·
Okunma
·
Beğeni
·
12243
Gösterim
Adı:
Putların Alacakaranlığı
Baskı tarihi:
3 Mart 2014
Sayfa sayısı:
119
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754683899
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Götzen-Dammerung oder wie man mit dem Hammer philosophirt
Yayınevi:
Say Yayınları
Bambaşka bir varoluştur öğrenmek içyüzünü putların, budur benim de istediğim en çok tüm durumlar içinde, Gerçeklerden daha çoktur evrende putlar: Budur benim 'kem gözüm' bu dünya konusunda, dahası budur 'kem kulağım' da... Burada çekiçle soruları kondurmak bir kez daha, kim bilir, bir yanıt olarak bu ünlü oyuğun sesini dinlemek, bu şişik barsak solucanlarının söylediği -kim büyülerse birini, kulağının arkasında kulağı vardır onun - tüm yaşlı ruhbilimciler ve sıçan kapanlar sessiz kalmak isteseler de benim gözümde, gerçeğin karşısında gürler hep...
Bu yazı bile -başlığı ne olduğunu açıklıyor- hepsinden önce bir dinlenmedir, bir güneş lekesidir, bir yana sıçramadır, bir ruhbilimcinin işsiz güçsüz dolaşımında. Yoksa yeni bir savaş mı: Sakın yeni putların sesine kulak verme olmasın?.. Friedrich Nietzsche
112 syf.
·11 günde·Puan vermedi
...........Nietzsche...........
Eğer Nietszhce okumaya karar verdiyseniz derin bir soluk alın ve bir kere daha düşünün.
Neden mi ?
Çünkü kendisi anlaşılmayan nadir kişilerden biri...
Yazdıklarıyla söyledikleriyle insanı ikilimde birakan biri...
Ben Nietzsche'yi Ali Şeriati'ye benzetiyorum. O da tıpkı Şeriatı gibi bizi düşünceleriyle rahatsız eden bir kişilik. Tarihe okkalı bir iz bırakmış nadide kişilerden birisi. Yıllar geçmesine rağmen halen bile eserleri, fikirleri layık olduğu yerde değil. İnançsızların kendine sığınak olarak seçtiği ama aslında bu felsefeyle ilgisi olmayan biri.
Bu kitapta putlastirilan ne varsa hepsini kırıyor. Dilinden ne uçan ne kaçanın kurtulamadığı hemen hemen her filazofun, düşünürün eleştiriden payını aldığı bir kitap. Koca kitapta iki kişiye olan hayranlığını dile getiriyor. Bu kadar kişi arasında iki kişiyi övdüğü için bu kişilere de yer vermek istiyorum.
"Yeri gelmişken hemen itiraf etmeliyim ki, benim kendisinde her zaman bir şeyler öğrendiğim tek psikolog Dostoyevski'dir."
Keşke Dostoyevski bunu kendi kulaklarıyla duysaydı. Eminim bu övgü karşında gözleri yaşarırdı.
Diğeri de kendi gibi Alman asıllı olan Goethe'dir.
"Goethe, önünde saygıyla eğildiğim, şapka çıkardığım son büyük Alman'dir."
Kendisi Alman oldgu halde Almanya'nın ahlak anlayışını, eğitimini,felsefesini, filazoflarini herşeyi yerin dibine geçiren bir düşünürün sizi övmesi havalara uçmak için yeterli bir sebep olurdu.
Kitabı bir arkadaşımın teşfikiyle okudum.Kitapta benim değil zaten :D neyse konu bu değildi zaten. :))
Felsefeyle ilgilenmeyi bırakalı çok uzun zaman oldu. O yüzden kitabın bazı kısımlarını anlamadığımı itiraf ediyorum. Ama genel olarak keyifle okudum.
121 syf.
"Bu küçük yazı bir büyük savaş ilanıdır (..)" der kitabın önsözünde Nietzsche. Gerçeklikten çok putlar var der. Bu putlar, insana kendi içgüdülerini, tutkularini, hazlarini, bedenini kötü birer nesne gösterir ve insanı kendi kendisinden yavaş yavaş uzaklaştırır.

