·
Okunma
·
Beğeni
·
23,7bin
Gösterim
Adı:
Putların Alacakaranlığı
Baskı tarihi:
Ocak 2021
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944889155
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Götzen-Dammerung Oder Wie Man Mit Dem Hammer Philosophirt
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Friedrich Wilhelm Nietzsche (1844-1900): Geleneksel din, ahlak ve felsefe anlayışlarını kendine özgü yoğun ve çarpıcı bir dille eleştiren en etkili çağdaş felsefecilerdendir. Bonn Üniversitesi’nde teoloji okumaya başlayan Nietzsche daha sonra filolojiye yöneldi. Leipzig Üniversitesi’nde öğrenimini sürdürdü, henüz öğrenci iken Basel Üniversitesi filoloji profesörlüğüne aday gösterildi. 1869’da sınav ve tez koşulu aranmadan, yalnızca yazılarına dayanarak doktor unvanı verilen Nietzsche profesörlüğü sırasında klasik filoloji çalışmalarından uzaklaştı ve felsefeyle uğraşmaya başladı. Tragedyanın Doğuşu, Zamana Aykırı Bakışlar, İnsanca Pek İnsanca, Tan Kızıllığı, Şen Bilim, Böyle Söyledi Zerdüşt, İyinin ve Kötünün Ötesinde, Ahlakın Soykütüğü, Ecce Homo, Wagner Olayı, Dionysos Dithyrambosları, Putların Alacakaranlığı, Antichrist, Nietzsche Wagner’e Karşı başlıca büyük eserleri arasında yer almaktadır.

Mustafa Tüzel (1959): Kuşağının en verimli Almanca çevirmenlerindendir. Yola Thomas Bernhard’ın özyaşamöyküsel roman beşlisi ile çıktı. Arada Dürrenmatt’a, Schopenhauer’e uğradı. Son yıllardaysa, en çok Nietzsche çeviriyor.
112 syf.
·Puan vermedi
'Beni öldürmeyen, beni güçlü kılar.'

Farklı bir motto.
Farklı bir bakış açısıyla polyannacılık.
Acılar insanı öldürmeyebilir ama acı sözler...

*
Nietzsche kızgın, Nietzsche acımasız.
Nietzsche, acı söz söyler arkadaş...
Çünkü, Nietzsche çekiçle felsefe yapar.

Kendisinin belirttiği gibi '' benim hırsım, başkalarının bir kitapta söylediğini on cümlede söylemektir"

Ne demek istediğini bu eseri okuyanca daha iyi anladım.

Bu Eserinde Sokrates başta olmak üzere Platon, Seneca, Dante, Schiller, Hegel, Schopenhauer, Kant gibi düşünürleri eleştirmekle beraber, çoğunu zihinsel put olarak görüp filozof bile saymamış, deyim yerindeyse hepsi Nietzsche'nin çekicinden payını almış.

Bunun aksine Dostoyevski ve Goethe'ye olan hayranlığını ise gizleme gereksinimi duymamış.

Özellikle Nietzsche'nin ahlak başta olmak üzere, din, politika, eğitim, sanat, dil vb değerler sistemine yönelik düşüncelerini merak edenler için güzel pasajlar mevcut.
Dilini ağır bulduğumdan dolayı bazı yerlerini tekrar tekrar okuma gereksinimi duydum fakat genel olarak akıcı diyebilirim.

*
Nietzsche derki :

Sık sık soruluyor bana, neden Almanca yazıyorum diye, başka hiçbir yerde, ana vatanımdaki kadar az okunmuyorum oysa...

Başka bir yerden birisi olarak, ben okudum, size de tavsiye ederim.

Keyifli okumalar dilerim.
112 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Tabu deviren gelmiş geçmiş en yıkıcı ve anlaşılması güç filozof felsefeci psikolog düşün insanı Friedrich Nietzsche, bildiğiniz inandığınız, değer verdiğiniz insanla hayat arasına girip içgüdüyü bastıran her türlü ideayı bir karşı tarz fikir çekiciyle parçalıyor. Sizi saran her türlü inancınız putlarınızdır ve ben onları inandığınız değerleri hatta inandığınız din dahil her şeyinizi kadife bir çekiçle parçalayacağım demiş bu kitabında. Akıl sağlığını yitirmeden önce yazdığı son eseri olan "bir çekiçle nasıl felsefe yapılır" kitabı aforizmalar ve oklar ile başlar, önsöz ve onbir bölümden oluşur.

Yazarın hayatında değer verdiği hatta feyz aldığı iki kişinin adını üstüne basarak ifade ediyor. Goethe ve Dosteyevski. Onlar dışında diğer düşünürler, Kant, Rousseau, Shopenhauer yalnız eleştirel fikirleri olan ve yerdiği kişiler. Nietzsche yaşadığı dönemde olduğu gibi günümüzde de okunması zor olan yazarlardan bir tanesidir. Hatta bu durumu şu şekilde aktarmaktadır,

"kendimden daha azını bekleyecek kadar mütevazi olmadım şimdiye kadar. Almanların arasında ilk ustası olduğum aforizma, özdeyiş, 'bengiliğin' biçimleridir; benim hırsım başkalarının bir kitapta söylediğini on cümlede söylemektir. Başka herkesin bir kitapta söylemediğini."
112 syf.
·11 günde·Puan vermedi
...........Nietzsche...........
Eğer Nietszhce okumaya karar verdiyseniz derin bir soluk alın ve bir kere daha düşünün.
Neden mi ?
Çünkü kendisi anlaşılmayan nadir kişilerden biri...
Yazdıklarıyla söyledikleriyle insanı ikilimde birakan biri...
Ben Nietzsche'yi Ali Şeriati'ye benzetiyorum. O da tıpkı Şeriatı gibi bizi düşünceleriyle rahatsız eden bir kişilik. Tarihe okkalı bir iz bırakmış nadide kişilerden birisi. Yıllar geçmesine rağmen halen bile eserleri, fikirleri layık olduğu yerde değil. İnançsızların kendine sığınak olarak seçtiği ama aslında bu felsefeyle ilgisi olmayan biri.
Bu kitapta putlastirilan ne varsa hepsini kırıyor. Dilinden ne uçan ne kaçanın kurtulamadığı hemen hemen her filazofun, düşünürün eleştiriden payını aldığı bir kitap. Koca kitapta iki kişiye olan hayranlığını dile getiriyor. Bu kadar kişi arasında iki kişiyi övdüğü için bu kişilere de yer vermek istiyorum.
"Yeri gelmişken hemen itiraf etmeliyim ki, benim kendisinde her zaman bir şeyler öğrendiğim tek psikolog Dostoyevski'dir."
Keşke Dostoyevski bunu kendi kulaklarıyla duysaydı. Eminim bu övgü karşında gözleri yaşarırdı.
Diğeri de kendi gibi Alman asıllı olan Goethe'dir.
"Goethe, önünde saygıyla eğildiğim, şapka çıkardığım son büyük Alman'dir."
Kendisi Alman oldgu halde Almanya'nın ahlak anlayışını, eğitimini,felsefesini, filazoflarini herşeyi yerin dibine geçiren bir düşünürün sizi övmesi havalara uçmak için yeterli bir sebep olurdu.
Kitabı bir arkadaşımın teşfikiyle okudum.Kitapta benim değil zaten :D neyse konu bu değildi zaten. :))
Felsefeyle ilgilenmeyi bırakalı çok uzun zaman oldu. O yüzden kitabın bazı kısımlarını anlamadığımı itiraf ediyorum. Ama genel olarak keyifle okudum.
121 syf.
"Bu küçük yazı bir büyük savaş ilanıdır (..)" der kitabın önsözünde Nietzsche. Gerçeklikten çok putlar var der. Bu putlar, insana kendi içgüdülerini, tutkularini, hazlarini, bedenini kötü birer nesne gösterir ve insanı kendi kendisinden yavaş yavaş uzaklaştırır.

Nietzsche, Sokrates'i 'Akıl=Erdem=Mutluluk' eşitlemesinden ötürü eleştirir; onun insanın içgüdülerini yoksaydığını dile getirir: "aydınlık, soğuk, dikkatli, bilinçli, içgüdüsüz yaşamın, içgüdülere karşı direnen yaşamın kendisi yalnızca bir hastalıktı.."

