Rönesans'ın Son Günlerinde Aşk

·
Okunma
·
Beğeni
·
424
Gösterim
Adı:
Rönesans'ın Son Günlerinde Aşk
Baskı tarihi:
Kasım 2015
Sayfa sayısı:
358
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055182946
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alakarga Sanat Yayınları
Soluk Soluğa Bir Aşk Hikâyesi

Rönesans'ın Son Günlerinde Aşk

Rönesans biterken Berlin... Bir gecelik bir aşk... Gizemli bir banka soygunu... Engel tanımayan bir kadın...

İnsanların çoğunlukla küçümsemeyle ve belki de gizli bir özenmeyle karşıladığı tek gecelik bir ilişki gerçekten de muazzam bir mutluluk getirebilir mi insan hayatına?

Bu sorunun yanıtı modern dünyanın merkezindeki ürkek ve cazibeli akademisyen Sandra Rosenfeld'in gözlerinde saklı. Hayatın gizemli dehlizlerine dair yepyeni ufuklar keşfeden, hayata koşulsuz başkaldıran bir kadının öyküsü.

Rönesansın Son Günlerinde Aşk gerçeği bilgi dağarcığı ile değil sezgileriyle arayan, tutsaklıktan özgürlüğe doğru koşulsuzca koşan kentli bir kadının sürprizlerle dolu macerasını anlatıyor...
Bir solukta okuyacaksınız....
358 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10 puan
öncelikle kitabı yeni bitirdim ve hemen yazmak istediğim şey
bu bir kitap değil bir kitaptan çok daha fazlası ; sayfalara yazılmış, harflerle çekilmiş bir film gibiydi .
Okurken tek satırında bile sıkılmadım ve sahneleri gözümün önünde seyrettim . yazarın merak ettiren tarzı ve sade anlatımı ile okuması çok kolay sürükleyici bir kitap.
bence bir ya da iki kitap daha devamı olmalı ve umarım hakkını vererek sinemaya da uyarlarlar .
358 syf.
·Beğendi·10/10 puan
okuduğum en iyi Türk yazarlardan birinin kitabı ve kesinlikle filmi çekilmesi gereken inanılmaz bir kurgusu var .
her sayfasında hayata dair en az bir tane yerinde ve çok etkileyici yorum bulunduran zamanın ötesinde bir roman.
tiyatro severlerin mutlaka okuması gerekir , çünkü içinde bir tiyatro senaryosu da kitaba dahil edilmiş bir şekilde .
yazarın yeni kitaplarını heyecan ile bekliyorum . takipçisiyim .
sevgiler ..
358 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10 puan
En popülerinden eski klasiklere kadar geniş bir yelpazede kitap okuyan biriyim. Ben de pek çoğumuz gibi birbirine çok benzeyen, okudukça pek de tat vermeyen kitaplardan şikayetçiyim. Bu nedenle facebook’da kitap gruplarını takip ediyor paylaşımları ve yorumları inceliyorum zaman zaman .

Rönesans'ın Son Günlerinde Aşk romanına bu gruplardan birinde rastladım, zevkine güvendiğim bir kaç kişi de övgüyle bahsedince sipariş verdim.
Daha ilk sayfalarda şaşırdıkça şaşırdım, roman bir Türk yazarındı ama asla Türk bir yazar yazmış gibi durmuyordu. İlk kez yaşadığım bir histi bu.
Sayfalar ilerledikçe, olay örgüsü griftleştikçe şaşırmaya devam ettim; kitap bir aşk romanından çok daha fazlasını vaat ediyordu. Yani aradığınız düşük IQ'lu ergen aşk romanıysa, o kitap bu kitap kesinlikle değil.
Sıra dışı bir kitap arayan insanların okuması gereken bir kitap ve her kelimesinden tat alacaklarına eminim . bu kitapta bu güne kadar rastlamadığım mükemellikte çok enteresan bir sinematografik kurgu var.