Nietzsche, Sokrates'i 'Akıl=Erdem=Mutluluk' eşitlemesinden ötürü eleştirir; onun insanın içgüdülerini yoksaydığını dile getirir: "aydınlık, soğuk, dikkatli, bilinçli, içgüdüsüz yaşamın, içgüdülere karşı direnen yaşamın kendisi yalnızca bir hastalıktı.."

İnsanın varlık, ilk neden, amaç, bilinmeyene bir anlam aramadaki yanılgılari üzerine düşünecelerini anlatır. Bunları anladigim kadariyla dile getirecek olursam şöyle diyebiliriz:

Varlık bir nehirdir. Nehir, sabit bir haznede akmaz; haliyle köpükler çıkar yüzeyinde. İşte biz, bu köpükler gibi olmasi gereken, bütünle biriz. Benliğimiz olduğu için, bilince sahip olduğumuz için varlığı anlayabiliriz lakin varlık zaten vardı; biz de onunla birdik. Sadece anlayamiyorduk. Ben olunca anlamaya başladık. Yazar: "varlık kavramı “ben” kavramının ardından, ondan türetilmiş olarak gelir…" der kitabında.
Nedenselliği ve amaçsallığı araçsallaştırıp kendimizi her şeyin merkezine koyduk; nehre ilk neden, Tanrı dedik, kendimizi de nehrin en değerli balığı yani en hatta tek değerli hazinesi olarak gördük. Kendimize bir de amaç yarattık; eğer dinin, ahlakın (dinin ahlak diye anlaşılma yanılgisi) emirlerine, yasaklarina ve hayatımızı dizayn edişine uyarsak nehir bizi yemyeşil bir bahçeye (cennet) götüreceğine kendimizi ikna ettik. Çünkü: "Bilinmeyen bir şeyi, bilinen bir şeye dayandırmak, hafifletir, sakinleştirir, tatmin eder, ayrıca bir güç duygusu verir. Bilinmeyenle birlikte tehlike, huzursuzluk, endişe gelir.."

Sonuç olarak; din ve ahlaki insanın en büyük yanılgılari olarak nitelendirir Nietzsche. Bu yanılgıyı şu kisa cümleyle özetleyebiliriz sanırım: "Tanrısal olmuş olmalıyız, çünkü aklımız var!"
Ayrıca onun ahlak anlayışı da bilinenden farklı; bunun üzerine yazdığı Ahlakın SoyKütüğü'nü okuyunca daha iyi anlayabilirim. Şu anlık ise onun için ahlak, güçlü olunmayi, tutkulara, acılara sırt cevrilmemesini istiyor. Acı çekiyorsak bunu haketmisizdir, bu normaldir ve bununla yüzleşilmelidir.

Nietzsche'yi nedense karamsar bir kişilik olarak algilamistim, aklımda öyle yer etmiş. Ancak Nietzsche aksine hayata bağlı, hem de onu acisiyla, tüm tutkulariyla kabul ediyor. Bunlardan kaçmıyor.

Son bölümde Nietzsche, eline çekici alır ve kömür mü olmak istersin elmas mı? diye sorar. Elmas serttir, elmas dayanıklı ve güçlüdür. Kömür ise bunla aynı kökten gelmesine rağmen daha yumuşak ve dayaniksizdir. Elmas olun ve bir çekiç darbesiyle dağılmayın.

