Adı:
Romeo ve Juliet
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
133
Format:
E-kitap
ISBN:
2789785876755
Orijinal adı:
Romeo and Juliet
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar, Romeo ve Juliet'de birbirinden farklı pek çok toplumda benzerleriyle karşılaşılan trajik bir ilişkiyi, düşman ailelerin çocukları arasında doğan aşkı ele alır. Romeo ile Juliet'in umutsuz aşkını romantik örgüsünün yarı karanlık örtüsüyle sarmalayan eser, buna rağmen insan ilişkilerini gerçekçi bir anlayışla gözler önüne serer.
133 syf.
Sözlerle anlatılabilir mi, bir acının derinliği... Konuşabilir miyiz, hissedemediklerimizi... Romeo ve Juliet gibi delicesine sevmişsek birini.

Tarih boyunca iki düşman aileye mensup, sevgililerin ölümsüz aşkları dolanmıştır dilimize. Aslı ile Kerem, Leylâ ile Mecnun misâli. Romeo ve Juliet'de ailelerin düşmanlığına rağmen, baş koymuşlardır aşkın yoluna. Bu öyle bir aşktır ki, anlatılmaz... Onlar gönül verseler de birbirlerine, bakalım kader yollarını birleştirecek mi?

Ah! Ebeveynler... Hep kendi pencerelerinden bakarlar dünyaya. Düşünmezler mi, evlatları mutlu olsun, huzurlu bir yuva kursun. Keşke engel olabilsek öfkeli düşüncelerimize... Öfkeli düşüncelerimizin adaletsiz bencilliğinden yaşanmaz mı, bütün bu kavgalar. Hep bir isyan, hep bir başkaldırı. Ne var ki bunda, iki genç birbirini sevdiyse. Neden rahat bırakmayız onları. Destek olacağımıza, köstek oluruz, acımasızca...

" Sevgi olmasaydı, dünya donardı. " diyen, Mevlânâ Celaleddin Rumi'ye inat, sevgi yerine nefret dağıttığımız halde, geleceğe dair umutluyum yine de. Bir gün, insanlığı felakete sürükleyen bu kan davaları son bulacak ve sevenler sevdiklerine kavuşacak!
Sanmayın ki, bütün aşklar yarım kalacak! Elbette bu atmosferde, vuslatın mahşere ertelenmediği kavuşmalarda yaşanacak.

Shakespeare'in eşsiz kaleminden, muhteşem bir eser. " Bir yapıtın ölmezliği işin öyküsünde değil, o öykünün yazarı tarafından ele alınışında var olur. " der, Özdemir Nutku. Shakespeare hakkında bütün dile getirmek istediklerimi diğer eserlerin incelemelerinde ifade etmiş olsam da, keskin nükte ve kelimelerle oynamasına değinmeden geçemiyorum. Hele ki, Romeo ve Juliet'i ışık imgelemine benzetmesi, Shakespeare'den başka hangi yazarın aklına gelir.

Harry Potter serisini bilmeyen yoktur. Şimdi dikkat edin bakalım, bu cümle size bir yerden tanıdık gelecek mi!
" Ya duyarsam topraktan sökülen adamotlarının çığlıklarını? ( sayfa: 108 ) " Benim gibi sizde, J. K Rowling'in adamotları imgelemini Shakespeare'den aldığını anladınız, değil mi?

" Doktor olmasak da, reçetemiz şudur:
Öfkeyle kalkan zararla oturur.
Unutun,
Bağışlayın,
Barışın,
Ve anlaşın. "
Shakespeare ( 2. Richard- 7 )

" Daha acıklı öykü yoktur, bunu böyle bilin
Bu öyküsünden, talihsiz Romeo ile Juliet'in. "
133 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Not1: Bu bir inceleme değildir. Tür olarak ne olduğunu henüz ben de bilmiyorum. Bir denizkızının ruh birikintilerinden fazlası da olmayabilir.
Not2: (Hâlâ eserin konusu ya da işleyişi hakkında hiçbir fikri olmayanlar varsa) bol miktarda ipucu içerir.
Not3: Eserde geçen ve denizkızı tarafından bozuma uğratılmış cümleler ' ' ile, doğrudan alıntı yapılan cümleler " " ile belirtilmiştir. Denizkızının yapmış olduğu sürç-i lisanlar yazara ya da çevirmene mal edilmesin. (Hasan Ali Yücel Klasikleri/XIII. Basım)

