Ronî Mîna Evînê Tarî Mîna MirinêMehmed Uzun

·
Okunma
·
Beğeni
·
12.621
Gösterim
Adı:
Ronî Mîna Evînê Tarî Mîna Mirinê
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
384
Format:
Karton kapak
ISBN:
9752733718
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık
Ronî Mîna Evînê Tarî Mîna Mirinê
Baz.
Kevok.
Em ê ji yekî re bibêjin Baz, ji ya din re jî Kevok.
Baz û Kevok. Du nav, du însan; zilamekî navsal û jineke ciwan.
Du nav, du însanên sereke yên romana me. Romana me dê qala serbûriya Baz û Kevokê bike.
"İnsan, insan sevmedikçe
İster yatakta, ister kolda kelepçe." Büyük Ev Ablukada

"Alnın açık bir şekilde vatani görevini yerine getirmen dileğiyle..." notu düşülmüş bir ilk sayfa. Kitaba gözlerimi ilk olarak böyle açtım.

"Bu şehirde çelikten bir disiplinle eğitim gördü, kendini tanıdı, ruhunu o çelik disiplinin zincirlerine vurdu." 10. sayfa
"Disiplinin olmadığı yerde kan ve gözyaşı vardır." tabelasının neredeyse her yerde karşınıza çıktığı askeriyede, askerlik ile ilgili bütün mekanlarda, savaş alanlarında disiplinin olmasıyla kan ve gözyaşı neden hiçbir zaman bitmezdi peki?

Sol apolet, sağ apolet, sol taraftaki melek, sağ taraftaki melek... Savaş suçları, günahların rütbesi mi yoktu bir tek acaba?

Acının, kanın, gözyaşının çevirmenliği nasıl kelimelere dökülebilirdi? Stranların, mıtırbların, dengbejlerin dilinden düşürmedikleri o şarkıların tınısında geçen kelimeleri gerçekten nasıl anlayabilirdik?

BÜTÜN BUNLAR NEDEN?

Birisi zenginlik içinde büyür, aydınlıkta uyuyordur. Diğeri savaşın ortasında büyür, karanlıkta uyanıktır. Savaşın belirsizliği öyle bir belirsizliktir ki, Heisenberg bile kıskanır bir süre sonra. Einstein, Zweig, Szilard savaştan kaçtığı sırada tam tersine savaşın içine sürüklenen onlarca hayatın içinde buluruz kendimizi.

Baktığımız, kafamızı çevirdiğimiz yıldızlar ne kadar süre daha gökteki değil omuzlardaki rütbelerin yıldızları olursa bir o kadar umutsuzuz, o kadar uzağız Küçük Prens'in hayallerinden. Kendi ülkemizde birbirimize yabancıyız.

Yin ile Yang bile içindeki aydınlık ve karanlığı dostluk ve düzen içinde tutarken nedir bu sürekli karanlıkta kalışımız, karanlığımızla barışamamamız?

Eee peki... Alnım bütün bu anlatılanlardan sonra nasıl aydınlık kalmaya devam edebilir ilk sayfaya o notu düşen arkadaşım? O kadar aşılanan korkudan, dökülen kandan ve susmayan silahtan, namus pompalamalarından sonra?

Sistem, bize kitaptaki gibi bir av-avcı rolü biçmiş. Besin zinciri hayvanlar için var derler ama bu dünyada esas besin zinciri savaşlardır. Bu askerlik ise olacakların sadece bir fragmanı, küçük bir kesiti. Sınırsız itaat, disiplin, sorgusuz sualsiz uygulanan emirler... Kan ve gözyaşı gerçekten de disiplinin olmadığı yerlerde mi vardır?

TOKİ'ler dikilip yerel insanların taziye kültürlerini, türkülerini, ağıtlarını yerle bir eder ve rant mimarilerini översin. Bitmek bilmeyen savaşlardan soyları kırmaya devam edersin.

E iyi de, BÜTÜN BUNLAR NEDEN?