Keyifli okumalar
112 syf.
·35 günde·Puan vermedi
Çekiç konuşuyor...
" Mutfak kömürü bir gün elmasa "' Neden bu kadar sertsin?" diye sordu. " Ne de olsa akraba değiil miyiz biz ?"
Son sayfadaki bu cümle kitabın eleştirel yönüne en güzel vurgulardan biriydi. Kitabın başından sonuna kadar Nietzsche vari eleştiriler birbirini izledi ve insanı oldukça düşündüren cümlelerle yaptı bunu.
İlk defa bu kitabında denk geldim ki eleştirmeyip bir de üstüne övdüğü bir yazar Dostoyevski. " Kendisinden bir şeyler öğrendiğim tek piskolog olan Dostoyevski " diyor bunu Dostoyevski duymuş olsa kesinlikle hüngür hüngür ağlardı. Taşı, kuşu, havayı herşeyi eleştiren bir yazardan böyle bir övgü duymak.
"Goethe saygı duyduğum son Almandır."
Bir de Goethe var tabi. Onun da koltuğunu kabartmaya yeterdi bu cümle.
Zevk alarak okuduğum ve okurken çakmağı, çay bardağını, kapıyı eleştirmeme neden olan piskolojik baskıyı hissettiğim kitap.
Nietzsche için kibirli deseler de kibirden ziyade kendinin farkında olan bir filozof derim.
" ben henüz kendimden daha az şey isteyecek kadar mütevazi olmadım" demesi de bu fikirde destek aldığım sözüdür. Ne güzeldir insanın kendisinin farkında olması ve bu farkı ortaya koyarken eleştirel zekasını göstermesi.
Çok yaşa Nietzsche çünkü hala fikirlerin ve derin analizlerin yaşıyor.
Eğer bir kitap bu cümleyle bitiyorsa bilmem daha neler neler söylenir " Ey kardeşlerim, bu yeni tableti sizin üstünüze koyuyorum. Sert olun!
Saygılarımla.
121 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Kitabın tam adı, "Putların Alacakaranlığı veya Bir Çekiçle Felsefe Nasıl Yapılır" imiş. Evet, tam da adından anlaşılacağı üzere bir çekiçle, önüne gelen her felsefi akımı, her filozofu parçalamış, yok etmiş Nietzsche. Kısacası ne görmüş, ne geçirmiş, ne öğrenmiş, ne bilmişse o güne dek; her şeyi isyanının bir parçası olarak kullanmış. Eğitimle alakalı düşünceleri hakikaten güzeldi. Zaten sadece o kısımda sağduyulu gibiydi. Ve elbette mesaj: "Önemli olan yaşamın kendisidir, yaşam üzerine düşünceler değil." Bu kitapta bir sürü başta ahlak olmak üzere insanların putlaştırdığı değerler üzerinde düşüncelerini söylüyor ve bence okura birçok şey katan bir eser. Eleştirileri o dönemin ve öncesinin kavramlarını inceliyor ve bunları kendi anlayışıyla dönüştürüyor yahut yok ediyor. Nietzsche’ye başlangıç için güzel bir seçim olabilir. Akıcı ve anlaşılır bir kitap, tabi ki çeviri burada önemli rol oynuyor...
119 syf.
·2 günde
Nietzsche’nin kendi alegorik düşüncesine dair kılavuz niteliğinde ipuçları taşır; Hristiyanlık, ahlak, felsefe gibi tüm yapıtlarında mesele edindiği kavramlarına darbeleri (yeniden) keskin bakışlar fırlatır. Kitap aynı zamanda kendi çağdaşı veya önceli sanat ve fikir insanlarına ilişkin değerlendirmelerini de kapsar.

Putları yıkma, parçalama, devirmeye dönük genel Nietzscheci çağrının, metnin psikolojik arka planını oluşturduğunu söyleyebiliriz. Nietzsche'nin düşüncesinde her zaman var olan derin tarihsel bakış bu kitapta artık billurlaşma seviyesine çıkar... Nietzsche'nin Sokrates'in ve Platon'un karşısına çıktığı ve Zerdüşt'ün nerede doğduğunu, tekrar ama daha açık ve parlak şekilde anlattığı yer bu eserdedir.
Bu eşikte Nietzsche, temel görüş ve eleştirilerini bir çırpıda özetler ve kendi felsefesinin gizemli görünebilecek yanlarını açık yüreklilikle işaretler.
"30 yaşında yurdunu ve yurdunun gölünü terk eden" Zerdüşt'ün doğum yeri, bu çalışmasında Sokrates/Platon felsefesinin kökenlerine (daha doğrusu bu kökenlerin tam karşısına) kadar uzatılır. Nietzsche bir yandan Hıristiyanlığın gelişimini Sokrates'in fizyolojik çirkinliğine kadar indirger, diğer yandan da Platon'un göksel varlıklar uğruna yeryüzünü değersizleştirmesinin, göksel varlıkların kendileri de değersizleşmesine rağmen geri döndürülemeyecek bir yıkım olduğunu söyleyecek kadar düşmanını över.
Nietzsche, Zerdüşt'ünü bu kitapta tam burada başlatır. Zerdüşt'ün hikâyesi ancak bu başlangıçla gerçek anlamına kavuşur: Değer yaratma zorunluluğuyla...

