·
Okunma
·
Beğeni
·
250,4bin
Gösterim
Adı:
Romeo ve Juliet
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
133
Format:
E-kitap
ISBN:
2789785876755
Orijinal adı:
Romeo and Juliet
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar, Romeo ve Juliet'de birbirinden farklı pek çok toplumda benzerleriyle karşılaşılan trajik bir ilişkiyi, düşman ailelerin çocukları arasında doğan aşkı ele alır. Romeo ile Juliet'in umutsuz aşkını romantik örgüsünün yarı karanlık örtüsüyle sarmalayan eser, buna rağmen insan ilişkilerini gerçekçi bir anlayışla gözler önüne serer.
133 syf.
·1 günde·10/10 puan
YouTube kitap kanalımda Shakespeare'in hayatı, mutlaka okunması gereken kitapları ve kronolojik okuma sırası hakkında bilgi edinebilirsiniz: https://youtu.be/rGxh2RVjmNU

Romeo ve Juliet, Othello, Hamlet, Macbeth ve Kral Lear gibi oyunların yazarı olan Shakespeare’in esas adı Şeyh Pir miydi ve gizli bir Müslüman mıydı? Hamlet'teki "To be or not to be" kısmının gerçek hali acaba "Töv be or not töv be" şeklinde miydi? Yoksa Shakespeare diye biri hiç yaşamadı mı?

Bu tür gerçekdışı iddialardan kurtulmanız için hazırladığım bu inceleme, aslında oldukça detaylı ve yeterli bir okuma rehberi olacak. Çünkü Shakespeare'den okuduğum 42 adet kitabı herkesin okumaya zamanı olmayacağını bildiğim için ben de en önemli bulduğum kitaplar konusunda bir okuma rehberi incelemesi yapacağım. Daha çok okurun faydalanabilmesi için 4 aylık bir emeğin ürünü olan bu incelemeyi paylaşabilirsiniz, emeğe saygı +rep. Ayrıca Shakespeare ve kitapları hakkında aklınıza takılan şeyler varsa yorumlarda da bana soru olarak yazabilirsiniz.

Öncelikle Shakespeare diye biri gerçekten yaşadı mı? Mina Urgan'ın Shakespeare ve Hamlet kitabında Shakespeare'in aslında kim olduğuna dair bugüne kadar şu isimlerin ortaya atıldığı söylenmiş: Francis Bacon, Earl of Southampton, Lord Rutland, Sir Walter Raleigh, Earl of Derby, Earl of Oxford, Christopher Marlowe. Shakespeare diye birinin hiç yaşamadığını, onun esasında Francis Bacon olduğunu söyleyenler konusunda ise şöyle diyor Mina Urgan:
"Bu tür iddiaları ileri sürenlerin ya bilgisiz ya şarlatan ya da delirmiş olduklarını kabul etmek zorundayız." (s. 31)

Mina Urgan'ın dediği gibi biri olmak istemiyorsanız bir de biyografi yazarı Park Honan'ın Shakespeare: Bir Yaşam biyografi kitabında William Shakespeare'in tapularından arazilerine, oynattığı tiyatrolardan bağlı olduğu tiyatro kumpanyalarına, arkadaşlarından oynattığı oyunculara, eşlerinden çocuklarına kadar olan bütün bilgiyi görebilirsiniz.

Ayrıca Shakespeare neredeyse her oyunu için bir kaynaktan ya da eski bir hikayeden beslenmiştir fakat kitaplarına kendi Shakespeare özünü her zaman katabildiği için gerek çevirmen ve tiyatrobilimci Özdemir Nutku'nun onun için yazdığı önsözlerde gerekse de Shakespeare için yazılmış biyografi kitaplarında onun bu eserleri nasıl tekrar ele alıp kendi dönemine ve kişiliğine de özgün bir şekilde uyguladığını anlayabiliriz.

Romeo ve Juliet kitabı hakkında da çok küçük bir şey söyleyecek olursam, karanlık ve aydınlık, zamanın yavaş geçmesiyle hızlı geçmesi, aşk ve nefret, iyilik ve kötülük gibi zıtlıkların mücadelesinin olduğu bir atmosferde toy, bilinçsiz ve masum bir aşk anlatılırken mesela Shakespeare, olgunluk dönemi eserlerinden biri olan Antonius ve Kleopatra eserinde de siyasi karışıklıklar içerisinde daha detaylı, olgunca ve zor bir aşkı anlatıyor. Böylece Romeo ve Juliet bize hem erken dönem Shakespeare hakkında tüyolar veriyor hem de ileride kullanacağı psikolojik çözümlemeleri hangi kitaplarında ilk olarak denemeye başladığını söylüyor.

Romeo ve Juliet'in bize demeye çalıştığı şey de aslında şu: Aileleriniz sizin aşkınızı hiç istemese de bazen aşk uğruna ölmeye bile değerdir, çünkü en azından kendiniz için haklı bir mücadele uğruna ölmüşsünüzdür ve gözünüz arkada kalmamıştır. Ne Romeo Romeoluğundan ödün vermiştir, ne de Juliet Julietliğinden...

----------------------------------------

Bu kadar şey dedikten sonra sıra Shakespeare'in bütün kitaplarını okuduğum için önermeye hakkımın ve deneyimimin olduğunu düşündüğüm okuma rehberi kısmına gelsin.