Topraklarında sudan çok kanın aktığı, kanın koyu renginin giderek karanlıklaştırdığı bu ülkeyi terk edenler aydınlık özlemi içinde yanıp tutuşanlardı. Aslında varlıklarından haberimizin bile olmadığı insanlar, amacı olduğunu sandığımız ama aslında çıkmaz yolda debelendiğini gördüğümüz başıboş savaş hikayelerinden ibaret şu kitaptaki karakterlerin hayatı.

Sürekli ölenler yine bizleriz, her gün ölüyoruz, hayatımız, ölümün karanlık-uyanık huzurundan daha beter.

Korkuyu diri tutmak, 1984, Cesur Yeni Dünya, Biz, Hayvan Çiftliği, Fahrenheit 451 gibi kitaplarda sürekli bahsedilen motto değil miydi?

Nereye ve ne zamana kadar devam edecek bu böyle? Ağıtların, stranların, türkülerin, onların dediğini anlamadan, savaşları anlatan, durmadan üretilen sayısız eserlerini susturabilecek miyiz kitabın baş karakterlerinden Baz'ın dediği gibi? Onları anlamaya çalışıyor muyuz? Ya da onlar bizi anlamaya çalışıyorlar mı? Dün öldürdük, bugün öldürüyoruz, yarın bir gün bile olsa birbirimizi, coğrafyamızın kaderini, kanla tıkalı bu hayat menfezlerini anlamak isteyecek miyiz?

"EĞİTİMDE MERHAMET, VATANA İHANET" dedirtirler askerlikte adama. Peki, senden hiçbir farkı olmayan bir dünya kardeşine ihanet, yaradılışa ihanet değil mi?

Muhtemelen askeri bir bilgisayar olan kafedeki bu bilgisayarın klavyelerinden herhangi birine ilk kez bu kelimeler için dokunuluyor, ama kimse sorgulamazsa, kimse neden demezse, herkes başarısızlıklarına, coğrafyaya kader deyip geçerse nasıl çıkacak karanlıklar aydınlığa?

Girmeyiz içtimalara göğe ve yıldızlara beraber bakmak için,
Girmeyiz içtimalara, toplanmayız hep beraber tefekkür etmek, felsefe, edebiyat, sanat, müzik konuşmak için,
Tutmayız nöbetleri, kafamızın içindeki kafesten kaçan olmasın diye,
Yürümeyiz uygun adımda kırlara beraber piknik yapmaya, tabiatın sunduğu gündelik hayatın bütün mucizelerini konuşmaya Cibran'ın yaptığı gibi.

Mottomuzdur öldürmek,
Arzumuzdur kan ve şiddet.
Namus demişler silaha, kadına, milliyetçi kalması gereken bütün askeri düşüncelere,

Dostoyevski, tutku, en istisnai duygudur derken bu istisnanın Ortadoğu'da bitmek bilmeyen kan ve şiddet olacağını hiç ama hiç istemezdi.

"Türk Kürt kardeş falan değil ayan beyan sevgilidir
Ayıran kalleş değil ancak hayatın tam da kendisidir." Hakan Vreskala

Biz onları anlamadan, onlar bizi anlamadan savaşın çıkmaz sokağında, etrafımızdaki sıvası kan, odaları şiddet, kapıları cehalet olan evlere bakıp duracağız. Bu yazılanlardan 100 yıl da geçse asırlar da devrilse yine alışmak, unutmak, sorgulamamak, denileni aynen kabul edip, ağzımızdan çıkanı kulağımızın duymaması hayat amacımız olacak.

BÜTÜN BUNLAR NEDEN?

Nedenini sorma, sana denilenleri harfiyen yap, geç.
İtaat et, rahat et. Ama bil ki; aydınlık da karanlık da itaatle gelmiyor ve gelmeyecek.

Baz ile Kevok, kitabın iki baş karakteri, coğrafyanın eline aldığı devasa bir kader küreği. Kevok, güvercin demek. Güvercinler oluklara konmak için vardır, oluk oluk kan akıtmak için değil. Baz, şahin demek. Şahinler, arabayla drift yapmak için değil, yaşamak için varlar. Özgürlük için, yaşama hakkı için varlar. Sev(-EBİL!)mek, sevilebilmek için varlar...

