Pulbiber Mahallesi

·
Okunma
·
Beğeni
·
21bin
Gösterim
Adı:
Pulbiber Mahallesi
Baskı tarihi:
Ocak 2007
Sayfa sayısı:
114
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753426046
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Pulbiber Mahallesi
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
Didem Madak'ın Pulbiber Mahallesi kitabının ilk baskısı 2007'de yapılmıştı. Didem Madak geçen sene aramızdan ayrıldı. Bu basıma eklediğimiz "Ardından" bölümünde şairin kitaplarında yer almamış şiirlerine de yer verdik.
114 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
● Hayatı; (Yaşanmış varsayılan)

Didem Madak’ın, annesi Füsun’la başlayan hikayesi, kızı Füsun’la son bulmuş ve yakalandığı kolon kanseri yüzünden tıpkı annesi gibi genç yaşta (41) yaşamını yitirmiş..
Anlayacağınız; Ne çocukken ne de anneyken Füsun’larına doyamamış bir şair..
O kendi deyimiyle “ütüsüz ve buruşuk gezdirdiği bir ruha sahip” ve diğer şairlerimiz gibi şair olma düşüncesiyle almamış kalemi eline..
Şiir yazmaya yalnızlıktan, daha da çok annesizlikten başlamış. Genç yaşta veda etmek zorunda kaldığı kızına mektubunda da bunu açıkça belirtmiş..

Kızı Füsun’a yazdığı mektup, yazdığı son satırlar olarak bilinir..

Canım kızım;
Sana mektup yazacağım. Çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. Bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. Sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin. Kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. Mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. Yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. Saçıma tutuyorum. Bakın yakışmış mı diye soruyorum. Sonra yaprakları havaya savuruyorum. Ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. Çünkü sen acıktığında me diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum!
Canım kızım, cehaletimden şair oldum.. Annesizlikten..
Sen sakın şair olma..


● Kısaca kitap;

Şair; kitabın başında da belirttiği gibi ısrar üzerine yazmış Pulbiber Mahallesi’ni. “Pulbiber Mahallesi’nde” Galata Kuledibi’nde yaşadığı Tom Tom Mahallesi’ni anlatıyor. Mahallenin, yaşamını, insanlarını ve özgünlüklerini şiire dökmüş..
Bir otobiyografi niteliğinde yazdığı şiirleri ve şiirlerindeki karakterlerin hepsi birebir gerçektir..
Şair olma hevesiyle değil de yalnızlığını az da olsa giderebilmek, acılarını anlatabilmek ve özgürleşebilmek için yazmış..

● Yorum;

“Her ölüm erken ölümdür’’ derken haklıydı şair ama Didem Madak’ın şiirlerini okuduktan sonra ‘’Bazı ölümler daha erkendir..’’ demekten alıkoyamıyorum kendimi..
''O, bütün üzgün oluşlarının adını: Anne..” diye tanımlayan, saçlarından başlayıp, parmak uçlarına kadar kırılan, acılar fakültesinden mezun olduktan ve hüzün sektöründe bilfiil 23 yıl görev yaptıktan sonra bile çiçekli şiirler yazmak isteyen bir şairdir..''
“Canım kızım, cehaletimden şair oldum… Annesizlikten.. Sen sakın şair olma!” dediği kızı daha üç yaşında annesiz kalmış..
Maalesef kendisi gibi kızının da; ''bütün üzgün oluşlarının adı: Anne” olmuş..

Gözü yollarda, yüreği acılara bulanmış, içindeki dünyanın lekeli ülkesine gelin giderken, onu ziyaret etmesini beklediği kelimelerin birer birer ölümüne şahit olmasına ve ağlayarak kelimeleri kendi eliyle kelimeler mezarlığına gömmesine rağmen, dirilmelerini umarak kelimeler mezarlığında gece bekçiliği yapmış bir şairdir..

Şiirlerinde hangi kelimeyi kaldırsanız bir yorgan gibi, altından hüzün çıkar..
Hüznün kara rengine boyanmış, gökkuşağını arayan mısralarda; annesizliğini, aşkı, beklemeyi, özlemi, acıyı, isyanı, sitemi, hesaplaşmayı, yalnızlığı, kadınlığı, kendi tabiriyle dokunsanız dağılacak kurabiye gibi olan kalbinin kırıklığını, yuttuğu ve ölenlerden artakalan zehir gibi acı kelimelerle anlattığını göreceksiniz..
Bazen; dokunsam kelimelere, sanki keskin bir cam kırığı gibi elimi kanatacakmış, yahut okurken kelimelerin arasındaki boşluğa düşecekmişim gibi hissettim..