Bütün kitaplarını okumayayım ama Oğuz Aktürk'ün en önemli bulduğu kitapları okuyayım sırası:
- Özdemir Nutku, Dram Sanatı (Tiyatro konusunda bir başlangıç bilgisi elde etmenizi sağlar.)
- Alfa Yayınları, Shakespeare Kitabı (Okumalarınız sırasında kronolojik bir sıra takip etmek istiyorsanız bu kitabı bölüm bölüm takip edebilirsiniz.)
- Hırçın Kız
- Titus Andronicus
- Aşk ve Anlatı Şiirleri
- Romeo ve Juliet
- Venedik Taciri + Olmak ya da Olmamak filmi (1942) ile Piyanist filmi (2002)
- Kral IV. Henry 1-2
- Windsor'un Şen Kadınları
- Julius Caesar
- Hamlet
- Soneler
- Othello
- Kral Lear + Kurosawa'nın Ran filmi (1985)
- Macbeth + Yumuşak Kalpler filmi (1949)
- Antonius ve Kleopatra
- Coriolanus'un Tragedyası
- Shakespeare için yazılmış biyografi kitaplarından en az 1 tanesi (Mesela bütün kitaplar okunduktan sonra Mina Urgan'ın Shakespeare ve Hamlet kitabını okumak gayet yeterli olur)

Böyle bir okuma sırası önermemin sebebi ise hem Hırçın Kız, Titus Andronicus ve Romeo ve Juliet gibi serbest dönem eserlerini tanıyacak olmanız hem Shakespeare'in yükselmeye başladığı dönem olan I. Elizabeth dönemi içinde yazılmış Venedik Taciri, Julius Caesar, Hamlet gibi eserleri okuyabilecek olmanız hem de olgunluk dönemi olan I. James dönemi içinde yazılmış Othello, Kral Lear, Macbeth ile Antonius ve Kleopatra gibi eserlerle tanışma fırsatınızın olması. Yani 42 kitaplık Shakespeare külliyatının tadını 15 kitap şeklinde okuyarak da alabilirsiniz diye düşünüyorum.

----------------------------------------

Ama eğer ki kronolojik sırayla bütün kitapları okumak istiyorsanız:
Veronalı İki Soylu Delikanlı
Hırçın Kız
Aşk ve Anlatı Şiirleri
II. Richard
Kral IV. Henry-1
Kral IV. Henry-2
Kral V. Henry
Kral VI. Henry-1
Kral VI. Henry-2
Kral VI. Henry-3
III. Richard
Kral VIII. Henry
Titus Andronicus
Yanlışlıklar Komedyası
Aşkın Emeği Boşuna
Romeo ve Juliet
Bir Yaz Gecesi Rüyası
Kral John'un Ölümü
Venedik Taciri
Windsor'un Şen Kadınları
Kuru Gürültü
Julius Caesar
Size Nasıl Geliyorsa
Hamlet
On İkinci Gece
Troilus ve Cressida
Soneler
Kısasa Kısas
Othello
Kral Lear
Atinalı Timon
Macbeth
Antonius ve Kleopatra
Yeter ki Sonu İyi Bitsin
Pericles
Coriolanus'un Trajedisi
Kış Masalı
Cymbeline
Fırtına
İki Soylu Akraba
Cardenio
Çifte İhanet Ya Da Dertli Âşıklar
Biyografi kitaplarından da Terry Eagleton'ın William Shakespeare, Mina Urgan'ın Shakespeare ve Hamlet, Park Honan'ın Shakespeare: Bir Yaşam, Talat Sait Halman'ın Türk Shakespeare ve Alfa Yayınları'nın Shakespeare Kitabı gibi ekstra kitaplarını okuyabilirsiniz.

İsterseniz yukarıda yazdıklarımı ve okuma rehberini daha detaylı olarak bir video şeklinde de izleyebilirsiniz: https://youtu.be/rGxh2RVjmNU

Dediğim gibi 4 aylık bir emek sonucu böyle bir okuma rehberi hazırlayabildim, bu yüzden daha çok okurun faydalanabilmesi için bu incelemeyi paylaşabilirsiniz, emeğe saygı +rep. Ayrıca Shakespeare ve kitapları hakkında aklınıza takılan şeyler varsa yorumlarda da bana soru olarak yazabilirsiniz. Keyifli okumalar dilerim.
133 syf.
Sözlerle anlatılabilir mi, bir acının derinliği... Konuşabilir miyiz, hissedemediklerimizi... Romeo ve Juliet gibi delicesine sevmişsek birini.

Tarih boyunca iki düşman aileye mensup, sevgililerin ölümsüz aşkları dolanmıştır dilimize. Aslı ile Kerem, Leylâ ile Mecnun misâli. Romeo ve Juliet'de ailelerin düşmanlığına rağmen, baş koymuşlardır aşkın yoluna. Bu öyle bir aşktır ki, anlatılmaz... Onlar gönül verseler de birbirlerine, bakalım kader yollarını birleştirecek mi?

Ah! Ebeveynler... Hep kendi pencerelerinden bakarlar dünyaya. Düşünmezler mi, evlatları mutlu olsun, huzurlu bir yuva kursun. Keşke engel olabilsek öfkeli düşüncelerimize... Öfkeli düşüncelerimizin adaletsiz bencilliğinden yaşanmaz mı, bütün bu kavgalar. Hep bir isyan, hep bir başkaldırı. Ne var ki bunda, iki genç birbirini sevdiyse. Neden rahat bırakmayız onları. Destek olacağımıza, köstek oluruz, acımasızca...

" Sevgi olmasaydı, dünya donardı. " diyen, Mevlânâ Celaleddin Rumi'ye inat, sevgi yerine nefret dağıttığımız halde, geleceğe dair umutluyum yine de. Bir gün, insanlığı felakete sürükleyen bu kan davaları son bulacak ve sevenler sevdiklerine kavuşacak!
Sanmayın ki, bütün aşklar yarım kalacak! Elbette bu atmosferde, vuslatın mahşere ertelenmediği kavuşmalarda yaşanacak.

Shakespeare'in eşsiz kaleminden, muhteşem bir eser. " Bir yapıtın ölmezliği işin öyküsünde değil, o öykünün yazarı tarafından ele alınışında var olur. " der, Özdemir Nutku. Shakespeare hakkında bütün dile getirmek istediklerimi diğer eserlerin incelemelerinde ifade etmiş olsam da, keskin nükte ve kelimelerle oynamasına değinmeden geçemiyorum. Hele ki, Romeo ve Juliet'i ışık imgelemine benzetmesi, Shakespeare'den başka hangi yazarın aklına gelir.

Harry Potter serisini bilmeyen yoktur. Şimdi dikkat edin bakalım, bu cümle size bir yerden tanıdık gelecek mi!
" Ya duyarsam topraktan sökülen adamotlarının çığlıklarını? ( sayfa: 108 ) " Benim gibi sizde, J. K Rowling'in adamotları imgelemini Shakespeare'den aldığını anladınız, değil mi?

" Doktor olmasak da, reçetemiz şudur:
Öfkeyle kalkan zararla oturur.
Unutun,
Bağışlayın,
Barışın,
Ve anlaşın. "
Shakespeare ( 2. Richard- 7 )

" Daha acıklı öykü yoktur, bunu böyle bilin
Bu öyküsünden, talihsiz Romeo ile Juliet'in. "
133 syf.
·2 günde·10/10 puan
ROMEO VE JULIET bu türde okuduğum ilk kitap oldu. Hayatımda, daha önce hiç görmediğim çok güzel bir renkle boyama yapmamı sağlayacak bir kitap. Ayrıca henüz 4 ay önce basılmış olduğu için o güzelim klasik kitap kokusu da üzerinde. Böylece beyinlerimiz böylesine zaman ve mekan yolculuğunu da başarmış oldu.
192 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
"Daha acıklı bir hikâye yoktur,
Juliet ve onun Romeo’sununkinden. "

Kitabı elime aldığım an içimi bir sevinç kapaldı.
Daha önceden okumayı planlanmıştım ama bi türlü fırsat bulamamıştım.
William Shakespeare ' e ait okuduğum ilk kitaptır.
Gerçekten okunulması gereken bir kitap.
Ne kadar yabancı kelimeler olsa da, akıcı bir kitap. Ben birkaç saate bitirdim.
Ren Yayını tavsiye etmiyorum çevirisini beğenmedim.

Yazar olay örgüsünde ;
İçinde bulunan toplumun ahmaklığını, ince düşünmeden, duygular göz ardı edilerek mantıken alınan kararların birçok hayatı mahvettiğini gözler önüne sermiştir...
133 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Spoiler içerir.
Romeo ve Juliet. Her ne kadar sonunu bilsem de şaşırdım ve üzüldüm. Bu denli talihsizlik..
Öncelikle Shakespeare'den okuduğum ilk kitaptı. Tabii aynı zamanda okuduğum ilk tiyatro da Romeo ve Juliet'di. Okurken keyif aldığım ve beni dinlendiren bir kitap oldu.
Aslında başlarda biraz abartılmış gözüyle baksam da yazıldığı dönem şartlarına göre değerlendirmem gerektiğini anladım.
Evet biliyorum aşkları güzeldi ama benim beklentilerim kitabı normalde seveceğimden daha az sevdirdi.
Düellolar bana oldukça farklı geldi. Her düelloda birinin öleceği gerçeği..bilmiyorum ben bir düelloda can vermek istemezdim.
Birde kitapta insanların ölümleri üzerinden bu kadar kolayca bahsetmek ("Ah efendimiz, karım öldü dün gece!" gibi) bana farklı geldi. O üzüntüyü tam olarak hissedemedim. Belki de tiyatrolar genel olarak böyledir bilemiyorum.
133 syf.
Yeni gençlik kitaplarının, şarkıların ve izlediğim bazı filmlerin konuğu olan Romeo ve Juliet kitabını sonunda okudum. Boşuna abartılmadığını, aksine zaten çok güzel olduğunu fark ettim. Açıkçası okumadan önce gereksiz abartıldığını düşünüyordum. Okuduktan sonra fark ettim ki abartıldığı kadar varmış.

Kitabın özeti;

Olaylar İtalya’nın Verona kentinde geçmektedir. Kentin ileri gelenlerinden olan Montague ve Capulet aileleri arasında sebebi açıklanmayan ancak yıllardır süren bir düşmanlık vardır. İki aile üyeleri karşılaştıkları her yerde kavga etmektedir.

Romeo hikâyenin başında Rosaline adlı bir kadına âşıktır. Kuzeni Benvolio, aşkına karşılık bulamadığı için çok üzgün olan Romeo’ya yardımcı olabilmek için Rosaline’in davet edildiği bir baloya gitmeye karar verir. Balo Capulet evindedir ancak maskeli bir balo olduğundan sorun çıkmadan girerler.

Juliet ise Paris adlı bir aile dostları ile evlendirilmek üzeredir. Juliet’in babası kızıyla evlenmek isteyen Paris’e son kararın kızına ait olacağını söyleyerek Paris’in baloda kızıyla biraz vakit geçirmesini istemiştir. Juliet’in annesi, babasının bu kararını Juliet’e açıklar ve baloda Paris’i yakından tanımaya çalışmasını söyler.

Baloda dans edilirken Romeo maskesini takmış biçimde Rosaline’i aramaktadır. Ancak Rosaline yerine Paris ile dans eden Juliet’i görür ve anında âşık olur. Juliet’in kendisini görmesi için maskesini çıkarınca Juliet de Romeo’ya ilk görüşte âşık olur.

Romeo maskesini çıkardığından Tybalt ve Capulet ailesinin diğer üyeleri tarafından fark edilir. Ancak ev sahibi olan Juliet’in babası bir sorun çıkmasını istemediğini belirtir ve ikisi tartışmaya başlar. Bu tartışma üzerine Paris, Capulet ve Tybalt’ın yanına gitmek için Juliet’in yanından ayrılınca Romeo Juliet’i dışarıya davet eder. Aşkını açıklar ve Juliet’i öper. Bu sırada Juliet’in dadısı gelir ve Juliet’i Romeo’dan uzaklaştırır. Romeo Dadı’ya kızın kim olduğunu sorunca bir Capulet olduğunu öğrenir. Yine Dadı Juliet’e Romeo’nun düşmanları olan Montague ailesinden biri olduğunu söyler.

Bu durum hem Romeo’yu hem Juliet’i üzse de birbirlerini unutamazlar ve Romeo bir kez daha görebilme ümidiyle Juliet’in evinin yakınlarına gelir. O anda da Romeo’yu aklından çıkaramayan Juliet odasının balkonuna çıkınca karşılaşırlar ve Romeo aşkını itiraf ederek Juliet ile evlenmek istediğini söyler. Juliet de bu teklifi kabul eder ancak ailelerin arasındaki düşmanlıktan nedeniyle gizlice yapmaya karar verirler.

Romeo, kendilerini evlendirmesi için Rahip Lawrence’den yardım ister. Rahip ilk başta ailelerinden habersiz böylesi bir evliliği yapmak istemez ancak bu evliliğin aileler arasındaki düşmanlığı bitireceğini düşündüğünden kabul eder. Dadı’nın da yardımıyla Romeo ve Juliet evlenirler.

Bu esnada Tybalt, akşam baloya davetsiz gelmesinin kendilerini aşağılamak için yapıldığını düşündüğünden düelloya davet etmek için Romeo’yu aramaktadır. Bu esnada Mercutio ve Benvolio ile karşılaşır. İkisiyle konuşurken Romeo ortaya çıkar. Romeo artık Tybalt ile akraba olduğundan tartışma ya da düello yapmak istemez ancak Tybalt aşağılayıcı konuşmalar yapınca Mercutio sinirlenerek dövüşe başlar. Romeo kimsenin ölmesini istememektedir bu yüzden araya girer ve Mercutio’yu tutarken kendisini savunamayan arkadaşı Tybalt tarafından öldürülür. Bunun üzerine Romeo kendini kaybeder Juliet’i ve evliliği unutarak Tybalt ile kılıç dövüşüne başlar ve Tybalt’ı öldürür. Kendine geldiğinde yaptığından pişman olur ancak Verona Prensi kendisini sürgünle cezalandırır.

Yaşlı Capulet artık tercihleri gençlere bırakmamaya karar verir ve Juliet’in Paris ile evleneceğini söyler. Juliet istemediğini söylese de babası evlatlıktan reddeceği tehdidinde bulunur. Juliet yardım etmesi için Rahip Lawrence’e gider. Rahip Lawrence başka çaresi kalmadığını görünce Juliet’e bitkilerden bir ilaç yapar. Bunu içtiğinde nabzı duracak ve herkes öldüğünü düşünecektir. Aile kabrine konulduktan sonra Romeo ile birlikte geleceklerini ve kendisini alarak kaçacaklarını söyler. Juliet akşam odasında ilacı içer ve sabah olunca herkes tarafından öldüğü düşünülür.

Juliet’in bu ilacı içeceğinden Romeo’nun haberi yoktur. Rahip Lawrence, sürgünde olan Romeo’ya planlarıyla ilgili bir mektup yazar. Ancak bu mektup Romeo’ya ulaşmadan önce bir yardımcısı Romeo’nun yanına gelerek Juliet’in öldüğünü söyleyince Romeo evi terk eder ve mektup da böylece kendisine ulaşamaz.

O gece Rahip Lawrence mezarlıkta Romeo’yu beklemektedir. Çünkü mektubu almadığını bilmemektedir. Bu esnada mektubu vermesi ile görevlendirdiği Rahip John yanına gelerek Romeo’yu bulamadığını söyler. Bunun üzerine Rahip Lawrence, hızla Juliet’in kabrine yönlenir ancak geç kalır.

Aynı anda Paris de Juliet’in mezarını ziyarete gelmiştir. Mezarlıktayken elinde bir levye ile gelen Romeo’yu görür. Kabrin kapısını açmaya çalışan Romeo’ya müdahale edince Romeo, Paris’i öldürür.

Romeo kabrin içine girince Juliet’i görür. Sadece uyuduğundan haberi olmadığından yanında getirdiği zehri içerek ölür. Hemen ardından Juliet uyanır ve Romeo’nun öldüğünü görünce kalbine bıçak saplayarak intihar eder.

Capulet ve Montague ailesi birlikte mezara gelince çocuklarının ölüleriyle karşılaşırlar. Rahip Lawrence olayları anlatınca kavgalarından pişman olarak barışırlar.

Kitaptan alıntılar;

- Bunun için sevgiyi kumrular çekip taşır. Bunun için Cupidon'un rüzgar kanatları vardır. (#127875587)

- Ama sevgi güç verir, zamansa imkan
Büyük engellerde bulur, büyük hazzı insan. (#127722593)

- ROMEO (Onu Öper.) İşte senin dudaklarınla, dudaklarım arındı.
JULIET Öyleyse şimdi günah dudaklarımda kaldı. (#127722183)

Kitabı okumadan önce daha ağır bir dili olduğunu düşünmüştüm fakat gayet anlaşılır bir dili var. Eğer şu ana kadar okumamışsanız okumanızı öneririm.

Keyifli okumalar. :)
133 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Çok severek okudum. Perde perde tiyatro metni gibi yazıldığı için çokta kolay okudum. Ne kadar yabancı kelime çok olsada akıcıydı kitap bence, daha önce tiyatro eseri okumamıştım, o yüzden benim için ilkti ve unutulmaz oldu. Çok etkileyiciydi.
En sevdiğim klasikler arasında yerini aldı.
Kitapta en sevdiğim özellikle sanırım şiirsel yazım dili oldu.
Konusuda hepimizin bildiği; düşman iki ailenin çocukları ilk görüşte aşk yaşarlar. Evleniyorlar ve bir sürü olaylar oluyor.
Çok çok tavsiyemdir okuyun.

Julıet: iyi geceler sana
Romeo: binlerce kez beter olsun gece, senin ışığın yoksa..
175 syf.
·10/10 puan
Senaryo ya da oyun tarzında yazılan eserler okunur yalnız eksiklikler mevcuttur, senaryo tarzı yazıldığında olay örgüsünde dağılmalar oluşabilir, ya da karakterler hakkında kapsamlı tanıtım olmadığı için okuyucu tatmin olmayıp kitabı bir köşeye atabilir.
Zaten Senaryo yazan yazarlar yazmış oldukları senaryoyu oynatmak ve ya sahneleşmesi için yazar, sahnelenmediğinde mutlaka ama mutlaka eksiklikler oluşabilir. Dediğim gibi bunun nedeni bir roman gibi yazmak değil de bir oyun gibi yazmış olmalarına bağlayabiliriz, zaten bir roman gibi yazılırsa Senaryo- oyun tarzı ortadan kalkar bir roman ortaya çıkar.
Bu eksikliği ortadan kaldırmanız için mutlaka ama mutlaka filmini izlemeniz gerekecektir.


Ayrıca araştırmak istedim olay gerçek mi ya da kahramanlar hayal mı diye; gerçekmiş....Romeo ve Juliet Shakespeare'in hayali bir eseri değil, yaşanmış bir aşk hikâyesidir. Romeo ve Juliet'in gizlice buluştuğu ev ve balkon hâlâ ayaktaymış. Eserin konusu ise; Romeo ve Juliet birbirine kan davası olan iki ailenin çocuklarıdır. Ailelerinin asla kabul edemeyeceği bir şey yapmışlar ve birbirlerine âşık olmuşlardır. Ailelerinin arasındaki düşmanlık yetmiyormuş gibi, rastlantılar her zaman bu genç âşıklara kötü oyunlar oynar ve son da ise ikisinin......... nokta nokta nokta....:)


Buraya filmin bağlantısını bırakacam, bence filmi izlemeden okudum demeyin. Dram, trajedi, romantizm had safhada olup etkilenmemeniz imkansız.

https://youtu.be/QEk0rS48ReY birden fazla kez izleyebilirsiniz:)
133 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Bu nasıl bir talihsizlik !! Romeo ve Julieti okuyun ve anlatın.Romeo olmakta kolay değil , Juliet olmakta. Asıl mesele güzel sevmekte. Aşk, sadakat ve sabır. Günümüzde karşılaşılamayanlardan.
133 syf.
·3 günde
Hep sevmişimdir aşk hikayelerini, özellikle insanların birbirlerini sevme şekline şahit olmak çok güzel gelir bana. Ve aşk hikayelerinin en çok adı duyulanı, en çok sevileni nedir derseniz William Shakespeare'in romantik tragedyası "Romeo ve Juliet" derim.

Ben ilk kez tiyatro metni okudum ve zorlanacağımı düşünmüştüm ancak karakter sayısı da az olunca insan aklında tutup akıcı bir şekilde okuyabiliyormuş. Hatta oldukça akıcıydı diyebilirim. Normal bir tiyatrodaymış gibi perde perde okuyorsunuz, bu da düz metindeki bölümlere denk düşüyor.

-------Kitap ile ilgili SPOİLER--------
Konusuna gelecek olursak çoğunluğun bildiğini tekrar edeceğim ama birbirine düşman iki ailenin gençleri birbirlerini seviyor. Aileler o kadar düşman ki, onlara haber verme gereği bile duymadan (çünkü izin çıkmayacağı aşikar) bir rahibin odasında gizlice evleniyorlar. Evlendikleri gün Romeo, Juliet'in kuzenini öldürerek bir cinayet işliyor ve sürgün ediliyor. İki aşık daha evliliklerinin ilk günü ayrı düştüklerini öğreniyorlar. İş bu ya ailesi Juliet"i aynı hafta içinde Paris isimli bir genç ile evlendirme kararı alıyor ve bunun üzerine rahipten akıl almaya giden Juliet'e rahip bir ilaç veriyor. İlacın etkisiyle Juliet öldü gözükecek fakat aslında bayılmış olacak. Bir mektup ile durumu Romeo'ya rahip bildirecek. Zaman dolunca Romeo da gelecek rahiple birlikte onu mezarından alacak ve onları tanıyan kimse olmayan başka bir yerde hayatlarını sürdürecekler. Aksilik oluyor mektup Romeo'ya gitmiyor ancak Juliet'in ölüm haberi gidiyor. Juliet"in öldüğünü öğrenen Romeo bir zehir edinip Juliet"in mezarına iniyor ve orada kendini öldürüyor. Vakit dolduğu zaman rahip geliyor, Juliet uyanıyor bakıyor ki Romeo da yanında intihar etmiş o da bir hançer ile yaşamına gerçekten son veriyor. İki aşık bu şekilde kavuşamadan ölmüş oluyorlar.
---------------------------------------------

Evet kitabın özetini de geçtikten sonra yorum yapmak istiyorum ancak bu tip klasiklere yorum yaparken insan bi durup önünü iliklemesi gerektiğini fark ediyor. Diyecek söz yok, birbirini güzel seven iki güzel aşığı bize güzelce okumak düştü. Sizler de bu güzel kitabı mutlaka okuyun. Ben bu yaşıma kadar bildiğimi zannediyormuşum ancak okuyunca çoğu şeyi eksik bildiğimi fark ettim. Bence çok güzeldi, şiirsel metinler çok etkileyiciydi. Özellikle şiir sevenler eminim beğeneceklerdir. Şiirler, şiir gibi konuşan insanlar, şiir gibi hayatlar. Okuyun ya, en azından okudum dersiniz diyeceğim ama bu kitap sahiden okudum demiş olmak için okumaktan çok daha fazlası.
133 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Not1: Bu bir inceleme değildir. Tür olarak ne olduğunu henüz ben de bilmiyorum. Bir denizkızının ruh birikintilerinden fazlası da olmayabilir.
Not2: (Hâlâ eserin konusu ya da işleyişi hakkında hiçbir fikri olmayanlar varsa) bol miktarda ipucu içerir.
Not3: Eserde geçen ve denizkızı tarafından bozuma uğratılmış cümleler ' ' ile, doğrudan alıntı yapılan cümleler " " ile belirtilmiştir. Denizkızının yapmış olduğu sürç-i lisanlar yazara ya da çevirmene mal edilmesin. (Hasan Ali Yücel Klasikleri/XIII. Basım)

Bir Denizkızı Güncesi

Bir gün, bir denizkızı açtı gözlerini yarı aydınlık bir sabaha. Daha yeni uyumuştu oysa. Son günlerde fena alışkanlık edinmişti bunu da. Geceleri uyumak istemiyor; gözleri acıyana dek kitaplara gömülüyor, kitap okuyamayacağını anlayınca da tavandaki yıldızlarına dikiyor gözlerini. Işıklar kapandıktan bir süre sonra onların da ışığını yitirmeye başladığını yeni keşfetmişti mesela. Oysaki o her gece o yıldızların ışığı ile uykuya dalardı. Sabahları da uyanmak çok zor geliyor hal böyle olunca. O sabah da aynı duygu-suzluk-lar içinde giyindi, çıktı evden. Biraz hava almaya ihtiyacı vardı. Yeterince büyük bir nefes alırsa, tüm dertleri de verdiği nefesle çıkıverecekti sanki. Yolu biraz uzatıp yürümeye karar verdi. Attığımız ya da atmadığımız her adımın bizi nereye götüreceğini bilemeyeceğimizi düşünmeden, gökyüzüne baka baka yürüdü. Bir bu vardı elinde çünkü. Gökyüzü griliğe teslim olmamıştı henüz; çok şükür. Yürüdü bir müddet böyle. Derken, bir ses duydu. Sıcaklığını yüreğinde hissettiği bir sesti bu. Yürüdü sese doğru, bir amca çıktı karşısına. Kocaman yüreğini tek gözüne yansıtarak bakan bir amcaydı bu. “Bir simit alayım” dedi denizkızı. Açlığı o an aklına gelivermiş gibi. Midesi de hep bunu bekliyormuş gibi harekete geçti. Simit değil, can simidi belledi elindekini. Kavuşmak istedi bir an önce. Simidini yerken kitabından bir iki sayfa okuma fırsatı kaçırmamak için en yakın parka doğru yürümeye başladı farkına varmaksızın. O anda, parkları salıncaklardan ibaret sayan bir şehirde olduğunu unutmuştu bir an için. Parkın iki bankından güneş gelenini ve tek ağacına en yakın olanını seçti, oturdu. Güneş, olmazsa olmazıydı denizkızının. “Bir denizkızı olmasam güneşkızı olurdum herhalde” diye düşünürdü zaman zaman. Simitini daha yeni bölüyordu ki bir resim ilişti gözüne. Üç tane balık… Ama daha önce gördüğü/çizdiği/hayal ettiği hiçbir balığa benzemiyordu bunlar. İlk kez görüyordu asık suratlı bir balık. Bir de değil üstelik üç tane yan yana. Ne düşüneceğini bilemedi önce, arkadaşlarına yapılan haksızlığa kızdı. Kendini de onlara benzetti sonra. Daha çok kızdı. Bir müddet sonra çıkardı şu eli ayağı olan aleti, doğduğu/büyüdüğü şehrin fotoğraflarına baktı. Canı sıkılınca gidip sığındığı limanlara bakıp iç geçirdi. İçini döktü sonra, hiç tanımadığı insanlara. En yakınları görmüyordu çünkü nasıl boğulduğunu bu şehirde. Ama araya suretler girmezse daha mı kolay oluyordu bir insanı anlayabilmek? Yahut içini döktüğü insanların her biri, kendini kitaplarda bulmuş insanlar olduğu içindi belki de bu anlaşılabilirlik. Mutlaka tanık olmuşlardı bir kitabın sayfalarında, denizinden uzak kalan bir denizkızının yakarışlarına. Bilemedi, durmadı da üstünde. Yalnızca içini dökmek istedi. “Suskun insanın içi sözcük kuyusudur derler.” Diye sesleniyordu üstelik Hasan Ali Toptaş elindeki kitaptan. İyi geldi içini dökmek. Ne yapması gerektiğini anlamıştı kalbi. Ayağa kalktığını duydu sonra kendinin. Belli ki kalbi, aklına anlatmamıştı henüz, mani olmasın diye. Yürüdü, yine düşünmeden. Mümkünmüş gibi. Koşar adım geçiyordu bu defa az önce dalgın dalgın yürüdüğü sokakları. Biri görür de gitmesi gerekenin tam tersine gidiyor diye yolundan çevirir diye korktu galiba. Soluk soluğa kalmıştı, durakta bekleyen otobüse atladığında. Yanlış bir gündü oysa; çantasındaki kitap daha yol bitmeden bitiverdi. “En az iki kitapla çık bundan sonra yola” diyerek payladı kendini.