"Kanın devleti yok, hepsi kafalarda
Tek yürektik hani öğretmenim
Aynı kürekle gömülmeyecek miyim" Büyük Ev Ablukada
Etkinlik vesilesiyle okuduğum bir kitap oldu. Etkililiği düzenleyen sevgili Esra' ya teşekkür ediyorum.

Salt öldüren suçlu değildir; haksız yere yapılan ölümlere karşı susan da suçludur. Ve insana yapılan işkence, zulümden de ölümden de beterdir.

Bir ülke düşünün; ikiye ayrılmış. İkiye ayrılan bölgelerin kendilerine ait bir geçmişi, bir tarihi, bir dili var. Bu ülkenin resmi bir dili var. Ve bu resmi dili kullananlar, istiyor ki dışladığı diğer bölge halkı, onların dilini konuşsun, kendi dilini konuşmasın.
Dışlanan bölge halkı, dağlık bir alanda yaşıyor; adaletin olmadığı, zulmün, ölümün, kanın su gibi aktığı, baskıların, yasakların hüküm sürdüğü yerde hayata tutunmaya çalışıyorlar.

İsyan, insanın ruhu yaşatan bir duygudur. Bir insan, ruhunu kaybetti mi, insanlığını da kişiliğini de kaybetmiştir. O, artık insan olmaktan çıkmıştır. İsyan etmeyen insan, ruhu olmayan soğuk bir eşyadır. Bir insan isyan etmedi mi, köleliği kabul etmiştir. İsyan, itaati reddeder. İsyan, özgürlüğü doğurur.

Ayrılan bu ülkenin bölgelerine bir ad verelim; isyan eden Doğu halkı, zulmeden Batı halkı.
Ne oldu da, Doğu halkı, iki halka da hükmeden devlete karşı isyan etti?
Devlet, Doğu halkının dilini yasakladı, geçmişini, tarihini sildirmeye çalıştı. Öldürdü, acı çektirdi, evlerini yaktı, sürgüne yolladı.

Eğer bir çözüme varılmak isteniyorsa, kınamak yerine, "neden," sorusu sorulmalıdır. Ve "neden" sorusuna bir cevap aranmalıdır.

Bu ikiye ayrılan ülkenin iktidarı, düşünen, yazan, araştıran insanı da içeriye atıyor. İktidar istiyor ki, gerçek gün yüzüne çıkmasın, halk bilinçlenmesin, yalanlarla uyutulsun.

Kitabın iki ana karekteri var. İkisi de Doğu halkının çocuğu. Biri uyutulmuş, biri de unutulmuş. Uyutulan çocuk: Baz. Şahin anlamına geliyor. Devlet, göç etmeye zorladığı bir halkı katledince, Baz sahipsiz kalıyor. Baz, sahip alınıyor. Baz, yetiştiriliyor. Baz'ın içine bir öfke yerleştiriliyor; beynine de bir çeşit düşünceler empoze edliyor. Baz, öyle bir eğitilmiş ki, beynine empoze edilen düşüncelerden başka da bir şey görmüyor. Baz'ın ruhuna sahip olunuyor; Baz'ı bir eşya gibi sömürüyorlar. Baz değişek, Baz değişmeli. Baz, geçmişini arıyor, Baz geçmişini bulsun ki, ruhu da çıkıp gelsin.
Unutulan çocuk: Kevok. Güvercin anlamına geliyor. Devlet, sürgüne zorluyor. Bir Doğu çocuğu olan bu çocuk, Batı bölgesinde okul okuyor. Batı dilini bilmiyor ama öğrenmeli. Öğrenmek zorunda çünkü o da bu ülkenin bir vatandaşı. Ya onun dili? Bu ülkede tek dil var. Ya geçmişi, ya tarihi, ya atası? Bu ülkede her şey tektir. Kevok, şiir okuyan, şiir yazan biri. Yüreğine öfke koyan bir öfke var? Kevok, öfkeli. Kevok, özgürlük istiyor; kendi dilini, kendi geçmişini öğrenmek istiyor. Ve Kevok, isyan ediyor.

