Portakal Ağacında Oturan Kadın

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.073
Gösterim
Adı:
Portakal Ağacında Oturan Kadın
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
328
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756304969
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Inhabited Woman
Çeviri:
Şebnem Sunar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akademi Yayınları
Adı tuhaf geliyor değil mi?
Doğrusu bize de önce tuhaf geldi. Ama biraz uğraşınca başka bir ad vermenin mümkün olmadığını ve o coşkulu hayatların böyle anlatılmasının uygun olduğunu anladık ve öylece bıraktık.
Portakal Ağacında Oturan Bir Kadın; bir kadın yazarın romanı. Kendi ve başka kadınların hayatıyla birlikte Amerikan'ın arka bahcesi saydığı tipik bir Ortaamerika ülkesinin tarihinin en önemli dönemini anlatıyor. Sözünü ettiğimiz ülke Nikaragua ve biz oradaki devrimi, 70'li yılların görkemli başkaldırısını; öncesi, acıları ve sevinçleriyle yıllar önce Ateş Altında filmi ile tanımıştık.
Şimdi bu romanla birlikte bir kez daha Nikaraguaya, Sandinistlerin önderlik ettiği devrime; kahramanları ve tüm halkın Amerikan işbirlikçisi rejime karşı mücadelesine dönüyoruz. Ama bu kez filmden ileriye geçiyor, devrim sonrasının kurucu çalışmalarına da gözatıyoruz.
Roman, gerçekten bir devrim romanı ama bir kadının gözüyle yazılmışlığıyla oldukça ayırt edici. Kadın yazar, Nikaragua ve diğer Ortaamerika toplumlarında özgürlük mücadelesinin içinde, ateşin ortasına kendini atmaktan sakınmayan kadınların ikinci cins olarak yaşadıkları sorunları ve buna karşı müücadelelerini, kadın aklı ve iradesini örgütleyişlerine de tanık ediyor bizi.
Soluk soluğa okuyacağınıza eminiz.
Bu aralar güçlü devrimci kadın yazarlardan çok güzel kitaplar okuyorum. Gioconda Belli onlardan biri. Kendisi varlıklı bir ailede dünyaya gelmesine rağmen, gecekondu insanlarının, işçi sınıfının haklarını savunan eylemlerde bulunmuş. Portakal Ağacında Oturan Kadın'da onun hayatından kesitler sunan, yarı otobiyografik tarzda bir roman.
Genç ve güzel Lavinia bir alışveriş merkezinin projesi ile meşgulken hemen yanında bulunan gecekondu mahallesinde yaşayan insanlarla tanışır, onların hikayesinden çok etkilenir. Kısa bir zamandan sonra burada yaşayan insanların kenara itilmişliği onu çok etkilemeye başlar ve kendi sınıfından uzaklaşarak yoksul halka yanaşır. Onlar için mücadele etmeye başlar. Aynı zamanda Nikaragua ile birlikte diğer Ortay Amerika toplumlarının devrim mücadelesini de okuyoruz. Tavsiye ediyorum.
Roman olduğu kadar da feminist bir kitap. Sorguluyor sorgulatıyor kadın rolü ne, olduğu yaşandığı gibi mi yoksa değişmesi gereken başka şeyler de var mı? Bir şeylerin değişmesi gerektiğine inançları ve cesaretleri olan insanların okuması gereken bir eser. Tıpkı Lavinia gibi. O inanmak istiyordu hepsi bu ve adımını attı. Ara ara mantığının ve kalbinin arasında takılan bir kadın da göreceksiniz ve kalbinin seçtiği yoldan gittiğini de. Bu yüzden hayatımızdan yaşama yön veren kararlarımızdan biz sorumluyuz ve bu hafife alınmamalıdır.Kitabı okumaya karar veren arkadaşlara tavsiyem ara vermeden okumaya bakın, ara verince bütün kitaplar sihrini kaybeder.
Her ay
her yıl
her gün
her rüzgar
geliyor ve gidiyor
Ve kanı canı olan her şey
kendi huzurunu bulacağı yere erişiyor.
İspanyollar, bizi uygarlaştırmaları ve barbarlıktan kurtarmaları gerektiğini düşünüyorlardı. Ancak barbarlıkla bizi boyundurukları altına alıp halkımızı katlettiler. Birkaç yıl içinde kutsal bayramlarımızın tarihinde olduğundan daha fazla insan katliamına neden oldular.

Bu topraklar yoğun nüfusluydu. Buna karşın yaşamımın yirmi beş yılından sonra tek bir insan bile kalmadı. Onları büyük gemilerle Lima adını verdikleri büyük bir kenti kurmaya gönderdiler; onları öldürdüler, köpeklere parçalattılar, ağaçlara astılar, başlarını kestiler, vurdular, vaftiz ettiler, kadınlarımıza fahişelik yaptırdılar.

