Adı:
Pratik Aklın Eleştirisi
Baskı tarihi:
30 Aralık 2000
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757748076
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Kritik der praktischen Vernunft
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye Felsefe Kurumu
Baskılar:
Pratik Aklın Eleştirisi
Pratik Usun Eleştirisi
Pratik Usun Eleştirisi
Kant'ın üç Eleştirisinden ve Etikle ilgili iki ana yapıtından biri olan Pratik Aklın Eleştirisinin bu çevirisi, ilk defa 1980'de yayımlanmıştı. Çoktan tükenmiş olan bu çevirinin üçüncü baskısını, etik sorunların ülkemizde ve dünyada gündemde olduğu ve bu sorunlara kültürel yaklaşımların yaygınlık kazandığı bir zamanda okurlarımıza sunmaktan, böylece de insanı, temel alan ve insan olan herkese seslenen bir Etik örneğini vermekten mutluyuz. 
(Tanıtım Bülteninden)
224 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Tam bir Kant ahlakı...Okuduktan sonra gaza gelip tüm ödevlerimi yaptım.Hitlerin faşizminin iç yüzünü yani pozitivizmin acı gerçeğini kavradım ve güzel beyin fırtınaları yaptım.Kişilerin ruh hallerine çözümlemelerinin ek maddelerle desteklenmesi daha doyurucu olmuş.Tebrikler Kant!
224 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
Pek çok kez “Kantçılık” dendiğinde araya girip itiraz etsem de yalnızca Kant'a has bir şekilde istemeden de olsa kabul etmek zorunda olduğum bir öğretinin kendisinden söz ediyorum: Kantçılık! Birikimli, birbirinden beslenen veya birbirini yerle bir ederek ilerleyen disiplinlerin ruhuna aykırı olsa da, Kant’ın öğretileri bir okul, bir ekol bazında değerlendirilmeyi hak eden cinsten. Böyle söylerken sadece Kant'ın ayak izlerine basarak yürümeyi ilke edinenleri delil göstermiyorum. Schmid, Beck, Schulze gibi. Ya da Hegel, Fichte, Schelling gibi eleştirmeye yeltenip hakikati Kantçılıkta bulanlar da delil sayılmaz. Fakat Cassier gibi (pek tabi Liebmann, Cohen de cabası) isimlerin çağdaş düşünceyle bağdaştırmak için Kant'ı yine Kant'tan referansla yorumlama çabaları tam da Kantçılık öğretisini ispata yetiyor. Çok da uğraşmadan, 18. yüzyıldan beridir birçok başka öğreti de yine Kant'ın işaret parmağını takip ederek var etti kendisini.

Yine de Kant'ın merhalesini oluşturan meşhur olguculuk konusu varlık gibi zor bir alanla temas edince Kant için söylenecek sözler de hayret verici olabiliyor. Alman idealizminin kurucu babası olan Kant'ı bir çırpıda, birkaç izahla açıklamak mümkün olmadığı gibi bu incelemenin de haddine değildir. Beni aşan bir durumdur. Sadece onun uzun felsefî düşünün bir dönemini dünyanın kökenini anlamak ve açıklamak olduğunu, dolayısıyla Newton, Leibniz gibi sağlam isimlerin teorilerini tanımaya çalışmanın oluşturduğunu; diğer dönemlerinin de farklı periyodlarda eleştiri ahlâkını ve siyasal felsefeye dair uğraşları kapsadığını söylemek yetecektir. Dolayısıyla bu kitabın tek başına bir Kant profili çizmesini beklemek kolaycılık olur. Yine de sadece bir ayağının bu kitapta olacağı Kant öğretisinin genel muhtevası üzerinde konuşma cüretini üstlenmeyi deneyeceğim.

Eleştirinin Kant için önemi en az usa verdiği kıymet kadar derindir. Bir mevzuyu eline alacaksa Kant, onu evire çevire inceleyecek, kendisine göre en makbul sonucu buluncaya kadar çelişkileriyle kelime bazlı oyunlar oynamaya devam edecek. Buradaki oyun, bilimsel metotlara içkin bir oyundur. Çok değil, henüz kariyerinin ilk basamaklarını Leibniz-Wolf sınırında, onları eleştirerek kendi gözünden yorumlamaya başlayan Kant için felsefe, bilginin malzeme olduğu bir uğraştır. Bilginin hükümranlık ettiği bir bilim alanını Hume'suz geçmek Kant için de mümkün olmayan bir durumdur. Hume, Kant’ uykusundan uyandıran kişidir. Duyular ve önsel olarak kavranan iki bilgi alanı mesele olduğunda Kant'ta Hume izleri bulmak çok daha kolay olsa da bütün bilgilerin kaynağını deneyler olarak gösteren Kant (bu ana kadar yine Hume'cudur) buna rağmen deneyin bilginin kaynağı olmak zorunda olmayışını ilan ederek yol ayrımını nazik, edep ve uygun şekilde başarmıştır. Kitap da bu noktada us üzerinde bütün bu yaklaşımların nasıl cereyan ettiğini hakkıyla işlemeye adamış kendisini.

Ide'lerden söz ederken işte bu durumu netleştirir Kant. Duyumsanamayan, duyularla algılanamayan fakat düşünülen, gerçekötesi kavramlar onun için ide sayılır ve ide'ler için salt bir usun çabası yetersiz olan, sonuçsuz ve zaten çabalansa da netice alınamayacak konulardır. Düşüncenin deneyselliğe galip geldiği alanlardır bunlar. Antinomi şeylerdir. Hatta, tarih dediğimiz süreç bu ide'lerden kaynaklanan sürecin kendisidir, der Kant. Hayret vericidir çünkü tarihin tekerrürden ibaret olduğuna inanan bizler için pratik usun kendisine yönelik devrim niteliğinde bir iddiadır bu. Tarih, ide’lerden doğar ve önsel tarih bilgisi de yoktur.
Hal böyle olunca pratik usu eleştirmek öyle çalakalem yapılacak bir iş olmaktan çıkıyor. Temellenmeyen, usun süzgecinden geçmeyen veya idealist felsefeden uzak olmayan görüşler de tasfiye olmuş oluyor. Geriye Klasik Batı düşüncesine önayak olan Kant’ın altmış dört yaşında yazdığı bu metin kalıyor ki, okumadan önce kavramlara ve manalara karşı aklı saf, sorgulayan ve kurcalayan olarak hazırda tutmamız gerekiyor.
176 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
Bir gün biri bana Kant için gelecekte şiirsel bir eylemde bulunacaksın deseydi eğer, muhtemelen ona geceleyin muhtelif bölgelerin açıkta kalmış derdim. Gün bugün olduğunda ise alt alta mısralar yazmanın, konu felsefe olunca biraz kasıntı bir inceleme yazmadan yeğ olacağını düşündüm. Bilenler bilir, Kant sabahtan akşama ahlaktan ve yasadan bahseden bir zat-ı muhteremdir. Gerek içimizde doğuştan vuku bulmuş olan tanrısal bilgiyi çevreleyen ahlâk, gerekse istemelerimizi ödevler yoluyla baskı altına alacak olan yapay ahlâk yasası Kant'ın besmelesidir. Buna da özgürlük demesini bir akıl kurnazlığından başkaca bir şey olarak görmüyorum. Kant, çok fazla mutluluktan bahseder, aldanmayın merhuma, konuşması sonlandığında sizi mutsuz eder. Mesela "Ebedi Barış üzerine felsefî deneme"sinde şu sözleri zikretmiştir: "Kanun koyucunun ortak iradeye dayanarak hukuki bir yönetim biçimi kurma işini, bir vahşi sürüsünden meydana getirdiği bir millete bırakacak kadar ahlâklı davranmasını pek bekleyemeyiz." O kadar övdüğü ahlâkın gayesi açıktır. Çağ büyüğümüz Slavoj Žižek'in konu ile ilgili tespiti yerindedir: "Demokraside, kendi eylemlerim, çoğunluğun iradesini hayata geçiren meşru eylemler olarak 'gizlenir'." Sözü Alain Badiou'ya bırakarak şiirimi okuyorum: "Parlamenter toplumlarda siyasetin hukuk temasına teslim edilmesi... felsefeciyi sofistten ayırt etmenin imkansız hale gelmesine yol açar. Tersinden bakıldığında, bürokratik toplumlarda, felsefeciyi memurdan ya da polisten ayırmak imkansızdır. SON KERTEDE, FELSEFE GENELDE TİRANIN SON SÖZÜNDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR."

En yüksek iyi'ye giderken ben;
İlahi buyruklar peşinde yürürken akıl
Takmış koluna kaşları çatık bir ahlâk
En büyük erdem mutluluğu idam etmekmiş
Kuşatmış vicdanımızı yasalar Tanrı'nın krallığında
Ve adına özgürlük denmiş tasması kutsanmış yaşamın
Yaşamak uğruna yaşama nedenlerini yitirme derken Juvenalis,
Akragas'ın tiranı olmuş herkes
Bir pirinç içinde birbirini yakarken
Maksimler bile sarhoş olmuş
Yobazlıkta açmışsa gözlerini bilge,
Bilgi bile zehirli olur, bilmez misin?
Ruhların ölümsüzlüğünü istemek
Elbette hakkımız, söke söke alırız lakin
Üç teorik kavramı öldürüp atmışlar koyutlamaların kuytusuna
Özgürlük, ölümsüzlük ve tanrı
Olmasını istediğim için oluverdi gayya kuyusu,
yoksa her şey bir zamanlar Mamak çöplüğü
Eksik olmasın: "Üzerimdeki yıldızlı gök ve içimdeki ahlak yasası"
Soysuz ve bozucu itilimlere kırbaç gerek
Mutlu rastlantılara ise sonrasız zaman
Mutluluğu değil mutlu olmanın umudunu veriyorsa biri, kaç oradan
Kendi kendime yeter olma olanağının bilinci, benim biricik özgürlüğüm
Ben-sevgisi karışmış ise zemzem suyuna
Nerede kaldı diğerkam esenlik
Aklı, duyularüstüne taht kurmuş olana kurban eden Kant
Bilesin
İçimizdeki yargıç o kadar özgür değil.

Bu kendinden emin ama ne idiğü belirsiz incelemeyi, Kant'ın kendi sözleri ile sonlandırıyorum. "Ahlak geliştirilmesi ve işlenmesi sonsuz yararlar vaadeden insanın doğal yapısının en soylu özelliği ile başladı ve yobazlıkta ya da boş inançlarda son buldu."
Ahlâk, geliştirilmesi ve işlenmesi sonsuz yararlar vaadeden insanın doğal yapısının en soylu özelliğiyle başladı ve —yobazlıkta ya da boş inançlarda son buldu,
Üzerinde düşündükçe iki şey, insan ruhunu hep yeni ve gittikçe artan bir hayranlık ve saygıyla dolduruyor: Üstümdeki yıldızlı gökyüzü ve içimdeki ahlak yasası.
En genel anlamıyla yobazlık , insan aklının sınırlarının ilkelere göre girişilen bir aşılmasıysa; ahlâksal yobazlık , saf pratik aklın insanlığa koyduğu sınırların aşılmasıdır. Bu sınırlarla saf pratik akıl, ödeve uygun eylemlerin öznel belirlenme nedenini, yani bu eylemlerin ahlâksal güdüsünü, yasanın kendisinden başka bir yere koymayı ve bu yolla, maksimlere getirilen niyeti bu yasaya saygıdan başka bir yere yerleştirmeyi yasaklar; böylece de hem her türlü kendini beğenmişliği , hem de boş öz-sevgisini yerle bir eden ödev düşüncesini, insandaki her türlü ahlâklılığın en yüksek yasam ilkesi haline getirmeyi buyurur.
Saygı öyle bir ödenektir ki,istesek de istemesek de ,onu ödememezlik edemeyiz;yapabileceğimiz şey,en fazla bu saygıyı açıkça göstermemektir,ama onu içimizde duymaktan kaçınamayız.
Immanuel Kant
Sayfa 85 - Türkiye Felsefe kurumu

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Pratik Aklın Eleştirisi
Baskı tarihi:
30 Aralık 2000
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757748076
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Kritik der praktischen Vernunft
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye Felsefe Kurumu
Baskılar:
Pratik Aklın Eleştirisi
Pratik Usun Eleştirisi
Pratik Usun Eleştirisi
Kant'ın üç Eleştirisinden ve Etikle ilgili iki ana yapıtından biri olan Pratik Aklın Eleştirisinin bu çevirisi, ilk defa 1980'de yayımlanmıştı. Çoktan tükenmiş olan bu çevirinin üçüncü baskısını, etik sorunların ülkemizde ve dünyada gündemde olduğu ve bu sorunlara kültürel yaklaşımların yaygınlık kazandığı bir zamanda okurlarımıza sunmaktan, böylece de insanı, temel alan ve insan olan herkese seslenen bir Etik örneğini vermekten mutluyuz. 
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 99 okur

  • klon
  • Kürşat Maral
  • Merdümgiriz
  • Hakikat Avcısı
  • Esther. Sema
  • Odessa
  • Zeynel
  • Aynalı Baba
  • gülben durmaz
  • Sedat Altuner

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%23.8
25-34 Yaş
%38.1
35-44 Yaş
%33.3
45-54 Yaş
%4.8
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%34.2
Erkek
%65.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%20.8 (5)
9
%4.2 (1)
8
%25 (6)
7
%8.3 (2)
6
%4.2 (1)
5
%4.2 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0