Nasıl bir kitap, bir şiir insanın hayatını değiştiriyorsa, bir insan, bir insanın hayatını da değiştirebilir. Beynimize empoze edilen düşünceler, kölesi olduğum bir takım güçler, gerçeği görmemize engel olur. Bilgi, beynimizdeki perdeleri aralar; o perde kalktı mı, bir takım hadiseleri daha farklı algılar, gerçekleri görmeye başlarız.
Kevok, Baz'ın hayatına yön veriyor. Gerçekleri görmesine yardım ediyor. Kaybolan ruhunu buluyor.

Kitap, bir aşk hikâyesi gibi görünse de öyle değil.
Kitap, "insanı biçimlendiren kişinin duygu ve düşünceleri değil, yaşadığı ortam, büyüdüğü toplumdur," diyor.
Bir insan, katil, isyancı yahut orospu olarak doğmaz. İnsanı katil, isyancı, orospu olarak doğuran bulunduğu çevre, yaşadığı toplumdur. Kişi doğarken ne dilini, ne ırkını, ne dinini ne de mesleğini seçer. Kişiye bunları seçtiren doğduğu toplumdur. İnsan, ırkıyla, diliyle yargınlanmamalı, tutsak edilmemeli, öldürülmemeli... İnsanın diliyle, diniyle, ırkıyla yargılama.

Bu kitap, belki de ön yargınızı kıracak, içinizde bir şeye karşı duyduğunuz o öfkeyi söndürecek, gerçekleri görmenizi sağlayacak, yeni bir bakış açısı kazandıracak. Bu kitabı mensup olduğunuz dine ya da dile bağlı olarak okuma; bu kitabı vicdanının sesini duyarak, bir insan olduğunu düşünürsek oku. Belki de bu kitap seni değiştirecektir.