"Didem kusarak yazdı, ben susarak okudum.."
114 syf.
Güzel kadın Didem Madak, bu isim geçince aklımdan ne geçireceğimi bilemiyorum son kitabını da okudum ve ayrılık vakti... Hani şey... İlk aşkınızı yaşarsınız ve biter ya öyle buruk bir his var içimde tuhafım çok tuhaf...
Aslında o bizi çoktan bırakıp gitti 2011 yılında henüz 41 yaşındayken aslında çok yaşayacağı anılar vardı, daha fazla anı biriktirip daha çok çiçek kokutacaktı şiirleri...

"Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz bayım" (Gropon Kağıtları) demiş sonra kendini üstü kapalı, her harfinden oluk oluk akan hüzünle tamamlamış ve " Bu zehir zıkkım şiirin ağlak kalemi olacak kadın mıydım" demişti kendine...
Bu kitabı biraz farklıydı önyargıyla başlamış olmam da bunun üstüne bir yük koymuyor değildi tabi. Ama şiir değildi sanki daha çok serbest stil yazmıştı hislelerini. Zaten kendisi de "Şiir şiir olalı böyle şiirsizlik görmemişti." diyordu. Eğer Didem Madak okumak istiyorsanız benim fikrim sondan okumaya başlayın, önce bu kitabı yani 'Pulbiber Mahallesi' / 'Gropon Kağıtları' / 'Ah'lar Ağacı' şeklinde okuyun derim.

Pulbiber Mahallesi daha çok kapalıydı, çok sakin kafa ile üstüne basa basa okunması gereken bir kitap. O kadar güzel dizeler var ki... Anladığın zaman her sayfada kesin altı çizili yerleriniz oluyor, çizmeden mümkün değil bırakamazsınız. Bazen insan bencilce davranıyor, daha çok yazsaydı daha çok olsaydı diyor ama nasıl bir ruh hali ile yazıldı bu şiirler bilinmiyor. Keşke çok yazsaydı ama çiçekler açsaydı dizelerinde...
Ve incelememe son verirken "Acı yok bizim mahallede sanki hiç olmamış/Yalnız şarkılara fazla pulbiber atıyorlar." diyerek bırakıyorum. Konuşsam konuşur muyum daha fazla? Evet, sabahtan akşama/akşamdan sabaha kadar ama "Sonunda ben de alıştım. / Ah... dedim sonra, / Ah!" (Ah'lar Ağacı)
Sonunda ben de alıştım susmaya, şiirlere dizelere...
Keyifli okumalar....
114 syf.
·2 günde·Puan vermedi
NOT : Bu kadının yaşadığı kafayı yaşamak istiyorum diyeceğiniz, kafa yapıcı bir kitaptır. :)


Şükrü Erbaş'tan sonra şiirlerini okumaktan keyif aldığım, vazgeçilmezler listesine eklediğim bir şair oldu Didem Madak.
Yazmış olduğu eserde bahsedilenleri anlamak için Didem Madak'ı çok iyi tanımış olmak gerekir diye düşünüyorum. Tabi bu bile yetmeyebilir.

Esere dönecek olursak kafa yapıcı derken şaka yapmıyordum gayet ciddiyim. Günümüze yakın cümlelerle insan ilişkilerinden bahsederken kendinizi o mahallede bulabilirsiniz.
Gülerek okuduğum çok şiiri vardı bu kitabında. Diğer kitaplarında bu kadar güldüğümü hatırlamıyordum. Sokak dilini de güzel işlemiş eserine. Anlık olarak kafanızın dağılacağı bir eser. Denemek isteyenler için tavsiye ederim. Keyifli okumalar.
114 syf.
·70 günde·Beğendi·10/10 puan
“Bir mektup falan yazsam sana…
Kalbine bir mektup yazamıyor insan.”
Hiç kalbine mektup yazanınız oldu mu..? İnsan kalbine cümleyi bile kuramazken şimdi hiç hissedilmeyecek cümleleri kendine nasıl anlatırdı ki ?
Sevgili Madak...
Hayat yörüngem , yaralarımı apaçık eden ve saran kadın..
Annesiz kalmaktan mıdır ki böyle şiirin içine düşen hasretler taşıman. Şair önce sevgiyi annesinden alır diye düşünürdüm hep. İnsan hasreti en yakınınından çekermiş..
Bir anne hasretinden şair olmanla geldi tüm hasretler..
Sahibi olmayan tüm sesler şimdi şiir mi dersin Madak..
.
Bu satırları sanki sen okur gibi yazmak istiyorum..
Ağlayarak bitirdiğim son kitabın. Bu bir veda değil elbette.. Her sonun bir başlangıcı vardır. En baştan yeniden , yeniden deneyerek okuyarak devam edeceğim biliyorum. Bu sözleri sana saçma bir kadın olarak yazıyorum.. Anlaşılmaz.. ama hep saf olan o kadın..
Hani bir dizesinde şöyle diyordun ya
-' Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda
Kocaman bir dağ lalesi gibi
Ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran...'
Hayata olan kırgınlıkların böyle başlıyor.. Annene olan hasretin , kız kardeşine olan sevgin.. Yalnız kalmaktan korkmayıp hep ardı koca bir yalnızlıktan ibaret olsun ister gibiydin..
Üç kitabı da okuyup öyle yazmak istedim. Seni okurken yine seni bulmak istedim.
Annesi ile başlayıp , 128 dikişli şiir ile son buluyor tüm şiirleri. Ne acı senden bir şiir daha okuyamamak...
128 dikişli şiir'de içime dokunan çok satırlar vardı..
Ancak bir şey farkettim..
“Bir mutfak cadısıyım bu sıralar
Çeşitli şeyleri çeşitli şeylere karıştırmak
Ve seni düşünmek, mırıldanmak
Bazı büyülü yemekler yapmak
Bazı şifalı yemekler yapmak
Ve kalmak istemek ahbap...”
'Ve kalmak istemek ahbap..' yine de kalmak. Tüm acılara kırgınlığa rağmen hayatta kalmak..Ne çok ağlatıyorsun öyle..

Kızına bıraktığı mektupta;
"Canım kızım, cehaletimden şair oldum.
Annesizlikten.
Sen sakın şair olma!" yazmış..
İçimi ne kadar burkan bir cümle oldu anlatamam..
Hicran ile başlayan bir şair.. Ne tür bir cehalet seni böyle harikulâde kıldı Sevgili Didem Madak.. Sen hangi şiirin dirilten ruhuydun.. Sen bir şairden daha çok çocuk , anne mükemmel bir ablaydın..
Hisli şiirlerin önce ağır bir acı ile başladı yeri geldi yüzümde koca bir gülümseme nedeni oluşturdu..
“Siz Aşktan N’anlarsınız Bayım?” şiirinde şöyle diyordu ;
...
“Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım.
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca,
acının ortasında acısız olmayı,
kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.”
Annesine hisli sözlerini hep böyle büyük bir hicran ile anlattığını gördüm..
Ve seninle birleşen koca bir bağımız varmış...
Kaçışlarımız , çoğunlukla yakınımızda duran insanlardan kaçışlarımız. Babamıza hep kırgın olmamız..
Ve yine şu cümle ile kırgınlığımı tanımlamıştın..
“Evden kaçabilirsin çocuk,
ama kaderden asla!
Babam çıkarılmış bir adam bütün fotoğraflardan,
kader neydi sanki o zaman,
masada açık unutulmuş
turuncu kulaklı bir makastan başka.”
Babam.. Bütün fotoğraflarda ucu görünmeyen bir boşluk.. Hayatta hep tüm iken yarım kalmayı ya da yarım iken daha da küçük ama sancısı büyük acılar yaşamış olmamız ve yaşama tutunmak ne kadar zor bir şey olduğunu bir de seninle tattım Sevgili Madak..
Bu hisli yazılarımı ağlayarak yazmak istemezdim...
Bazı yaralar gerçekten de yaralıymış..
Hani diyorsun ya ;
“Bazı yaralar yararlıdır buna inan,
bazı yaraların ortasından küçücük bir el sanki geçmişine çiçek uzatır,
bazı yaralardan sızan kanla
tüm geleceğin yıkanır.”
Bazı yaraları kanımızla yıkarız. Ben hayatımı gözyaşı ve kan ile yıkadım Madak..
.
Didem Madak anne kokan şiirlerin çiçekli kadını. Her dizesi içten her dizesi anlam, anı yüklü. Didem Madak’ı tanımak bir kere de olsa şiirlerini okumak dünyaya farklı baktırır.. Hayatınıza bir de Sevgili Didem Madak ile bakın derim..
.
Âh bir de çiçekli şiirlerin...
Ve yine şöyle dedin ;
Darmadağın gövdemi, çiçekli perdelerin arkasında saklıyorum...
Gövdemiz hüzünler içinde bir çiçek bahçesi artık..
Ve son olarak yeniden şuna değinmek istiyorum..
Bir annenin kızına olan vedası..
Bir mektubunda şöyle yazmıştı...

“Canım Kızım

Sana mektup yazacağım. Çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. Bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. Sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin.

Kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. Mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. Yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. Saçıma tutuyorum. Bakın yakışmış mı diye soruyorum. Sonra yaprakları havaya savuruyorum.

Ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. Çünkü sen acıktığında me diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum reis!
...
Sana şimdilik veda ediyorum Sevgili Madak... Ve ben de çiçekli şiirler yazmayı ruhum açısından faydalı buluyorum.. Çiçekli şiirler yazacağım. En çok sana hasret kalan şiirler...
Kalbime yazamadığım mektuplar sözlerim ile sana ulaşır umarım... Bir yerlerde yine en güzel sen duracaksın.
Hayat yörüngem.. Gün ışığım Sevgili Madak sen bir şiirin son gibi görünen aslında devamı olan bir şiirsin..
..

Nur içinde çiçek ruhun ile yat şiirim..
Sevgi ve saygılarımla...
114 syf.
·8 günde
Kimseye benzemeyen bir kadının ruhunda ve zihninde seyahate çıkmak gibi seninle tanışmak.
Yazacaklarımı görmeni isterdim Didem ve seninle İzmirde denize karşı sohbet etmeyi isterdim.
İnceleyenler incelemiştir elbetteki seni bu sayfada fakat benim niyetim incelemek değil, seni ayrıştırmak, sende yol almaya çalışmak daha çok.
Kimse tarafından yapılmamış, denenmemiş bambaşka mis kokulu bir kek gibisin, öyle özgün öyle damakta kalan ve çoğu kez tarifi mümkün olmayan.
Mısralarını okurken, kimseye benzemeyen bir kadın sarmalı yakaladım belkide birçok kadına ait sentez bir sarmal. Kimi zamanda her an küfrü cebinde bir erkek edası, cümleleri fizik kurallarına aykırı olacak derecede kaçık bir zihin, küçücuk detayları dert edinecek kadar ince bir ruh, toplumsal olayları vurgulayabilecek kadar özgür ve cesur bir yürek sığdırdığını görmek, yaşamak ve hissetmenin keyfini söyle bana hangi yerçekimsiz cümle ile anlatmalıyim.
Belli ki bu dünyada elinin değdi yeri güzelleştirmiş o benzersiz ruhun. Seninde dediğin gibi “rüyaların büyük bir harf ile başladığı bir ülkede” görüşmek dileği ile Didem.
Işıklar içinde uyu!
114 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Bazen hala kalbimi hissedebilir miyim diye düşünürüm sadece kalp pompalayan bir organ mı yoksa yürek mi yani kelebekler uçuşmuyorsa nicedir, heyecanla pır pır olmuyorsa ya da kırıkları batıp acıyla hatırlatmıyorsa kendini işte o zamanlarda açar okurum bu kitabı siz de kalbinizde duygu kalmadı sanır da kendinize üzülürseniz eğer kalbinizin varlığını başka türlü hissetmek isterseniz okuyun derim.
Mezarıma gömsünler bu kitabı da döne döne okurum. Okur ağlar toprağımı sularım gözyaşlarımla...
114 syf.
·2 günde·5/10 puan
Bu bir Madak gömme yazısı değildir. Onu ne kadar sevdiğimi tarif edebileceğimi düşünmüyorum. Lakin bu kitabı ile ilgili dürüstçe olmayan bir eleştiri getireceğim. Başkası olsa gömerdim belki ama Didem Ablaya da kayırma yapmayacaksam, bütün şiir kitaplarımı benzin döker yakarım.

Didem Madak, Grapon Kağıtları ile bende bir çiçek açtı ki onu solunca yitmesin diye, kitabının arasında kurutup, attım gönül kütüphaneme. Arada çıkarır, dokunur, içlenir ve geri kaldırırım. Yoksa kuru çiçek dağılabilir ve bu beni incitir. Lakin bu kitapta garip bir şey var. Boynunda zincir, gözaltları mor, iki dudağının birleştiği yere sıkıştırılmış, sürekli sallanırken hayata tutunmaya çalışan ve titreyen bir sigara olan (içten dıştan yandığından habersiz), baygın bakışlı, lakayt bir delikanlı gibi ezip geçti gözlerimi. İnsan, insanı hayal kırıklığına uğratır. Bunu mahsus yaptığını düşünecek kadar falcı bir gözüm var ya da belki de fazla Türk Filmi izlemişimdir. İsterse yazar, sipariş verilirse de bozar gibi bir hava vardı bu kitapta. Onu seven herkesi, bir gün giderse <ki gitti de> özlemesinler, kolay unutsunlar, saçma sapan düşünceleri vardı desinler diye bu kitabı yazmış gibiydi. (Bence tabi.)

Bir kadın yeni evlendirdiği oğlunu ve gelinini akşam yemeğine davet etmiş. Bu kadın yemeklerinin lezzeti ile çevresinde ilgi ve takdir gören bir kadınmış. Akşam sofra kurulduğunda yanık köfteler, dibi tutmuş pilav, tuz boca edilmiş bir çorba ve tatlıdan çok zulüm bir şeylerle onları ağırlamış ve öyle böyle yendikten sonra uğurlamış. Eşi merak etmiş haliyle. Hanım, demiş, neydi bu akşam böyle? Kadın gülmüş, oğlan evde sürekli karısının yemekleri ile anasının yemeklerini kıyaslamasın, kızı üzmesin diye yaptım, bu akşamdan sonra beni ona övemez, kızcağızın yemeklerine daha kolay alışır, demiş. Bu kitap bana bunu düşündürttü. Çünkü biliyordu, kendinden emindi, kalbimize kök salan o ağacı, söküp atamayacağımızı biliyordu. Bu yüzden bu kitapla sökülemeyecak ağacı kesmek istedi. Ağzında sallanan cigarası, dolanan diliyle vurdu baltayı. Yaptı da. Ama kök içerde Didem Ablaa. Ve kalbimizde batmaya var olmaya devam edecek. Sen dahi sökemezsin onu. Yazdıklarını unutturamazsın. Dilediğin kadar saçmala. Küfürler savur istersen. Son izlenimini değiştirebilirsin ama hatıraları değiştiremezsin. ''Bu kitap ısrar üzerine yazılmıştır.'' diye not düşmüşsün en başa. Son kullanma tarihi 10 ay geçmiş, bozuk bir süt kokusu gibiydi şiirlerin. Ama olsun, ben o sütün taze günlerinde kahve yapıp bol bol içtim. Ve dumanına üfleyip çokca şekiller verdim senin kelimelerinle.

Hatıralarınızdaki gibi kalsın, parçalanışını görmeyin isterseniz hiiç yaklaşmayın bu kitaba. Son halini de görüp, neydi ne oldu diye iç çekmek ister ve seni her halinle seviyorum diyecekseniz buyrun meydan sizin.

Kitapta elbette beğendiğim satırlar oldu. Arada tutamamış kendini. Kaçırmış güzel satırlar. Sonra etkileniriz diye öteki türlü ısmarlama satırları satırlamış.

*Tek bir artı yanı var, daha önceki senelerde Grapon Kağıtları ve Ah'lar Ağacı zamanlarında yazıp kitaplarına dahil etmediği birkaç şiir yer almış. Ve elbette o şiirler şahane! Ben bu eleştiriyi Pulbiber Mahallesi kısmı için yapmış bulunmaktayım. Arada altını çizdiğim satırlar için kitabın genelini eleştirmeyecek değilim. Bu yüzden tozkondurmayangiller iyi düşünün.
114 syf.
·2 günde·8/10 puan
“Şiir icabı bunlar hep, gerçek hayatta olmuyor.
İyiyim falan diyorum sana ama
Bunlar hep sen yanımda olmadığından.”

Didem Madak'ın son kitabı "Pulbiber Mahallesi" hastalığına teşhis konmadan önce ve sonra o günlerde yaşadıklarını paylaşmak istemiş bu defa bizimle.
Kalemi kuvvetli güçlü kadın mekanı cennet olsun..
114 syf.
·1 günde
“sahibini görmediği sesleri şiir sanır insan."
"bir mektup falan yazsam sana...
kalbine mektup yazamıyor insan"
Didem Madak’ın son şiir kitabı. Tavsiye ederim derin manalar içeriyor.
114 syf.
·10/10 puan·Ne Okusam'dan
Nasıl başlasam cümlelere bilemiyorum açıkçası. 14 yaşında annesiz kalışından mı bahsetsem yoksa ona olan özleminden şair oluşundan mı?

Birçok dizesinde oturup dinlendiğim, üzüldüğüm bazen de ağladığım anılarla dolu şiir kitapları. Ben bu incelemeyi diğer iki kitabını da dahil ederek yazmak istedim. Çünkü hepsi öyle bir bütün ki ayırmak yanlış olur.

“Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda
Kocaman bir dağ lalesi gibi
Ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran.”

Böyle başlıyor işte hayatı. En çok annesizliğini, kız kardeşine olan sevgisini ve hayata olan o derin kırgınlığını okuyoruz. Sürekli bir yerlere tutanma çabası içinde geçen hayatında, yalnızlıktan ağladığı günlerde bile yalnız kalmayı tercih eden bir Didem’ i okuyoruz. Kadın olmanın zorluğunu, o ağır yükünü feminen taraflarında okuyup anlıyoruz.

Dünyayla ilgili harika fikirleri , çok derin hayal dünyası olan bir şair kendisi. Dünyayı toz şekeriyle kaplamak gibi hayalleri vardı. Yada kuşlar ıslanmasın diye onlara şemsiye yapmak gibi. Bence bu dünya için çok güzel bir kalbi vardı onun.

Tıpkı annesi gibi onunda bu illet kanserden ölmesi beni çok derinden üzüyor. Annesizliğinden şair olan Didem, annesini ondan alan kanserle tanışıyor genç yaşında. Maalesef oda geride annesiz bir Füsun bırakıyor.

Annesi Füsun ile başlıyor ilk şiirleri, 128 dikişli şiirle de son buluyor. O son şiirde bana dokunan sayısız satır vardı. Ama bir tanesini okuduktan sonra derin bir nefes almak zorunda kaldım.

“Çeşitli şeyleri çeşitli şeylere karıştırmak
Ve seni düşünmek, mırıldanmak
Bazı büyülü yemekler yapmak
Bazı şifalı yemekler yapmak
Ve kalmak istemek ahbap...”

‘ve kalmak istemek ahbap...’ Hayata ne kadar kırgın olursa olsun yine bu dünyada kalmak istediğini dile getiren, vücudundaki 128 dikişle yaşama tutunmak isteyen bir insan. Duygulanmamak elde değil.

“Füsunun yeşil ela gözleri var
Ve pembe plastik fincanı ile kahve getirişi var
Ve bana anne deyişi var
Benim pembe fincandan pembe kahve içişim var”

Henüz 3 yaşında olan Füsun’u geride bırakıp dünyaya gözlerini yuman çok güçlü bir kadın Didem Madak. Son olarakta kızına bıraktığı satırlar var kalbimize ağırlıklar koyan.

“Canım Kızım

Sana mektup yazacağım. Çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. Bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. Sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin. Kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. Mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. Yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. Saçıma tutuyorum. Bakın yakışmış mı diye soruyorum. Sonra yaprakları havaya savuruyorum. Ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. Çünkü sen acıktığında me diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum reis!

Canım kızım, cehaletimden şair oldum… Annesizlikten. Sen sakın şair olma!”

İşte bu mektupla da son buluyor belki yaşamı. Belki sakladığı yazamadığı daha çok anısı vardı. Bilinmez. Ama geride onu seven, onun için gözyaşı döken insanlar bıraktı.

Nur içinde yat Didem Madak...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Pulbiber Mahallesi
Baskı tarihi:
Ocak 2007
Sayfa sayısı:
114
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753426046
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Pulbiber Mahallesi
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayıncılık
Didem Madak'ın Pulbiber Mahallesi kitabının ilk baskısı 2007'de yapılmıştı. Didem Madak geçen sene aramızdan ayrıldı. Bu basıma eklediğimiz "Ardından" bölümünde şairin kitaplarında yer almamış şiirlerine de yer verdik.

Kitabı okuyanlar 5,1bin okur

  • Berkenin prensesiyim çünkü sevgilim ❤
  • Servetuluhan
  • Öznur yk
  • Kevser Küçük
  • yetkinşahsiyet
  • Melis CEYLAN
  • Çimen Kına
  • Ayşe Gül Çevik
  • Naz
  • Protagoras

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%3.3
13-17 Yaş
%6.4
18-24 Yaş
%34.4
25-34 Yaş
%35.1
35-44 Yaş
%11.4
45-54 Yaş
%2.3
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%78.3
Erkek
%21.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%37 (480)
9
%17.1 (221)
8
%19.8 (256)
7
%12.1 (157)
6
%5.9 (76)
5
%4 (52)
4
%1.5 (19)
3
%1.2 (15)
2
%0.6 (8)
1
%0.9 (12)

Kitabın sıralamaları