Bir Denizkızı Güncesi

Bir gün, bir denizkızı açtı gözlerini yarı aydınlık bir sabaha. Daha yeni uyumuştu oysa. Son günlerde fena alışkanlık edinmişti bunu da. Geceleri uyumak istemiyor; gözleri acıyana dek kitaplara gömülüyor, kitap okuyamayacağını anlayınca da tavandaki yıldızlarına dikiyor gözlerini. Işıklar kapandıktan bir süre sonra onların da ışığını yitirmeye başladığını yeni keşfetmişti mesela. Oysaki o her gece o yıldızların ışığı ile uykuya dalardı. Sabahları da uyanmak çok zor geliyor hal böyle olunca. O sabah da aynı duygu-suzluk-lar içinde giyindi, çıktı evden. Biraz hava almaya ihtiyacı vardı. Yeterince büyük bir nefes alırsa, tüm dertleri de verdiği nefesle çıkıverecekti sanki. Yolu biraz uzatıp yürümeye karar verdi. Attığımız ya da atmadığımız her adımın bizi nereye götüreceğini bilemeyeceğimizi düşünmeden, gökyüzüne baka baka yürüdü. Bir bu vardı elinde çünkü. Gökyüzü griliğe teslim olmamıştı henüz; çok şükür. Yürüdü bir müddet böyle. Derken, bir ses duydu. Sıcaklığını yüreğinde hissettiği bir sesti bu. Yürüdü sese doğru, bir amca çıktı karşısına. Kocaman yüreğini tek gözüne yansıtarak bakan bir amcaydı bu. “Bir simit alayım” dedi denizkızı. Açlığı o an aklına gelivermiş gibi. Midesi de hep bunu bekliyormuş gibi harekete geçti. Simit değil, can simidi belledi elindekini. Kavuşmak istedi bir an önce. Simidini yerken kitabından bir iki sayfa okuma fırsatı kaçırmamak için en yakın parka doğru yürümeye başladı farkına varmaksızın. O anda, parkları salıncaklardan ibaret sayan bir şehirde olduğunu unutmuştu bir an için. Parkın iki bankından güneş gelenini ve tek ağacına en yakın olanını seçti, oturdu. Güneş, olmazsa olmazıydı denizkızının. “Bir denizkızı olmasam güneşkızı olurdum herhalde” diye düşünürdü zaman zaman. Simitini daha yeni bölüyordu ki bir resim ilişti gözüne. Üç tane balık… Ama daha önce gördüğü/çizdiği/hayal ettiği hiçbir balığa benzemiyordu bunlar. İlk kez görüyordu asık suratlı bir balık. Bir de değil üstelik üç tane yan yana. Ne düşüneceğini bilemedi önce, arkadaşlarına yapılan haksızlığa kızdı. Kendini de onlara benzetti sonra. Daha çok kızdı. Bir müddet sonra çıkardı şu eli ayağı olan aleti, doğduğu/büyüdüğü şehrin fotoğraflarına baktı. Canı sıkılınca gidip sığındığı limanlara bakıp iç geçirdi. İçini döktü sonra, hiç tanımadığı insanlara. En yakınları görmüyordu çünkü nasıl boğulduğunu bu şehirde. Ama araya suretler girmezse daha mı kolay oluyordu bir insanı anlayabilmek? Yahut içini döktüğü insanların her biri, kendini kitaplarda bulmuş insanlar olduğu içindi belki de bu anlaşılabilirlik. Mutlaka tanık olmuşlardı bir kitabın sayfalarında, denizinden uzak kalan bir denizkızının yakarışlarına. Bilemedi, durmadı da üstünde. Yalnızca içini dökmek istedi. “Suskun insanın içi sözcük kuyusudur derler.” Diye sesleniyordu üstelik Hasan Ali Toptaş elindeki kitaptan. İyi geldi içini dökmek. Ne yapması gerektiğini anlamıştı kalbi. Ayağa kalktığını duydu sonra kendinin. Belli ki kalbi, aklına anlatmamıştı henüz, mani olmasın diye. Yürüdü, yine düşünmeden. Mümkünmüş gibi. Koşar adım geçiyordu bu defa az önce dalgın dalgın yürüdüğü sokakları. Biri görür de gitmesi gerekenin tam tersine gidiyor diye yolundan çevirir diye korktu galiba. Soluk soluğa kalmıştı, durakta bekleyen otobüse atladığında. Yanlış bir gündü oysa; çantasındaki kitap daha yol bitmeden bitiverdi. “En az iki kitapla çık bundan sonra yola” diyerek payladı kendini.

Otobüsten iner inmez, sahile varmadan önce kitapçıya koştu. Aklında yoktu ama görür görmez alıp bağrına basacağı kitap onu bekliyordu. “Ah Romeo, neden Romeosun sen?” diyordu bir ses. Kayıtsız kalamadı sese. Ama akıllanmıştı, iki kitap aldı oradan. Koşar adım sahile indi sonra. Az önce içini döktüğü mecradaki profil resminde, kucağında kitaplar ile kıyısında oturup hayallere daldığı sisli bir Akdeniz çok uzaktı belki o anda ama kapak fotoğrafındaki kuşlarla bezeli Ege tam karşısındaydı. Tam o noktada, fotoğrafı çektiği noktada, durdu. Nefes aldı. Gerçek bir nefesti. Bugüne kadar aldığı her nefesi haklı kılan bir nefesti bu. İndi denizkızı kayalıklara, rahatça oturabileceği bir yer aradı. Hava da öyle güzel... Oturdu sonra, sarıldı kitaplarına. Bir satır okuyup bir kafasını kaldırıp martılara bakıyordu denizkızı. Aklının kapılarını ve kulaklarını diğer tüm seslere kapadı, yalnızca deniz ve martılar vardı. Bir de Romeo’nun yakarışları. Aşka mı aşıktı Romeo? Bir anda önündeki deniz ‘aşıkların gözyaşları ile beslenen bir deniz oluverdi’ sanki. ‘Kederli saatlerin’ zaman dilimine girdi denizkızı. Amma da uzundu kederli saatler. Onları kısaltmak mümkün müydü? Mümkündü elbet fakat ne Romeo ne de denizkızı sahipti onları kısaltacak olan şeye. ‘Her şeyi gören güneş, o anın benzerini görmemiştir dünya yaratılalı beri’. Öyle sanıyordu denizkızı. Romeo da öyle sanmıştı, görene kadar Juliet’i. Oysaki engellenemez an gelip çattığında şu sözler dökülüyordu dudaklarından: “Gönlüm hiç sevdi mi bugüne dek?/Sevdiyse, yalanlayın gözlerim. Görmedim çünkü/Bu geceye dek gerçek güzelliği.” Yakarıyordu Romeo’nun dudakları, inanç dönmesin umutsuzluğa diye. Juliet’in kalbine de bir kez düşmüştü tohum. ‘Biricik sevgisi, biricik nefretinden doğuyordu.’

Ürperdi denizkızı nereden geldiği belli olmayan bir rüzgâr ile. Kalktı kayalıklardan. Biraz daha yürümeli, yalnızca denizin değil denizin çevresinde hayat bulan her şeyin tadını çıkarmalıydı. İlerledi biraz. Küçük bir çocuğu sevdi, güneşte dinlenen kedilere bakıp uzun uzun gülümsedi, bir köpeğe selam verdi. Oysaki aklı hep Verona’daydı. Köpeğin gözlerinde bile görüyordu o soruyu: sevgi atlatabilir mi her engeli? ‘Dönüp gidebilecek miydi Romeo yüreği oradayken’? Bir an önce koşup şahit olmalıydı o ana; bir aşığın dudaklarından dökülen aşk tiradına. Diğerinin gönlünde filizlendirdiği o muhteşem çiçeklerin kokusunu eklemeliydi deniz kokusunun yanına. Koştu, denizler aşıp vardı Verona’ya. ‘Aramak boşunaydı bulunmak istemeyeni.’ Fakat aşk saklayamazdı bir türlü kendini. Juliet, o gencecik yüreğinde nasıl derin bir aşkın başlangıcıydı böylesi, şaştı denizkızı. Rahip Lawrance okudu denizkızının aklından geçenleri. “Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulur” diye düşünüyordu denizkızı da kayalıklara vuran dalgalara bakarken. Saymaya kalkacaktı az daha denizkızı, o an’ı an yapan ne varsa; Juliet uyardı: “Dilencidir ancak servetini sayanlar” diyerek. Anladı denizkızı, öyle büyüktü ki serveti, söze gerek yoktu.

Acıktığını duydu yine denizkızı. Devam etmeliydi başladığı yola. Biraz daha yürüdü yolun götürdüğü yere. Tüm yolculuğun buraya ulaşmak için olduğunu bilmiyormuş gibi yaptı o an. Yiyecek bir şeyler söylerken bile kendi açlığından çok balıklar vardı çünkü aklında. Kendi bir ısırıyorsa, balıklara üç atıyordu. Gülümsediklerini en içinde hissediyordu onlar ekmekleri kapışırken. O sırada Romeo ve Juliet evlenmiş, bulutlarda geziyorlardı. Fakat uzun sürmedi bu mutluluk. Romeo ne kadar aksini anlatmaya çalışsa da ikna edemedi Tybalt’ı. Aklını isimle bozmuş, kavganın tek çözüm olduğuna inanıyordu çünkü. Kulaklarını tıkamıştı egosu. Durup dinleyemezdi, dinlese de anlayamazdı Romeo’nun niçin ‘onun adına da kendi adı kadar değer veriyor’ olduğunu. Son nefesini verirken ne düşündüğünü merak etti denizkızı. O sırada bir çiçek kondu masaya. Balıklar hâlâ ekmeklerin peşinde. Kendi geçiminin derdinde bir çocuk; çok uzaklarda olduğu belli olan bir denizkızına bir barış çubuğu uzatıyor. Elbet, onun da beklentisi var. Çiçek ikram ama selpak paralı. Gülümsüyor denizkızı, aklı Verona’da. Romeo sürülünce çok uzaklara, taze evli Juliet nasıl kaldıracak bunca acıyı? Bulacak elbet bir yolunu. Rahip Lawrance bulur elbet en doğru yolu.