Bize, bizim tarihimizi ve köklerimizi tanımayan, kendisine tapınmamızı isteyen bir Tanrı getirdiler. O güzel şeylerden geriye ne kaldı? Kendime bunu soruyorum.

İnsanlar hala kaçıyor. Kana susamış hükümdarlar var. Et parçalamaya ve savaşa devam edilecek.

Bu, bizden geriye kalan tek şey Yarince: Direniş.
Sanki ölümle tanışıyormuş gibi, diye düşündü Lavinia ve dikkatle bu karmaşık, ince aletlere baktı. Başka insanları bu dünyadan göndermek üzere bu aletleri imal eden insanın aklından neler geçtiğini kavrayamadan izliyordu; bundan başka bir şey üretmeyen dev fabrikalar vardı. Tüfeklerden, mermiler, tanklardan, toplardan başka bir şey... Sadece karşılıklı olarak birbirlerine zarar vermek için. Bu, dünyanın kurulduğu günden bu yana böyle gelmişti. Başka birinden bir şeyler çalan, bir diğerini izleyen, ona karşı da kendini koruyan insan. Tüm bunlar egemenlik kurma ve sahiplenme dürüstünden, benin, senin kavgasından kaynaklanıyordu...
Kadınlar tek başına çalışmayı, tek başına savaşmayı, tek başına ölmeyi beceremeyen erkeklerin ancak onlara gereksinimleri olunca tarihe geçerlerdi. Her ne kadar bunu ölürken kavrasalarda sonuç olarak kadınlara gereksinimleri vardı işte.
Önemli olan Felipe'nin bu ülkedeki şiddetin, ayyaşlarla dolu sefil meyhaneleriyle, çöp yığınlarının yanındaki barakalarla, kenar mahallerin, suçların, gece gözaltılarının, sokaklarda devriye gezen ciplerin, kaslı askerlerin, sert kapalı suratlarının, korkunç savaş naralarıyla elit gurupların, kastların, Büyük General'in hanedanının şiddetinin bir kurbanı oluşuydu: Lavinia öfkesini, bütün kızgınlığını bunlara yöneltmeliydi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Portakal Ağacında Oturan Kadın
Baskı tarihi:
2000
Sayfa sayısı:
328
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789756304969
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Inhabited Woman
Çeviri:
Şebnem Sunar
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akademi Yayınları
Adı tuhaf geliyor değil mi?
Doğrusu bize de önce tuhaf geldi. Ama biraz uğraşınca başka bir ad vermenin mümkün olmadığını ve o coşkulu hayatların böyle anlatılmasının uygun olduğunu anladık ve öylece bıraktık.
Portakal Ağacında Oturan Bir Kadın; bir kadın yazarın romanı. Kendi ve başka kadınların hayatıyla birlikte Amerikan'ın arka bahcesi saydığı tipik bir Ortaamerika ülkesinin tarihinin en önemli dönemini anlatıyor. Sözünü ettiğimiz ülke Nikaragua ve biz oradaki devrimi, 70'li yılların görkemli başkaldırısını; öncesi, acıları ve sevinçleriyle yıllar önce Ateş Altında filmi ile tanımıştık.
Şimdi bu romanla birlikte bir kez daha Nikaraguaya, Sandinistlerin önderlik ettiği devrime; kahramanları ve tüm halkın Amerikan işbirlikçisi rejime karşı mücadelesine dönüyoruz. Ama bu kez filmden ileriye geçiyor, devrim sonrasının kurucu çalışmalarına da gözatıyoruz.
Roman, gerçekten bir devrim romanı ama bir kadının gözüyle yazılmışlığıyla oldukça ayırt edici. Kadın yazar, Nikaragua ve diğer Ortaamerika toplumlarında özgürlük mücadelesinin içinde, ateşin ortasına kendini atmaktan sakınmayan kadınların ikinci cins olarak yaşadıkları sorunları ve buna karşı müücadelelerini, kadın aklı ve iradesini örgütleyişlerine de tanık ediyor bizi.
Soluk soluğa okuyacağınıza eminiz.

Kitabı okuyanlar 29 okur

  • Semra Gökhan
  • Ecem İspir
  • Snmtnç62
  • lavinia
  • daral_1988
  • Tuğba Ekin
  • selin tarhan
  • Öznur Toğrul
  • Ceren Filizfidan
  • Mukadder serin

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.8 (5)
9
%16.7 (3)
8
%44.4 (8)
7
%11.1 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0