Rüzgar Dolu Konaklar

·
Okunma
·
Beğeni
·
710
Gösterim
Adı:
Rüzgar Dolu Konaklar
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
118
Format:
Karton kapak
ISBN:
6051148151
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Doğduğumuzda
Bizim için yaptırdığı sandıklara
Gümüş aynalar
Lacivert taşlar
Ve Halep’ten kaçak gelen kumaşlar
Dolduran annemiz
Bir zaman sonra
Bizi koyup o sandıklara
Yol
Rüzgâr
Ve konakları fısıldayacaktı kulağımıza.
Yalnız kalmayalım diye karanlıkta
Çocukluğumuzu ekleyecek
Avunmamızı isteyecekti
O çocuklukla.
Sırtımızdan jiletle akıtılan kanın
Karıştığı uzun ırmağa
Bırakıldığımızda
Annemiz bu kadarını istemezdi
Bu yüzden
O uyurken
Uzaklaştık
Diyorduk sulara.
*
Soğuklar başladığında
Atlılar gelmişti bizi almaya
Yaşlı ve tuhaf atlılardı
Korkutmuşlardı bizi
Kar yağmıştı bakışlarına.
Ve hiç konuşmadan bizimle
Bakmadan ellerimizin küçüklüğüne
Konaklara götüreceklerdi bizi
Rüzgârla uğuldayan konaklara.
118 syf.
·1 günde·8/10 puan
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun,hukuka olan inancını yitirdikten sonra edebiyata yönelmiş,gelecek vaat eden,uzun zamandan beri birçok şiir kitabından alamadığım hazzı duyumsamamı sağlayan önemli şairlerden birinden bahsedeceğim bu incelememde:Bejan Matur.

Biraz araştırma yapma imkanı buldum şairimiz hakkında.Bitirmiş olduğum "Rüzgâr Dolu Konaklar" ile 1997 yılında Halil Kocagöz Şiir Ödülü ve Orhan Murat Arıburnu Şiir Ödülünü kazanmış. Şiirleri Adam Sanat, Defter, Ekin Belleten ve Yazıt gibi fanzin dergilerde yayımlanmış.

Daha önce "İbrahim'in Beni Bırakması"kitabını okumuştum fakat dikkatimi çekmemişti şair.İncelemesini yapıyor olduğum kitabındaysa;duru ve sade bir dil,sakin bir üslubun arkasına saklanmış nice kederlere şahit oldum.Birçok mısrasında kendimden parçalar buldum,kavurucu mısralar doyumsuz bir tat verdi bana kitap serüvenince.

"onun çölünde her gece 
fısıldadım kumlara. 
sordum nasıl yaptıklarını çölü, 
boğmadan koyun koyuna. "
"bir düş sanki olanlar uzayan ve uzadıkça acıtan" dedi ve beni yere serdi.
Sonra Allah'ın çocukluğundan bahsetti:
insanın dönüp döneceği yerdir 
çocukluğu. 
sabah ezanı 
bu yüzden 
müslümanlara 
allahın selamını öğretir. 
allahın çocukluğu 
gündoğumunda 
ölüleri anmakla başlar. 
ve anne ölür 
ezanda ölür anne 
selamı üzerine olan her çocuk 
allahı düşünür. 

dili vardır taşların. 
sabahları en çok 
ıslak bir huzurla 
yatarken onlar 
içleri ıslanmış kadınlar 
pörsümüş yorgun erkekler 
kutsanmak umuduyla 
kıvrılır uyurlar. 

hepsi laf bunların. 
bana kalsa 
ağır bir abdest kokusu 
ince belli sürahiler 
kadınların nemli apış araları kokan 
pazen donları. 
burada 
söz olmamış sesin kederiyle 
başlar gün. 
ve denir ki; 
kaderinizi sevin 
sevin kaderinizi 
ve hayat için 
tatlı bir tesadüf deyin. 

ağır bir abdest kokusu 
ince belli sürahiler 
kadınların apış arası nemli pazen donları 
ve mantarlı ayakları erkeklerin. 
şadırvanda alaca su: 
damlar 
damlar. 
ellerin beyazlığındadır ölüm 
gövdenin kıvrımında. 
benim erkeğimi isterken titreyen 
içimin suyunda 

ben unuttum her şeyi. 
geldiğim yeri 
annemi, babamı, 
mezarlığa gitmeyi. 
orada yapayalnız kaldı meşe 
ölülerin arasında ölümü en iyi anlatan meşe. 

bir ağaç nerede duruyorsa 
benziyor oraya. 
meşe mesela 
akdeniz’de taşların arasında 
farklı mı taşlardan? 
selvi, ölülerin karanlık bir ah’la 
durdukları son anın ipidir. 
salkım söğüt, yaslı söğüt 
suya kaptırmış içini, kırılgan. 
benzer her şey baktığına. 

ben anneme benzerim 
babama da tabii. 
ve büyük halamın evinde yaşayan kediye de. 
aslında şu yeryüzünü denizlerle düşünmemiz yok mu 
hata ediyoruz. 
dünyanın nefes aldığı bir ilk andı denizleri yapan. 
dağları yapan bir öfkeydi 
böyle söylüyor ilk kitaplar. 
her dilin kendinden önce, 
çok önce bir hayatı var. 
ve onu sadece 
bu kitaplar konuşuyor. 
susarak bakıyoruz biz 
hatırlamayarak. 
şairler bir bok anlamıyorlar aslında 
dünyanın çocuk kalmış bir acısı var 
ve bu ezanda çıkıyor ortaya. 
allahın selamı ölülerin üzerine oluyor 
aşk diye bir şeyin farkına varıyor insan 
dönmeyi öğreniyor 
yerden kurtularak 
durmadan dönerek 
çölde yaşayanlara fısıldanmış bir hakikatle 
kurur toprak 

nehir dediğin çölde kaybolur. 
toprağını gizler nehir dediğin. 
hiçliği tarif eden hiçliği anlar. 
yokluğa bürünmek o ilk anda. 
bir nehir tanıyorum 
kayboluyor 
bir çölün şehvetli karnında. 
bir ayan olma hali belki, 
ona en yakın göl 
kayıklarını tutarak içinde, 
balçığını yutuyor. 
ama biliyor ki, 
bir göl yutunca suyunu 
ortada kalır 
bir göl yutunca balıklarını 
kararır. 
tüm göllerini göremeden yeryüzünün 
öleceğiz. 
ne acı. 

gündoğumuyla gelen huzura da 
günbatımının sancısına da 
yabancısın. 
de ki; 
sabahın efendisi sen değilsin 
kimse değil. 
yol gidenin 
gün dönenindir 
şiir hayatın 
ve görenin. 

allahın selamı 
müslümanların ülkesinde 
ölülerin üzerine olsun diyerek 
kanatır günü. 
insanın çocukluğu annenin ölümüyle başlar 
bitmez çocukluğu annesi ölenin. 

de ki; 
sabahın efendisi sen değilsin 
kimse değil. 
kanamış bir solukla bakmaktan 
yoruldum. 
kimsesi yok kimsenin

Bu şiirin ardından incelememi şu şekilde noktalarsam yerinde olur:Yaşadıkları yaşadıklarım;hissettiği ruhi bunalım,hissettiğim ve beni sürekli eksilten öfkeli ruh devinimim;mısraları,dünyanın gizini ve anlamını çözmeye uğraşan meczubun yakarışları gibi.O meczubu sevdim ben çünkü kendimi yok ettiğimden beri biraz da o meczup benim.
Artık tanrımız yoktu
Unutulmuştuk.
Derinlerde bırakmıştık bakışımızı
Görmüyorduk.
Ne anılarımız bekliyordu bizi
Ne de geçerken iz bırakıyorduk
Sanki o an orada yaratılmıştık
Dünya buhardandı bizse acıdan.
Bejan Matur
Sayfa 101 - Timaş Yayınları
gündoğumuyla gelen huzura da
günbatımının sancısına da
yabancısın.
de ki;
sabahın efendisi sen değilsin
kimse değil.
yol gidenin
gün dönenindir
şiir hayatın
ve görenin.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Rüzgar Dolu Konaklar
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
118
Format:
Karton kapak
ISBN:
6051148151
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Doğduğumuzda
Bizim için yaptırdığı sandıklara
Gümüş aynalar
Lacivert taşlar
Ve Halep’ten kaçak gelen kumaşlar
Dolduran annemiz
Bir zaman sonra
Bizi koyup o sandıklara
Yol
Rüzgâr
Ve konakları fısıldayacaktı kulağımıza.
Yalnız kalmayalım diye karanlıkta
Çocukluğumuzu ekleyecek
Avunmamızı isteyecekti
O çocuklukla.
Sırtımızdan jiletle akıtılan kanın
Karıştığı uzun ırmağa
Bırakıldığımızda
Annemiz bu kadarını istemezdi
Bu yüzden
O uyurken
Uzaklaştık
Diyorduk sulara.
*
Soğuklar başladığında
Atlılar gelmişti bizi almaya
Yaşlı ve tuhaf atlılardı
Korkutmuşlardı bizi
Kar yağmıştı bakışlarına.
Ve hiç konuşmadan bizimle
Bakmadan ellerimizin küçüklüğüne
Konaklara götüreceklerdi bizi
Rüzgârla uğuldayan konaklara.

Kitabı okuyanlar 28 okur

  • Deniz
  • ĪدI  ⠀ོ
  • Ozan Aydın
  • Canan Çelik
  • Şaziye...
  • Serhat Azizoğlu
  • Erdal MEMİŞ
  • yeşim
  • Hasret
  • Zeynep yıldırım

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%30 (3)
9
%20 (2)
8
%20 (2)
7
%0
6
%10 (1)
5
%20 (2)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0