Geri Bildirim

Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin RuhuMax Weber

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.288
Gösterim
Adı:
Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu
Yazar:
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
150
ISBN:
6054099580
Çeviri:
Gülistan Solmaz
Yayınevi:
Alter Yayıncılık
Max Weber (1864-1920), Alman düşünür, sosyolog ve ekonomi politik uzmanı.Modern antipozitivistik sosyoloji incelemesinin babası olduğu düşünülür.Sosyolojiyi metodolojik olgunluğa ulaştırılmıştır.Marx’ın sınıf temellli çözümlemelerinin yerine statü kavramını getirmiştir.

Almanya’nın Erfurt kentinde doğmuştur.Sir max Weber’in yedi çocuğunun en büyüğüdür.Babası liberal politikacı, annesi helene Fallenstein ise protestandı.Max Weber, kardeşi Alfred gibi sosyolog ve ekonomisttir.
1882’de Heidelberg Üniversitesi’ne Hukuk öğrencisi olarak girdi.Aralıklarla, Strasbourg’da Alman ordusuna hizmet verdi.1884 Sonbaharında, Berlin Üniversitesi’ne çalışmak için girdi.Bir ara, stajer avukatlık yaptı.Berlin Üniversitesine doçent olarak girdi.Meslek birliğinin sınavını kazandı.1880’ler boyunca tarih dersleri almaya devam etti.1889 yılında “ Ortaçağ İşletme Organizasyonları Tarihi” isimli doktora tezini verdi.İki yıl sonra “Roma Tarım Tarihinin Özel vew Halk Hukukundaki Önemi” adlı makalesini tamamladı.Artık bir profesör olması için önünde bir engel kalmamşıtı.Doktora tezi sonrasında, ilgisi çağının sosyal politikalrına kaydı.Siyasete ilgisi devam ediyordu ve sol görüşlü Protestan Sosyal Kongresi’ne katıldı.1883’de, kuzeni ve geleceğin feminist yazarı olan Marianne Schnitger ile evlendi.1894’de Freiburg Üniversitesi’ne Ekonomi profesörü olarak atandı.1920 yılında Haziran’ın 14’ünde zatürre’den öldü.
Var olan bu düzenin nasıl ortaya çıktığını, sebebinin ne olduğunu, gerçekçi analizlerle ortaya koyan muhteşem bir eser!
İlk okuyuşumda beni hayretlere düşüren, zihin dünyamı sarsan ve bana bir pencere daha açan oldukça kıymetli bir eser..
Kitapin içeriğinde kapitalizm ile ilgili, çok şey beklerseniz hayal kirikliğina ugrarsiniz. Max Weber daha çok protestan ahlakininin köklerine inmeye çalişmiş, pürüterizm, kalvinizm, lüteryenizm ve baptizm ile ilgili çok detayli bilgi bulabileceğiniz bir kitap, dolaysiyla Din bilimleriyle ilgileniyorsaniz okumanizi tavsiye ederim...

