·
Okunma
·
Beğeni
·
1.317
Gösterim
Adı:
Resul
Baskı tarihi:
17 Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750844898
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Resul
Resul
Resul
“Artık insan olmayacak ve korkmama gerek kalmayacak.”

Sadece canlı, sadece kendisi, kendisiyle eşit ve kendinden ibaret oluşun bilgisiyle kuşanmadan, bir yanıyla salt var oluşa, bir yanıyla çaresiz yok oluşa koşan Resul, dil’in içinde bir dil, ev’in içinde bir ev kuruyor: Durmadan devinen, dönüşen ve her şeyi şekillendiren bir dünyada, “hayatta ve bilmede” daima başladığı yere dönmeye mahkûm o varlık, gerçek olanın tekinsizliği gerçekdışının açık seçikliğinde bedeninin ve aklının sınırlarını zorluyor.

Hiçbir şeyi netleştiremiyor, hiçbir şeyi sabitleyemiyor, durmadan çırpınıyorum. Durmadan her şeyde başa dönmek ve sonuna kadar bilmek istiyor, her seferinde anlamayı bitirdiğim şeylerin değiştiğini ve o ana dek yaptığım her şeyin boşa gittiğini görüyorum. Bundan yorulmak bir işe yaramıyor. Hayatta ve bilmede her an yeniden başa dönmek gerekiyor. Bundan vazgeçmek mümkün değil, o tuhaf sarsak aklım söz dinleyesi değil, yapıyor. Bana düşen onun sonu gelmez tartışmalarına ve durmadan değişen yeni duruma uyarlanma çabalarına kahramanca tahammül etmek.
141 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Zorlu bir serüvendi... Bazı anlar okuma gücünü kendimde bulamadığımı bile hissettim.
İlk defa okuduğum Hüseyin Kıran, gözlerimi cümlelerinin üzerine, zihnimi anlattıklarına mıhladı. Hayatımda okuduğum en sert kitaplardan biri olduğunu söyleyebilirim.
Kitaba adını veren yazar-kahraman Resul'ün yaşadıkları, zihni, düşünce biçimi, hayal ve gerçeğin iç içe geçtiği kuşatılmışlık ve sorgulama hali beni hayran bıraktı. Şu an üzerine çok fazla yazacak gücüm yok çünkü kitap beni benden etti birazcık... Fakat böyle bir eser yaratılabildiği için, Hüseyin Kıran, varoluş bilinçliliğinin verdiği sonsuz umutsuzluğun farkındalığını söze dökebildiği için çok mesudum...
141 syf.
·3 günde·9/10 puan
Hüseyin KIRAN – Resul

Uzun süredir kitaplığımdaydı. Bir kaç defa okumak için hamle yaptıysam da vazgeçip başka dünyalara daldım. Sonra bir anda kendimi “Resul” okurken buldum ve bir solukta bitirdim.

Karakter analizleri oldukça sağlam betimlenmiş fakat hep eksik bırakılmış yerleri var. En net anlatılan şey karakterlere yapılan işkence. Çıldırmanın eşiğine geldim.

Beden ve bilincin keskin savaşı. Şizofrenik bir durum. Kendi bedeni hapishanesi olmuş. Fakat bunu o kadar derin anlatıyor ki Resul, kitlenip kalıyorsunuz. Galiba çok doğru zamanda okudum..

“Hiç tartışmadan bilmeden ölçmeden yaşamalı. Bir beden olarak. O zaman acı da olmayacak. Sadece yaşamak olacak. Acıyı ise karıştırmamalı, ya da eğer bilinci susturamıyorsak gövdenin yaşaması bastırılmalı; salt bilinç olarak kalmalı. Bilinç bedenden, beden bilinçten haberli olduğu sürece, birbirleri hakkında bildikleri, düşündükleri, eleştirebildikleri doğru buldukları yanlış buldukları değişmek ve değiştirmek istedikleri dışladıkları ve benimsedikleri olduğu sürece yaşamak zor.”

Resul'un bilincinin silindiği kısımlar gerçekten de efsunlu bir dille anlatılmıştı.

Okurken ve okuduktan sonra "Bu neydi şimdi" diye düşünmek istiyorsanız bu kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. Herkesin kendi gerçekliği ile yüzleşebileceği bir kitap. Tabi yüzleşmeye hazır iseniz..

Unutmamak lazım; “Uzaklaşmak için attığın adımlar gelip gelip sana dayanır. “

Herkese keyifli okumalar kitapsever güzel insanlar.
112 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Hüseyin Kıran'la ilk defa tanışmış bulundum Resul' le. Faulkner gibi bilinç akışı tekniğini çok iyi kullanmış. Akıcı ve yer yer ikileme, yansıma sözcüklerini kullandığını görürüz. Resul varoluşçuluk ve hiçcilik arasındaki keskin bir çizgidir. Zaman ve mekanın karıştığı bazen anlatıcıyı bulmaya çalıştığımız Hüseyin Kıran' ın ilk romanıdır. Resul Varolmanın sancılarını içinde yaşarken de bizi de yalnızlığımızın içerisine atarak - dipnot: resul' un deyişiyle bu yalnızlık ölüm değildir - özneyi, maddeyi sorgulattırır durur. Sorgulattırırkende de bakarız ki hep başkalarına bağlı, duvarları olan bir benle karşı karşıya kalırız yani yine Resul e çıkarız.
141 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10 puan
İçinde yıldız gibi kayarak, rahatça bağlantı kurulup, yan gelip yatarak okunacak cinsten bir roman değil Resul. Yeryüzündeki hâl-i pür-melâlimizden gayet memnun olan okuma adayları için rahatsızlık verebilir, deyim yerindeyse “hikâye” anlatmıyor. Dil ve içerik başkalığı H. Kıran’ın ilk okuduğum Dağ Yolunda Karanlık Birikiyor’dan âşinâ olduğum, sevdiğim bir tarz; nev’i şahsına münhasır.

Dücane Cündioğlu’nun bir tespiti vardı: Fırlatılıp atılmışız bir kere bu dünyaya. Biz kendimizi burada bulduk. Bir baktık ki buradayız. Yaşamı seçmedik, ona mâruz kaldık. Şaşkınız.

Resul bu mâruz kalmanın, şaşkınlığın içinde… Bir çıkış arıyor, arıyoruz… Bedenden, bilinçten kaçabilir miyiz, gidilebilir bir yer var mı? Bu zulümden kurtulmak mümkün mü, nasıl?

Bu sorulara cevap arayan Resul’un yer yer akıllara durgunluk veren hâli ile hallenmek isterseniz ne âlâ, çünkü kitap bittiğinde de elde avuçta kalan aynı soru işaretleri.

“Resul durumu anlıyordu. Kimseye kırgın değildi. Hüküm böyleydi. Yüzünü ekşitmesi mi? Bir kere ağzı kanla doluydu, bunun kendi kanı olması durumu iyice tatsızlaştırıyordu. Karnın altına alınan darbeler insanı kilitliyordu. Az üstüne vurmak nefessiz bırakabiliyordu. Böbrekler coşkulu bir kusma isteği, karaciğer ve dalak ise içinde bir bomba patlamış gibi. Doğal olarak ben Resul gülümsemekte güçlük çekiyorum.” (S. 117)
141 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Hüseyin KıranResul

Çağrısına icabet ettiği,korku ve işkence odağı bilinmez bir Daire’nin yarattığı,yaşattığı işkencelerin gölgesinden kaçan,kaçmanın yollarını arayan,yaratılan iktidar ortamından kaçmanın çarelerini üreten,çarkın dışına çıkmaya çalışan ve kendine bir güvenlik alanı oluşturmaya uğraşında biri Resul.

Daire’nin ağır işkenceler sonucu ortaya çıkardığı kişilik,yaralı,travmatik, bilinci yitirmiş. Bu bilinçle bölünmüş,parçalanmış,bir araya zor getirilen sesler ve sözlerden oluşan,devrik ve bitmemiş cümleler hüküm sürüyor kitabın ilk başlarında.Farklı bir dil,kekeme bir dil karşılıyor okuyucuyu.Ben okumaktan vazgeçmedim bir derdi var Resul’un bu dönmeyen dil bir yaşanmışlığı anlatıyor dedim.Belki bir dönemi ya da kişisel bir anı anlatıyordu.Artık onu da anlamak ve aktarmak okurun bilincine bırakılmış.Ve şöyle etrafınıza bir göz gezdirmeye,kendimizce bir alan yaratmaya çalıştığınızda hiçte uzak olmadığınız bir ortamdan çıkmış Resul ve binlerce Resul’ler olduğunu görüyorsunuz.İsimler,bedenler hayat buluyor zihninizde,adeta canlanıyor bedenler gözünüzün önünde.

Resul,Hüseyin Kıran’dan okuduğum ilk kitap.Okunmayı bekleyen iki kitabı daha var kitaplığımda.

Hiç yürümemiş insan olamaz. Hiç izi olmayan insan olamaz demektir bu; insan ayak izlerinden kurtulamaz.
bedenimden kurtulmak için kendimi ona bırakmalıyım. Tıpkı düşmandan kurtulmak için ona sarılmak gerektiği.
Uzlaşmak, kendinden başka varlıklar kendilerini de yatınca onlara doğru evrilmek ve benzeşmek,onların onay ve inayetiyle artık varlığını sürdürmekti,bunu asla yapmamıştı.Kendisi hakkında hiçbir Çelişkiye düşmemiş, ölmek ve varlığını sürdürmek dışında ikilemde kalmamıştı.
Başkalarını yaralarız,Çünkü o yarayı açanın artık hep hatırlanacağını biliriz.İster bedende, ister ruhta diye eklemeye gerek bile görmüyorum şimdi. Şimdi eyleme geçme ve kaçma zamanı.
varlık ancak, bize gömülmüş başkalarının seslerinden, bizde yaşayan diğerlerinden ibaret olan vicdanın kötüleyen tüketici sesinden kurtulmakla mümkün. Mümkün, ey!
141 syf.
·7 günde·8/10 puan
Bir Yeralti Romani

.“Gövdeden dahi kurtulmak mümkünken bilinçten kurtulmak mümkün değildir.” (Resul, s. 15)

Resul, diliyle,imgelem dunyasiyla ve kahramaninin sizoid bölünmüslükleri ile farkli ve modern bir roman/anlatı.

Resul, hayatin dışına itilmislerden ve toplumun pek gormek istemedigi tiplerden.

Romanda parcalar var, onlari birlestirerek biz okurlar bir sonuca varabiliyoruz. Bilincakisi teknigi yer yer zorluyor insani ve okumayi zorlastiriyor.
141 syf.
Aşağıda yazanlar direkt Resul'ün incelemesi değildir, Gizli Emir'i (Melih Cevdet Anday) yarılamışken tesadüfen gözüme çarpan yazıdan, Türk Edebiyatının üç romanı için edindiğim güzel bilgilerdir.
"Darbe denilen feci olayı edebiyatta anlatmanın iki temel yolu var sanırım: birincisi darbe yapan ‘düzeneği’ kişiselleştirmeden, soğuk bir mekanizmayı anlatır gibi, dışardan anlatmak, ikincisi ise darbeyi son derece şahsi bir yerden, içerden, soğuk değil, yakıcı bir mekanizma gibi anlatmak. Birinci yöntemde anlatılanlar dünyadaki darbelerin ortak yanlarını çıkardığı için neredeyse ‘evrensel’ bir nitelik kazanırlar. Bir ‘darbe mantığı’ şeması çıkarırlar. Ve bunu edebî dili bozmadan, mesafeli bir üslupla yaparlar. İkinci yöntemle aktarılan romanlarda ise darbe denilen şeyin açtığı kişiye özgü yaralar daha kişisel, daha yerel bir tonla, gerektiğinde dil de bozularak, dilin kendisi de felakete uğratılarak anlatılır.

Anday’ın romanı tabii ki ilk kategoriye giriyor. Türkçe edebiyatta darbeyi ve olağanüstü hali en iyi anlatan fikir romanlarından biri olan Gece’de görülen o özne ve dil dağılmasını Anday’da görmüyoruz. Benzer bir korku atmosferini anlatmasına rağmen olanları, Karasu’nun aksine, üçüncü tekille, dışarıdan bir gözle anlatan Anday, dilin ve anlatının kendisini parçalamak yerine, gayet düzenli bir anlatı kurarak vaziyeti betimliyor. Soğukkanlı bir betimleme. Okurun konumu da soğukkanlı bir gözlemcinin konumu oluyor böylece. Bu da bir bakıma, iyi bir etki. Böylece, bu yazıda olduğu gibi, şemaya dair bazı soğukkanlı gözlemler mümkün olabiliyor. Uygulamalı bir düşünce metni gibi.

Yine birinci tekilde yazılmış sarsıcı bir darbe romanı olan Hüseyin Kıran’ın Resul’ünde de parçalanmış bir dil ve ses var; o felaket ve işkence halini edebi bir felaketle anlatıyor Resul. Anday’ın metninde de fiziksel olarak işkence görmüş karakterler var ama bu kişilerin deneyimleri de dışarıdan bir gözlem olarak anlatılıyor, Resul’de ise dış göz diye bir şey yok; parçalanmış öznenin bedensel acısı dile yansıyor. Gerçi romanda iktidar odakları için “Aygıt” ya da “Daire” gibi daha mesafeli ifadeler kullanılıyor, tıpkı AYOT gibi ama burada o ‘aygıt’la kurulan ilişki, aslında, eleştirel bir mesafeyi yok edecek kadar güçlü bir hemhâl olma ilişkisi. Aslında hemhâl olmak da değil, bir yok- olma, yaşanan felaket karşısında bir namevcut özneye dönüşme hâli. Resul kendini o aygıt (işkence aygıtı) karşısında bir yok- varlık olarak tanımlıyor ve işkence denilen şeyin özneyi ve benlik duygusunu nasıl silebildiğini gösteriyor. Resul kendi sesine, varlığına ve benlik duygusuna kavuşabilmek için çırpınıyor, bir fırına benzettiği işkence odasında şöyle diyor: “Ben Resul üstüme kapatılan kapıyı tekmeliyor ve gemi lombozu gibi yuvarlak, her şeyi mikrop gibi gösteren ısı camından ses! ses! sesleniyordum.” Bu ‘Ben Resul’ vurgusu bir varlığı yeniden kurma çabası. Ama o aygıtın gücü ve vahşi ısrarı karşısında bir süre sonra Resul herhangi bir çıkış olamayacağını kabulleniyor: “Bu anlamı olmayan felaketten kurtuluş olmadığını kabullendi ve olduğu yere diz çöktü.” Olağan kurtuluş ve direniş ihtimalleri bittiğinde ve bedensel acıdan kurtuluş kalmadığında, Resul bedeni terk etmeye ve bir ‘düşünce yaratığı’ olmaya çalışıyor. Kendine “düşünsel tuğlalardan” bir barınak yapıyor: “Kendimi çepeçevre sarmalamalı, içeri sızılabilecek tek bir oyuk, delik… çatlak bile bırakmamalıydım… Kendime bir tür barınak yapacaktım.” Sonrasında, işkenceden kurtulduğunda ve dış dünyaya çıktığında da Resul o işkencenin izlerini bünyesinde taşıyor ve bu sefer çareyi iyice ‘ucubeleşmekte’ buluyor. Madem ki felaket insanî ölçütleri ortadan kaldırmıştır, Resul de gayri- insanî bir varlığa, insan- köpek karışımı bir varlığa dönüşerek bir tehdit gibi dolaşacaktır ortada. Kendi yaşadığı felaketi insanlara da hissettirecektir, bir felaket vesikası gibi.

Hüseyin Kıran böylece yaşanan felaketi okurun da ‘tecrübe etmesini’ sağlıyor, felaketin kelimelerde ve dağılan roman yapısında hissedilmesini sağlıyor. Anday ise yaşanan olağanüstü hal ile anlatısı arasına bir mesafe koyuyor, düşünsel bir mesafe. Böylece fikri yoğunlaşmaya ve referans noktası oluşturmaya uygun, soğukkanlı bir anlatı sunuyor. Belki de bu hem gerçek hem de metaforik anlamda sıcak ve feci günlerde böyle mesafeli bir anlatı okumak daha iyileştirici ve zihin açıcı olabilir, kim bilir."
112 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Karakterlerin hepsi çok karanlık, metin bazı yerlerde kapanıyor bazı yerlerde ise çok açık. Sanki işkence altındaki bir insanın hayatta kalma çabası içindeyken kafasından geçen kurguladığı bir hikayenin içindesiniz. Yazarın bir şey anlatmak önceliği değil. Metin çok sağlam tabii ki de tavsiye ediyorum.


https://www.youtube.com/watch?v=admE6b9B8Yw

Hüseyin Kıran - Resul
Mevsim Yenice - Bilinmeyen Sular
Ama bu nasıl olabilir? Unutması gerektiğini bildiği bir şeyi nasıl unutabilir insan?
Hüseyin Kıran
Sayfa 20 - Yapı Kredi Yayınları
Sadece bana ait ve benden ibaret, kimsenin asla ve asla bilemeyeceği kendime gidecektim. Ve gittim. Ve geri dönmeyeceğim.
Hüseyin Kıran
Sayfa 104 - Yapı Kredi Yayınları
Başkalarını yaralarız, çünkü o yarayı açanın artık hep hatırlanacağını biliriz. İster bedende, ister ruhta diye eklemeye gerek bile görmüyorum şimdi.
Hüseyin Kıran
Sayfa 80 - Yapı Kredi Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Resul
Baskı tarihi:
17 Mayıs 2019
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750844898
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Resul
Resul
Resul
“Artık insan olmayacak ve korkmama gerek kalmayacak.”

Sadece canlı, sadece kendisi, kendisiyle eşit ve kendinden ibaret oluşun bilgisiyle kuşanmadan, bir yanıyla salt var oluşa, bir yanıyla çaresiz yok oluşa koşan Resul, dil’in içinde bir dil, ev’in içinde bir ev kuruyor: Durmadan devinen, dönüşen ve her şeyi şekillendiren bir dünyada, “hayatta ve bilmede” daima başladığı yere dönmeye mahkûm o varlık, gerçek olanın tekinsizliği gerçekdışının açık seçikliğinde bedeninin ve aklının sınırlarını zorluyor.

Hiçbir şeyi netleştiremiyor, hiçbir şeyi sabitleyemiyor, durmadan çırpınıyorum. Durmadan her şeyde başa dönmek ve sonuna kadar bilmek istiyor, her seferinde anlamayı bitirdiğim şeylerin değiştiğini ve o ana dek yaptığım her şeyin boşa gittiğini görüyorum. Bundan yorulmak bir işe yaramıyor. Hayatta ve bilmede her an yeniden başa dönmek gerekiyor. Bundan vazgeçmek mümkün değil, o tuhaf sarsak aklım söz dinleyesi değil, yapıyor. Bana düşen onun sonu gelmez tartışmalarına ve durmadan değişen yeni duruma uyarlanma çabalarına kahramanca tahammül etmek.

Kitabı okuyanlar 60 okur

  • Nilüfer
  • evrenuska
  • Özge KURŞUNYAĞAR
  • MNeslihan
  • seyhan
  • abdullah
  • Göksel Bahadır
  • Seda Bera
  • Oğuz Albayrak
  • Selma Fırat

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%4.2 (1)
9
%12.5 (3)
8
%8.3 (2)
7
%4.2 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0