İnsanın varlık, ilk neden, amaç, bilinmeyene bir anlam aramadaki yanılgılari üzerine düşünecelerini anlatır. Bunları anladigim kadariyla dile getirecek olursam şöyle diyebiliriz:

Varlık bir nehirdir. Nehir, sabit bir haznede akmaz; haliyle köpükler çıkar yüzeyinde. İşte biz, bu köpükler gibi olmasi gereken, bütünle biriz. Benliğimiz olduğu için, bilince sahip olduğumuz için varlığı anlayabiliriz lakin varlık zaten vardı; biz de onunla birdik. Sadece anlayamiyorduk. Ben olunca anlamaya başladık. Yazar: "varlık kavramı “ben” kavramının ardından, ondan türetilmiş olarak gelir…" der kitabında.
Nedenselliği ve amaçsallığı araçsallaştırıp kendimizi her şeyin merkezine koyduk; nehre ilk neden, Tanrı dedik, kendimizi de nehrin en değerli balığı yani en hatta tek değerli hazinesi olarak gördük. Kendimize bir de amaç yarattık; eğer dinin, ahlakın (dinin ahlak diye anlaşılma yanılgisi) emirlerine, yasaklarina ve hayatımızı dizayn edişine uyarsak nehir bizi yemyeşil bir bahçeye (cennet) götüreceğine kendimizi ikna ettik. Çünkü: "Bilinmeyen bir şeyi, bilinen bir şeye dayandırmak, hafifletir, sakinleştirir, tatmin eder, ayrıca bir güç duygusu verir. Bilinmeyenle birlikte tehlike, huzursuzluk, endişe gelir.."

Sonuç olarak; din ve ahlaki insanın en büyük yanılgılari olarak nitelendirir Nietzsche. Bu yanılgıyı şu kisa cümleyle özetleyebiliriz sanırım: "Tanrısal olmuş olmalıyız, çünkü aklımız var!"
Ayrıca onun ahlak anlayışı da bilinenden farklı; bunun üzerine yazdığı Ahlakın SoyKütüğü'nü okuyunca daha iyi anlayabilirim. Şu anlık ise onun için ahlak, güçlü olunmayi, tutkulara, acılara sırt cevrilmemesini istiyor. Acı çekiyorsak bunu haketmisizdir, bu normaldir ve bununla yüzleşilmelidir.

Nietzsche'yi nedense karamsar bir kişilik olarak algilamistim, aklımda öyle yer etmiş. Ancak Nietzsche aksine hayata bağlı, hem de onu acisiyla, tüm tutkulariyla kabul ediyor. Bunlardan kaçmıyor.

Son bölümde Nietzsche, eline çekici alır ve kömür mü olmak istersin elmas mı? diye sorar. Elmas serttir, elmas dayanıklı ve güçlüdür. Kömür ise bunla aynı kökten gelmesine rağmen daha yumuşak ve dayaniksizdir. Elmas olun ve bir çekiç darbesiyle dağılmayın.

Keyifli okumalar
112 syf.
·35 günde·Puan vermedi
Çekiç konuşuyor...
" Mutfak kömürü bir gün elmasa "' Neden bu kadar sertsin?" diye sordu. " Ne de olsa akraba değiil miyiz biz ?"
Son sayfadaki bu cümle kitabın eleştirel yönüne en güzel vurgulardan biriydi. Kitabın başından sonuna kadar Nietzsche vari eleştiriler birbirini izledi ve insanı oldukça düşündüren cümlelerle yaptı bunu.
İlk defa bu kitabında denk geldim ki eleştirmeyip bir de üstüne övdüğü bir yazar Dostoyevski. " Kendisinden bir şeyler öğrendiğim tek piskolog olan Dostoyevski " diyor bunu Dostoyevski duymuş olsa kesinlikle hüngür hüngür ağlardı. Taşı, kuşu, havayı herşeyi eleştiren bir yazardan böyle bir övgü duymak.
"Goethe saygı duyduğum son Almandır."
Bir de Goethe var tabi. Onun da koltuğunu kabartmaya yeterdi bu cümle.
Zevk alarak okuduğum ve okurken çakmağı, çay bardağını, kapıyı eleştirmeme neden olan piskolojik baskıyı hissettiğim kitap.
Nietzsche için kibirli deseler de kibirden ziyade kendinin farkında olan bir filozof derim.
" ben henüz kendimden daha az şey isteyecek kadar mütevazi olmadım" demesi de bu fikirde destek aldığım sözüdür. Ne güzeldir insanın kendisinin farkında olması ve bu farkı ortaya koyarken eleştirel zekasını göstermesi.
Çok yaşa Nietzsche çünkü hala fikirlerin ve derin analizlerin yaşıyor.
Eğer bir kitap bu cümleyle bitiyorsa bilmem daha neler neler söylenir " Ey kardeşlerim, bu yeni tableti sizin üstünüze koyuyorum. Sert olun!
Saygılarımla.
112 syf.
·3 günde
Vee Nietzsche filozoflara ve hepsinin de topuna diss atıyor...