Benzer kitaplar

Avrupa'da görülen reform hareketlerinin kapitalizmin kuruluşundaki rolünü inceleyen , etkileydi saptamaların yer aldığı bir eser. Çeviri başarısız ve fazla tekrar var ancak yine de Protestanlık sonucu kilisenin şekil değiştirmesi ve bu bağlamda ortaya çıkan yeni ve modern ahlak anlayışının günümüz baskın ekonomik sistemi üzerine nasıl sirayet ettiği gayet başarılı bir şekilde anlatılmış...
Protestan inanışta özellikle kalvinizm de katı bir kadercilik hakimdir. Kişilerin yazgısında kurtuluşa mı ereceği, kafir mi olacağı yazılmıştır ve bunu değiştirmek için yapabileceği hiç bir şey yoktur. Sadece kişi eylemlerinde dünya üzerinde tanrının şanını yüceltip yüceltemeyeceğinin delillerini görebilir. Böylece bitmek bilmeden çalışan, boş durmayı, tembelliği hakir gören insan tanrı şanı adına elde ettiği dünyalık mal, makam sayesinde kurtuluşa erdiğinden emin olur. Mal heva heves için kazanılmamıştır bu da katı bir tutumluluk neticesinde sermayenin durmadan birikmesine yol açar. Katolik mistizmine karşılık protestanlık akılcıdır.dünya hayatından el etek çekmeyi büyük günah olarak nitelendirir, doğru yatırımlar, girişimcilik, emek, bilimsel buluşların desteklenmesi, tasarruf feodal toplum yapısında kökten değişikliklere neden olur ve böylece kapitalist toplumun çekirdeği oluşmuştur. Max weber kitapta bütün kötülüklerin anası kapitalizm mitini yıkmaya çalışarak kötülüğün başlangıcının kapitalizm olamayacağını, tam tersi kapitalizmin yeni ve pek çok açıdan daha yüksek iş ahlakına sahip, çalışkan, tutumlu yeni bir sınıf üzerinden geliştiğini açıklamaya çalışıyor. Belli açılardan bu haklılık payı yüksek bir iddia. Fakat bu eylemlerinin doğruluğundan son derece emin (nasıl olsa tanrı şanını dünyada yaymak için uğraşıyorlar) sınıfın eylemlerinin amaçlandığı kadar ahlaki olup olmadığı ise tartışılması gereken konu. 7 yaşında çocukları günde 12 saatten fazla ağır sanayide çalıştıran, 2 yaşında çocukları işçi yapan düzen bu sınıfın emeğe yaklaşımının sadece küçük bir sonucu. Kitapta protestanların katı sömürgecilik karşıtı olduğu savı da tutarlılıktan uzak. Tıpkı kapitalizmi oluşturan ana sermayenin sadece çalışkan, dürüst girişimcilerden kaynaklı olduğu savı gibi . yinede kapitalizmin doğası üzerine düşünmek için çok güzel bir kitaptı.iyi okumalar
Tarih : 02.04.2017 içindeki not ise ;sevgili arslan , hayat bir maraton ve hep yolda olmak gerek... sevgili arkadasım Mehmet Kızılırmak böyle yazmış. Kötü zamanlarıma nazaran mı yoksa gerçekten böyle olduğunu düşündüğü için mi bunu yazmış merak içerisindeyim. Okuduktan sonra tabikide harekete geçtim:) felsefik sorularıma bi nebze de olsa cevap buldum sayesinde..
Kapitalizmin neden batıda geliştiği ve protestan-katolik ayrımının ekonomik yönlerini anlamak açısından oldukça akademik bir eser olduğunu düşünüyorum. Zira yazmış olduğu eserin sosyal biliminden uzak olmam sebebiyle anlamakta oldukça sıkıntı çekmiş biriyim ..
Toplumsal açıdan birçok doğru tespitin yer aldığı kitap, Kapitalizmin kökenine inip, din ile bağlantısını inceliyor. Bu sürecin Avrupa toplumunda ne gibi değişimlere sebep olduğunun yanında var olan düzeni anlamak açısından da bir önemli bir kitap. Kitap sosyolojik ve toplumsal açıdan önemli fikirlere sahip. Okuduğunuzda size çok şey katacak bir kitap.
Alıntı incelemesi:

Kazanmak insan yaşamının amacıdır, maddi yaşamın ihtiyaçlarını karşılayacak araç değildir.

#Analiz : İnsanevladı hilkatı gereği sahip olduğu özçıkar (self-interest) duygusundan dolayı kazanmayı - Max Weber'in tespitine tezaten- maddi yaşama yönelik bir araç olarak görür. İste zenginliğin modern dünya kölelerine küsmesinin altında yatan temel sebep.
Weber’in “işgücünün akılcı yapılanması” kavramıyla sıklıkla bahsettiği konunun aslında Batı’ya has veya Batı dışındaki dünyanın bihaber olduğunu belirttiği kapitalist üretim sisteminden başka bir kavram olmadığı görülüyor. Bununla beraber bu çalışmanın, yazarın hem iddialı, hem de tarifinin oldukça zor olduğunu belirttiği “kapitalizmin ruhu” ifadesi etrafında vücut bulduğu anlaşılıyor.

Yazarın, kapitalizmi veya “kapitalist ekonomik eylemi” harekete geçirenin temel güdünün ne olabileceğini tartışırken önemini vurguladığı kavramın adıdır: “kapitalizmin ruhu”… Çalışmada temellendirmeye çalıştığı kavramın, alışılagelmiş olabilecek anlayışa göre, aslında doymak bilmeyen bir kar hırsı olmadığı görülüyor. Hatta yazar, bu tarz bir güdülenimin akılcı olamayacağını da tespit etmeye çalışmıştır. Kapitalizmin tamamen yatırım ve serbest girişim özgürlüğünün doğal ve kaçınılmaz bir sonucu olamayacağı da belirtilmiştir. Öte yandan yazar, ekonomisi gelişmiş bölgelerin aynı zamanda kilise de gerçekleşen bir devrim açışından da özellikle avantajlı olduğunu bir soruyla tespit etmiştir. Devamında çağdaş anlamda kapitalizme, Avrupa’da doğmuş olan Protestan mezheplerinin toplumsal tabakalaşmada yol açtığı sarsıntının sebep olması gerektiğini vurgulamış ve bu sonuca ulaşmış gibi görünmektedir. Doğal olarak bu çalışmanın bir kısmı karmaşık Protestan mezhepleri hakkında bir incelemeyi de içermek zorundaydı.   