Otobüsten iner inmez, sahile varmadan önce kitapçıya koştu. Aklında yoktu ama görür görmez alıp bağrına basacağı kitap onu bekliyordu. “Ah Romeo, neden Romeosun sen?” diyordu bir ses. Kayıtsız kalamadı sese. Ama akıllanmıştı, iki kitap aldı oradan. Koşar adım sahile indi sonra. Az önce içini döktüğü mecradaki profil resminde, kucağında kitaplar ile kıyısında oturup hayallere daldığı sisli bir Akdeniz çok uzaktı belki o anda ama kapak fotoğrafındaki kuşlarla bezeli Ege tam karşısındaydı. Tam o noktada, fotoğrafı çektiği noktada, durdu. Nefes aldı. Gerçek bir nefesti. Bugüne kadar aldığı her nefesi haklı kılan bir nefesti bu. İndi denizkızı kayalıklara, rahatça oturabileceği bir yer aradı. Hava da öyle güzel... Oturdu sonra, sarıldı kitaplarına. Bir satır okuyup bir kafasını kaldırıp martılara bakıyordu denizkızı. Aklının kapılarını ve kulaklarını diğer tüm seslere kapadı, yalnızca deniz ve martılar vardı. Bir de Romeo’nun yakarışları. Aşka mı aşıktı Romeo? Bir anda önündeki deniz ‘aşıkların gözyaşları ile beslenen bir deniz oluverdi’ sanki. ‘Kederli saatlerin’ zaman dilimine girdi denizkızı. Amma da uzundu kederli saatler. Onları kısaltmak mümkün müydü? Mümkündü elbet fakat ne Romeo ne de denizkızı sahipti onları kısaltacak olan şeye. ‘Her şeyi gören güneş, o anın benzerini görmemiştir dünya yaratılalı beri’. Öyle sanıyordu denizkızı. Romeo da öyle sanmıştı, görene kadar Juliet’i. Oysaki engellenemez an gelip çattığında şu sözler dökülüyordu dudaklarından: “Gönlüm hiç sevdi mi bugüne dek?/Sevdiyse, yalanlayın gözlerim. Görmedim çünkü/Bu geceye dek gerçek güzelliği.” Yakarıyordu Romeo’nun dudakları, inanç dönmesin umutsuzluğa diye. Juliet’in kalbine de bir kez düşmüştü tohum. ‘Biricik sevgisi, biricik nefretinden doğuyordu.’

Ürperdi denizkızı nereden geldiği belli olmayan bir rüzgâr ile. Kalktı kayalıklardan. Biraz daha yürümeli, yalnızca denizin değil denizin çevresinde hayat bulan her şeyin tadını çıkarmalıydı. İlerledi biraz. Küçük bir çocuğu sevdi, güneşte dinlenen kedilere bakıp uzun uzun gülümsedi, bir köpeğe selam verdi. Oysaki aklı hep Verona’daydı. Köpeğin gözlerinde bile görüyordu o soruyu: sevgi atlatabilir mi her engeli? ‘Dönüp gidebilecek miydi Romeo yüreği oradayken’? Bir an önce koşup şahit olmalıydı o ana; bir aşığın dudaklarından dökülen aşk tiradına. Diğerinin gönlünde filizlendirdiği o muhteşem çiçeklerin kokusunu eklemeliydi deniz kokusunun yanına. Koştu, denizler aşıp vardı Verona’ya. ‘Aramak boşunaydı bulunmak istemeyeni.’ Fakat aşk saklayamazdı bir türlü kendini. Juliet, o gencecik yüreğinde nasıl derin bir aşkın başlangıcıydı böylesi, şaştı denizkızı. Rahip Lawrance okudu denizkızının aklından geçenleri. “Şiddetle başlayan hazlar, şiddetle son bulur” diye düşünüyordu denizkızı da kayalıklara vuran dalgalara bakarken. Saymaya kalkacaktı az daha denizkızı, o an’ı an yapan ne varsa; Juliet uyardı: “Dilencidir ancak servetini sayanlar” diyerek. Anladı denizkızı, öyle büyüktü ki serveti, söze gerek yoktu.

Acıktığını duydu yine denizkızı. Devam etmeliydi başladığı yola. Biraz daha yürüdü yolun götürdüğü yere. Tüm yolculuğun buraya ulaşmak için olduğunu bilmiyormuş gibi yaptı o an. Yiyecek bir şeyler söylerken bile kendi açlığından çok balıklar vardı çünkü aklında. Kendi bir ısırıyorsa, balıklara üç atıyordu. Gülümsediklerini en içinde hissediyordu onlar ekmekleri kapışırken. O sırada Romeo ve Juliet evlenmiş, bulutlarda geziyorlardı. Fakat uzun sürmedi bu mutluluk. Romeo ne kadar aksini anlatmaya çalışsa da ikna edemedi Tybalt’ı. Aklını isimle bozmuş, kavganın tek çözüm olduğuna inanıyordu çünkü. Kulaklarını tıkamıştı egosu. Durup dinleyemezdi, dinlese de anlayamazdı Romeo’nun niçin ‘onun adına da kendi adı kadar değer veriyor’ olduğunu. Son nefesini verirken ne düşündüğünü merak etti denizkızı. O sırada bir çiçek kondu masaya. Balıklar hâlâ ekmeklerin peşinde. Kendi geçiminin derdinde bir çocuk; çok uzaklarda olduğu belli olan bir denizkızına bir barış çubuğu uzatıyor. Elbet, onun da beklentisi var. Çiçek ikram ama selpak paralı. Gülümsüyor denizkızı, aklı Verona’da. Romeo sürülünce çok uzaklara, taze evli Juliet nasıl kaldıracak bunca acıyı? Bulacak elbet bir yolunu. Rahip Lawrance bulur elbet en doğru yolu.

Juliet rahibin hücresine doğru yola çıkmışken denizkızı da kalktı masadan. Daha bitmemişti yol. İki perde daha vardı. Görülecek yerler, alınacak nefesler vardı. Yürüdü kaleye doğru her adımın tadını çıkara çıkara denizkızı. Bir dahaki sefere kediler için yiyecek getirmeyi aklının bir köşesine yazmayı ihmal etmedi. Bu defa sola dönüp tavuskuşlarını en sona –ve aceleye- bırakmak istemedi. İlk onların yanına gitti. Uzun uzun baktı, içini döktü onlara. Boyunlarını uzata uzata, kuyruklarını sallaya sallaya dinledi onlar da. Bir de özür mırıldandı bu defa yiyecek bir şey yok diye. Çok hazırlıksız gelmişti çünkü. Ama onlar daha cömertti bugün. Uzun zamandır aradığı tavuskuşu tüyüne kavuşmuştu denizkızı. Bir süredir kuş tüyleri biriktiriyordu. Günün birinde denize açılıp kaybolamazsa diye yedek bir plan. Yeterince kuş tüyü biriktirirse uçabileceğine inanıyordu çünkü. Bir denizkuşu! O sırada Juliet de rahip ile bir plan yapmış, ölümü kandırırsa herkesi kandıracağını düşünmüştü. Sevgisi söz konusu ise her şeyi göze almıştı Juliet. Romeo’ya haber ulaşmamıştı henüz. Onun gözünde yaşasın güzel Juliet diyerek kapattı kitabı denizkızı, yürüdükçe yürüdü.

Son perdeyi okumamaya karar verdi. Onun da zamanı gelecekti elbet. Esen bir rüzgâr, içindeki tüm duygu kırıntılarını ortalığa saçıverecek diye korktu, düzene koyması gerekiyordu önce. Oturdu deniz kenarında, balıkları görebileceği bir masaya. Kitabın 134. Sayfasını açtı ve başlık attı: Bir Denizkızı Güncesi.

(Denizkızı, bu günceyi yazmaya başlarken eve döndüğünde masasında mavi bir unicorn bulacağını bilmiyordu. Günceyi yazdığı kalemle aynı renkte; denizin ve gökyüzünün en güzel tonunda. Bu unicorn ona çok şey anlatacaktı. Değişim anının, ben geldim demeden geldiğini anlatacaktı sözgelimi gözleriyle. Ya da hava değişimine değil, manevi değişime ihtiyacı olduğunu ve bu anın tam da eşiğinde olduğunu. Oturdu ve beşinci perdeyi okudu denizkızı, kararmaya başlayan hava ile birlikte ışık saçmaya başlayan yıldızların altında.)
“Düşünceliyken insan yalnızlığı sevdiğinden
Ben bile yorgun benliğime fazla geldiğimden
Onunkine değil, kendi gönlüme uydum,
Benden kaçandan kaçtım seve seve.”
William Shakespeare
Sayfa 9 - Verona’da
(Koro girer.)
KORO
Ölüm döşeğindedir şimdi eski sevda
Ve mirasçısı olmayı bekler yeni sevgi;
Uğrunda ölmek bile istenilen o güzel,
Güzel değildir artık Juliet’in yanında.
Romeo yeniden sever, bu kez sevilir de(...)

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Romeo ve Juliet
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
133
Format:
E-kitap
ISBN:
2789785876755
Orijinal adı:
Romeo and Juliet
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
Oyunları ve şiirlerinde insanlık durumlarını dile getiriş gücüyle yaklaşık 400 yıldır bütün dünya okur ve seyircilerini etkilemeyi sürdüren efsanevi yazar, Romeo ve Juliet'de birbirinden farklı pek çok toplumda benzerleriyle karşılaşılan trajik bir ilişkiyi, düşman ailelerin çocukları arasında doğan aşkı ele alır. Romeo ile Juliet'in umutsuz aşkını romantik örgüsünün yarı karanlık örtüsüyle sarmalayan eser, buna rağmen insan ilişkilerini gerçekçi bir anlayışla gözler önüne serer.

Kitabı okuyanlar 26bin okur

  • Samed Artuk
  • Masal şahin
  • Ecem Ecevitoğlu
  • Ayşenur Kübra Sav
  • Cansu
  • S e n a
  • Onur YILDIRIM
  • Gönül Gasanova
  • Specula
  • Fatma Akdaş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%8
13-17 Yaş
%25.1
18-24 Yaş
%34.3
25-34 Yaş
%21.1
35-44 Yaş
%7.4
45-54 Yaş
%1.1
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%78.2
Erkek
%21.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%14.3 (1.049)
9
%8.7 (636)
8
%7.4 (541)
7
%3.4 (247)
6
%0.8 (55)
5
%0.4 (31)
4
%0.2 (14)
3
%0 (3)
2
%0.1 (6)
1
%0 (3)

Kitabın sıralamaları