Tarkan Elsoy’un ince zekası ile kurguladığı bu kitapta tekrar tekrar okunacak cümleler buluyorsunuz. kitabın içinde geçen sözlerin altı çizilmeli,özellikle diyaloglarda çok şey gizlenmiş .

Ayrıca kitabın bir bölümünde tiyatro oyunu da yerleştirilmiş . kahramanlarımız tiyatroya gidiyorlar ve muhteşem betimlemelerle siz de tiyatroya gitmiş gibi önce sahne ve ortamı sonra da oyunu izlemiş kadar oluyorsunuz . Bu açıdan baktığınızda roman Türk edebiyatında bir öncü roman ve bir ilk.
Dünya edebiyatında bu tarz avantgarde bir eser var mı bilmiyorum...

Bence bu kitabın filmi de olmalı . okurken film izliyormuş gibi hissettiriyor ve yarısından sonra hala okuyucuya sonraki aşamalarda neler olabileceğini çok açık sezdirmediğinden merak duygusunu çok canlı tutuyor, beklenmedik şeyler oluyor ve kitabın ilk sayfalarında ufak detaylarla bağlantılı olarak kurgu tam olarak oturuyor . eğer kitabı okuyup, olan bitene hiçbir anlam veremediyseniz, bence Elif Shafak okumaya devam edin .
Bu kitabın okuyucu kitlesi ; romanda klişe tipler değil karakter arayan, yeniliklere açık , seçme cesareti olan - herkes gibi olmayan okuyucular - diye düşünüyorum .
358 syf.
·38 günde·Beğendi·10/10 puan
okuduğum en ilginç kitaplardan biri . bir sayfa sonrasını tahmin edemedim çok şaşırtıcı bir konusu var .
içinde saklı bir tiyatro senaryosu da var . kurgu o kadar iyi oturmuş ki perde aralarında kitap devam ediyor .
çabuk bitmesin diye her gün azar azar okumaya çalışsam da merak ettiğim için dayanamadım hemen bitti .film gibi akan bir kitaptı çok sevdim .
yazarın müzisyen ve senarist olduğunu okumuştum .
bu kitap için türünün tek örneği diyebilirim . benzerine hiç rastlamadım ve duymadım .
358 syf.
·Beğendi·10/10 puan
kadınlarla ilgili romanları sevdiğimi bilen bir arkadaşım önermişti bu kitabı
daha önce okuduğum hiç bir aşk romanına benzemiyordu. büyük bir aşk vardı içinde ama çok farklı anlatılmış , sürükleyici ve merak ettirici bir kitap . yumuşak ve yavaş başlayan olaylar kitabın ortasına gelince çok şaşırtıyor . sonunu çok hızlı getirdim . unutulmayacak ve devamı olsa dediğim kitaplardan biri oldu .
358 syf.
·5/10 puan
Niçin aldığımı bilmiyorum ama galiba yorumlara bakarak almışım ya da fiyatına...çok beğenmedim.değişik bir kurgu ve saçma buldum .okumazsanız bir şey kaybetmezsiniz.
Ne kadar trajik ya da rahatsız edici olsa da, istemediği halde ısrarla bulunduğu durumdan mutlu olmanın yollarını aramaya kendini adayarak kurtuluşa ulaşılamayacağı ve bir insanın asla değişemeyeceğini artık kabullenmesi gerekiyordu.

Mutlu olmak kesinlikle zamana yayıp, gelmesi beklenebilecek bir şey değildi.
İnsan mutlu olmak isterdi ve olurdu; işin ilginci bu muazzam ve çok az kişi tarafından bilindiğini düşündüğü gerçeğe aklıyla değil sezgileriyle ulaşmıştı.