Yazarın, kapitalizmin ruhunun ne olabileceğini anlatmaya girişirken öncelikle ne olamayacağından daha fazla bahsetmesi tarifinin zor olmasından kaynaklanmış gibi görünmektedir. Öte yandan kavramı somutlaştırmak adına şuna benzer ifadeler kullanılmıştır: 

“Sahip olma, kazanç, kar ve mümkün olan en fazla parayı elde etmeye çalışma güdüsünün kendi başına kapitalizmle hiçbir ilintisi yoktur. ...ki bu onun ruhu hiç değildir. Hatta kapitalizm belki de bu mantıksız güdünün sınırlanmasıyla ya da en azından dengelenmesiyle eşdeğer olabilir. Ancak kapitalizm, devamlılığı olan, akılcı kapitalist bir teşebbüs açısından kar -sürekli yenilenen bir kar- elde etme çabasıyla özdeştir.” (sf.13).

“Bir insan doğası gereği gittikçe daha fazla para kazanmayı değil, alıştığı şekilde yaşamayı ve o yaşam tarzını sürdürmek için ne kadar paraya ihtiyacı varsa o kadarını kazanmayı ister.” (sf.63).

Bunların üzerine toplumsal değişme ve tabakalaşmanın anlaşılmasının kapitalist eylemin veya kapitalist davranış biçimlerinin ortaya çıkarılmasında önemli olduğu görülüyor:

“Günümüz kapitalist ekonomisi, bireyin içine doğduğu ve kendisini, en azından bireye içinde yaşamak zorunda olduğu nesnenin değiştirilemez düzeni olarak gösteren engin bir sistemdir. Piyasa ilişkileri sistemine dahil olduğu kadarıyla bireyi kapitalist eylem kurallarına uymaya zorlar. Uzun vadede bu normlara uymayan bir üretici ekonomik arenadan silinecekken aynı normlara uyamayan ya da uymayan bir işçi de kendini işsiz bir halde sokakta bulacaktır.” (sf.57).

Buna paralel olarak üretim sisteminde değişmenin temelde kişisel bazı davranış değişikliklerinin toplumsallaşmasından ileri gelmiş olabileceği, sınıfsal kapitalist sisteme giden temel değişiklikleri vurgulamak ve özellikle günümüz üretim ilişkilerinin de temellerini göstermek üzere şu örneği vermiştir: 

“...Fasoncu ailelerden gelen bazı gençler taşraya gittiler, işe alacakları dokumacıları özenle seçtiler, yapılan işi çok daha büyük bir özenle takip ettiler ve böylece köylüleri işçiye dönüştürdüler. Diğer yandan, pazarlama işini kendi ellerine aldılar, doğrudan son kullanıcıya ve perakende mağazalarına kadar gittiler, müşterilerini kendileri buldular, her yıl düzenli olarak onları ziyaret ettiler ve hepsinden öte ürün kalitesini onların istek ve ihtiyaçlarına göre belirlediler. Aynı zamanda daha düşük fiyat, daha fazla gelir ilkesini uygulamaya koydular. Sonrasında bu tür bir akılcılığın her yerde ve her zamanda getirdiği bir sonuç tekrar tekrar kendini gösterdi: Ya uyum sağlarsın ya da piyasadan silinirsin...” (sf.73). 

Çalışmada başlı başına savunulan konunun, kapitalizmin ruhu ifadesinin Avrupa’da reform hareketlerinin başlamasıyla toplumların Protestan anlayışının, özellikle siyasi koşullar nedeniyle bazı ülkelerde daha belirgin, yeni ilkeleriyle vücut bulması olduğu düşünülmektedir. Çalışmada, Luther’in görüşlerine ayrıca değinilmekle beraber Protestan mezhepleri Kalvinizm, Pietizm, Metodizm ve Baptist Tarikatları başlıkları altında detaylı bir şekilde incelendiği görülüyor. Şöyle ki Protestan anlayışta var olan çileciliğin, insanın kaderinin önceden belirli olmasının inancın ele alınış biçiminde dünyeviliğin artmasına yol açmış olduğu, söz konusu değişimin kurumsallık kazanmasıyla üretimin hedeflenmeyen bir şekilde akılcılığa doğru evirildiği açıklanmaya çalışılmıştır. Katolik anlayışta var kilise ve din adamı egemenliğinin inananları dışlayan anlayışının,  günah çıkartma kurumunun sebep olduğu tembelleşmenin yerini katı bir muhafazakarlık ve çalışma disiplinine bıraktığı anlaşılmaktadır.

Özellikle Kalvenizm’de kendini gösteren bu dünyevileşmeyi göstermek üzere şu ifadeyi kullanmıştır:

“Kalvinizm, çileciliğe olumlu bir güdülenim sağlamış oldu ve Kalvinizm alın yazısı öğretisine ait ahlak anlayışının sağlam temelleri sayesinde, dünyevi hayatın dışında ve üzerinde var olan ruhani keşişler aristokrasisinin yerini tanrı tarafından alın yazısı ezelden belirlenmiş olan dünyevi ruhani azizler aristokrasisi aldı”. (sf.151).

Çalışmada, kanıtları oldukça detaylı sunulan Protestan ahlakının, dünyevi tutuculuğa, “tanrının şanını yeryüzünde yaşatma” anlayışından yola çıkılarak bir meslekte durmaksızın sürekli ve sistematik bir şekilde çalışmaya ilettiği savunulmuştur.  Elde edilen kazançların, tutuculuktan kaynaklı olarak tüketime ve hesapsız harcanmaya yönlendirilememesi, kazanılan paranın yeniden yatırıma yönelik sermaye olarak birikmesine sebep olduğu vurgulanmıştır.

Sözü edilen davranış değişimini vurgulamak üzere çalışmada kutsal kitaptan alıntısı yapılmış (Sadakatsiz Kul Meseli) şu ifadeler önemli gözükmektedir:

“...Fakir olma arzusu, hasta olma arzusuyla aynı şeydi; amellerle kurtuluşa ulaşma çabası olduğundan ve tanrının şanına zarar verdiğinden kınanmalıdır. Hepsinden öte, çalışabilecek durumda olan kişinin dilencilik yapması, sadece günah dolu bir tembellik değil havarinin de dediği gibi kardeşçe sevgiden gelen görevin ihlal edilmesidir...”(sf.221). 

Çalışma, çağdaş kapitalizmin Batı’ya özgü akılcı bir üretim örgütlenmesi olduğunu ifade etmiştir. Kapitalist eylemi hareketi geçiren güdülenim olarak kapitalizmin ruhunun serbest girişim ve kazanma hırsı olmaktan ziyade, tutuculuk ve disiplinli çalışma olması gerektiğini ifade eden Weber, bütün özellikleriyle Protestan ahlakının söz konusu ruha temel oluşturabileceğini kanıtlamıştır.

Eleştirilmesi mümkün olmakla beraber, kapitalist üretim örgütlenmesinin nelere yol açabileceği veya bünyesinde barındırdığı zayıflıklar hepsinden önemlisi genel olarak ele alındığı biçimiyle sınıfsal sömürü ilişkileri özellikle bu çalışmanın içeriğinde yer almamaktadır.

Bu noktadan yeni tartışmalara yollar açmak üzere şu alıntıyı, özellikle Müslüman üretim sistemi veya salt Türk yönetim ahlakı üzerine kuramsal olarak benzerlikleri ortaya çıkarmak üzere ipucu vermesi açısından eklemeyi uygun gördük: “...bu kuruluşlar (aile şirketleri), işini hayatından ve ailesinden önde tutan kurucu babanın aşırı kontrolcü ve merkeziyetçi yönetim anlayışıyla gelişir ve bu gelişme sonucu ortaya çıkan zenginlik, ailenin varlığına ekipmana ve gayrimenkullere yatırılır...” (Baltaş, A. Türk Kültüründe Yönetmek, Remzi Kitabevi, sf-110).
Sosyolojinin kurucularından Max Weber'in en önemli kitabı. Kitabın işlevi genel olarak şöyle özetlenebilir: Marksist toplumsal bakış, toplumsal değişikliğin sınıf çatışmaları ekseninde olacağını söylerken ve o dönem bu bakış gayet popüler iken Weber bu "diyalektik" okumanın karşısına "kültürel" okumayla karşı çıkar/katkı sağlar. ( Bu yorum farkıyla değişecektir.)
Weber kültürel okuma yaparken Avrupa'daki dini görüşler üzerine eğilir. Özellikle protestanlığın kalvinizm dalı üstünde durur. Örneğin Protestanlıktaki kader ve çalışma anlayışını protestanların katoliklerle olan sermaye birikimini karşılaştırarak tanıtlar. Bunun gibi kültürel ögeleri göz önünde bulundurarak sosyolojiye büyük bir katkı sağlar ve bunun yolunu açar.
Iş açgözlülüğe geldiğinde, bir soylu ile bir köylü arasinda, hiçbir fark bulunmaz...
Kazanmak, insanın yegâne amacıdır; yoksa maddi yaşam gereksinimlerini karşılayacak araç değildir.
Gösterişçilik, insanlarin içine o kadar işlemiştir'ki , bir ordunun arkasindan giden sempatizanlar , bir yamak veya Bir hademe bile böbürlenir ve kendine hayran bulmaya çalişir .....
... yüzyıllar boyu, düşük ücretin "üretken" olduğu inancı geçerliliğini korumuştur, yani iş arttırılmıştır, Pieter de la Cour'un dediğine göre halk yalnızca fakirse ve fakirliği devam ettirilirse çalışır.
Bir arkadaşinizin, cüzdanini size karşi sonsuza kadar kapatmamasi için, borç aldiginiz parayi, hiç bir zaman bir saat'de olsa geç ödemeyin. Borcunu zamaninda ödeyen kişi, başka birinin cüzdaninin sahibidir...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu
Yazar:
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
150
ISBN:
6054099580
Çeviri:
Gülistan Solmaz
Yayınevi:
Alter Yayıncılık
Max Weber (1864-1920), Alman düşünür, sosyolog ve ekonomi politik uzmanı.Modern antipozitivistik sosyoloji incelemesinin babası olduğu düşünülür.Sosyolojiyi metodolojik olgunluğa ulaştırılmıştır.Marx’ın sınıf temellli çözümlemelerinin yerine statü kavramını getirmiştir.

Almanya’nın Erfurt kentinde doğmuştur.Sir max Weber’in yedi çocuğunun en büyüğüdür.Babası liberal politikacı, annesi helene Fallenstein ise protestandı.Max Weber, kardeşi Alfred gibi sosyolog ve ekonomisttir.
1882’de Heidelberg Üniversitesi’ne Hukuk öğrencisi olarak girdi.Aralıklarla, Strasbourg’da Alman ordusuna hizmet verdi.1884 Sonbaharında, Berlin Üniversitesi’ne çalışmak için girdi.Bir ara, stajer avukatlık yaptı.Berlin Üniversitesine doçent olarak girdi.Meslek birliğinin sınavını kazandı.1880’ler boyunca tarih dersleri almaya devam etti.1889 yılında “ Ortaçağ İşletme Organizasyonları Tarihi” isimli doktora tezini verdi.İki yıl sonra “Roma Tarım Tarihinin Özel vew Halk Hukukundaki Önemi” adlı makalesini tamamladı.Artık bir profesör olması için önünde bir engel kalmamşıtı.Doktora tezi sonrasında, ilgisi çağının sosyal politikalrına kaydı.Siyasete ilgisi devam ediyordu ve sol görüşlü Protestan Sosyal Kongresi’ne katıldı.1883’de, kuzeni ve geleceğin feminist yazarı olan Marianne Schnitger ile evlendi.1894’de Freiburg Üniversitesi’ne Ekonomi profesörü olarak atandı.1920 yılında Haziran’ın 14’ünde zatürre’den öldü.

Kitabı okuyanlar 107 okur

  • Erdem
  • Engin Abalı
  • Kürşad Yavan
  • Satürn'ün F Halkası
  • Ahmet
  • Ozan Karaboğa
  • Merve Bozcan
  • Sevilay Güven
  • Velat Cansever
  • Fırat Gündüz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.3
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%32.6
25-34 Yaş
%53.5
35-44 Yaş
%9.3
45-54 Yaş
%2.3
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%31.8
Erkek
%68.2

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%10.3 (3)
9
%31 (9)
8
%17.2 (5)
7
%24.1 (7)
6
%13.8 (4)
5
%3.4 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0