Rüyaların Yorumu 2. Cilt

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.778
Gösterim
Adı:
Rüyaların Yorumu 2. Cilt
Baskı tarihi:
24 Şubat 2011
Sayfa sayısı:
414
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055465605
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alter Yayıncılık
Baskılar:
Rüya Yorumları 2
Düşlerin Yorumu 2
Rüyaların Yorumu 2
Rüya Yorumları - II
Rüyaların Yorumu 2. Cilt
Rüya Yorumları 2
Psikoanalizin kurucusu olan Avusturyalı nörolog, yalnızca psikolojiyi değil, sanat, eğitim, antropoloji gibi alanları da derinden etkileyen ve geniş tartışmalar yaratan psikanaliz kuramıyla 20. yüzyıla damgasını vuran düşünürler arasında yer alır.

“Hastayı konuşturarak tedavi” yöntemini geliştirdi Freud, Hipnozun geliştirici iyileşmeler sağladığını görünce bu yöntemi bıraktı ve psikanaliz tekniğinin temel öğesi olan serbest çağrışım yöntemini geliştirdi. Bu tedavi yönteminde hasta bütünüyle gevşeyerek ve çağrışım zincirlerinin izleyerek düşünce ve anılan arasında dolaşıyor, sonunda kendini rahatsız eden sorunla ilintili bir noktaya geliyordu...

Hastalar üzerinde çalışmaları sonucunda, nevrozun temelinde cinsel çatışmaların yattığı konusundaki inancı pekişti. Hislerinin ise çocuklukta yaşanana sarsıcı bir cinsel deneyimden, (aile bireylerinden birinin cinsel saldırısı) orataya çıktığına inanıyordu; pek çok hastanından benzer bir öykü dinlemişti. Ama sonra çok önemli bir şey keşfetti: Hastalarının anlattığı öyküler uydurmaydı ve böyle bir saldırıya hiç uğramamışlardı. Böylece çalışmalarının çocukluktaki cinsel fanteziler üzerine yoğunlaştırdı. 1897’de sistemli biçimde kendi kendini analiz etmeye başladı ve Odeipus kavramını geliştirdi. Yapıtında, rüyaların temel işlevlerinin isteklerin doyurulması olduğunu, bu isteklerin rüyada, yoğunlaşmış ya da yer değiştirmiş biçimlerde dışa vurulduğunu ve bilinçdışı mekanizmalarla çeşitli simgeler biçiminde ortaya çıktığını öne sürdü.
432 syf.
·Puan vermedi
Bu kitabı okumadan önce "Rüya Yorumları 1"i okumanız şart. Eğer Rüya Yorumları 1 kitabını okumadan bu kitabı okursanız hiç bir şey anlayamazsınız. Çünkü bu kitap daha çok birinci kitabın rüyalarının geniş bir analizi görevini görüyor. İyi okumalar ...
428 syf.
·33 günde·10/10 puan
Merhaba. Uzun bir süredir okuduğum ve anlamaya çalıştığım kitabı bugün bitirdim. Bu kitap için inceleme yazma gibi bir iddiam olmadığı için daha çok Freud okuma sürecime az da olsa değineceğim. Belki okumak isteyenlere de bir fikir olur.
Öncesinde birçok kitabını okudum ama kronolojik okumuyordum. Bu yüzden bağlantılar kopuktu bende. Sonra en baştan okumaya karar verdim. Her ne kadar Histeri Üzerine İncelemeler'i ilk kitabı olsa da Rüyaların Yorumu 1'den başladım. İlk kitabını okuyup uzun süre erteleme gafletine düştüm ikinci kitabı için. Neyse ki bugün itibariyle bitirdim diyebiliyorum fakat bunu demek de iddialı olur. Bir word dosyası açıp ilk kitaptan itibaren makale makale ayırmayı düşünüyorum. Çok kısa notlar alıp devam edeceğim.

Ufacık bahsetmek gerekirse Rüyaların Yorumu kitapları, Freud'un, rüyaların günlük yaşamdan, fiziksel durumdan ve bilinçdışına bastırılan yaşantılardan kaynaklandığını birçok kanıtla ve düşünürlerin referanslarıyla anlattıklarını kapsıyor. Bu kitapları okumak size kendi rüya sürecinizi keşfetmek konusunda bir içgörü kazandıracaktır. Bu içgörünün üzerine koymak, tekrar tekrar okumak size kalmış, çünkü bir kere okuyup rafa konacak bir kitap değil. Ben de bu sürece atılan herkes gibi elimden geleni yapacağım anlamak noktasında. Freud okumadan Freud'dan bahsedenlerden olmamak dileğiyle! Kitaplarla kalın. :)
405 syf.
Payel'in iki cilt halinde okuyucuna sunduğu "Düşlerin Yorumu"nun ikinci ve son cildi olan bu eserin sonlarına doğru ruhçözümlemesinin bilimsel pencerede büyük adımlar attığını iddia eden Freud, bu iddiasını haklı çıkaracak düzeyde başarılı bir sistem modeli (Ψ-sistemi) ortaya koymuş ve bu sistemin temel hatlarını insan sinir sistemi üzerine kurmuştur. Hatta, kendisinin dahi açıklayamadığı bazı durumlar ("sistemdeki ajanların değişmez oluşuna karşılık sistemin sürekli değişim halinde olması" durumu) bugünün hücre kimyası bilgileriyle (sinaptik iletimin nasıl gerçekleştiğiyle ilişik) açıklanır hale getirilmiştir. Bu da Freud'un ortaya koyduğu "ruhsal mekan" olan Ψ-sisteminin bilimsel temellerde güvenilir olduğunu ortaya koymaktadır.
İncelemeye ruhçözümlemesinin ve tabii ki psikanalizmin bilimselliğine ilişkin bir açıklamayla giriş yaptım çünkü bu eserin son kısmı düşlerin ruhçözümsel izahına dairdi ve Freud'un kendisi de, kendi kuramını (belirli kesim tarafından) çürütülebilece(-ğine inanılan) fikirleri okuyucusuna sunarak bu baskıdan ruhçözümlemesinin nasıl kurtulabileceğini ifade eder. Daha önceki yorumlarımda belirttiğim üzere, bir kere daha belirtmek istiyorum ki, "bilimsel olan"ın temelleri incelendiğinde karşılaşacağımız postulatların kökünde mistik ve kurgusal düşünceler yatmak durumundadır. Zira, bilim evreni hiçbir zaman tam anlayamayacaktır ve bilim anlama yolunda çok az yol bile ilerlese, daha önceki bildiklerimizde (ve belki de ciddi şekilde inandıklarımızda) büyük hataların olduğunu ve sebeple değiştirilmesi gerektiğini görüyoruz. Mikro düzeylere inildiğinde maddenin klasik değil, kuantumsal davranış sergilediği; sayıların reel olmadığı zaman nasıl sınıflandırılacağı, bunun da ötesinde sanal alemdeki sayıların da reele doğru genişleyebilmesi ve böylece kuaternionların tanımlanması; ve daha fazlası. Bilim her daim yenilenme durumunda ve hiçbir buluş gelecekteki buluşun önünü kapayamayacak ve belki de o buluşa teslim olacaktır. Ben bilimsel felsefeyi belirli kalıpla düşünen fikrin, hem bu düşüncesini hem de psikanalizm ile ilgili düşüncelerini tekrardan revize etmesi gerektiğini düşünüyorum. Freud'un kuramında elbette üzerinde ciddi tartışılması gereken yerler var fakat bu tartışmalar Freud'u bilim insanı olduğu gerçeği değiştirmez. Bunu reddediyorsanız, genetik biliminin attığı her adımda yoğun tartışmaların olduğunu ve günümüzde genetik ile mnemik sistem arasındaki ilişkilerin irdelenmesiyle alakalı yürütülen çalışmaların da esasında bir kurgu olduğunu ve bu kurgudan yola çıkarak denemelerin yapıldığını, olumlu sonuçların büyük bir ilerleme olduğunu da tamamen reddetmeniz gerekecektir. Spesifik olarak genetik alanından bir örnek verdim, bu örnekler çokça arttırılabilir. En basit örneği de, laboratuvarı olan psikoloji bilimini adeta bilim-dışı bir eylem olarak görmek demektir, ruhçözümlemesini bilimin tamamen dıştaladığı bir alan olduğunu kabul etmek. Uzun lafın kısası; ruhçözümlemesi, bilim olma yolunda büyük adımlar atmıştır. Kuramı büyük noktalara taşıyan Sigmund Freud ise büyük bir bilim insanıdır.
Düşlerin Yorumu 1 eserinin içeriğiyle ilişkili yaptığım incelemede, sözünü ettiğim noktalar bu eser için de aynı diyebilirim. Tekrara düşmemek adına, burada yinelemeyeceğim.
Çağrışım zincirleri üzerinden yer-değiştirme, iki ögeden birinin öbürünün yerine geçmesini ifade ediyor olup düşlerin belki de en önemli unsurlarından biridir. Düşlerimiz belirli ruhsal eylemler olmanın yanı sıra "itici güçleri" ile meydana gelirler ve bu güçler, doyum arayan isteklerimizdir. İsteklerimizin kökenine inen Freud, bir sınıflandırma yaparak her bir sınıfın örnek düşlerini gerek kendisinden gerekse danışanlarından verme cesareti göstermiştir. Düş düşüncelerimizdeki bastırılmış isteklerin düş ögesi haline dönüştürülme prosesinde "ruhsal sansür"ün meydana geldiği anlatılır. Freud, kendisini "her düş istek doyurma değildir!" diyen kitleye verdiği birkaç yanıttan bir tanesi de bu konuyla ilgili olmuştur. Yani Freud, düşümüzdeki "ruhsal sansürün", rüyalarımızın saçma ve anlamsız (görüngüsü) olmasına sebep olduğunu vurgular. Bunun yanında birtakım ruhsal malzemelere olan yoğunlaşma ve düşlerin duyusal imgeler biçimdeki temsiliyeti gibi durumlar, düşün anlamlı ve tabii ki de mantıklı olma yolunda katkı sağlayan unsurlardır. Söylediğimiz bu unsurlar düş ruhçözümlemesinin postulatları olarak ifade edilebilir.
Düşlerin asıl kışkırtıcısı, Freud tarafından sınıflandırılmıştır ve bu sınıflamaya göre bilincinizdeki (B) bir şey sizi düşe kışkırtabilir. Ancak bu kışkırtma, bir yardımcı-işlevi görür. Yani, esas anlamıyla ana merkezde bulunması gereken bilinçdışı (Bd.) istektir. Bu Bd isteğine ek olarak B katkıda bulunur ve karışık bir düş ile karşı karşıya kalırız. Peki ya biz her düşü yorumlayabilir miyiz? Freud'un bu soruya verdiği yanıt, ne yazık ki yorumlayamayacağımız yönünde. Bu duruma karşı da birtakım kişiler, yine bilimsel felsefeye dayanak göstererek Freud'u eleştirmeye çalışmış ancak unutulmamalı ki, Freud'un baştan beri üzerinde durduğu ruhsal mekanın zaten belirli kısmı hiçbir şekilde algıya gidememektedir. Bırakın algıya gitmeyi, mnemikten bilinçdışına dahi geçemeyecek düzeyde düşüncelerin olduğu söylenir. Bu sebeple her düşün yorumlanamayacağı ifadesi de haklı bir sebeple dile getirilmiş oluyor. Buna istinaden, her düşün tamamen ve katıksız doğru yorumlanması da bir noktada düşük ihtimaldir. Zira, size aktarılan (ya da sizin gördüğünüz) düşün belirli bir parçasını çözümlemeye gayret gösterdiniz. Akabinde, aynı düşten ikinci bir parçayı daha çözümlediniz. Bu iki parça arasındaki çözümlemeleri, özgürce (baskı altında olmadan) bağlantı haline getirmeye çalışacaksınız ve belki de bu "bağlantı" çabaları sizi bir sansür işleviyle asıl düş düşüncesine ulaşma yolunda zedeleyecektir. Bunun haricinde, düşlerin kendi ihtiva ettiği düşüncenin kendisi bir sansür işlevi görüyor da olabilir. Böyle bir durumda, düşü yorumlamak çetin hal alacaktır.
Çocukluk çağında görülen düşlerde, gündüz uyanıklık halinde bastırılmış isteklerin kışkırtıcı olduğu (Bd-Bö), yetişkinlikte ise sadece Bd'nın kışkırtıcı olduğu söylenir. Çocukluklara yönelik bu söylemin sebebi, tabiri caizse yaşam tecrübesinin kısıtlı oluşu ve Bd ile Bö arasında bir direnç enerjisinin doğmamış olmasıdır. Bu direnç enerjisi yükseldikçe (yetişkinliğe doğru) kışkırtıcı ana merkezin sadece Bd'ye kaydığı, uyanıklık durumlarındaki itici istek güçlerinin bu duruma katkıda bulunduğu söylenir. Freud, bu noktada ortaya koyduğu ruhsal mekanda (Ψ-sistemi) rahatlıkla anlaşılabilir şematize çizimler yapmıştır.
Freud'un düş yorumlamada bahsettiği simgelerin kökeninde, başta Wilhelm Stekel olmak üzere Otto Rank gibi isimlerin de olduğunu bu eserde öğrendim. Stekel, birçok rüya simgesinin evrensel olarak anlamı olabileceğini savunan ve bu bağlamda birtakım anlamları açıklayan biridir ve Freud birçok yerde kendisinden istifade eder. Ben bunlara genel olarak şöyle bir yorum getirmek istiyorum: Her düş simgesinin evrensel olduğu konusuna pek ılımlı bakamıyorum. Esasında bu ılımlı bakamama durumum, zamanla başka bir fikre dönüştü. Günümüzde de genetik alanının olası verdiği üzere, kalıtsal anlamda bellek aktarımının söz konusu olabileceği gibi, düş simgelerinin de bu aktarımın bir üyesi olduğu söylenirse, düş simgelerinin evrensel mana taşıdığı fikri ileri sürülebilir. Ancak bu fikri şuan net olarak ifade edemeyeceğimiz için "ılımlı yaklaşamıyorum" şeklinde bir yorum yaptım. Şayet az evvel değişen fikrim, genetik alanının yaptığı çalışmalar doğrultusunda doğrulanırsa Freud'un bu kuramının neredeyse kaç yıl öncesinden doğru temellendirmeler içerdiği ortaya koyulacaktır. Adeta, sinaptik iletim ile ilgili az evvel verdiğim bilgide olduğu gibi. Bunun ötesinde, bize garip gelecek bazı nesnelerin cinsel mana taşıması ile ilgili şunu belirtmek istiyorum ki, bu kişinin erken çocukluğuyla ilişkili bir konudur. Evrensellik konusuna katılamama sebebim buydu. Kişinin cinsel anlamda ilk öğrenimleri (gayri ihtiyari bir şekilde) o kişinin düşlerinde temel bir beslenme kaynağı oluşturmaktadır. Erken yaşta hoplayıp koşarsınız, merdiven kenarlarından kayarsınız, yaşıtlarınızla fark etmeden yakın temasta bulunursunuz,... bunlar bir araya geldiğinde ilk öğrenimler elde edilmiş olur ve erişkinlikte göreceğiniz birtakım düşler belki de bu döneme indirgenebilir. Ben bu yorumu, biraz da zorlayarak yapıyorum. Bu konuda Freud'u çok açık ve net bulamadım, hatta birtakım yerleri daha öncede bu konuyla ilgili yaptığım yorumlamalarda söylediğim gibi, tuhaflıkla karşıladım. Ancak Freud'u ne kadar çok okursanız ve ne kadar çok diline hakim olursanız, size saçma gelen fikirlerinin zamanla mantıklı gelmeye başladığını görürsünüz. Bu zor bir evre çünkü Freud'un bazı düşüncelerini tam istediği gibi aktarabildiğini düşünmüyorum. Bazı yerlerde de, açıklaması gerektiği halde açıklamadan üzerinden geçtiğini düşünüyorum ve bu anlamda okuyucusunu da kızdırıyor.
İncelememi şu şekilde bitirmek istiyorum ki; Charcot gibi bir hocadan eğitim almış, tıp fakültesi mezunu olan Freud, kuramındaki fikirlerin neredeyse önemli hatlarını bilimsel temellere oturtmaya gayret göstermiştir ve bu anlamda geniş bir literatür taraması yapmıştır. Bilhassa, Freud'un kaynaklarının zenginliğini, mitoloji, felsefe (bu eserinde bilhassa Nietzsche), tarih, edebiyat gibi alanlardan yaptığı benzetmeler ve alıntılarla fark ediyorsunuz. Kendisi durmadan araştırma durumundadır ve ilgilendiği konuyla ilişkili kimin ne söylediğini, her halükarda oturup irdeleyen biridir. Düşlerin yorumlanması, bu iki ciltlik eser içerisinde anlatılmış ve ben gayet başarılı olduğunu düşünüyorum. Düşteki simgeler konusunda biraz olumsuz ve genelde olumlu konuşsam da, kafamda bazı örneklerdeki anlam verememe durumlarım söz konusu. Bence bu anlam verememe durumunu ortadan kaldıracak tek şey, kişinin kendi bu konu üzerinde kafa yormasıdır. Umarım bu yorgunluk, Freud'u anlamak adına değer. Çünkü, bu anlamda kendisine hak vermeseniz bile, Freud'un adeta "ruhçözümlemesi devrimi" gerçekleştirdiği söylenebilir. Bu devrim ile de bilimsel felsefenin temellerine yönelik kırıcı bir ışık tutarak temellerin genişletilmesine dair büyük bir talepte açıkça bulunmuştur. Bize düşen, bu görkemli talebin perde arkasında yatan çalışmaları hayranlıkla seyretmek ve yeri geldiğinde kendimizce geliştirmektir.
414 syf.
Freud, rüyaların karmaşık ve büyülü dünyasına sistematik bir biçimde ışık tutuyor. Rüyayı düşüncenin merkezine alan Freud kapsamlı, detaylı, ilgi çekici rüya yorumlarıyla zihnimizin gizemli kalan taraflarını açıklıyor.
405 syf.
·328 günde·Puan vermedi
freud'un bu kitabını yine üniversite yıllarında ödev olarak okumuştum. freud için rüyalar önemlidir. freud'un büyüklüğünü açıkçası ben bu kitap ile anladım. çünkü freud ile ilgili getirilen eleştirilere baktığınızda cinselliğe verdiği önemin ve o yüzden yaptığı yorumların abartılı olduğu düşünülür. örneğin rüyada merdiven çıkmak, ya da dar bir tünelde ilerlemek nasıl olur da cinsel bir eylem olabilir? işte bu kitabı okuduğunuzda freud'a neden bu kadar değer verildiğini, neden kendisinden sonra gelen birçok psikoloji kuramını etkilediğini anlıyorsunuz. rüyalar ile ilgili yorumlarını yaparken yararlandığı kaynaklara baktığınızda linguistik, tarihsel kaynaklar, mitoloji gibi 3-4 kaynağa dayanarak o rüyayı yorumladığını görüyorsunuz. yaptığı yorumların altının boş olmadığını, bilim insanı olduğu gerçeğini kabulleniyorsunuz. okuyacaksanız tabi ki ilk kitaptan okumaya başlayın, iyi okumalar..
470 syf.
·22 günde·Puan vermedi
Merhabalar :)
Nihayet sonuna geldiğim Rüya Yorumları kitapları için ilk olarak söyleyebilirim ki içeriği oldukça yoğun ve bir solukta okuyup bitirilecek bir seri değil. Enine boyuna ele alıyor işlediği konuları ve alıntılar da yaparak anlatımı olabildiğince zenginleştiriyor. Kendi rüyalarından ve bazı hastalarının rüyalarından yararlanarak konuların anlatımını bu rüya örneklerinden çıkarımlar ile anlatmış ve aslında anlatımını temelde "rüyalar" ve "görüşler"i baz alarak yapmış.

Okuduğum yayınevinin çevirisi oldukça ağır bir çeviri olmuş. Anlamakta zorlandığım dahi oldu bir çok kez. Bu nedenle de kendisini okutan bir kıtap olduğunu söyleyemesem de içeriği nedeniyle de okunmalıdır diyebileceğim bir kitap.
İyi okumalar :)

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Rüyaların Yorumu 2. Cilt
Baskı tarihi:
24 Şubat 2011
Sayfa sayısı:
414
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786055465605
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Alter Yayıncılık
Baskılar:
Rüya Yorumları 2
Düşlerin Yorumu 2
Rüyaların Yorumu 2
Rüya Yorumları - II
Rüyaların Yorumu 2. Cilt
Rüya Yorumları 2
Psikoanalizin kurucusu olan Avusturyalı nörolog, yalnızca psikolojiyi değil, sanat, eğitim, antropoloji gibi alanları da derinden etkileyen ve geniş tartışmalar yaratan psikanaliz kuramıyla 20. yüzyıla damgasını vuran düşünürler arasında yer alır.

“Hastayı konuşturarak tedavi” yöntemini geliştirdi Freud, Hipnozun geliştirici iyileşmeler sağladığını görünce bu yöntemi bıraktı ve psikanaliz tekniğinin temel öğesi olan serbest çağrışım yöntemini geliştirdi. Bu tedavi yönteminde hasta bütünüyle gevşeyerek ve çağrışım zincirlerinin izleyerek düşünce ve anılan arasında dolaşıyor, sonunda kendini rahatsız eden sorunla ilintili bir noktaya geliyordu...

Hastalar üzerinde çalışmaları sonucunda, nevrozun temelinde cinsel çatışmaların yattığı konusundaki inancı pekişti. Hislerinin ise çocuklukta yaşanana sarsıcı bir cinsel deneyimden, (aile bireylerinden birinin cinsel saldırısı) orataya çıktığına inanıyordu; pek çok hastanından benzer bir öykü dinlemişti. Ama sonra çok önemli bir şey keşfetti: Hastalarının anlattığı öyküler uydurmaydı ve böyle bir saldırıya hiç uğramamışlardı. Böylece çalışmalarının çocukluktaki cinsel fanteziler üzerine yoğunlaştırdı. 1897’de sistemli biçimde kendi kendini analiz etmeye başladı ve Odeipus kavramını geliştirdi. Yapıtında, rüyaların temel işlevlerinin isteklerin doyurulması olduğunu, bu isteklerin rüyada, yoğunlaşmış ya da yer değiştirmiş biçimlerde dışa vurulduğunu ve bilinçdışı mekanizmalarla çeşitli simgeler biçiminde ortaya çıktığını öne sürdü.

Kitabı okuyanlar 175 okur

  • Tuğba turan
  • Ebrar ışık
  • Murat
  • Metehan Balamir
  • Şeyda dağ
  • Burhan Yavaş
  • Semih Sargın
  • Yağmur Rosa Solak
  • Sculder
  • Leyla Oksanca

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0