Bu onu bir geceliğine bile olsa yeterince ayrıcalıklı yapmaya yeter de artardı bile.
Komik olan her şey bir ölçüde trajik ,trajik olan her şey bir ölçüde komik .Hayat gerçekten çok da önemseyeceğimiz bir şey değil gibi , belki kendimizi de gereğinden fazla önemsiyoruz...
Yani hayatın başlangıcı ve sonu arasındaki süreyi nasıl doldurduğun konusu öyle çok da kafayı taktığımız kadar büyük bir sorun olmasa gerek .
“Aslına bakarsanız, hala yanıtını bulamadığım bir soru var; tiyatroda herkes oyun yazarını önemserken, yönetmen en iyi olasılık ikinci sırada dikkate alınırken, sinemada neden kimse üç tane bile senarist adı sayamaz, aklım bunu kesinlikle almıyor…”

Sandra utangaç bir kahkaha attı: “Bu gerçekten hem çok basit hem de muazzam bir soru… İnsan doğası böyle işliyor sanırım, en ortadaki gerçekleri sorgulamak aklımızın ucundan bile geçmiyor… Hiç düşünmemiş olmama şimdi ben de çok şaşırıyorum…”

“Modern insanlar olarak, önümüze gelen hazır çözümleri tüketmeye bayılıyoruz desek hiç de abartmış olmayız kanımca. Sanıyorum beyinlerimiz giderek daha büyük bir hızla tembelleşip, kısırlaşıyor… Ve duyarsızlıktan her zaman adaletsizlik doğuyor; yani bir mimar bir proje hazırlıyor, inşaat mühendisi hayata geçiriyor, çalışmanın sahibi mimar kabul ediliyor. Bir senarist bir proje hazırlıyor, yönetmen hayata geçiriyor ve projeye imza atmış sahibi oluyor…”

“Hmmm… Oldukça yerinde bir benzetme gibi görünüyor, hatta sinemanın genelini bile sorgulatmaya dünden hazır gibi…”

"Kimine göre sinema bütün sanatları birleştirip yüceltti, kimine göre de her birini tek tek özenle katletti... Ama ben asıl sinemanın nereye kaybolduğunu merak ediyorum. Ayrıca yerine göz dikmiş başka hiç bir artistik tür de göremiyorum..."

“Bu cesur romantizminiz gerçekten hoşuma gitti. Haftaya mutlaka öğrencilerimle tartışmaya açmam gerek bu yaklaşımlarınızı…”

Wolfgang şaşırmış bir yüz ifadesiyle Sandra’nın yüzüne odaklandı. Sandra kadehini Wolfgang’a kaldırıp :”Sandra Rosenfeld, Sanat Tarihi Profesörü…”

Wolfgang ağır ağır kadehini kaldırırken, bu şatafatlı unvana ne karşılık vermesi gerektiğini düşündü: “Bayan Rosenfeld gerçekten çok üzgünüm, uzmanlık alanınızda patavatsızca ileri geri laflar edip durdum sanırım…”

Sandra eliyle önemi yok anlamına gelen bir hareket yaparak “Boş verin, baksanıza artık herkes fotoğrafçı, ressam, yazar, yönetmen… Sanatın o ayrıcalıklı, elitist günlerini sanıyorum uzunca bir süreliğine geride bıraktık…”

“Size kesinlikle katılıyorum, patates baskısını resim diye yutturmaya çalışan galericilerden de, izleyene adeta ruhsal hastalık bulaştırmak isteyen düşük bütçe damgalı filmlerden de gına geldi artık. Müzik deseniz, sanat müziği diye yüzyıllar öncesinin müziklerini dinliyoruz, yeni bir şey aramaya kalkmayın, zaten bulamazsınız…”

“Yani?..”

“Yani?..”

“Yani demek istiyorum ki, tüm bunları nereye bağlıyorsunuz?..”

“Rönesans’ın bittiğine…”
“Modern insanlar olarak, önümüze gelen hazır çözümleri tüketmeye bayılıyoruz desek hiç de abartmış olmayız kanımca. Sanıyorum beyinlerimiz giderek daha büyük bir hızla tembelleşip, kısırlaşıyor…
Ve duyarsızlıktan her zaman adaletsizlik doğuyor; yani bir mimar bir proje hazırlıyor, inşaat mühendisi hayata geçiriyor, çalışmanın sahibi mimar kabul ediliyor.
Bir senarist bir proje hazırlıyor, yönetmen hayata geçiriyor ve projeye imza atmış sahibi oluyor…”
Mutlu olmak kesinlikle zamana yayıp, gelmesi beklenebilecek bir şey değildi. İnsan mutlu olmak isterdi ve olurdu; işin ilginci bu muazzam ve çok az kişi tarafından bilindiğini düşündüğü gerçeğe aklıyla değil sezgileriyle ulaşmıştı.
Bu onu bir geceliğine bile olsa yeterince ayrıcalıklı yapmaya yeter de artardı bile.
Var olan yaşam tarzı ve hastalıklı bir düşünce üzerine kurduğunu düşündüğü evliliği devam ettiği sürece, asla ve asla mutlu olamayacağını kabullenmek durumundaydı artık…
“Yan binadan küçük bir kız çocuğu onu can çekişirken görmüş, birilerine haber vereceğine adamcağızın son anlarının videosunu çekmiş ve görüntüleri facebook üzerinden yayınlamış.
İki saat içerisinde dört milyondan fazla kişi izlemiş bile.
Çocuklar bile artık çocuk gibi değiller…”
İyi, kötü, doğru, yanlış, belki, mutlaka, asla gibi ahlaki tercihlerin uğramasına hiç de gerek kalmayan bu toplama kampında yapabileceğiniz iki tercih olan yaşamak ve ölmek dışında başka bir tercihiniz olamıyordu.
Kaldı ki çalışanından ziyaretçisine kadar herkesin gönüllü rol aldığı bu genelevler, her santimetrekaresine deccalin kokusu sinmiş toplama kampı görünümlü ölüm tapınağıyla kıyaslandığında, insanlara mutluluktan başka bir şey vaat etmeyen ve çoğu zaman da bunu yerine getiren yapısıyla,

‘her iyinin içinde az da olsa kötülük her kötünün içinde de mutlaka en azından kırıntı düzeyinde bile olsa iyilik vardır’

diyen Antik Yunan kremalı Rönesans düşüncesinin ta kendisi değildi de ne idi?..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Rönesans'ın Son Günlerinde Aşk
Baskı tarihi:
Kasım 2015
Sayfa sayısı:
358
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055182946
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alakarga Sanat Yayınları
Soluk Soluğa Bir Aşk Hikâyesi

Rönesans'ın Son Günlerinde Aşk

Rönesans biterken Berlin... Bir gecelik bir aşk... Gizemli bir banka soygunu... Engel tanımayan bir kadın...

İnsanların çoğunlukla küçümsemeyle ve belki de gizli bir özenmeyle karşıladığı tek gecelik bir ilişki gerçekten de muazzam bir mutluluk getirebilir mi insan hayatına?

Bu sorunun yanıtı modern dünyanın merkezindeki ürkek ve cazibeli akademisyen Sandra Rosenfeld'in gözlerinde saklı. Hayatın gizemli dehlizlerine dair yepyeni ufuklar keşfeden, hayata koşulsuz başkaldıran bir kadının öyküsü.

Rönesansın Son Günlerinde Aşk gerçeği bilgi dağarcığı ile değil sezgileriyle arayan, tutsaklıktan özgürlüğe doğru koşulsuzca koşan kentli bir kadının sürprizlerle dolu macerasını anlatıyor...
Bir solukta okuyacaksınız....

Kitabı okuyanlar 22 okur

  • DefneEce
  • Hande Denizler
  • Ceren Merve Sarıkaya
  • Aslıhan Turan
  • Selin Astan
  • Nur Mehtap Demir
  • Dilek Katmer
  • Sibel İçen
  • Emir Mert Yıldız
  • Baran Yelll

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%85 (17)
9
%0
8
%5 (1)
7
%0
6
%0
5
%5 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%5 (1)