Putların Alacakaranlığında

·
Okunma
·
Beğeni
·
5.135
Gösterim
Adı:
Putların Alacakaranlığında
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
121
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059645959
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Olympia
112 syf.
·11 günde·Puan vermedi
...........Nietzsche...........
Eğer Nietszhce okumaya karar verdiyseniz derin bir soluk alın ve bir kere daha düşünün.
Neden mi ?
Çünkü kendisi anlaşılmayan nadir kişilerden biri...
Yazdıklarıyla söyledikleriyle insanı ikilimde birakan biri...
Ben Nietzsche'yi Ali Şeriati'ye benzetiyorum. O da tıpkı Şeriatı gibi bizi düşünceleriyle rahatsız eden bir kişilik. Tarihe okkalı bir iz bırakmış nadide kişilerden birisi. Yıllar geçmesine rağmen halen bile eserleri, fikirleri layık olduğu yerde değil. İnançsızların kendine sığınak olarak seçtiği ama aslında bu felsefeyle ilgisi olmayan biri.
Bu kitapta putlastirilan ne varsa hepsini kırıyor. Dilinden ne uçan ne kaçanın kurtulamadığı hemen hemen her filazofun, düşünürün eleştiriden payını aldığı bir kitap. Koca kitapta iki kişiye olan hayranlığını dile getiriyor. Bu kadar kişi arasında iki kişiyi övdüğü için bu kişilere de yer vermek istiyorum.
"Yeri gelmişken hemen itiraf etmeliyim ki, benim kendisinde her zaman bir şeyler öğrendiğim tek psikolog Dostoyevski'dir."
Keşke Dostoyevski bunu kendi kulaklarıyla duysaydı. Eminim bu övgü karşında gözleri yaşarırdı.
Diğeri de kendi gibi Alman asıllı olan Goethe'dir.
"Goethe, önünde saygıyla eğildiğim, şapka çıkardığım son büyük Alman'dir."
Kendisi Alman oldgu halde Almanya'nın ahlak anlayışını, eğitimini,felsefesini, filazoflarini herşeyi yerin dibine geçiren bir düşünürün sizi övmesi havalara uçmak için yeterli bir sebep olurdu.
Kitabı bir arkadaşımın teşfikiyle okudum.Kitapta benim değil zaten :D neyse konu bu değildi zaten. :))
Felsefeyle ilgilenmeyi bırakalı çok uzun zaman oldu. O yüzden kitabın bazı kısımlarını anlamadığımı itiraf ediyorum. Ama genel olarak keyifle okudum.
112 syf.
·35 günde·Puan vermedi
Çekiç konuşuyor...
" Mutfak kömürü bir gün elmasa "' Neden bu kadar sertsin?" diye sordu. " Ne de olsa akraba değiil miyiz biz ?"
Son sayfadaki bu cümle kitabın eleştirel yönüne en güzel vurgulardan biriydi. Kitabın başından sonuna kadar Nietzsche vari eleştiriler birbirini izledi ve insanı oldukça düşündüren cümlelerle yaptı bunu.
İlk defa bu kitabında denk geldim ki eleştirmeyip bir de üstüne övdüğü bir yazar Dostoyevski. " Kendisinden bir şeyler öğrendiğim tek piskolog olan Dostoyevski " diyor bunu Dostoyevski duymuş olsa kesinlikle hüngür hüngür ağlardı. Taşı, kuşu, havayı herşeyi eleştiren bir yazardan böyle bir övgü duymak.
"Goethe saygı duyduğum son Almandır."
Bir de Goethe var tabi. Onun da koltuğunu kabartmaya yeterdi bu cümle.
Zevk alarak okuduğum ve okurken çakmağı, çay bardağını, kapıyı eleştirmeme neden olan piskolojik baskıyı hissettiğim kitap.
Nietzsche için kibirli deseler de kibirden ziyade kendinin farkında olan bir filozof derim.
" ben henüz kendimden daha az şey isteyecek kadar mütevazi olmadım" demesi de bu fikirde destek aldığım sözüdür. Ne güzeldir insanın kendisinin farkında olması ve bu farkı ortaya koyarken eleştirel zekasını göstermesi.
Çok yaşa Nietzsche çünkü hala fikirlerin ve derin analizlerin yaşıyor.
Eğer bir kitap bu cümleyle bitiyorsa bilmem daha neler neler söylenir " Ey kardeşlerim, bu yeni tableti sizin üstünüze koyuyorum. Sert olun!
Saygılarımla.
121 syf.
"Bu küçük yazı bir büyük savaş ilanıdır (..)" der kitabın önsözünde Nietzsche. Gerçeklikten çok putlar var der. Bu putlar, insana kendi içgüdülerini, tutkularini, hazlarini, bedenini kötü birer nesne gösterir ve insanı kendi kendisinden yavaş yavaş uzaklaştırır.

Nietzsche, Sokrates'i 'Akıl=Erdem=Mutluluk' eşitlemesinden ötürü eleştirir; onun insanın içgüdülerini yoksaydığını dile getirir: "aydınlık, soğuk, dikkatli, bilinçli, içgüdüsüz yaşamın, içgüdülere karşı direnen yaşamın kendisi yalnızca bir hastalıktı.."

İnsanın varlık, ilk neden, amaç, bilinmeyene bir anlam aramadaki yanılgılari üzerine düşünecelerini anlatır. Bunları anladigim kadariyla dile getirecek olursam şöyle diyebiliriz:

Varlık bir nehirdir. Nehir, sabit bir haznede akmaz; haliyle köpükler çıkar yüzeyinde. İşte biz, bu köpükler gibi olmasi gereken, bütünle biriz. Benliğimiz olduğu için, bilince sahip olduğumuz için varlığı anlayabiliriz lakin varlık zaten vardı; biz de onunla birdik. Sadece anlayamiyorduk. Ben olunca anlamaya başladık. Yazar: "varlık kavramı “ben” kavramının ardından, ondan türetilmiş olarak gelir…" der kitabında.
Nedenselliği ve amaçsallığı araçsallaştırıp kendimizi her şeyin merkezine koyduk; nehre ilk neden, Tanrı dedik, kendimizi de nehrin en değerli balığı yani en hatta tek değerli hazinesi olarak gördük. Kendimize bir de amaç yarattık; eğer dinin, ahlakın (dinin ahlak diye anlaşılma yanılgisi) emirlerine, yasaklarina ve hayatımızı dizayn edişine uyarsak nehir bizi yemyeşil bir bahçeye (cennet) götüreceğine kendimizi ikna ettik. Çünkü: "Bilinmeyen bir şeyi, bilinen bir şeye dayandırmak, hafifletir, sakinleştirir, tatmin eder, ayrıca bir güç duygusu verir. Bilinmeyenle birlikte tehlike, huzursuzluk, endişe gelir.."

Sonuç olarak; din ve ahlaki insanın en büyük yanılgılari olarak nitelendirir Nietzsche. Bu yanılgıyı şu kisa cümleyle özetleyebiliriz sanırım: "Tanrısal olmuş olmalıyız, çünkü aklımız var!"
Ayrıca onun ahlak anlayışı da bilinenden farklı; bunun üzerine yazdığı Ahlakın SoyKütüğü'nü okuyunca daha iyi anlayabilirim. Şu anlık ise onun için ahlak, güçlü olunmayi, tutkulara, acılara sırt cevrilmemesini istiyor. Acı çekiyorsak bunu haketmisizdir, bu normaldir ve bununla yüzleşilmelidir.

Nietzsche'yi nedense karamsar bir kişilik olarak algilamistim, aklımda öyle yer etmiş. Ancak Nietzsche aksine hayata bağlı, hem de onu acisiyla, tüm tutkulariyla kabul ediyor. Bunlardan kaçmıyor.

Son bölümde Nietzsche, eline çekici alır ve kömür mü olmak istersin elmas mı? diye sorar. Elmas serttir, elmas dayanıklı ve güçlüdür. Kömür ise bunla aynı kökten gelmesine rağmen daha yumuşak ve dayaniksizdir. Elmas olun ve bir çekiç darbesiyle dağılmayın.

Keyifli okumalar
112 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Aslında bu kitabı aldığımda yazarın ateist olması ve bu yüzden okumamam gerektiği tarzında saçma eleştiriler alsam da hiç bir zaman aldığıma pişman olmayacağım bir kitaptır. Ayrıca arşivimde de saklayacağım değerli kitaplardan biridir..Kitapta özellikle yunan filozoflarını gericilikle suçlayarak onların ağır eleştirisini yapması, aynı zaman da alman filozoflarını ve onların yunan hayranlığı duymalarını ağır bir şekilde eleştirmesi kitabı daha da bir okunası bir kitap haline getirmektedir. Kitap bir nevi diğer filozoflara karşı bir savaş ilanı niteliğindedir...Kitabın başlığındaki putlarla da sanırım bu suçladığı tüm filozofları kastediyor.Onları puta benzetebilecek kadar sert bir üslubu olduğunu düşünüyorum.. Bu arada yazarın bu kitabında onun bu ağır suçlamalarına karşı cevap olarak karşılık veren filozof var mı acaba ? Şimdi de böyle bir merak uyandı...
134 syf.
"En ağır yükü aramıştın;
İste, buldun kendini.
Şimdi de atamıyorsun kendini sırtından."

Kendi deyişiyle: "Bu küçük kitap, büyük bir savaş ilanıdır."

Geleneksel din, ahlak, felsefe anlayışlarını, aklın yanlış kullanımını ve yorumunu kendi özgü çarpıcı bir dille eleştiriyor. Dostoyevski'den her zaman birşeyler öğrendiği bir psikolog olarak gören Nietzsche; Sokrates'ten Kant'a kadar pek çok ünlü düşünürü çöküş tipleri olarak nitelendiriyor.

Hayatla gelen acı ve ıstıraplara rağmen, yaşamı teyit ederek, özgürlük kazanirsınız. Özgürlük, 'mutluluk' içgüdüsünün ustalığı ile elde ediliyor.
Eğitim sistemimiz zayıf yönlerimizi destekliyor; bizlerden bir makine yaratmak amacında. Nietzche'nin söyledigi seylerin çoğunu bugün uyguluyoruz. Burada çekiçle felsefe yapıyor. Onunla aynı fikirde olmak isteriz ama cezalandırılmaktan korkuyoruz. Onun sesi ağır işitenlere bile ulasır.
Yıkılacak putları olanlara... keyifli okumalar.



Neden böylesine sertsin !’ – Dedi birkeresinde mangal kömürü elmasa: ‘Biz seninle yakın akraba değil miyiz?’ Neden böylesine yumuşaksınız? Ey kardeşlerim, işte sorarım size: Siz – Siz benim kardeşlerim değil misiniz? Neden böylesine yumuşaksınız, kaçkınsınız, dayanıksızsınız? Neden yüreklerinizde öylesine çok inkar ve yadsıma var? Bakışlarınızda neden öylesine az yazgı? Ve yazgıları acımasızlığı istemiyorsanız: Benimle nasıl
zafer kazanabilirsiniz? Ve sertliğiniz çakmak çakmak parıldamak ve kesmek ve paramparça etmek istemiyorsa: Benimle nasıl nasıl yaratabilirsiniz? Çünkü bütün yaratıcılar serttir. Yazgınızdır, bin yıllara elinizi koyarken bal mumuna dokunuyorsunuz gibi geliyor size.


Bambaşka bir varoluştur öğrenmek içyüzünü putların, budur benim de istediğim en çok tüm durumlar içinde. Gerçeklerden daha çoktur evrende putlar: Budur benim ‘kem gözüm’ bu dünya konusunda, dahası budur ‘kem kulağım’ da… Burada, çekiçle soruları kondurmak bir kez daha, kim bilir, bir yanıt olarak bu ünlü oyuğun sesini dinlemek, bu şişik bağırsak solucanlarının söylediği -kim büyülerse birini, kulağının arkasında kulağı vardır onun- tüm yaşlı ruhbilimciler ve sıçan kapanlar sessiz kalmak isteseler de benim gözümde, gerçeğin karşısında gürler hep… Bu yazı bile -başlığı ne olduğunu açıklıyor- hepsinden önce bir dinlenmedir, bir güneş lekesidir, bir yana sıçramadır, bir ruhbilimcinin işsiz güçsüz dolaşımında. Yoksa yeni putların sesine kulak verme olmasın mı?
112 syf.
·Beğendi·10/10
Nietzsche'nin özellikle burun için kaleme aldığı pasaj, düşünmeye ve sorgulamaya değer... Işığın dik gelen açısı, hem loş hem de uzun bir döngü
112 syf.
·Puan vermedi
Yazarin kitaplarini hayranlıkla okudum . Geleneksel din, ahlak ve felsefe anlayışlarını kendine özgü yoğun, sert ve çarpıcı bir dille eleştiren Nietzsche kitabında insanı kavrayışı Apolloncu ve Dionysosçu karşıt-kavramlar ile ayırt ederken Sokrates’ten Kant’a kadar daha pek çok ünlü düşünürü çöküş tipleri olarak sert bir dilde eleştirmiştir. Yazarın zamanındaki durumunu da göz onunde bulundurursak verdiği dik duruşa hayran kalmamak elde değil. Yazar savunduğu görüş için diğer eserlerindeki ego'yu bu eserinde de konuşturmustur. Şöyleki ; Bu eser bir savaştır. Yeni putların dışa vurumudur. Bu deneme çalışması büyük bir savaş ilanidir ve bu savaş sadece putlara yönelik değil çatalla, cekicle içi boş eski putlara açılmıştır. Tüm degerlerin yeniden değerlendirilme kitabının tamamlandığı gün.
160 syf.
Aklın yanlış kullanımı ve yorumlanması, Nietzsche'nin merkezi kaygısı, yaşamı onaylamak istemesidir. Değerlerin Tekrar Değerlendirilmesi kitaplarından olan Putların Batışı, Putların Alacakaranlığında kitabıyla aynı kitap.

Çekiçle felsefe yapmak ve kitaba başlığı veren putlar; Nietzsche'nin çekiçle boş inançları kırmak istemesidir. Felsefesi sistematik değildir. Tarzı güçlü, keskin ve epigramatiktir. Felsefi bir sistem oluşturma girişimini reddeder, bu da yazılarını anlaşılmaz kılıyor. Sistem oluşturma isteğinin, filozofun bir bütünlüğünün eksikliğini yansıttığını söylüyor.

İfadelerinin çoğu tartışmaya açık. Akıl, aklın yanlış kullanılması, din, dil, ahlak ve daha birçok konuya eleştirel bir şekilde yaklaşıyor. En çok dikkat eden şey, hayatın acımasız öz iddiasıdır. Nietzsche için hayat kendini iddia etmeyi reddetmez. Hayatın kendisi ne iyi ne de kötü yargılamalara konu olamaz; yargılayan kişi anlaşmazlığa düşer.

Dostoyevski'yi öven Nietzsche, Sokrates'ten Kant'a kadar pek çok ünlü düşünürü çöküş tipi olarak görüyor. Sokrates'in diyalektik yöntemi, ikna edici bir tartışma biçimi değildir.

En ağır yük insanın kendisidir.

"Bambaşka bir varoluştur öğrenmek içyüzünü putların, budur benim de istediğim en çok tüm durumlar içinde. Gerçeklerden daha çoktur evrende putlar: Budur benim ‘kem gözüm’ bu dünya konusunda, dahası budur ‘kem kulağım’ da… Burada, çekiçle soruları kondurmak bir kez daha, kim bilir, bir yanıt olarak bu ünlü oyuğun sesini dinlemek, bu şişik bağırsak solucanlarının söylediği -kim büyülerse birini, kulağının arkasında kulağı vardır onun- tüm yaşlı ruhbilimciler ve sıçan kapanlar sessiz kalmak isteseler de benim gözümde, gerçeğin karşısında gürler hep… Bu yazı bile -başlığı ne olduğunu açıklıyor- hepsinden önce bir dinlenmedir, bir güneş lekesidir, bir yana sıçramadır, bir ruhbilimcinin işsiz güçsüz dolaşımında. Yoksa yeni putların sesine kulak verme olmasın mı?"
104 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Nietzsche klasiği.. bir kere okumaya başlayınca yazarın dilini anlamaya başlıyorsun, ilk okuduğunda anlamsız gelen cümleler anlam kazanmaya başlıyor. Bu kitapta çok açık konuşmuş, Nietzsche okumaktan zevk alyorsanız mutlaka öneririm.
112 syf.
·2 günde·Beğendi·6/10
Kalıplaşmış fikirlere değişik açıdan bakan sorgulayan bir filozof. Bazen değişik bakmak güzeldir. Bize öğretildiği gibi değil. Çünkü hiçbir şey göründüğü gibi değildir.
112 syf.
·Beğendi·8/10
Nietzsche bildiğimiz gibi, biraz beyin yakan bi abimiz kendisi. Her okuduğumda beni sorgulamaya iten eserlerinden bir tanesi. Ama bu kitapta dili biraz daha hafif fakat okurken bazı yerlerin dayanamayıp altını çizmek bir yerlere not almak isteyebilirsiniz.
112 syf.
·6/10
Metaforlar (düşünceyi, ifade etmenin estetik bir yolu) ile örülmüş bir anlatım tarzı içermektedir. Yazarın, okuduğum ilk kitabı olmasından dolayı mıdır bilmem, ama bana göre: Nietzche taklit edilemeyecek kadar emsalsiz ve korkunç geldi. Çünkü, kitabı okurken yazarın, ruh halinin çok ta sağlıklı olmadığı ayrımına vardım. Tavsiye edebilir miyim! Kısacası, emin değilim!...Siz okurlara kalmış.
Gerçek dünyayı ortadan kaldırdık.
Geriye hangi dünya kaldı?

Görüntü dünyası mı acaba?
"Evlilik, 'aşk' üzerine kurulmaz. Tam tersine evlilik, cinsel güdü temeline, mülkiyete sahip olma güdüsüne, ...........dayanarak kurulur."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Putların Alacakaranlığında
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
121
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059645959
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Olympia

Kitabı okuyanlar 543 okur

  • Şah fb

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları