Adı:
Psikoloji ve Din
Baskı tarihi:
1998
Sayfa sayısı:
105
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757200444
Çeviri:
Raziye Karabey
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Okyanus Yayıncılık
"Din, insan aklının en eski ve en yaygın uğraşlarından biridir. Bu nedenle insanın psikolojik yapısına değinen her psikoloji dalı, dinin sadece toplumsal ya da tarihsel bir olay olmayıp, çok sayıda insan için oldukça kişisel bir ilgi alanı olduğu gerçeğini gözlemlemeden edemez."

İnsan ruhunun zenginliklerini en ayrıntılı biçimde incelemiş bir araştırmacıdan, bir psikanaliz ustasından din ve psikoloji üzerine yetkin bir kitap.
(Arka Kapak)
105 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Jung, 1961 yılında İsviçre'de dünyaya gelmiş büyükbabasının adını taşıyan papaz bir babanın oğludur.
Analitik psikolojinin kurucusudur. Jung aynı zamanda, Sigmund Freud ve Alfred Adler ile beraber derinlik psikolojisinin kurucularından biridir.
Din psikolojisiyle bu kadar ilgilenmesinin altında babasının bir papaz olmasının etkisi olduğu söylenmektedir.
En başta değinmemiz gereken şey sanırım Jung'ın ‘din’ kavramından bahsederken belirli bir inanç kabulü veya itikadı kastetmediğidir.

O her inanç sisteminin ya da mezhebin, ‘numinosum’ tecrübesi ile temellendiğini savunurken,  numinosum etkisinin bir tecrübeyi uyandırdığına, bu tecrübenin ise sadakat, inanç ve güven gibi duyguları açığa çıkararak, bir bilinç değişimini sağladığından bahsetmesidir.

Kitabın daha iyi anlaşılması açısından öncelikle kitapta yoğun bir şekilde geçen bazı kavramları, Jung 'a göre açıklayalım.

>>Numinosum<<

"Din, Alman teolok Rudolf Otto’nun deyimiyle “numinosum” a, yani istence bağlı keyfi hareketlerin bir sonucu olmayan dinamik bir varlığa veya etkiye, dikkatli ve özenli bir şekilde uymaktır.
Numinous, Latince numen'den türetilmiş, "manevi veya dini duyguyu uyandıran, gizemli veya huşu uyandıran" anlamına gelen bir İngilizce sıfattır."

>>Arketip<<

"Arketipler, bireyi benzer durumlarla karşılaşan ataları gibi davranmaya hazırlayan
zihinsel deneyimlerin daha önceden var olan belirleyicileridir. Arketipler, bilinçdışı tabiata ait imgeler, kalıtsal eğilimler ve tüm insanlığa has doğal nöropsişik merkezler olarak da tanımlanır."

>>Gölge<<

"Gölge bilinçdışındaki bir arketiptir. Bilinç ve benliğin karşıtı, tersidir. İstenilmeyen, kabûl görmeyen tüm kişisel özelikler gölge arketipine dâhil olmaktadır.
Örneğin, kişi kendini ince olarak tanımlıyorsa onun gölgesi kaba ve katıdır. Acımasız birinin gölgesi çok ince ve şefkatlidir. Kendini çirkin olarak tanımlayan kişinin gölgesi güzel olmaktadır.Buna karşın, diğerleri bunu görmezse kişinin güzel tanımlaması yalnızca kendisini kibirlendirir. "

Kitapta bu tanımı üzerinde dururken Jung, bu gölgeden çok yoğun bir çaba sonucunda kurtulmanın mümkün olduğunu, ancak nevrozlu bireylerde bundan kurtulmaya çalışmanın (tedavi amaçlı ) " kişinin baş ağrısını karşısında başını kesmek" kadar absürt olduğunu, bu yüzden gölge ve kişiliğin aynı rotada ilerlemesi gerektiğini anlatmaktadır.