Nasıl bir şarkı her insanı aynı şekilde etkilemezse, bir kitapta her insanı aynı şekilde etkilemez. Bu kitap, öyle duygular hissettirdi ki, umarım size de hissetirir.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.599 Oy)18.132 beğeni41.092 okunma2.634 alıntı172.851 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.171 Oy)8.472 beğeni27.164 okunma751 alıntı132.476 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.392 Oy)11.064 beğeni27.358 okunma1.478 alıntı143.960 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.310 Oy)12.862 beğeni32.905 okunma3.100 alıntı138.248 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.088 Oy)7.656 beğeni21.503 okunma750 alıntı83.933 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.503 Oy)8.454 beğeni24.950 okunma2.256 alıntı107.682 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.217 Oy)8.646 beğeni24.068 okunma1.264 alıntı118.285 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.238 Oy)7.571 beğeni20.461 okunma3.657 alıntı122.202 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.428 Oy)5.535 beğeni18.768 okunma766 alıntı95.985 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.831 Oy)8.772 beğeni24.014 okunma1.605 alıntı111.426 gösterim
Baz ile Kevok, çok iyi ve akıcıydı.
Her zaman, acaba bir sonraki sayfada ne olacak diye bir merak uyandıran bir kitap.
İçinde merakın olduğu kadar da, hüzün var, aşk var.
Renas'ın ölümü beni çok, ama çok derinden üzdü. Gözlerim dolu dolu o bölümü okudum, ve nerdeyse ağlayacaktım.
Jir, peki Jir'i sizde hiç merak ettiniz mı. Bu bölüm olmasa, diğer bölüm. Diğer bölüm olmasa bi sonraki bölüm çıkar diye, içinize bir his düştü mü? -ben hep çıkar diye daha dikkatli ve merakla okudum.
Bence bu kitap, bugüne kadar Dünya Nobel Ödüllerini alması gerekiyordu. Almaması büyük zayiyat...
Aşk' a en çok çaresizlerin mi ihtiyacı vardır?
Bu romanin bence bir donüm noktası vardı bu dönüm noktası 14. Bölüm 316. Sayfasında kendini gösteriyor. Ikinci defa okumuş olsam da bu sayfadan sonra daha çok bağlandım kitaba. Kitapta kürtlerin acıların dan tutun imkansızlasan aşklarına kevok ve baz in hikayesinde anlaşılıyor. Kitap türkçeye çevrili, bir çok anlamda kendimi kurtceye çevirmekte zorunlu hissettirdi.
Mehmet uzun biz acimasizlara öyle güzel dersleri öyle güzel anlatımı varki kevok u baz ı jir ı anlamamak ne mümkün? Kitabı sanki hiç okumamişım gibi okudum baştan iki günde öyle hüzünlü öyle acıydı hikayesi. sonu ölümle bitmesi dahada acıydı aslında bilindik ama dillendirilemeyen bir acı.
Mehmet uzun bence biz acımasız ve empatiden uzak insanlara güzel dersler serpistirmiş bu kitaba birincisi bence, savaş insanı insan olmaktan uzaklaştıran bir kötülük toplamıdır, ikincisi ise kimse düşüncelerinden dolayı suclanmamali.
Bilmiyorum, mehmed uzun üzerimde çok güzel etkiler bırakan bir yazar mehmed uzunu okurken hasan ali toptaş in kelimeleri aklıma geliyor benim kendi fikirlerim bu yönde.
Herkese tavsiye edebileceğim bir kitap aşk gibi aydınlık ölüm gibi karanlık.
Uzun bir aradan sonra nasıl yazayım diye düşünürken en son istediğim zaman istediğim şekilde yazmaya karar verdim.
Bir çoğunuz duymuşsunuzdur bazıları okumuş bazıları ise okurum deyip bir süreden sonra unutmuşsunuzdur bu şaheseri.
İlk, isminden bahsetmek istiyorum. Asıl dili kürtçe olan kitabın ismi "Ronî mîna evînê tarî mîna mirinê" yani "Aşk aydınlık gibi ölüm karanlık gibi" olması gerekiyor. İsminin böyle çevrilmesindeki amaç ne bilemiyorum.
Kitabı elime aldığımda isminin yanlış çevirildiğini gördüğümde kitaba karşı bir önyargım oluştu ve haklı da çıktım çünkü asıl dilinde şiirsel bir dille yazılmış ve bir cümlesini okuduğunuz anda içinize işlemeden sizi düşündürmeden geçemiyorsunuz. Ama çeviride " o geldi. Bunu yaptı. Şunu dedi oraya gitti... " gibi cümlelerle karşılaşıyorsunuz ve kitap bitene kadar neden bu şekilde çevirilmiş madem duyguyu bu kadar kaybedecekse çevirilmeseymiş daha iyi diyorsunuz.
Konusuna gelince iki ayrı dünya, iki ayrı hayat, iki ayrı insan, iki ayrı düşünce ve bu kadar farklıyken onları bir araya getiren tesadüfler ve inanmadığımız görmek istemediğimiz ama gizli kalmayan kalamayan gerçekler... Bazı duvarları yıkmak güçtür ama yıkmak için dokunmak gerek hissetmek gerek doğruyu yanlışı görmek gerek uzaktan bakmak değil de her emeği anlamak gerek.
Bu kitabı okuyabiliyorsanız asıl diliyle okuyun ama böyle bir imkanınız yoksa çevirisi böyle olsa bile duyguyu tam hissetmezsiniz belki ama Uzun'un ne demek istediğini anlarsınız.
Sevgiyle kalın...
Acaba dünya kendinliğinden mi bu kadar kederli, yoksa dünyayı bu kadar kederli yapan onun kederi mi? Acaba bu kadar hüznün, acının derdin, kederin kaynağı insanlar soruyorlar mı kendilerine kin ve nefretle beslenmenin hayattı daha çekilmez çaresiz mutsuz ve içinde sevginin olmadığı bu dünyayı yaratmanın ve bu dünyanın kötüğünün kayanağı olduklarını soruyorlar mı kendilerine merak ediyorum?

Mehmed Uzun okumanın ağırlığı var üstümde düşünücek kafa yoracak o kadar çok yıkılmışlık,çaresizlik, adaletsizlik ve birbirini ne olursa olsun anlamama, yargılama düşünceleriyle o kadar doluyuz ki...İyi ve güzel şeylere yüreğimiz kapatmışız ve bunun için herkesin her zaman haklı sebepleri var.
Yazılacak anlatılacak o kadar çok şey var ki bu kitapla ilgili ama ne kadar anlatırsam o kadar anlaşımayacakmışım gibi hissediyorum.Çünkü kitapta da bilirtiği gibi insanın en büyük düşmanı insandır.

