Kendi halinde bir adam olan Tom, 4 yıldır görmediği avukat arkadaşından saat tam 03:01'de telefon alır. Arkadaşı yardım istemektedir ve duyduklarından öldürülmek üzere olduğunu anlar. Arkadaşının ölümüne telefonda şahit olurken duyduğu son şey arkadaşının katillerine söylediği son cümledir. Kendi ev adresinin ilk iki satırı... O anda düşündüğü tek şey kendi peşine düşecekleri ve sadece 8 kilometre uzakta oturan arkadaşının evinde olan adamların onun yanına ulaşması için sadece 10 ya da 15 dakikaya ihtiyaçları olduğudur. 4 ve 5 yaşlarındaki çocuklarını kayınvalidesine götürür, bir yandan da hafta sonu olmasına rağmen işte olan karısına ulaşmaya çalışır. Ancak karısı da ortadan kaybolmuştur ve aynı saatlerde işlenen bir cinayetin suç aletinde parmak izleri vardır... Zekice kurgulanmış, heyecanın azalmadığı bir kitap. Tom'un öğrendiği gerçekler ise, cidden yaralayıcı. Okuduğum üçüncü kitabı oluyor ve bu kitaptan sonra söyleyebilirim ki, mutlaka suçluların arasına ajan olarak girmiş polisler, gerçekten suçlu olan polisler ve her polisin bir muhpiri var.
Gerçekle Yüzleşme Vakti 3.01
Adını taşıdığı o rakamlı ek, başta mekanik bir his uyandırsa da, okudukça insanın iç dünyasındaki en mekanik ve işlevsiz taraflarla yüzleşmenin simgesine dönüşüyor. 3.01 belki de ruhun o dakikası, o anı, o durduğu yer…
Kitap boyunca anlatılanlar bir başkasının hayatı gibi görünmüyor. Aksine, sanki biri senin içinden geçenleri almış, üstüne bir sis perdesi çekmeden, cilalamadan, süsleyip pembe bir kutuya koymadan önüne koymuş. Bu yüzden rahatsız ediyor; ama aynı zamanda iyileştiriyor. Çünkü gerçek bazen kırıcı, ama daima kurtarıcıdır.
Benim için bu kitap, bazı sorulardan kaçamayacağımı fark ettirdi. Ne istiyorum? Ne için susuyorum? Ne zaman gerçekten yaşamaya başlayacağım? Bu soruların cevapları kitapta verilmiyor belki, ama sormak için cesaret veriliyor. Ve bence bu çok daha kıymetli.
Yazarın dili sade ama keskin. Bir cümleyle içini deler geçer, sonra hiçbir şey olmamış gibi bir sonraki sayfaya çağırır seni. O yüzden yavaş okunmalı bu kitap.Ama asla yavaş okuyamadım heyecanlanarak hızla okuduğum sayfaları fazlaydı.Her cümlede biraz durup nefeslenmek gerek. Çünkü çoğu zaman nefes aldığını sanırken aslında sadece alışkanlıktan soluyoruz.
Kapanışta hissettiğim şey bir rahatlama değil; bir boşluktu. Ama iyi bir boşluk. Yeni sorularla dolmaya hazır bir alan. Çünkü bu kitap cevaplar vermiyor; sadece doğru yerden soru sormanı sağlıyor.
İyi okumalar.
Kendimi daha fazlasına hazırlamıştım ama sanırım beklediğimi bulamadım, birşeyler eksikti sanki kitapta, merak uyandırıyor evet ama bence yeterli değildi. Yine de okunabilir bir polisiye.
Simon Kernick okuduğum ve araştırdığım kadarıyla cinayetler,mekanlar vb. yerine cinayetin ve olayların sebepleri ve kişiler üzerine etkilerinin üzerinde duran bir yazar.Ki bu kitabında da aynen böyle olmuş.Kitapta kanlı cinayetler veya acımasız katil gibi özellikler aramak hata olur.
Gel gelelim asıl konuya...Kitapta olaylar sürekli devam ediyor yani bir durgunluk anı falan yok.Karakter sayısı da biraz fazla.Bazı anlatılan olayların ve söylenilen sözlerin okunduktan sonra ilerleyen sayfalarda acaba ne olacak düşüncesi oluşturmasına rağmen bunlardan o ilerleyen sayfalarda eser kalmıyor.Yani "Ya acaba ben gerçekten öyle bir şey okudum mu?" gibi bazı düşünceler de oluşturmuştur bende bazen.
Baş karakterimize kitabın bazı bölümlerinde gerçekten acıdım,bazılarında sinirlendim saydırdım -ne yapayım yani o da bazen çok saçma ve saf davranıyordu- .Ancak ondan daha kötüsü bazen bu karakterimizin karısına sinirden kitabı fırlatıp atmak istedim elimden.Ki eminim -kesinlikle ve kesinlikle- siz de okursanız bana hak verirsiniz.Çünkü kadının yemediği nane kalmamış ama adam arkasını topluyor.Yalnız yazarken yine sinirlendim.
Kitabın sonu bana göre oldukça açık kalmış.Sanki bir devam kitabı yazım aşamasında veya planlanmıştı ya da yazar olur da belki devamını çıkarırım sonradan der gibi bırakmış.Yani gerçekten kitabı okuduktan sonra acaba sayfa falan mı yırtıldı diye kontrol ettim kitabı.Bu son canımı sıkmıştı bunu iyi hatırlıyorum.
Okunması kolay,akıcı bir kitap ancak sürekli suç,polisiye,gerilim kitapları okuyan bir insansanız çok tatmin edeceğini sanmıyorum.İyi günler.
!
Simon Kernick in zamana, saate bir takıntısı var sanırım..
Ama iyiki de var, kitaplarına bu isimler çok yakışıyor.. Kapakları şahane oluyor..
Kitabı beğendim.. Kurgu harika, ilk sayfadan son sayfaya kadar full aksiyon..
Olay örgüsünün içine adeta mıknatıs gibi çekildim, soluksuz okudum..
Düşünün ; sakin giden bir hayatınız, harika bir eşiniz, harika 2 küçük çocuğunuz var... Çocuklarınızla bahçenizde mutlu mesut bir gün geçirirken çok eski bir dostunuz arıyor, yardım istiyor, o sırada sizin adresinizi birilerine söylüyor ve acı bir şekilde ölüyor...
Tek yapmanız gereken; sizden ne istediklerini bilmediğiniz elleri kanlı katiller kapınızı çalmadan çocuklarınıza güvenli bir yer bulup eşinize ulaşmanız, ailenizi korumanız... Tabiki bu o kadar kolay değil !
Olayları ve cevapları merak ediyorsanız hepsi bu kitapta. Soluksuz okunacak bir polisiye.. Tavsiyemdir..
Başka satırlarda buluşmak dilegiyle..
Yarıda bıraktığım ilk polisiye roman budur ilk başladığımda 130. sayfaya kadar okudum akıcıydı benim için heyecanını kaybettiği yer olayın iki gün sürdüğünü anlamam oldu. Sadece bir günü 196 sayfada anlatmış, 2. Gün 135 sayfa kadar sürüyor ilk bölümde bıraktım. Bunun yerine okuyabileceğiniz çok daha iyi kitaplar var tavsiye etmem
Saat 3.01'de başkarakter Tom'un telefonu çalıyor. Telefonun öbür ucunda yıllardır iletişimde olmadığı bir arkadaşı nefes nefes ona sesleniyor. Işkence edildiği sesinden belli ve yanındaki adamlara Tom'un adresini verdiğini duyuyor. Kitap böyle başlıyor. Bu romanda okadar çok ters köşe vardıki elimden bırakamadım ve bir gecede soluk soluğa okudum
Mükemmel bir kurgu çok beğenerek, bir solukta okuduğum bir kitaptı. Kitabı yaşananlar gözümün önünden geçerek o anı yaşıyormuş gibi, yaşananları uzaktan izliyormuş okudum. Polisiye roman seviyorsanız okumanızı tavsiye ederim..
Neden sevemedim ben bu kitabı acaba? Oysa mükemmel bir gerilim ile başlamıştı. Yazar ilk andan itibaren yürek hoplatacak derecede olayları kurgulamıştı. Ama ilerleyen sayfalarda aradığımı bulamadım. Sanki boş bir okuma yapmışım gibi geldi. Beklentimi yüksek tuttuğum zaman hep bu hayal kırıklığını yaşıyorum...
Kitap başta çok merak uyandırsa da şaşırtıcı bir sonu yok. Polisiye tarzında yeni okumaya başlayanlar için güzel bir kitap olsa da polisiye tutkunlarını tatmin edebilicek bir sonla bitmiyor...
(25 Ocak 1966'da Slough , Berkshire'da doğdu), iki kızları Amy ve Rachel ile birlikte Oxfordshire'da yaşayan bir İngiliz gerilim / suç yazarıymış . Kernick, Oxfordshire'daki Henley-on-Thames semtinde kapsamlı Gillotts Okulu'na gitti. Bu genç yaşta, Kernick sanatçı arkadaşı Patrick Palmer ile kovboylar ve Hintliler hakkında çoktan küçük kitaplar yaptı. Bir öğrenci iken yaptığı işler meyve toplama aracı ve Noel ağacı koparıcısıydı. 1991'de Brighton Politeknik'den beşeri bilimler bölümünden mezun oldu.
Kernick, küçük yaştan beri suç romanı yazma tutkusuna sahipti ve zamanında politnikte birçok kısa öykü çıkardı. Kernick'i bitirdikten sonra, 1992 başında Londra'da MMT Computing'e katıldı. Burada göreve başkan ve genel müdür oldu. Şirketi, dört yıl sonra, bir yayın anlaşması yapmaya çalışmak için bıraktı. Birtakım yayıncıların ilgisine rağmen Kernick bir anlaşma yapamadı, bu nedenle 1998'de Berkshire'daki Aldermaston'daki IT ve İş Danışmanlığı Metasil plc'nin satış ekibine katıldı ve burada ilk kitap anlaşması olan The Business of Dying Eylül 2001'de.
Richard & Judy'nin Yaz Kitap Kulübü 2007'de romantiksiz romanı önerildi. Bu kitap, 8. yıldır en çok satan 8. ciltli kitapçığı ve aynı yıl İngiltere'de en çok satan gerilim filmiydi.