Nietzsche'nin keskin dilinden tarihin ve dönemin düşünür, romancı, müzisyen, şair ve ressamları da payını alır. Dante "mezarlık edebiyatçısı", Eliot bir "ahlak kadıncığı" olur; Homeros, Zola gibi isimler hakkındaki değerlendirmeler genel olarak sanatçı karakterine ışık tutar ve Dostoyevski için büyük övgü Nietzsche'nin derinlik dolu değerlendirmeleriyle buluşur.
Bir filozofun, kendisi, felsefesi, geçmişi ve tarihin ve dönemin değerleriyle kendine güven dolu, müjde dolu bir hesaplaşmasıdır Putların Alacakaranlığı.

Ve sorusu sıkıdır: Alacakaranlık? Putlar doğuyor mu yoksa batıyor mu? Nietzsche’nin kitapta dediği gibi: "Belki de bir tür ruh barışı!"

Keyifli okumalar!
112 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Aslında bu kitabı aldığımda yazarın ateist olması ve bu yüzden okumamam gerektiği tarzında saçma eleştiriler alsam da hiç bir zaman aldığıma pişman olmayacağım bir kitaptır. Ayrıca arşivimde de saklayacağım değerli kitaplardan biridir..Kitapta özellikle yunan filozoflarını gericilikle suçlayarak onların ağır eleştirisini yapması, aynı zaman da alman filozoflarını ve onların yunan hayranlığı duymalarını ağır bir şekilde eleştirmesi kitabı daha da bir okunası bir kitap haline getirmektedir. Kitap bir nevi diğer filozoflara karşı bir savaş ilanı niteliğindedir...Kitabın başlığındaki putlarla da sanırım bu suçladığı tüm filozofları kastediyor.Onları puta benzetebilecek kadar sert bir üslubu olduğunu düşünüyorum.. Bu arada yazarın bu kitabında onun bu ağır suçlamalarına karşı cevap olarak karşılık veren filozof var mı acaba ? Şimdi de böyle bir merak uyandı...
134 syf.
"En ağır yükü aramıştın;
İste, buldun kendini.
Şimdi de atamıyorsun kendini sırtından."

Kendi deyişiyle: "Bu küçük kitap, büyük bir savaş ilanıdır."

Geleneksel din, ahlak, felsefe anlayışlarını, aklın yanlış kullanımını ve yorumunu kendi özgü çarpıcı bir dille eleştiriyor. Dostoyevski'den her zaman birşeyler öğrendiği bir psikolog olarak gören Nietzsche; Sokrates'ten Kant'a kadar pek çok ünlü düşünürü çöküş tipleri olarak nitelendiriyor.

Hayatla gelen acı ve ıstıraplara rağmen, yaşamı teyit ederek, özgürlük kazanirsınız. Özgürlük, 'mutluluk' içgüdüsünün ustalığı ile elde ediliyor.
Eğitim sistemimiz zayıf yönlerimizi destekliyor; bizlerden bir makine yaratmak amacında. Nietzche'nin söyledigi seylerin çoğunu bugün uyguluyoruz. Burada çekiçle felsefe yapıyor. Onunla aynı fikirde olmak isteriz ama cezalandırılmaktan korkuyoruz. Onun sesi ağır işitenlere bile ulasır.
Yıkılacak putları olanlara... keyifli okumalar.



Neden böylesine sertsin !’ – Dedi birkeresinde mangal kömürü elmasa: ‘Biz seninle yakın akraba değil miyiz?’ Neden böylesine yumuşaksınız? Ey kardeşlerim, işte sorarım size: Siz – Siz benim kardeşlerim değil misiniz? Neden böylesine yumuşaksınız, kaçkınsınız, dayanıksızsınız? Neden yüreklerinizde öylesine çok inkar ve yadsıma var? Bakışlarınızda neden öylesine az yazgı? Ve yazgıları acımasızlığı istemiyorsanız: Benimle nasıl
zafer kazanabilirsiniz? Ve sertliğiniz çakmak çakmak parıldamak ve kesmek ve paramparça etmek istemiyorsa: Benimle nasıl nasıl yaratabilirsiniz? Çünkü bütün yaratıcılar serttir. Yazgınızdır, bin yıllara elinizi koyarken bal mumuna dokunuyorsunuz gibi geliyor size.


Bambaşka bir varoluştur öğrenmek içyüzünü putların, budur benim de istediğim en çok tüm durumlar içinde. Gerçeklerden daha çoktur evrende putlar: Budur benim ‘kem gözüm’ bu dünya konusunda, dahası budur ‘kem kulağım’ da… Burada, çekiçle soruları kondurmak bir kez daha, kim bilir, bir yanıt olarak bu ünlü oyuğun sesini dinlemek, bu şişik bağırsak solucanlarının söylediği -kim büyülerse birini, kulağının arkasında kulağı vardır onun- tüm yaşlı ruhbilimciler ve sıçan kapanlar sessiz kalmak isteseler de benim gözümde, gerçeğin karşısında gürler hep… Bu yazı bile -başlığı ne olduğunu açıklıyor- hepsinden önce bir dinlenmedir, bir güneş lekesidir, bir yana sıçramadır, bir ruhbilimcinin işsiz güçsüz dolaşımında. Yoksa yeni putların sesine kulak verme olmasın mı?
112 syf.
·Beğendi·10/10
Nietzsche'nin özellikle burun için kaleme aldığı pasaj, düşünmeye ve sorgulamaya değer... Işığın dik gelen açısı, hem loş hem de uzun bir döngü
112 syf.
·7 günde·Beğendi
'Sonuç olarak insanın yolu ikiye ayrılıyor: huzur ve zevk diye didinip durmak istiyorsan, inan; hakikatin tutkunu olmak istiyorsan, sorgula...'
Nietzsche'nin eserleri arasında diğerleri kadar ilgi görmeyen fakat en az diğerleri kadar ilgi görmesi gereken bir eleştri kitabı Putların Alacakaranlığı. Nietzsche, ahlak ve inançları sürekli iğneliyor. Özellikle zamanın inançlarına çok şey söylüyor. İnançların var ettiği ahlak anlayışların asıl ahlaksızlık olduğu üstünde duruyor. 'Biz ahlakçı olmayan kişiler, erdeme herhangi bir zarar veriyor muyuz acaba? Anarşistler, prenslere ne kadar zarar veriyorsa, biz de o kadar zarar veriyoruz erdeme. İşte, ancak o zaman prensler, yeniden tahtlarına kurulduklarında, kendilerine yöneltilen oklarla yaralanabilirler . Ahlak; evet, ahlâkı oklarımızla yaralayabilmeliyiz.' Anlaşıldığı üzere Nietzsche'nin temel aldığı konu ahlaktır bu eserde. Antikçağ da Sokrates in diyalektiçi görüşünü; 'Diyalektik, Sokrates in elinde bir intikam biçiminden başka nedir ki?' diyerek diyalektiğin bir saldırı olduğunu ve bundan ürktüğünü eleştirerek dile getirdi. Özellikle; Eflâtun, Kant, Hegel, Schpoenhaur, Rousso gibi psikoloji ve din bilimine yaklaşımları karşısında büyük bir çatışma göstererek ayrıştı. Bunlarla beraber bir çok düşünürü topa tutarak bir savaş açarak kendi düşüncelerinin doğruluğunu ortaya koymayı amaçlıyor. İçinde bulunduğu çağda Almanların artık hiçbir şekilde filozof yetiştiremediği korkunçluğu üstünde dururken aslında dünyada da filolog olmadığının üstünde duruyor. .. ' "Alman ruhu" 18 yıldan bu yana, kendisiyle çelişen bir kavram bu.'
Felsefeyle ilgilenen herkesin okuyup anlayabileceği bir eser. Sıkça kavramlar ve durumlara yer verildiği için herkesin kolaylikla anlayabileceği bir eser değil . Fakat herkesin okuması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum. Okuyun. Okutun. Kitapla erdemde kalın...
140 syf.
·10/10
Nietzsche bu eserinde hayatın gerçeklerini bir kez daha yüzümüze çarpıyor. Eleştirel ruhu olmasaydı bu eserleri ortaya çıkmazdı zannımca. Hristiyanlığın bayağılığından, Almanların eğitimsizliği, yobazlığından, ahlakın bizzat ahlaksızca kurulmasından, Pek çok yazarın eleştirilmesinden... Almanlardan sadece Goethe'yi övmesi... Nietzsche için; bugün yaşadığımız hayatı, daha binlerce defa yeniden yaşamak zorundayız (sonsuz dönüş) yani yapılacak şey, hayatı sevinçle kabul etmektir. İnsan güçlü olduğu sürece ve karamsarlıktan kahramanca bir irade ve hayal çabasıyla kurtulabilir.
Durmadan çabalanan insan üstün varlığa yani "üstinsana" dönüştürecektir.
112 syf.
·Puan vermedi
Yazarin kitaplarini hayranlıkla okudum . Geleneksel din, ahlak ve felsefe anlayışlarını kendine özgü yoğun, sert ve çarpıcı bir dille eleştiren Nietzsche kitabında insanı kavrayışı Apolloncu ve Dionysosçu karşıt-kavramlar ile ayırt ederken Sokrates’ten Kant’a kadar daha pek çok ünlü düşünürü çöküş tipleri olarak sert bir dilde eleştirmiştir. Yazarın zamanındaki durumunu da göz onunde bulundurursak verdiği dik duruşa hayran kalmamak elde değil. Yazar savunduğu görüş için diğer eserlerindeki ego'yu bu eserinde de konuşturmustur. Şöyleki ; Bu eser bir savaştır. Yeni putların dışa vurumudur. Bu deneme çalışması büyük bir savaş ilanidir ve bu savaş sadece putlara yönelik değil çatalla, cekicle içi boş eski putlara açılmıştır. Tüm degerlerin yeniden değerlendirilme kitabının tamamlandığı gün.
"Şimdiye kadar insanları ahlaklı yapmak için kullanılan tüm yollar, ahlaksızlıktan geçti." Diyor ve ekliyor;
"Zenginler, fakirlere Tanrı'dan başka bir şey bırakmadı."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Putların Alacakaranlığı
Baskı tarihi:
3 Mart 2014
Sayfa sayısı:
119
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754683899
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Götzen-Dammerung oder wie man mit dem Hammer philosophirt
Yayınevi:
Say Yayınları
Bambaşka bir varoluştur öğrenmek içyüzünü putların, budur benim de istediğim en çok tüm durumlar içinde, Gerçeklerden daha çoktur evrende putlar: Budur benim 'kem gözüm' bu dünya konusunda, dahası budur 'kem kulağım' da... Burada çekiçle soruları kondurmak bir kez daha, kim bilir, bir yanıt olarak bu ünlü oyuğun sesini dinlemek, bu şişik barsak solucanlarının söylediği -kim büyülerse birini, kulağının arkasında kulağı vardır onun - tüm yaşlı ruhbilimciler ve sıçan kapanlar sessiz kalmak isteseler de benim gözümde, gerçeğin karşısında gürler hep...
Bu yazı bile -başlığı ne olduğunu açıklıyor- hepsinden önce bir dinlenmedir, bir güneş lekesidir, bir yana sıçramadır, bir ruhbilimcinin işsiz güçsüz dolaşımında. Yoksa yeni bir savaş mı: Sakın yeni putların sesine kulak verme olmasın?.. Friedrich Nietzsche

Kitabı okuyanlar 1.264 okur

  • Alper Erdem
  • İrem Aktaş
  • Eylül
  • Serhad
  • Erdem..
  • h
  • Hics
  • Emrah Matur
  • Muhammed Yılmaz Inan
  • Sude Köseoğlu

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%2.2 (7)
9
%0.3 (1)
8
%1.6 (5)
7
%0.3 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları