Adı:
Rusya'dan Mektuplar
Baskı tarihi:
Ocak 2008
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050060119
Çeviri:
Mehmet Harmancı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Agora Kitaplığı
Avrupa’daki bazı hac yerlerinde, doğuştan sakat olanları aniden düzelten ilahi mucizelerden bahsedilir; burada, 1920’lerle 1930’ların başının Sovyet Rusya’sında olan da bu işte, sakatın koltuk değneği bir anda arabaya dönüşüvermiş sanki. İnsanlar
burada başları dik yürüyorlar; zihinleri ve elleri kendilerine ait olmuş.

Ben bir zamanlar kendimi edebiyata adamak için kayığımı Padma kumsalına çekmiştim. Kalemimle fikirler madenini kazacağıma, bunun hayattaki tek işim olduğuna, başka hiçbir şeye yeteneğim olmadığına inanıyordum. Yetmişime yaklaştığım halde, daha önce asla sabrımı tüketmiş de değildim. Ülkemizin taşınmaz cahillik yüküne bakıncaher şeyden çok kaderimizi suçlamıştım.

Buradaysa eğitimin sadece ders notlarını ezberleyerek sınav geçmeye hiç benzemeyen bir yanını gördüm; eğitimin esasında ‘insan karakterini oluşturmak’ anlamına geldiğini öğrendim. Üstelik, daha önce Rusya’daki devrimci işçilerin katlandıkları dayanılmaz ıstırapla kıyaslanınca bizdeki polis dayaklarının bile çiçek yağmuru gibi kaldığını gözledim.

Okuduğum kitaplarda bu büyük ülkenin, Sovyet Rusya’nın ‘aşılması zor güçlükleri’ni okumuştum, şimdiyse bu güçlerin üstesinden gelinebileceğini kendi gözlerimle görmüş bulunuyorum.
176 syf.
·2 günde
“Rusya’dan Mektuplar” yazarın ağırlıklı olarak Rusya ziyareti sırasında yazdığı mektupların yanı sıra Amerika ve Almanya’dan yazdığı mektuplardan da oluşuyor. Tagore burada şair ve yazar kimliğinden ziyade daha çok bir eğitim aktivisti olarak ve filozof kimliğiyle ön plana çıkıyor. Hindistan’ın Tolstoy’u olarak kabul edilen Tagore, hayatı boyunca Sovyetler Birliği’ndeki gelişmeleri yakından takip etmiştir. Kendisi de zaten Devrim öncesi Rusya’da iyi bilinen, şiirleri defalarca çevrilip yayımlanan biriydi. Mektuplarında da anlattığı üzere o topraklarda yaptığı yolculuk sırasında her kesim tarafından hoş karşılanmış ve sevilmiştir.

Her ne kadar Tagore’un şiirlerini ve kitaplarını pek beğenmesem de Rusya gezisi hakkındaki izlenimlerini anlattığı bu kitap okurun kolayca ilgisini çekecek nitelikte. Yazar bu gezisi için şöyle diyor yazdığı bir mektupta: “Şimdi Rusya’dayım; eğer gelmeseydim hayatımın bir hac yolculuğu eksik kalacaktı.” Bu kitabı “Beyaz Zambaklar Ülkesinde”yle karşılaştırmak da mümkün. İki kitabın en büyük ortak özelliği bir ulusun her türlü zorluk ve imkânsızlıklara rağmen kendilerini adam edebilmeleri, ayağa kalkabilmeleridir. Bu kitapta da Rus halkının diriliş destanı anlatılıyor.

1930’da Moskova’dan kaleme aldığı ilk mektubuna yazar şu sözlerle başlıyor: “Nihayet Rusya’dayım! Ne tarafa baksam şaşıp kalıyorum. Burası başka hiçbir ülkeye benzemiyor. Esastan farklılıklar var burada. En tepeden en aşağı ayrım gözetmeksizin herkeste bir canlılık.” Kitabın devamı da yazarın şaşıp kaldığı, kendisinde hayranlık uyandıran gelişmeler üzerine kurulu. Bu geziler boyunca yazarı en çok şaşırtan şey devrim gerçekleştirmiş, açlık, kıtlık, iç savaştan çıkmış bir ulusun sinemaya, sanata, tiyatroya, müzelere, sanat eserlerine olan yoğun ilgileri oluyor. Yazdığı mektuplarda yazar daha çok eğitim üzerine kaydedilen somut gelişmelerden bahsediyor. Üstelik ülkede yaşanan tüm gelişmeler Çarlık yönetiminin yıkılışından sonra sadece 13 yıllık kısa bir zaman içinde gerçekleşiyor.

Yazar bunların dışında Stalin’i, komünist sistemi, düşünce ve ifade özgürlüğünün kısıtlandığını da eleştiriyor. Bundan dolayı bu sözleri Stalin tarafından Rusya’da yasaklanıyor. Devrimden önce ve devrimden sonra ülkenin içinde bulunduğu durumu da çok gerçekçi bir şekilde analiz ediyor. Burada edindiği izlenimleri kendi ülkesinde de uygulamaya çalışacağını dile getiriyor. Zihni kapkaranlık bir umutsuzlukla dolu olarak geldiği Rusya’dan büyük umutlarla ayrılıyor yazar. Sadece yazar değil okur da kitabı aynı umutla bitiriyor

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Rusya'dan Mektuplar
Baskı tarihi:
Ocak 2008
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050060119
Çeviri:
Mehmet Harmancı
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Agora Kitaplığı
Avrupa’daki bazı hac yerlerinde, doğuştan sakat olanları aniden düzelten ilahi mucizelerden bahsedilir; burada, 1920’lerle 1930’ların başının Sovyet Rusya’sında olan da bu işte, sakatın koltuk değneği bir anda arabaya dönüşüvermiş sanki. İnsanlar
burada başları dik yürüyorlar; zihinleri ve elleri kendilerine ait olmuş.

Ben bir zamanlar kendimi edebiyata adamak için kayığımı Padma kumsalına çekmiştim. Kalemimle fikirler madenini kazacağıma, bunun hayattaki tek işim olduğuna, başka hiçbir şeye yeteneğim olmadığına inanıyordum. Yetmişime yaklaştığım halde, daha önce asla sabrımı tüketmiş de değildim. Ülkemizin taşınmaz cahillik yüküne bakıncaher şeyden çok kaderimizi suçlamıştım.

Buradaysa eğitimin sadece ders notlarını ezberleyerek sınav geçmeye hiç benzemeyen bir yanını gördüm; eğitimin esasında ‘insan karakterini oluşturmak’ anlamına geldiğini öğrendim. Üstelik, daha önce Rusya’daki devrimci işçilerin katlandıkları dayanılmaz ıstırapla kıyaslanınca bizdeki polis dayaklarının bile çiçek yağmuru gibi kaldığını gözledim.

Okuduğum kitaplarda bu büyük ülkenin, Sovyet Rusya’nın ‘aşılması zor güçlükleri’ni okumuştum, şimdiyse bu güçlerin üstesinden gelinebileceğini kendi gözlerimle görmüş bulunuyorum.

Kitabı okuyanlar 3 okur

  • Ceyhun Özçiçek
  • Dilan Yılmaz
  • NecmettiN

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (1)
9
%0
8
%50 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0