Kitabın genel bir konusuna bakacak olursam oda "aydınlık ve karanlık" üzerine kurulmuş iki farklı acıyla yorulmuş kendi çaresizliklerinden başkalarını hayatlarına değinen bunu bize hissettirin Kevok ve Baz okurken ikinizede üzüldüm bazen kızdım ama en çok içine düştüğünüz hayattın acı gerçekleri siz haksız değilsiniz ki insanlar böyle işte soğuk,yalancı, ikiyüzlü ve en acısı merhametsiz...

Son olarak ;
"Kimse düşüncelerinden dolayı cezalandırılmamalı"diyor yazar çokta güzel söylemiş kimse farklı diye farklı yaşıyor farklı bişeye inanıyor farklı okuyor vb bir sürü farklılıktan dolayı yargılanmamalı ve kendiside yargılamamalı..Bence herkesin okuması gereken çok güzel insanın yüreğine ya da yüreğindeki aydınlık ve karanlığa dokuna bir kitap olmuş.

Keyifli okumalar:)
Aslında bu kitap için yazılacak onca şey var ki..
Kitabın başında ne olacağını nasıl biteceğini size anlatıyor..lakin, siz kitabı okudukça olmaması gereken bir sonun kitapta olduğunu anlıyorsunuz.. ya da daha farklı anlatabileceğini.
Belki de bu kitap bunun için ilgi çekici geliyor..
Bununla birlikte kitabın son 50 sayfasına gelince kitabı bitirmek istemiyorsunuz.. çünkü olmaması gereken bir sonun olduğunu biliyorsunuz.. fakat bu kitabın sonun da ne olacağını bilmenize rağmen tek bir umutla daha farklı bitebileceğini sanıyorsunuz..
Tabii ki böyle bir şey olmuyor her zaman ki gibi sadece beslediğiniz umutla kalıyorsunuz ortada.
Kitapta bir diğer ifade edilmek istenen dağlar ülkesinin dilini yasaklayanların, ağıtlarının söylenmesine engel olanların, insanlarını sırf dilleri için öldürenlerden bahsediyor bir de..
Bu belki de en acısı..
kitabı çeviren Muhsin Kızılkaya nın çevirdiği kitaptan ders almayıp aksine insanlarını öldüren insanlarla işbirliği yapıp tekrar tekrar öldürmesi insanlarını...
Göz yaslarimin sayfalara damladigi bir kitap için " Hiç kimse feryad eden bir annenin çaresizce "mala min"(evim,ocağım) ağıdını söylediği durumu yaşamasın!" dileğinde bulunuyorum.
Keyifli okumalar dilerim. İncelememenin kısalığı için kusruma bakmayın lütfen. Uzun uzadıya yazamadım,dilim lal oldu,cümleler boğazımda kaldı,hüzün geldi.
"Baz.
Kevok.

Aşka en çok çaresizlerin mi ihtiyacı var?"


(Kitap harbiden çok güzeldi, Mehmed Uzun kitabı...
Ve hâlâ Baz ve Kevok'u sevmedim, sevemedim fakat fazlasıyla acıdım. )
Mehmet Uzun okumaktan aldığım tadı çok az yazardan alırım. Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık ise çok başka yerden dokunmakta insana. Kitabın adını duyunca etkileniyor insan. Okuyunca da sarsılıyor. Adeta bir alegori yaşatıyor insana. Ortak kader ama hep farklı izlenmiş yollar.. bir kimlik arayışı ve bir kimlik peşinden gitmek... Macera, aşk, tutku, heyecan ve aksiyonun yanında güzel betimlemelerle okuyucunun karşında olan bir uzun romanı
Kesinlikle okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.. Sayfaları nasıl çevirdiğinizi anlamayacak, bazı bölümlerde yüzünüzde ufak bir tebessüm oluşacak bazı kısımlarda ise göz pınarlarınızın hafiften ıslandığını göreceksiniz..
'' Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık '' 
Baz ve Kevok 'un hüzünlü hikayesine kendinizi kaptıracaksınızz..
Okuduktan sonra hayatımın kitapları arasında baş sıraya yerleşen bu kitap hakkında ve tabii ki Mehmed Uzun hakkında ne denilirse ve yazılırsa eksik kalacaktır.

Mehmed Uzun, Mezopotamya'nın sesidir. Ve oraların hikâyelerini, gerçeklerini, sorunlarını ve insanlarını öyle güzel bir dille ve aşkla anlatır ki...

Orijinal adı 'Ronî Mîna Evînê Tarî Mîna Mirinê' olan roman Baz ( Şahin ) ile Kevok'un ( Güvercin ) hikâyesini anlatıyor ve Gılgamış Destanı'ndan alınan ışık ile karanlığın anlatıldığı bir bölümle başlıyor.

Kevok'un karşısına Rênas ( Yol bilen )'in çıkması, hayatını kurtarması beni derinden etkiledi. Ve okurken acaba benimde karşıma zor durumdayken böyle yol gösteren, can kurtaran biri çıkar mı? diye düşündürdü. Ki genelde sorulduğunda romanda en sevilen karakterin Rênas olması da bundandır sanırım.

Baştan sona bir solukta okunacak bir roman.

Ayrıca yazarın 'Yitik Bir Aşkın Gölgesinde' kitabını da tavsiye eder, keyifli okumalar dilerim.
Nar Çiçekleri ile tanışmıştım Mehmed Uzun ile. Bu yazara ait okuduğum ikinci kitap ve son olacağa da benzemiyor.  Şu ana kadar okuduğum kitaplar arasında beni en çok etkileyen kitaplardan biri Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık.
Mehmed Uzun'un eşsiz ve yalın anlatımı her zamanki gibi insanı etkiliyor.
"Kevok, ürkek güvercin, Baz yırtıcı şahin..."
Ve bu çok farklı iki insanı kaderin buluşturması... Üç günde okuduğum bu kitabın herkes tarafından okunmasını tavsiye ederim.
"Sesler umurunda değil artık. Özgürlüğüne kavuşuyor o, herşeyden kurtuluyor, prangalarından, kelepçeli hayattan..."
“İnançları farklı, dilleri farklı, kimlikleri farklı diye insanlar birbirine düşman olmamalı. İnsan bir kimliğe bir dine, bir dile sahip olarak dünyaya geliyor ve bunlarla büyüyüp yaşıyor. Bundan insanın günahı, suçu ne?”
"kan durmadı, ateşler sönmedi. Şehirler değişti, giyim kuşam, tanklar toplar, otomobiller uçaklar, telefonlar değişti, ama insanlar değişmedi; kin nefret, öc alma duygusu hep kendisi gibi kaldı."
Okuyorum, duyuyorum. Hayır, hiçbir şey değişmiyor. Kim insanların, devirlerin değiştiğini söylüyorsa yalan söylüyor. Her şey olduğu gibi. Bizim zamanımızda da böyleydi. Kan akıyordu, insanlar ölüyordu, köyler yanıyordu, çığlıklar göğe yükseliyordu. İnsanlar kin ve nefretin içinde boğuluyordu. Aynen bugün olduğu gibi.
"Zor kullanarak şiddetli esen bir rüzgarın yönünü değiştirebilir misin? Geceyi gündüze dönüştürebilir misin? Ayı, güneş yapabilir misin? İnsanların ruhu da böyledir. İnsan ruhu zorla terbiye edilmez. "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ronî Mîna Evînê Tarî Mîna Mirinê
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
384
Format:
Karton kapak
ISBN:
9752733718
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İthaki Yayınları
Baskılar:
Aşk Gibi Aydınlık Ölüm Gibi Karanlık
Ronî Mîna Evînê Tarî Mîna Mirinê
Baz.
Kevok.
Em ê ji yekî re bibêjin Baz, ji ya din re jî Kevok.
Baz û Kevok. Du nav, du însan; zilamekî navsal û jineke ciwan.
Du nav, du însanên sereke yên romana me. Romana me dê qala serbûriya Baz û Kevokê bike.

Kitabı okuyanlar 1.298 okur

  • Dilan
  • Asmîn Jîr
  • Zeynep
  • Ahmet Kaya
  • Arzela
  • Ömer Çelen
  • Nujiyan Xan
  • Serhad
  • özgürr
  • Ozcan (Xwenas)

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%2.3 (10)
9
%0.2 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları