayan kadınların ikinci cins olarak yaşadıkları sorunları ve buna karşı müücadelelerini, kadın aklı ve iradesini örgütleyişlerine de tanık ediyor bizi.
Soluk soluğa okuyacağınıza eminiz.
Bu güzel eserle yakın bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine tanıştım. Adı da ilginç gelmişti... Eserden bahsedeyim biraz: Lavinia genç,güzel ve eğitimli bir mimardır. Bir alışveriş merkezi projesi hazırlığındadır.İş yerinde Felipe ile tanışır. Bu gizemli, genç adama karşı duyduğu çekim en sonunda ikisini yakınlaştırır. Felipe gündüz mimarlık yapan, aslında cuntaya ve baskıya karşı kurulmuş olan bir örgüte üyedir. Yani mimarlık bir paravandır. Laviniaya gelecek olursak; ailesi sosyeteye mensup olan bu güzel kadın bir müddet sonra alışveriş merkezinin çok yakınında bulunan gecekondu mahallelerini ve varoşları tanır. Yoksullukları ve kenara itilmişlikleri içinde daha önce hiç duyumsamadığı duyguları filizlendirir. Sırtını Latin Amerika halklarının gerçeğine dönmez ve kendi sınıfından uzaklaşır, Onları sığ ve çıkarcı bulmaya başlar. Felipe onu yine de tehlikeye atmak istemez. Çünkü örgüte girmek ve kurallara uymak o kadar kolay değildir...
Beni eserde etkileyen şey şudur: yoksul ve ezilmiş insanın başkaldırması doğaldır. Ancak zengin ve üst tabaka mensubu, ülkeye yön veren büyük sermaye sahiplerinden birinin kızı olan Lavinia'nın haksızlıklar karşısında sınıfına sırt çevirmesi çok da rastlanan bir durum değildir.Lavinia eserde kadının rolünü sorgulamıştır.Neydik biz sahiden? Özgürlük diye yırtınırken özgür olmak için ne yapmıştık/yapıyorduk? Daha evde babasının/kardeşinin/akrabalarının/çevresinin/kocasının vs. sözünden çıkamayan, itaatkar bir kadının toplumsal olaylarda sergilediği duruş ne kadar cesur ve gerçekçi olabilirdi? Lavinia bunu sorgularken şunu anlar: kendi mücadelesi tüm kadınların mücadelesidir. Kendi özgürlüğü ülkesinin de özgürlüğüdür. Kitap okuyan, kültürlü, iyi bir eğitim almış olsa da bir kadın, eğer gerçekleri söyleyecek ve gerektiğinde kendini savunacak tavrı sergileyemiyorsa boşuna harcanmış bir zaman vardır sadece ortada. Portakal Ağacında Oturan Kadın, adaletsizliği, yoksulluğu, baskıyı sorgulatıyor evet... Ama bence önce kadının kendisiyle ve çelişkileriyle mücadelesini sorgulatıyor.
Çok güzel bir eserdi. Kafka'nın deyişiyle kolumdan tutup sarsan, içimdeki donmuş denize inen bir balta gibiydi bu kitap. Böyle eserleri sevenler ve kadının sosyolojik konumunu, mücadelesini anlamak isteyenler mutlaka okumalıdır... İyi okumalar...
Bu aralar güçlü devrimci kadın yazarlardan çok güzel kitaplar okuyorum. Gioconda Belli onlardan biri. Kendisi varlıklı bir ailede dünyaya gelmesine rağmen, gecekondu insanlarının, işçi sınıfının haklarını savunan eylemlerde bulunmuş. Portakal Ağacında Oturan Kadın'da onun hayatından kesitler sunan, yarı otobiyografik tarzda bir roman.
Genç ve güzel Lavinia bir alışveriş merkezinin projesi ile meşgulken hemen yanında bulunan gecekondu mahallesinde yaşayan insanlarla tanışır, onların hikayesinden çok etkilenir. Kısa bir zamandan sonra burada yaşayan insanların kenara itilmişliği onu çok etkilemeye başlar ve kendi sınıfından uzaklaşarak yoksul halka yanaşır. Onlar için mücadele etmeye başlar. Aynı zamanda Nikaragua ile birlikte diğer Ortay Amerika toplumlarının devrim mücadelesini de okuyoruz. Tavsiye ediyorum.
Roman olduğu kadar da feminist bir kitap. Sorguluyor sorgulatıyor kadın rolü ne, olduğu yaşandığı gibi mi yoksa değişmesi gereken başka şeyler de var mı? Bir şeylerin değişmesi gerektiğine inançları ve cesaretleri olan insanların okuması gereken bir eser. Tıpkı Lavinia gibi. O inanmak istiyordu hepsi bu ve adımını attı. Ara ara mantığının ve kalbinin arasında takılan bir kadın da göreceksiniz ve kalbinin seçtiği yoldan gittiğini de. Bu yüzden hayatımızdan yaşama yön veren kararlarımızdan biz sorumluyuz ve bu hafife alınmamalıdır.Kitabı okumaya karar veren arkadaşlara tavsiyem ara vermeden okumaya bakın, ara verince bütün kitaplar sihrini kaybeder.
"Geriye sadece iki seçenek kalıyor anne." Ayağa kalktım. "Ya onları lanetlemek ya da onlarla savaşmak. Gitmeliyim; ama sadece Yarince'den ötürü değil. Ok ve yay kullanabiliyorum. İçinde yaşadığımız günlerin aldatıcı barışına, olacak şeyleri beklemeye daha fazla dayanamıyorum. Gitmemin benim kaderim olduğunu içimin derinliklerinde duyuyorum."
"Sanki hiç kimsenin bulunmadığı bir ülkedeyim." diyerek devam etti Lavinia. "Artık kendimi tanıyamıyorum."
"Bu konuyu Felipe'le konuşuyor musun?
"Son zamanlarda birbirimizi neredeyse hiç görmedik. Akşamları gelir diye onu bekliyorum. Bu arada kendimi hiç de mutlu hissetmiyorum.
Flor güldü.
"Belki de sadece meşguldür."
"Başka bir deyişle" dedi Lavinia, "erkek ister gerilla olsun ister buzdolabı satsın, kadının rolü onu beklemek mi yani?"
"Böyle olması gerekmiyor." diyerek karşılık verdi Flor ve gülümsedi, "bu, kadın olarak kendi yaşamın için neye karar vermiş olduğuna bağlı."
"Temelde işe bütünüyle kendi isyanınla başlayıp başlamamış olman bir şey değiştirmiyor. Birçoklarında ilk adım budur... Görmezlikten gelmek istedikçe şiddet seni arayıp buluyor. Burada hepimizin içinde, adeta ulusal bir pay gibi şiddet var. Ve insan karşı koymazsa bundan da payını alıyor... Ve bu noktada bilinçli olmanın öyküsü başlıyor. Çünkü başkalarının şiddetten pay almasına izin verildiğinde ister istemez karmaşık durumlarla karşı karşıya kalınıyor."
"...kimi zaman bu kadar cesur olmanızdan dolayı sizden nefret ediyorum. Ama sonra yeniden sizin gibi olmak istiyorum. Kendi isyanım olarak düşündüğüm şey bana gülünç geliyor. Kim olduğunuza,nereye gittiğinize o kadar kararlı görünüyorsunuz ki... Bu işe bulaştırılmaktan korkuyorum.Bu bana göre değil. Ben sizinle aynı hamurdan değilim."
Ümitsizliğin verdiği olağanüstü güçle birlikte yaşamında ilk defa olmak üzere bunu istiyor, Felipe'yi içinde tutmayı, Felipe'in içinde çiçeklenmesini, kanında çoğalmasını arzu ediyordu.
Tozlu caddeleriyle baraka semtinin önünden geçip giderken bakışlarını ufuktaki yüce bulutlara ve deniz kıyısındaki volkan silsilelerine doğru kaldırmak... Kaç insan sanki tüm bunlardan haberi yokmuşcasına kendisine karşı böyle davranıyor ve eşitsizliği yaşamın ezeli kanunu olarak görüyordu?
Her ay
her yıl
her gün
her rüzgar
geliyor ve gidiyor
Ve kanı canı olan her şey
kendi huzurunu bulacağı yere erişiyor.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Portakal Ağacında Oturan Kadın
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
328
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756304969
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Inhabited Woman
Çeviri:
Şebnem Sunar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akademi Yayınları
Adı tuhaf geliyor değil mi?
Doğrusu bize de önce tuhaf geldi. Ama biraz uğraşınca başka bir ad vermenin mümkün olmadığını ve o coşkulu hayatların böyle anlatılmasının uygun olduğunu anladık ve öylece bıraktık.
Portakal Ağacında Oturan Bir Kadın; bir kadın yazarın romanı. Kendi ve başka kadınların hayatıyla birlikte Amerikan'ın arka bahcesi saydığı tipik bir Ortaamerika ülkesinin tarihinin en önemli dönemini anlatıyor. Sözünü ettiğimiz ülke Nikaragua ve biz oradaki devrimi, 70'li yılların görkemli başkaldırısını; öncesi, acıları ve sevinçleriyle yıllar önce Ateş Altında filmi ile tanımıştık.
Şimdi bu romanla birlikte bir kez daha Nikaraguaya, Sandinistlerin önderlik ettiği devrime; kahramanları ve tüm halkın Amerikan işbirlikçisi rejime karşı mücadelesine dönüyoruz. Ama bu kez filmden ileriye geçiyor, devrim sonrasının kurucu çalışmalarına da gözatıyoruz.
Roman, gerçekten bir devrim romanı ama bir kadının gözüyle yazılmışlığıyla oldukça ayırt edici. Kadın yazar, Nikaragua ve diğer Ortaamerika toplumlarında özgürlük mücadelesinin içinde, ateşin ortasına kendini atmaktan sakınmayan kadınların ikinci cins olarak yaşadıkları sorunları ve buna karşı müücadelelerini, kadın aklı ve iradesini örgütleyişlerine de tanık ediyor bizi.
Soluk soluğa okuyacağınıza eminiz.

Kitabı okuyanlar 28 okur

  • Ecem İspir
  • Snmtnç62
  • lavinia
  • daral_1988
  • Tuğba Ekin
  • selin tarhan
  • Öznur Toğrul
  • Ceren Filizfidan
  • Mukadder serin
  • Peleseywanok

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.8 (5)
9
%16.7 (3)
8
%44.4 (8)
7
%11.1 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0