>>Anima ve Animus<<

"Erkeğin bilinçaltında, iç benlikte kadınsı olarak ifade bulan arketip anima, aynı şekilde kadının bilinçaltında erkeksi olarak ifade bulan arketip animus’tur. Erkeğin duyarlılığı sık sık baskılandığından, anima en önemli otonom komplekslerden biridir.
Kendini rüyalarda gösterdiği söylenir. Ayrıca anima, erkeğin kadınla olan etkileşimlerini ve davranışlarını etkiler ki aynısı animus ve kadın için de geçerlidir. Jung’a göre, “Bireyin gelişiminde gölgeyle yüzleşmek, çıraklık eseridir. Anima ile olan ise başyapıttır."

>>Kolektif Güç <<

"Kollektif güç,  bir toplumda her bireyin eş zamanlı olarak ve kendi gücü oranında destek vererek oluşturduğu; bir amacın yerine gelmesini veya getirilmesini sağlayan yapma, yerine getirme ve istenen sonuca ulaşma eylemidi."

Jung kitapta dinin ve psikolojinin felsefesine her ne kadar girmese de var olmanın salt fiziksel olma varsayımının kendisine gülünç geldiğini, tek varolma biçiminin psişik olduğunu söyler. Aklımızın kendi var oluşunu algılayamadığını çünkü kendi dışında bir kaldırma noktası olmadığını anlatır.

Ayrıca kitapta insanların bedensel hastalıklar karşısında, örneğin kanser gibi, bunun bedeninde yol açan sorumlunun kendisinin olduğu fikrini red ettiklerini ama söz konusu hastalık ruhsal hastalık olunca, sanki ruhsal hastalıkların tüm zeminlerini kendileri oluşturmuş gibi sorumluluk aldıklarını ve bunun altında ezildiklerine değinir.

Kitapta Jung Tanrı kavramına iki farklı boyutta yaklaşmıştır.

Birinci yaklaşımı, bizzat kitapta geçen kendi cümlesiyle " çoğunluk bana filozof dese de ben bir ampiristim." İfadesinden anlaşılacağı gibi deney yoluyla kanıtlanmayan, bilimsel dayanağı olmayan görüşlerin psikolojide de yerinin olmadığını söylemesidir.

*Ampirist=deneyci

Bir diğer yaklaşımı ise Tanrı’nın varlığına yönelik (ontolojik) net bir çıkarım ortaya koymasa da, Tanrı’yı psişedeki en güçlü imaj olarak tanımlamış, insan psişesinde var olan bir imajın, aslında bir hakikatin de gerçek varlığına işaret ettiğini belirtmiştir. Bu hakikat gerçeğini aklın algılama kapasitesi dışında kaldığına (kitapta insan beyninin algılama konusunda kendisi dışında bir arşimed noktasını olmadığına değiniyor) ve bilimin bu konuda kanıtlayabilme olasılığının olmadığına, bu yüzden bilimin ötesinde keşfedilmemiş psişik şeylerin olduğunu söyler.

İtiraf etmem gerekirse İçerik olarak çok fazla yoğun bir kitaptı okurken beni fazlasıyla zorladı ve yordu. Bütün bunlara değinirken insanlık tarihinden bu yana var olan dinlerin tarihsel geçmişlerine değinerek anlatıyor. Ayrıca okuyucuya, klinik anlamda kendisine başvuran hastaların rüyalarından dinlerin tarihsel bir yolculuğuna çıkarıyor. Kalıtım yoluyla olmasa bile insanların din konusunda, hiçbir şekilde bilmedikleri halde, eski kuşaklardan etkilendiğini( bakınız , arketipler) bilinçaltında bunların kalıntılarına örnekler göstererek bu savını savunuyor.

Kendi adıma böyle bir kitabı okuduğum için kendimi tebrik ediyorum okuyacaklara keyifli okumalar şimdiden :))) ve son sözü yine Jung bırakarak bu incelememi noktalıyorum.

"Tüm dünya din konusunda ne düşünürse düşünsün, dinsel deneyim yaşamış biri, kendisine hayat, anlam ve güzellik kaynağı olan ve dünyaya ve insanlığa yeni bir parlaklık veren büyük bir hâzineye sahip olmuştur.
Barışa kavuşmuştur"


İncelemede yararlandığım kaynakça :

(1) Aydın R.A . Tanrı Algısına Jung'cı Bir Bakış makalesi
(2 ) Psikoloji ve Din kitabı
(3) Wikipedia
(4) Uyar A.E. Jung'ın Dine Bakışı makalesi
105 syf.
·10/10
Jung varolmanin sadece fiziksel bir bicimde olabileceği varsayımını gülünç bir önyargı olarak kabul eder. Hatta ona göre yakından bildigimiz tek varoluş biçimi psişiktir (ruhsal). İnsanın zihninde su yüzune cıkan bazı düsünceler bilinçten çok daha yetkin ve tam olan bir psikeden (ruh) doğar ve bu psike bilincin yapabileceginden çok daha üstun analizler yapabilir. Bu psike bilince göre çok daha kadim ve bilgedir ve onun dili sembollerdir. Özellikle rüyalardaki bazı sembollerin dogru analizi bizi birtakım eski dinsel iceriklerle karşılaştırır. Modern insan bu icerikleri yorumlayabilecek ve anlamlandırabilecek bilgiden yoksundur. O dini duvarların sagladığı korumayı da kaybetmiştir. Sıradan kisilerin tek tek Tanrı fikrini kaybetmeleri belki kısa vadede ve kisisel bazda büyük bir krize yol acmasa da, sosyal acıdan bakılırsa aynı durum kitleler için geçerli olduğunda insanlar salgın halinde akıl hastalıkları yaşamaya başlar. Tanrı fikri kitleler uzerinde sağaltıcı bir etkiye sahiptir ve gereklidir.
105 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Yazar insanın varoluşunu psike(ruh) bağlıyor ve bununla birlikte sağlıklı bir rüya analizi yaparak analizin sonucunda eski dinleri kıyaslıyor. Bilinç dışımızda bulunan pek çok şeyin aklın geçmişte kalan kalıntıranın olduğunu söylüyor. Ayrica kitapta psikolojik gözlemlerini tarihsel çerçevelerine oturtarak ve tarihle bağ kurarak gözlemlerinin havada asılı kalmamasına özen göstermiştir.
Karşımızdakine akıl ve sağduyu çerçevesinde davranmayı öğütlemek kuşkusuz güzel bir şeydir, ancak dinleyicimiz ya tımarhanelik bir deliyse ya da kolektiflik duygusuna kapılmış bir kalabalıksa ne olacak? İkisi arasında pek fark yoktur.
Zerdüşt’ün trajedisi şudur : tanrısı öldüğü için, Nietzsche kendisi tanrı olmuştu; ve bunun oluş nedeni de onun ateist olmamasıydı.
Kalabalığın içindeki insan, bilinçsiz olarak daha alt bir ahlaka ve entelektüel düzeye iner (...)
Carl Gustav Jung
Sayfa 16 - Okyanus Yayınları
Bir psikolog, bilimsel bir tavır sergilediği
sürece, her inancın kendini tek ve ebedi gerçek olarak görme savını kulak ardı etmelidir.
Carl Gustav Jung
Sayfa 8 - Okyanus Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Psikoloji ve Din
Baskı tarihi:
1998
Sayfa sayısı:
105
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757200444
Çeviri:
Raziye Karabey
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Okyanus Yayıncılık
"Din, insan aklının en eski ve en yaygın uğraşlarından biridir. Bu nedenle insanın psikolojik yapısına değinen her psikoloji dalı, dinin sadece toplumsal ya da tarihsel bir olay olmayıp, çok sayıda insan için oldukça kişisel bir ilgi alanı olduğu gerçeğini gözlemlemeden edemez."

İnsan ruhunun zenginliklerini en ayrıntılı biçimde incelemiş bir araştırmacıdan, bir psikanaliz ustasından din ve psikoloji üzerine yetkin bir kitap.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 87 okur

  • M.Furkan EROĞLU
  • Can Aydın
  • Esma Dökmener
  • Fîlankes
  • Kaan
  • numqvis me seqvitur
  • Dimetiltriptamin
  • Turkan Davrusheva
  • Pharmacist Khaadejah
  • Hüzzam

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%4.5
25-34 Yaş
%59.1
35-44 Yaş
%31.8
45-54 Yaş
%4.5
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%32.4
Erkek
%67.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%36.4 (8)
9
%13.6 (3)
8
%31.8 (7)
7
%4.5 (1)
6
%9.1 (2)
5
%0
4
%0
3
%4.5 (1)
2
%0
1
%0