Çok sert üsluplu sevgili Nihilist, neden bu kadar kızgınsın?
Kendisiyle çokça çelişen sevgili Nietzsche put diye nitelediği çokça şeyin aslında kendisinde de bulunduğunu unutmuş gibi görünüyor.
Ve, 21. yüzyıl okuyucularını görseydi (ki gerçekten put olmak istemiyorsa) kemikleri yattığı yerde sızlardı.

Ne çok put var içerimizde, dışarımızda, sevdiklerimizde ve hatta nefret ettiklerimizde...
Kendi benliğimizi bile putlaştırmışız, kendimize tapıyoruz. - " bu sefil yobaz duvara çiziyor kendini ve 'ecce homo' diyor..." - (sayfa 32)

Eserde Platon' dan Dante' ye, Sokrates ' ten Kant' a , Raousseau' ya, Shopenauer ' a kadar gelmiş geçmiş neredeyse tüm filozoflara inanılmaz sert bir dilde söylem var.
Nietzsche bu filozofları aşağılamakla kalmıyor kendilerinin düşüncelerinin putlaştırıldığını, kendilerine birnevi tapıldığını savunuyor.

Filozofları bir yana bırakın Hristiyanlık ve Musevilik dinleri de Nietzsche' nin putperestlik kavramından nasibini aliyor.

Çok ağır, sert bir üslubu var ve kendisi de bunun farkında ki kitabın sonuna Böyle Buyurdu Zerdüşt eserinden Zerdüşt' ün bir alıntısı konulmuş.

Pekii, çok sevgili nihilistimize sormak isterdim: Zerdüşt ne tür bir puttur, put değil midir ?
Zerdüşt yoksa sizin kendinize duyduğunuz hayranlıktan kaynaklanan bir tür Ecce Homo mudur ?

Açıkçası eseri beğenmedim. Ama altını bolca çizdim. Tekrar dönüp bakıp kendisinin fikirlerine bakacağım.
Hiçbir filozofu kendi içimde putlaştırmak istemem ne de nihilistleri.

Putlaştırmadan okuyunuz.
121 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitabın tam adı, "Putların Alacakaranlığı veya Bir Çekiçle Felsefe Nasıl Yapılır" imiş. Evet, tam da adından anlaşılacağı üzere bir çekiçle, önüne gelen her felsefi akımı, her filozofu parçalamış, yok etmiş Nietzsche. Kısacası ne görmüş, ne geçirmiş, ne öğrenmiş, ne bilmişse o güne dek; her şeyi isyanının bir parçası olarak kullanmış. Eğitimle alakalı düşünceleri hakikaten güzeldi. Zaten sadece o kısımda sağduyulu gibiydi. Ve elbette mesaj: "Önemli olan yaşamın kendisidir, yaşam üzerine düşünceler değil." Bu kitapta bir sürü başta ahlak olmak üzere insanların putlaştırdığı değerler üzerinde düşüncelerini söylüyor ve bence okura birçok şey katan bir eser. Eleştirileri o dönemin ve öncesinin kavramlarını inceliyor ve bunları kendi anlayışıyla dönüştürüyor yahut yok ediyor. Nietzsche’ye başlangıç için güzel bir seçim olabilir. Akıcı ve anlaşılır bir kitap, tabi ki çeviri burada önemli rol oynuyor...
112 syf.
·2 günde·9/10 puan
Her satırın altı çizilesi gibiydiyine herzaman ki...
Onu anlamak için onun özünü iyi bilmek en önemli noktadır bana göre...
Kanıtlanmış bir aykırı filozof tur fakat herkesin baktığı bakış açısı yoktur onda herkes gibi de görmez ondandır satırlarının her okuyucu tarafından anlaşılamaması...

Hayatı yaşamı ve düşünceleri kendince eleştirdiği farklı bir pencereden baktığı ve bunu satırlarda dile getirmesi, farklı bir ruh ve farklı bir beyne sahip olduğunu görmemizi kolaylaştırıyor.
Nietzsche okumak isteyenlere nacizane tavsiyem sakin kafayla okunması yönündedir.
Okuduğunuz yazarlarla eşit görmemeniz gerektiğini bilmenizi isterim.

Bu yazarı okumak onu anlamak ister ve mutlaka kitapları okunmadan hayatı okunmalı ve kendisiyle ilgili bilgi sahibi olunmalı.

Felsefe,kitaplar, Nietzsche iyi ki var...

Alacaranlıktan aydınlığa geçtiğiniz günleriniz olsun.
110 syf.
·2 günde
Nietzsche her zaman olduğu gibi kendine özgü eleştirel tavrıyla dönemi sert bir şekilde eleştirmiş.
Nietzsche'yi anlamak zor olsada okudukça bütünleşiyor cümleler ve anlam bütünlüğü kendi içerisinde sağlanıyor.
Okuduğum çeviride oldukça fazla yabancı kelime vardı. Sayfanın altında çevirisi olsa dahi cümlede kopukluk olmasına sebep oluyordu.
Kesinlikle okunmaya değer bir kitap ve okunmaya değer bir Nietzsche.
112 syf.
Putların Alacakaranlığı
'Sonuç olarak insanın yolu ikiye ayrılıyor: huzur ve zevk diye didinip durmak istiyorsan, inan; hakikatin tutkunu olmak istiyorsan, sorgula...'
Nietzsche'nin eserleri arasında diğerleri kadar ilgi görmeyen fakat en az diğerleri kadar ilgi görmesi gereken bir eleştri kitabı Putların Alacakaranlığı. Nietzsche, ahlak ve inançları sürekli iğneliyor. Özellikle zamanın inançlarına çok şey söylüyor. İnançların var ettiği ahlak anlayışların asıl ahlaksızlık olduğu üstünde duruyor. 'Biz ahlakçı olmayan kişiler, erdeme herhangi bir zarar veriyor muyuz acaba? Anarşistler, prenslere ne kadar zarar veriyorsa, biz de o kadar zarar veriyoruz erdeme. İşte, ancak o zaman prensler, yeniden tahtlarına kurulduklarında, kendilerine yöneltilen oklarla yaralanabilirler . Ahlak; evet, ahlâkı oklarımızla yaralayabilmeliyiz.' Anlaşıldığı üzere Nietzsche'nin temel aldığı konu ahlaktır bu eserde. Antikçağ da Sokrates in diyalektiçi görüşünü; 'Diyalektik, Sokrates in elinde bir intikam biçiminden başka nedir ki?' diyerek diyalektiğin bir saldırı olduğunu ve bundan ürktüğünü eleştirerek dile getirdi. Özellikle; Eflâtun, Kant, Hegel, Schpoenhaur, Rousso gibi psikoloji ve din bilimine yaklaşımları karşısında büyük bir çatışma göstererek ayrıştı. Bunlarla beraber bir çok düşünürü topa tutarak bir savaş açarak kendi düşüncelerinin doğruluğunu ortaya koymayı amaçlıyor. İçinde bulunduğu çağda Almanların artık hiçbir şekilde filozof yetiştiremediği korkunçluğu üstünde dururken aslında dünyada da filolog olmadığının üstünde duruyor. .. ' "Alman ruhu" 18 yıldan bu yana, kendisiyle çelişen bir kavram bu.'
Felsefeyle ilgilenen herkesin okuyup anlayabileceği bir eser. Sıkça kavramlar ve durumlara yer verildiği için herkesin kolaylikla anlayabileceği bir eser değil . Fakat herkesin okuması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Okuyun. Okutun. Kitapla erdemde kalın...
119 syf.
·2 günde
Nietzsche’nin kendi alegorik düşüncesine dair kılavuz niteliğinde ipuçları taşır; Hristiyanlık, ahlak, felsefe gibi tüm yapıtlarında mesele edindiği kavramlarına darbeleri (yeniden) keskin bakışlar fırlatır. Kitap aynı zamanda kendi çağdaşı veya önceli sanat ve fikir insanlarına ilişkin değerlendirmelerini de kapsar.

Putları yıkma, parçalama, devirmeye dönük genel Nietzscheci çağrının, metnin psikolojik arka planını oluşturduğunu söyleyebiliriz. Nietzsche'nin düşüncesinde her zaman var olan derin tarihsel bakış bu kitapta artık billurlaşma seviyesine çıkar... Nietzsche'nin Sokrates'in ve Platon'un karşısına çıktığı ve Zerdüşt'ün nerede doğduğunu, tekrar ama daha açık ve parlak şekilde anlattığı yer bu eserdedir.
Bu eşikte Nietzsche, temel görüş ve eleştirilerini bir çırpıda özetler ve kendi felsefesinin gizemli görünebilecek yanlarını açık yüreklilikle işaretler.
"30 yaşında yurdunu ve yurdunun gölünü terk eden" Zerdüşt'ün doğum yeri, bu çalışmasında Sokrates/Platon felsefesinin kökenlerine (daha doğrusu bu kökenlerin tam karşısına) kadar uzatılır. Nietzsche bir yandan Hıristiyanlığın gelişimini Sokrates'in fizyolojik çirkinliğine kadar indirger, diğer yandan da Platon'un göksel varlıklar uğruna yeryüzünü değersizleştirmesinin, göksel varlıkların kendileri de değersizleşmesine rağmen geri döndürülemeyecek bir yıkım olduğunu söyleyecek kadar düşmanını över.
Nietzsche, Zerdüşt'ünü bu kitapta tam burada başlatır. Zerdüşt'ün hikâyesi ancak bu başlangıçla gerçek anlamına kavuşur: Değer yaratma zorunluluğuyla...

Nietzsche'nin keskin dilinden tarihin ve dönemin düşünür, romancı, müzisyen, şair ve ressamları da payını alır. Dante "mezarlık edebiyatçısı", Eliot bir "ahlak kadıncığı" olur; Homeros, Zola gibi isimler hakkındaki değerlendirmeler genel olarak sanatçı karakterine ışık tutar ve Dostoyevski için büyük övgü Nietzsche'nin derinlik dolu değerlendirmeleriyle buluşur.
Bir filozofun, kendisi, felsefesi, geçmişi ve tarihin ve dönemin değerleriyle kendine güven dolu, müjde dolu bir hesaplaşmasıdır Putların Alacakaranlığı.

Ve sorusu sıkıdır: Alacakaranlık? Putlar doğuyor mu yoksa batıyor mu? Nietzsche’nin kitapta dediği gibi: "Belki de bir tür ruh barışı!"

Keyifli okumalar!
Tek başına yaşayabilmek için ya hayvan ya da Tanrı olmak gerekir, der Aristo. Üçüncü bir seçenek eksik: İkisi de olunabilir; filozof olunarak..
Friedrich Nietzsche
Sayfa 7 - Özdeyişler ve Oklar

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Putların Alacakaranlığı
Baskı tarihi:
Ocak 2021
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789944889155
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Götzen-Dammerung Oder Wie Man Mit Dem Hammer Philosophirt
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Friedrich Wilhelm Nietzsche (1844-1900): Geleneksel din, ahlak ve felsefe anlayışlarını kendine özgü yoğun ve çarpıcı bir dille eleştiren en etkili çağdaş felsefecilerdendir. Bonn Üniversitesi’nde teoloji okumaya başlayan Nietzsche daha sonra filolojiye yöneldi. Leipzig Üniversitesi’nde öğrenimini sürdürdü, henüz öğrenci iken Basel Üniversitesi filoloji profesörlüğüne aday gösterildi. 1869’da sınav ve tez koşulu aranmadan, yalnızca yazılarına dayanarak doktor unvanı verilen Nietzsche profesörlüğü sırasında klasik filoloji çalışmalarından uzaklaştı ve felsefeyle uğraşmaya başladı. Tragedyanın Doğuşu, Zamana Aykırı Bakışlar, İnsanca Pek İnsanca, Tan Kızıllığı, Şen Bilim, Böyle Söyledi Zerdüşt, İyinin ve Kötünün Ötesinde, Ahlakın Soykütüğü, Ecce Homo, Wagner Olayı, Dionysos Dithyrambosları, Putların Alacakaranlığı, Antichrist, Nietzsche Wagner’e Karşı başlıca büyük eserleri arasında yer almaktadır.

Mustafa Tüzel (1959): Kuşağının en verimli Almanca çevirmenlerindendir. Yola Thomas Bernhard’ın özyaşamöyküsel roman beşlisi ile çıktı. Arada Dürrenmatt’a, Schopenhauer’e uğradı. Son yıllardaysa, en çok Nietzsche çeviriyor.

Kitabı okuyanlar 2.654 okur

  • binmilyonkitap
  • Human
  • Murat Can KÜT
  • x
  • Seda
  • Felsefik Okur
  • Nevah Han
  • Maide Macat
  • sevda turan
  • Eren Mertoğlu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%2.4
13-17 Yaş
%4
18-24 Yaş
%27.8
25-34 Yaş
%36.5
35-44 Yaş
%19.8
45-54 Yaş
%8.7
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%39.6
Erkek
%60.4

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%19.6 (123)
9
%11.7 (73)
8
%14.7 (92)
7
%8.9 (56)
6
%4.3 (27)
5
%1.3 (8)
4
%0.6 (4)
3
%0.2 (1)
2
%0.2 (1)
1
%0.3 (2)

Kitabın sıralamaları