Juliet rahibin hücresine doğru yola çıkmışken denizkızı da kalktı masadan. Daha bitmemişti yol. İki perde daha vardı. Görülecek yerler, alınacak nefesler vardı. Yürüdü kaleye doğru her adımın tadını çıkara çıkara denizkızı. Bir dahaki sefere kediler için yiyecek getirmeyi aklının bir köşesine yazmayı ihmal etmedi. Bu defa sola dönüp tavuskuşlarını en sona –ve aceleye- bırakmak istemedi. İlk onların yanına gitti. Uzun uzun baktı, içini döktü onlara. Boyunlarını uzata uzata, kuyruklarını sallaya sallaya dinledi onlar da. Bir de özür mırıldandı bu defa yiyecek bir şey yok diye. Çok hazırlıksız gelmişti çünkü. Ama onlar daha cömertti bugün. Uzun zamandır aradığı tavuskuşu tüyüne kavuşmuştu denizkızı. Bir süredir kuş tüyleri biriktiriyordu. Günün birinde denize açılıp kaybolamazsa diye yedek bir plan. Yeterince kuş tüyü biriktirirse uçabileceğine inanıyordu çünkü. Bir denizkuşu! O sırada Juliet de rahip ile bir plan yapmış, ölümü kandırırsa herkesi kandıracağını düşünmüştü. Sevgisi söz konusu ise her şeyi göze almıştı Juliet. Romeo’ya haber ulaşmamıştı henüz. Onun gözünde yaşasın güzel Juliet diyerek kapattı kitabı denizkızı, yürüdükçe yürüdü.

Son perdeyi okumamaya karar verdi. Onun da zamanı gelecekti elbet. Esen bir rüzgâr, içindeki tüm duygu kırıntılarını ortalığa saçıverecek diye korktu, düzene koyması gerekiyordu önce. Oturdu deniz kenarında, balıkları görebileceği bir masaya. Kitabın 134. Sayfasını açtı ve başlık attı: Bir Denizkızı Güncesi.

(Denizkızı, bu günceyi yazmaya başlarken eve döndüğünde masasında mavi bir unicorn bulacağını bilmiyordu. Günceyi yazdığı kalemle aynı renkte; denizin ve gökyüzünün en güzel tonunda. Bu unicorn ona çok şey anlatacaktı. Değişim anının, ben geldim demeden geldiğini anlatacaktı sözgelimi gözleriyle. Ya da hava değişimine değil, manevi değişime ihtiyacı olduğunu ve bu anın tam da eşiğinde olduğunu. Oturdu ve beşinci perdeyi okudu denizkızı, kararmaya başlayan hava ile birlikte ışık saçmaya başlayan yıldızların altında.)
133 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
Romeo ve Juliet, iki aşık? insan. Bu eser sizce neden günümüze kadar geldi? Bana kalırsa onlar biziz aslında.

Romeo'nun daha güzel birini görünce yanıp tutuştuğu aşkından bir anda vazgeçmesi. Aileleri düşman oluğu için sırf onların inadına daha yakın olmak istemeleri. Akrabalara duyulan sevginin ve acının aslında sahteliği. Aşkın yanıltıcı büyüsü. Sorgusuzca yapılan ve bazen hayatlara maal olan fevri davranışlar... Uzattıkça uzatabilirim.

Bu kitabı beğenmemin nedeni budur işte Marty McFly sen önermesen de okumak istedim yine de tavsiyelerin pek kıymetli benim için arkadaşım teşekkürler... Tiyatroyla kalın :)
133 syf.
·2 günde·8/10
Anlaşılır, bir o kadar da derin ifadelerle, ilk görüşte başlayan karşılıklı aşkın acıklı hikayesini dinliyorsunuz tiyatronun bu efsaneleşmiş kaleminden.
Okunması gereken bir başyapıt. İzlemek nasip olursa mutlu olacağım bir eser, gerek tiyatroda gerekse sinema filmini.
Sanatın her dalı her yaprağı her meyvesi ne güzel şey, bu sanat denen şey ne güzel bir ağaç.
Yaşasın sanat ve artsın sanatseverler...
133 syf.
·3 günde·10/10
Adını hemen hemen herkesin duyduğu, dört yüz yıldan bu yana parlaklığından hiçbir şey kaybetmeyen Shakespeare'in eşsiz kaleminden çıkan romantik tragedyası Romeo ve Juliet.
Okurken tam anlamıyla hakkını verememekten korktuğum için ertelediğim bir kitaptı. Ama Zeynep Sahra'nın Ayçöreği kitabını okuduktan sonra cesaretlenip, başladım okumaya. Şu an bu incelemeyi yazarken bile korkuyorum açıkçası. Ne söylesem, ne yazsam eksik kalır gibi. Sözlerle anlatılabilir miydi bu güzel kitap. Kelimelere dökebilir miydim ki Romeo ve Juliet'in aşkını...

"Neler doğuyor nefretten, ama daha çoktur sevgiden doğan." Kitabın ilk sayfalarında verilen bir alıntıyla başlamak istedim. Ah düşmanlık, ah nefret! Neler doğurdun sen? Romeo ve Juliet'in aşkıyla, sevgisiyle bir çok güzel şeyin doğacağına inansakda, bu iki ailenin birbirine karşı olan düşmanlığı, kini ve nefreti nasıl da söndürdü iki gencin aşkını.
" Daha acıklı bir öykü yoktur, bunu böyle bilin
Bu öyküsünden, talihsiz Romeo ile Juliet'in."
Tekrar tekrar okunası, okuyun, okutturun efenim.
133 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Dikkat spoi içerir..
Shakespeare.. Aşkı ölümle mühürleyen ölümsüz eseri.. 5 hafta önce film okuma atölyesine katıldım.. Hocamız anlam derinliği olan filmleri okuyacağız dedi ve ilk olarak Romeo ve Juliet ile başladık.. Derin anlamları olan bir kitap bu. Birkaç noktaya değinmek istiyorum.

Öncelikle burada işlenen aşk temasını irdelemek isterim.. Romeo ve Juliet karakteri günümüze göre düşünürsek çocuk yaştalar yani aşık olmak için çok küçükler fakat o dönemi inceleyecek olursak - ki kitapta da geçer- Juliet' in yaşıtları evli ve çocukludur. Karakterlere gelecek olursak Romeo Juliet'ten çok aşık olmaya aşık bir karakterdir. O aşkı sever.. Ki aşkı öldü sandığında da intihar etmiştir zaten..

Diğer bir irdelemek istediğim tema ise intihar teması.. Burada baktığımızda Juliet'in öldüğünü düşünen Romeo uğruna yaşayacak başka bir şey kalmadığını düşünür ve intihar eder.. Fakat bazı intiharlar vardır bu intiharlarda bilinçaltı geride kalanları cezalandırmak ister. Hikayeye baktığımızda Juliet sevgisiz büyümüş bir karakterdir. Annesi ve babası ona oldukça mesafeli durmaktalardır. Hatta babası kendisinin evlenmesini istediği adamla evlenmek istemediğini belirttiğinde ya evlen ya da eşyalarını topla ve git demiştir. Juliet'in intiharına gelecek olursak Juliet ilk defa sevilme duygusunu Romeo da tatmıştır. Uyanıp da Romeo'yu ölü bulduğunda onun için dünyada sevgi ölmüştür.. Juliet'in intiharı bir cezalandırmadır.. Ki trajedinin sonunda da iki aile pişman olmuş ve barışmışlardır.

Son olarak ise yöneticinin yani prensin son konuşması kitabın ve filminin (1968 yapımı) en etkilendiğim sahnesiydi. Prens trajedinin sonunda der ki:
- Şu bizim düşmanlar nerede? Capulet! Montague!
Görün işte nasıl bir cezaya uğradı nefretiniz;
Tanrı hayatınızın mutluluğunu sevgi ile öldürdü!
Ben de göz yumduğum için kavganıza
İki hısımdan birden oldum. Hepimiz cezalandırıldık..

Prens bu konuşmasıyla hem iki ailenin kavgasının yine iki ailenin acısına yol açtığını söyler ve ekler.. Olay sizin kavganız yüzünden olmuş olabilir ama sizin kadar, sizin yöneticiniz olduğum için ben de suçluyum, der. Yönetici, kendisini halkından bağımsız göremez, görürse bu bir trajediye yol açar..

Bir sonuca bağlamak gerekirse genel olarak hem filmini hem de kitabı çok beğendim.. Kitabın şiirsel bir dili olmasına rağmen gayet duru ve akıcı.. Herkese gönül rahatlığıyla tavsiye edebileceğim ölümsüz bir eser bu.. Okumayı düşünen herkese şimdiden iyi okumalar :)
133 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Modern çağ aşklarından yana bilinen, görülen, duyulan ve hissedilen duyguların anlam ve yaşam belirtilerini yitirme sebebidir bu kitap. Okumaya başladığında kaynağını ışıktan alan ne varsa geri kalanın karanlıkta kalmasına sebep olarak hepsi dönüyor yüzünü, bu Rönesans oyunun dillere destan aşkına. Romeo ve Juliet... Dört yüz yıldan bu yana, Shakespeare'in üstün başarısıyla günümüze kadar dilden dile yayılmış olan bu eser, aşkla atılmış tohumların birbirine düşman iki ailenin nefretiyle sulanmasıyla, büyüyüp gelişemeyen, çiçek açamayan, kuru dalları birbirine değemeden yitip giden iki gencin hikayesi.

Sözlerle birbirlerine dokunan karakterlerin öfke ve sevinçleri de hüzün ve neşeleri de öyle duygulu bir şekilde aktarılıyor ki içinde bulunduğumuz duygusuzlukta insan, Rönesans tablolarından birine figür olsam daha mutlu olurdum diyor.

Kitabın başında Özdemir Nutku, oyunun bel kemiğini oluşturacak bilgiler vermiş. Okurken benimde bariz bir şekilde dikkatimi çeken o detaylardan bahsetmek istiyorum biraz. Oyunda karşıtlı hareketler ve değer kavramlarının simetrik oluşu tipik Rönesans oyunu özelliğini oluşturuyor. Aynı zamanda romantik atmosferi ve diyalogları yanında, dönemin ahlak anlayışını ve insan ilişkilerini gerçekçi bir dille aktarıyor. Tabi burada Özdemir Nutku'nun çevirisini de görmezden gelmek büyük haksızlık olur. İki ünlü Shakespeare bilgininin açıklamalı metinleri üzerinde emek harcayarak, oyunu hem sahneleyecek oyuncu hem de okur-izleyici açısından çok yönlü bir şekilde aktarmayı başarmış bu da esere kattığı değer açısından önemli bir nokta.

Karakterler, çizilen olay örgüsü, kurulan cümleler çok çarpıcı. Kitaptan başımı kaldırdığımda sıradanlıklara devam etmek zor geldi bazı zamanlar. Günümüzde duyguların ifade ediliş biçimindeki bayağılıklardan yola çıktım öncelikle. Sonra da Juliet'in kızgınlığını aşkla kavuran o cümleleri geldi gözümün önüne:

"Cehennemlik ermiş, saygıdeğer düzenbaz!
Ey yaratıcı doğa, böyle tatlı bir tenin ölümlü cennetine
Bir şeytanın ruhunu verdikten sonra
Ne işin vardı cehennemde?
Bu kadar kötü yazıyla dolu bu kitap
Nasıl güzel ciltlenebilir böyle?
Yalan nasıl barınabilir
Göz kamaştıran bir sarayda?"

Saman yavanlığına sahip duyguların ne dile getirilişi ne de yaşanışı kendini gösterebilirken şu iki diyaloğa tutunabildim:

Romeo:
"Uçsuz bucaksız kıyılar kadar uzak olsan da sen
Sana ulaşmak için açılırdım denizlere."

Juliet:
"Cömertliğim uçsuz bucaksız denizler gibi,
Denizler gibi derin sana olan sevgim.
Sana ne kadar verirsem, o kadar çoğalıyor bende kalan.
Sonsuz çünkü ikisi de."

Shakespeare'in de üzerinde durduğu en önemli noktalardan birine geliyorum, en acı olanına. Yetmiyor iki gencin her zaman birbirini sevmesi. Ah şu "hep ben bilirim"ci bireyler. Yaşamının tüm olumsuzluklarını zorlu yaşam koşullarının acısını nesilden nesile aktarmaya yemin etmiş ego tatmincileri ya da geçmişi unutarak geleceğe mutsuzluk aktaranlar bir türlü geçip gitmeyecek sanırım. Aradan dört yüz yıl da geçse, binlerce yıl da, yaşamında trajik bir son görmeden akıllanıp uslanmayacak insanoğlu. Bunun da en bariz örneklerinden biri Romeo ve Juliet.

İnsana,
"Ah, aşkın gölgeleri bile sevinçle dolu olursa böyle
Kimbilir ne tatlıdır aşkın kendisine kavuşmak!" dedirten güzel eser...

Tekrar tekrar okunası, okutturulası...
94 syf.
Dünya üzerinde bu eseri bilmeyen en azından ordan burdan Romeo&Juliette ikilisi ilgili bir tirad, benzetme veya dalgasina bir söz duymayan yoktur diye düşünüyorum. Ben de kucuklukten beri çok duydum bu ikiliyi ve artık klişe hâline geldiği için sıkıldım hatta. İkiliyi bilmeme karşın eserin içeriğini bilmiyordum.

Eserde dikkatimi çeken nokta, Romeo Juliette'yi görmeden evvel başka bir kadına en az Juliette'e olduğu kadar aşık bir durumdaymış. Hatta arkadaşı Benovilo ile konuşurken, arkadaşı ona bir kıza takılıp kalma, yeni ortamlara gir başka kızlar görünce unutursun, diye tavsiyede bulunuyor. Romeo istemeden tavsiyeye uyuyor ve arkadaşının dediğine geliyor. Juliette'yi görüp bu sefer de ona körkütük aşık oluyor. Romeo müzmin aşık anlayacağınız. Ve bence halihazırda anlatılan durum özel olarak Romeo'nun Juliette'ye duyduğu aşk değil, Romeo aşk duygusuna aşık, bunu cisimlestirecek bir kadın arıyor.

Eser oldukça naif, şiirsel bir üslupla yazılmış. Bu ara ara sikabiliyor insanı ancak bu şiirsel naif üslupla konuşan karakterlerin (baş karakterler özellikle) yanlarindaki arkadaşları veya dadilarinin halk ağzıyla konuşması fazla sikilmanizi onleyip, tebessüm etmenize neden oluyor. Özellikle Juliette'nin dadısı çok hoşuma gitti. Kadın bizim Yeşilçam filmlerinden fırlamis gibi adeta.

Kitapta Romeo ve Juliette'nin aileleri birbirine düşman ve bu ikisinin umutsuz aşkının neticesi iki aile için yeni bir sayfa açılmasına neden oluyor. Bu iki ailenin durumu aklıma Telliogullari ile Seferogullari getirdi. Biraz da bu nedenle bu iki ailenin itismesi komigime gitti.

Son olarak, umutsuz aşk hikayesi furyasinin baş aktörleri olan Romeo&Juliette'in bu hikayelerinde mercek altına alınması gerekilen en önemli alıntı şudur:

"Ölçülü keder sevgiyi gösterir, ama ölçüsüz keder akılsızlığa işarettir."

Keyifli okumalar.
125 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Aşk; Allah’ın insana verdiği, insan ile insan ve insan ile Allah arasında yaşanan en güzel hediyedir. Yaratımın sırrını sadece aşkı bilen, aşkı gönüllerinde yaşayanlar idrak ederler.

Ve insanda gerçek manada aşk başladığında; sürekli büyüyen bir ateş, içten bir genişleme ve esrime, mutluluk ve coşku ile, ulvi ve yüce gücüyle aşk insanın iradesi dışında bağımsız olarak ortaya çıkar ve bedene bürünen gözle görülür hale gelir. Bu enerji, içten dışa doğru yayılır insanı kendi manevi dünyasına hapseder ve kendisine ulaştırır. Aşık insan baktığı, dokunduğu her yerde güzellik görür. Bu kendinden kendine yaydığı, Allah’ın lütfuyla gördüğü güzelliktir....

Toprağın baharla kavuştuğunda yeşillikler ve bin bir çiçekle coşan bahçeler nasıl canlanıp o güzelim enerjiyi dünyaya yayıyorsa, insan da aşkla dolduğunda bu bilinçle yaşamı bir başka yansıtır…

Asırlardan beri, gündemden hiç düşmeyen Romeo ve Juliet, doğuda batıda, kuzeyde güneyde, birçok ülkenin halk öyküleri, günümüz dizileri ve filmlerine konu olan, çokça bilinen bir aşk hikayesidir aslında... Bilmeyenimiz çok azdır diye tahmin ediyorum. Birbirine düşman iki aile, bu ailelere mensup iki genç ve onca kötülüğün içinde barınması beklenmeyen bir sevgi.. Bu konun etrafında gelişecek olaylar silsilesi de aşağı yukarı aynı olacaktır. Romeo ve Juliet ölmezliği öyküsünden değil, o öykünün yazarı tarafından ele alınış biçimindedir. Shakespeare, yapıtında dramatik olayları da en etkin biçimde kullanmış bu da hikayenin okurlar üzerindeki etkisini bir kat daha arttırmıştır Bu oyunda, yalnızca iki gencin umutsuz aşkları değil, her yaştaki insanın birbirine olan davranışları, insanı derinden sarsan ilişkileri de önemle işlenmiştir.

Romeo ve Juliet’in hikayesine gelince;

Çok eskiden beri Verona’da Montegü ve Kapulet adında, düşman iki zengin aile yaşarmış. Tesadüf bu ya, bir gün Kapulet’lerin balosunda Montegü’nün oğlu Romeo genç ve güzel Juliet ile karşılaşır. Gençler birbirlerini çok severler.
Juliet’in akrabaları Romeo’nun kendi ezeli düşmanlarının oğlu olduğunu öğrenince aşıkları ayırmaya çalışır. İki aile arasındaki düşmanlığa bir son verebileceği umudu taşıyan Peder Lorenzo, iki genci gizlice evlendirir.
Bir sokak kavgasında Romeo’nun arkadaşı Merkutio öldürülür. Arkadaşının öcünü almak isteyen Romeo, sevgilisinin kardeşi Tybalt’ı bıçaklar ve Dük tarafından sürgünle cezalandırılır. Juliet’in anne – babası da, kızlarını bir an önce genç bir kont olan Paris ile evlendirmeyi istemektedir. Sevgilisi Romeo’ya sadık kalmak isteyen Juliet’in tek çaresi hayatına son vermektir ve genç kız ölümü seçer.
Aşkı Juliet’in olmadığı bir dünyada yaşamak Romeo için çekilmez bir hal alır ve Romeo da bıçakla intihar eder.. Romeo ve Juliet’in aşkı bir efsane olarak yüzyıllarca zihinlerde yaşamaya devam eder…
Çok masalımsı oldu farkındayım... güzel sonu olmayan sadece kayıplarının ardından ağlayabilen ve kinlerinden dolayı pişmanlıklar duyabilen iki ailenin tragediyası... Hala okumadıysanız ve ya oyuna gitmediyseniz son ihtimal olarak filmi izleyin diyorum : https://www.youtube.com/watch?v=bGlBQSmMIU4

Sevda ateşi gönül tellerinizi titretsin! Kalplerimizdeki aşk tüm dünyaya yayılsın! Mevlana’dan alıntı bu dörtlük, tüm aşk olan gönüllere hediye olsun…

Önce öz sevgi vardı, sınırsız aşk vardı, dost,
İlâhî bir müjde saklardı dağların ardı, dost.
Aşkın dalgasındandır dönüşü gezegenlerin,
Aşk olmasaydı eğer şu dünya donardı dost..
160 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
2018 Aralık ayında Erzurum Devlet Tiyatrosu'nda,
Tnt Britain & Adg Europe İngiliz oyuncularından izlediğim bir oyundu. Shakespeare aşkı da imkansız aşkı da iliklerimize kadar aktarmayı biliyor. 1500 lerde kaleme alınan bu eser nasıl olur da o zamanlara hasret o zamanlara özlem hissettirir hâlâ cevaplayamıyorum. Balkon sahnesinde Romeo'nun repliği de en güzel tahta oturmuş durumda : "'Sevgilim" de ki, vaftiz olayım yeniden;
Romeo değilim bundan böyle ben. Nefret ediyorum adımdan ben, sana düşmandır diye."
133 syf.
·3 günde
William Shakespeare'nin Romeo ve Juliet kitabı kaç gündür işlerimden dolayı bitirememiştim, yazarın kalemini çok severek okudum kendini okutuyor herkes okumalı bence william shakespeare'yi kalemi ağır değil yazdıkları çok anlamlı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Romeo ve Juliet
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
133
Format:
E-kitap
ISBN:
2789785876755
Orijinal adı:
Romeo and Juliet
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar, Romeo ve Juliet'de birbirinden farklı pek çok toplumda benzerleriyle karşılaşılan trajik bir ilişkiyi, düşman ailelerin çocukları arasında doğan aşkı ele alır. Romeo ile Juliet'in umutsuz aşkını romantik örgüsünün yarı karanlık örtüsüyle sarmalayan eser, buna rağmen insan ilişkilerini gerçekçi bir anlayışla gözler önüne serer.

Kitabı okuyanlar 9.924 okur

  • derin
  • Şeyma Yağcı
  • Ali TAŞTAN
  • Bensu Akkaya
  • Rana Akbulut
  • esma nalbur
  • Elıf aydın
  • Sabina Aleskerli
  • Abdullah Tunç
  • Hasan TAVLI

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8
14-17 Yaş
%25.1
18-24 Yaş
%34.3
25-34 Yaş
%21.1
35-44 Yaş
%7.4
45-54 Yaş
%1.1
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%78.2
Erkek
%21.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%5.9 (151)
9
%3.7 (95)
8
%3.1 (80)
7
%1.7 (43)
6
%0.3 (7)
5
%0.1 (3)
4
%0 (1)
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları