·
Okunma
·
Beğeni
·
22,3bin
Gösterim
Adı:
Rüzgar Gibi Geçti
Baskı tarihi:
1958
Sayfa sayısı:
582
Format:
Karton kapak
Orijinal adı:
Gone With the Wind
Dil:
Türkçe
Yayınevi:
Altın Kitaplar Yayınevi
800 syf.
·8 günde
Amerikan iç savaşını savaşın etkilerini, köleleğin kaldırılmasını anlatan bir kitap. romanın kahramanı olan Scarlett çok güzel çok güçlü, çok hırslı, yaşadığı felaketlere rağmen ayakta kalmış ve istediğini elde etmiş bir kadın. bir kaç kerede filmini izledim oda çok güzel ama kesinlikle filmiyle yetinmeyin. kitap çok daha etkileyici.
800 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Gone With The Wind. Amerikalı bir yazar olan Margare Mitchell'in tek kitabı. Yazar Amerika'nın güneyinde,iç savaş zamanında büyüyor.Romanının zeminini de bu oluşturuyor. Güney,soylu ailelerin uçsuz bucaksız pamuk tarlalarının olduğu bir yer.Soylulukları ve zenginliklerinden dolayı biraz da kibirliler.Erkekler tam bir beyefendi, kadınlar da birer leydi. Geleneklerine de çok bağlılar. Ve neredeyse her evde 'köleleri' var. Ana karakterimiz Scarlett O'Hara adında bir kadın. Scarlett'ın annesi Ellen, onu, kendisi gibi Güneyli bir leydi olmasını arzulayarak yetiştiriyor.Ama Scarlett meydana gelen olaylar sırasında Güneyli kişiliğinden sıyrılarak bambaşka birisi oluyor.O hırçın ve özgür bir ruha sahip. Kibirlilikleriyle bilinen Güneyliler, Kuzeylilerin istilasına uğruyorlar. Ancak kendilerinden daha gelişmiş olan Kuzeylilerde durabileceklerinelar ancak inandıklarıyla kalıyorlar. Savaşın başlamasının iki sebebi var. İlki Güneylilerin kölelere olan bakışını düzeltmek ve özgürlüklerini vermek. İkincisi de para. Ama sebep ne olursa olsun savaş tüm topluma mal olan bir olay. Güneylilerin yaşadıklarını gördükçe insan savaşın acımasızlığına bir kere daha şahit oluyor. Ayrıca kadına bakış açıları da çok değişik. "Kadınlar çalışamaz, erkeklerin yanında yüksek sesle gülemezler, hamile görüş erkeklerin yanında dile getiremezler." gibi tabularla büyütüyorlar kız çocuklarını. Karınları belli olmasın odanın karanlık köşelerinde oturmayı tercih ediyor hamile kadınlar. İşte Scarlett bunlara boyun eğmeyi kabul etmiyor. Yaşadıkları sayesinde erkenden büyüyor, aşık oluyor, bazen de aşık oldugunu sanıyor. Filmi de bulunan Rüzgar Gibi Geçti, tarihi romanlar arasında ilk 10'da yer alıyor. Bence okuyan herkes bu kitabı çok sevecek. Okuduktan sonra da Scarlett'ı kiminle yakıştırdığınızı konuşalım, unutmayın.Benim tarafım okumaya ve belliydi.Ve sizce bu Scarlett'ın kiminle konuşması olabilir?
"İnanamıyorum size bayım, hiç de centilmen değilsiniz!"
"Ve siz de hanımefendi, bir leydi değilsiniz."
736 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Kitabın adı: Rüzgar Gibi Geçti (1.cilt)

Scarlett ve Ashley birbirini sever amaaaa Ashley başkasıyla evlenir. Scarlett Ashley'i çok seviyor ama o artık evlidir ve Ashley savaşa gider hamile eşini Scarlett'e emanet eder.

İki kadın iyi anlaşır hatta kardeş gibidirler. Dertleşirler, birbirlerini koruyup kollarlar. Bu arada Scarlett'in evi yağmalanmış annesi ölmüş babası ölüden farksızdır aç susuzdur. Scarlett birşeyler bulur buluşturur karınlarını doyurur yarı buçukta olsa...

Yaşam mücadelesi devam ediyor acaba Ashley savaştan döndü mü ...

Rüzgar Gibi Geçti 2. Cilt

Gerçekten de rüzgâr gibi bir kitap. Scarlett , Ashley ve Rhett arasında esen rüzgar. Scarlett aslında Ashley'i seviyor ama eş olarak 3. Kişi Rhett'i seçer. Onunla evlenir bir kızı olur.2 çocuğu daha vardır diğer eşlerinden. Kızı ölür ve hayat gittikçe kötüleşmeye başlar. Karı-koca arasında kötü davranışlar mı,kavga mı dersiniz hepsi var....
582 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Scarlett'in içinə ölümlər, müharibə, yanğın, 3 evlilik, 2(?) boşanma sığışdırdığı 12 illik 16 yaşından 28 yaşına qədər olan həyatı. Amma mən kitabı bitirəndə "Rett, üzümlü kekim" demək istədim. Filminə baxdıqda sırf sonuncu cümləyə görə belə baxmağa dəyərdi demişdim, kitabını oxuduqda da eyni fikirdəyəm, amma cümlələr fərqli idi, bənzərsiz idilər. Kitabında olub filmində olan bitmiş bitməmişlik vardı: Bitdiyini bilirsən, sadəcə bitməmiş olmasını diləyirsən.
Scarlett obrazı həqiqətən güclü obraz idi, bir kişi kimi güclü olduğunu deməyəcəyəm, bir qadın kimi; Ellen kimi, Melly kimi güclü idi. Və eyni zamanda fərqli güclülük idi bu. Amma yenə də güclü idi.
800 syf.
·8/10 puan
#masaldankitaplik
Ve sonunda o muhteşem kitabın yorumuyla karşınızdayım. Baştan söyleyeyim çok uzun bir yorum yazacağım bu kitap hakkında. O nasıl kitaptı öyle. Nasıl anlatsam bilemiyorum gerçekten. Aşırı yoğun ve duygu karmaşası olan bir kitaptı. Hiçbir kitapla bağdaştıramadım. Şu zamana kadar okuduğum en farklı kitaplardan biriydi hakikaten. İnternette Bronz Atlı benzeri bir kitap ararken bu kitap çıktı karşıma. Tabi ben durur muyum? Aldım hemen. Ama alakası bile yokmuş Bronz Atlı ile. Her ne kadar efsane bir kitap olsa da Bronz Altı’yla tek ortak yönleri savaş zamanında geçmesi ve birbiriyle bağdaştıramayacağım kadar uzak bir aşk hikayesi olmasıydı. Okuyunca anlayacaksınızdır zaten. Kitaba geçeyim o halde. Kitabımızın ana karakteri Scarlet O’hara. Kendisi yarı İrlandalı olan bir genç kız. Çok güzel, aşırı hırslı, kibirli, açık sözlü, kendini çok beğenmiş, paraya düşkün, inatçı ve sayamadığım birçok özelliği kendinde barındıran; zamane kadınlarından çok daha farklı bir kadın. Erkekleri etkilemeyi çok iyi bilen ve her istediğini elde etmeye alışkın olan karakterimizi en çok yoran da bu huyları aslında. Dediğim gibi kitap o kadar yoğun ki okurken çok farklı duyguları aynı anda yaşayabiliyorsunuz. Scarlett ailesinin en güzel kızı olsa da gerçek bir leydi gibi davranmaması yüzünden annesi ve dadısını çok yoruyor. Kitabı okurken bazı noktalara çok şaşırdım. O zamanda insanların örf ve adetleri bazı noktalarda bizimkilerle uyuşsa da çok farklı anlayışlar da hakimdi o dönemin kültüründe. Siyahi insanların düşüncelerinin bu kadar köreltilmiş olması o kadar üzücüydü ki okurken içimi sızlattı. Her ne kadar siyahilere yapılan işkencelerden söz edilmese de onlara olan tavırlar gerçekten kalp kırıcıydı. Hatta İngilizlere pamuk satarak Afrika’dan getirilen siyahi köleler en haysiyetsiz beyazdan bile daha aşağı bir konumda yer alıyorlar. Bu konu üzerinde gerçekten çok durulmuştu kitapta. Bir diğer önemli konu ise Amerika’nın İç Savaşıydı. Kitabın çok büyük bir kısmı iç savaşı anlatıyor. İnsanların çektiği acıları çok güzel anlatılmıştı. Elini sıcak sudan soğuk suya değdirmeyen leydiler açlıktan kıvranıyor hatta tarlada pamuk topluyor. Kitapta duygular çok net biçimde anlatılmıştı. Ama kitap savaşı anlatan bir kitap değildi. Genel olarak aşk üzerinde durulmuştu. Yani Bronz Atlı gibi bir kitap değil kesinlikle. Kitapta en çok duyacağınız hatta kitabın en başından sonuna kadar duyacağınız birkaç karakter var. Bunlar Ashley, Rhett ve Scarlet. Roman bu üçgen içerisinde dönüyor genel olarak. Artık kitabın konusuna değinelim. Bir sabah Scarlet Tarleton ikizlerinden kendisinin peşinde dolaşan Ashley’in evleneceğini ve bu haberi de yarınki barbekü partisinde açıklayacaklarını duyar ve inanamaz. Çünkü Ashley’in kendisine aşık olduğunu ve kendisine ait olduğunu düşündüğü kişinin başkasının olacağını kendine yediremez. O kadar kıskanmıştır ki eve gider gitmez Ashley’i yeniden kazanmak için planlar yapar. Tabi işler umduğu gibi gitmez. Rhett karakteriyle de bu partide tanışıyoruz. Kendisi çevresi tarafından pek hoş karşılanmayan haysiyetsiz biri olarak görülür. Partide Scarlet’i uzaktan rahatsız edici bakışlarla izleyen Rhett’i gören Scarlet bu duruma oldukça sinirlenir. Kitabımız kısaca bu şekilde başlıyor. Scarlet karakterini ilk başlarda sevsem de zaman zaman hiç sevemedim. İnatçı, gururlu ve hırslı tavırlarını okumak beni bazen yordu diyebilirim. Bir insanın bu kadar hırslı olmasının zararını kitapta çok net görebiliyorsunuz. En sevdiğim karakterlerden biri ise Rhett oldu. Hiçbir şekilde duygularını saklamayan, sözlerini esirgemeyen bir karakterdi. Aslında Scarlet ile çok benzeseler de Rhett daha şeffaf yani ne tarafta olduğu bilinen ve hiçbir şeyi gizlemeyen bir karakterdi. Ne olduğu belliydi Rhett’in. Her ne kadar ahlaksız ve haysiyetsiz bir yaşam sürse de bunu söylemekten gocunmuyordu. Scarlet ise sırlarla dolu bir kadın. Yaptığı her şeyi ustalıkla gizleyebiliyordu. Hatta yaptığı ahlaksız davranışları bile. Ayrıca paraya düşkünlüğünden dolayı herkesi kullanıp atmakta bir sıkıntı görmüyordu ki bu da çok rahatsız edici bir durumdu bence. Genelde aşk, intikam, hırs ve kişisel çıkarlar üzerine kurulmuş muhteşem ötesi bir roman. Kalınlığı gözünüzü hiç korkutmasın. Gerçekten de rüzgar gibi geçip gidiyor sayfalar. Okurken çok keyif alacağınız bir roman. İçindeki mesajlar ise o kadar güzeldi ki tekrar tekrar okumak istediğim kitaplardan. Kitapla ilgili düşüncelerimi yazsam yazsam bitiremem. Çünkü çok kapsamlı bir konusu var. Ayrıca kapağına aldanıp da okumamazlık etmeyiniz. Kapağıyla alakası bile yok. Kitabı kavrayabilecek düzeye gelmiş her insanın okuyabileceği bir kitap bence. Şimdilik bu kadar diyerek yazımı burada sonlandırıyorum. Umarım buraya kadar okumuş ve keyif almışsınızdır. Kitabı şiddetle tavsiye ediyorum. Benim 2019 favorilerime girdi bile.
Puanım:5/5
1596 syf.
·76 günde·Beğendi·9/10 puan
Scarlet O’hara, Amerika’nın taşra diye tabir edilen Tara beldesinde doğup büyümüş ve klasiklerde genellikle karşımıza çıkan cefakar, melek kadar saf ve iyiliksever baş kadın karakter betimlemelerine hiç uymayan bir karakter.
Evet o da bir klasiğin baş kadın karakteri ama hiç de masum değil. Aslında kitap boyunca çok fazla acı yaşıyor; ölümler, savaş vs. fakat hiçbir zaman içindeki zengin olup herkese çalım satma ve ölümsüz aşkı Ashley’e ulaşma yolunda yaptığı kötülük ve adilikler son bulmuyor.
Rus ve Fransız dünya klasiklerinden yaptığım okumalarımın arasına kondurduğum bu Amerikan klasiğini, aslında biraz da Amerikan edebiyatını uzun ve bunaltıcı betimlemeler ve karakter tahlillerinden uzak gördüğüm, daha çok aksiyon ve olayların anlatımının ağırlıklı olduğu sürükleyici bir okuma tecrübesi için tercih ettim.
Sonuç olarak kitapta umduğum sürükleyiciliği bulamasam da, bu klasiği siz okurlara tavsiye edebilirim. İyi okumalar
736 syf.
·27 günde·Beğendi
Amerika iç savaşının anlatıldığı bu romanda, bir savaşın bir topluma ne kadar zarar verdiğini okudukça daha iyi anladim. Biz romanın başkahramanı Scarlett'in yerinde olsaydık bu savaş döneminde bu kadar mücadele edebilir miydik? Bu kadar çok zorluk varken, her şeyin eskisi gibi olacağına dair olan umudu bizde olur muydu?
Toprağımızı her şeyimizi vermek uğruna korur muyduk? Scarlett sadece toprağı için değil, aşkı için de savaştı. Sevdiklerinin daha mutlu yaşaması için elinden geleni yaptı. Yanlış verdiği kararlar, gerçek aşkını bulmada zorlasa da içindeki umut bitmedi. Gençliğini, eski rahat yaşamını, sevdiklerini kaybeden Scarlett'in; bu kadar zorluklar karşısında dimdik duruşu beni çok etkiledi.


Yazarın ilk ve tek romanının bu kadar başarılı olması beni şaşırttı. Kitap çok sürükleyici ve dili yalın. Sinemaya uyarlanan bu kitabı, okuma listenize almanızı tavsiye ederim. İyi okumalar :)
582 syf.
·Puan vermedi
Lise yıllarımda okuduğum, o yaşıma göre hiç de hafif kalmayacak bir kitap olmasına rağmen benliğimi, yolumu, yönümü etkileyen bir kitap oldu... baştacı kitaplarımdan birisidir
832 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Roman 2 cilltten oluşuyor. Hacimli olmasına rağmen kolay bir okuma sağlıyor. Akıcı ve canlı bir anlatımı var. Yazarın ilk ve tek romanı otobiyografik özellik taşıdığı ıddia ediliyor. Filme alınan roman uzun süre tüm zamanların en çok izlenen filmi olmuş. Romanın özelliğine gelince karşılık bulamayan bir aşk üçgeni eksenide Atlanta şehrininin kuruluş ve gelişim tarihi arka planda sunulmuş. Yine dönemin en önemli olayı olan Kuzey_Güney savaşı önemli yer tutuyor. Yine romandaki ailelerden birinin Abraham Lincoln' e suikast düzenleyen kişinin ailesi olması da ilgi çekici. Dönemin, 19. Yüzyılın ikinci yarısı, toplum yapısı ahlak anlayışı ve kadının toplumdaki konumu hakkında canlı tasvirler var. Sayfa sayısı gözünüzü korkutmasın çok akıcı ve etkileyici bir kitap bence mutlaka okunmalı.
800 syf.
·50 günde·10/10 puan
Insanın sevdiğine dürüst olması ne kadar önemliymiş meğer.. Bence her edebiyat sever bu kitabı okumalı.. 800den fazla sayfa olması ve puntosunun gercekten çok küçük olması okumak için elinize aldığınızda gözünüzü korkutabilir. Ancak birinci sınıf bir klasik.. heyecanın eksik olmadığı bir aşk üçgeni. Savaş ortasında kalan bu insanlar, varlıklı ailelerin yoksulluk ile mücadelesi. Amerika'da zenci ve beyazların arasındaki sınıf farkı gözler önüne seriliyor..
840 syf.
·12 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitabı Pulitzer ödüllü filmi ise 14 dalda Oscar adaylığı olup 8 dalda Oscar alan 20. yüzyılın en unutulmaz aşk ve savaş hikayesi: Rüzgar Gibi Geçti.
12 yıllık bir zaman dilimini anlatan 832 sayfalık kitabı 12 günde tadını çıkararak okudum ve her kelimeden, cümleden ve paragraftan aldığım zevki tarif etmem oldukça güç olacak. Kitap 2 yıldır kitaplığımda okunmayı bekliyordu, kalınlığı ve puntosunun çok küçük olması gözümü korkutuyordu ama artık zamanının geldiğini düşündüğüm için başladım ve okudum. İyiki okumuşum dediğim kitaplarımda en üst sıralarda yerini aldı.
Bu kitabı okuyana kadar Amerika tarihinde bu kadar savaş olduğunu bilmiyordum. Kuzey-Güney savaşları epey kanlı geçmiş. Güney'in kölelik düzenini savunması ve siyasileri sadece köle olarak görmesi Kuzey'in ise bu düzeni ortadan kaldırıp siyahilere demokratik haklar vermek istemesi kurgunun bir noktada ırkçılık üzerinden de dönmesini sağlıyor. Olayların geçtiği tarih 1862'den başladığı düşünülürse Güney'de siyahilerin demokratik haklarının nasıl kazanıldığını da detaylı bir şekilde okuma fırsatımız oluyor. Kitap 20. yüzyılın en büyük aşk kitabı olarak sunulsa da aslında savaş sahnesinde bir aşk hikayesi seyrediyoruz. Arka fonda da amerika tarihinin bir kısmına tanık oluyoruz. Bu açıdan kitabı Doktor Jivago'ya benzettim.
Karakterlerin hepsine zaman zaman kızsam da aslında yaptıklarının nedenlerini anlayınca bir noktada hak verdim. Şartların insanları şekillendirdiği dönemlerde hayatta kalma iç güdüsü her zaman ağır basıyor. Kitapta bu durum çok net bir şekilde işleniyor.
Güneyli, güzel ve akıllı Scarlett O'hara, romantik Ashley Wilkes ve gerçekçi, neşeli Rhett Butler kitabın başı çeken karakterleri ama onlara eşlik eden karakterler de oldukça etkileyici ve hafızama kazınan tiplerdi; bakınca çocuk gibi duran ama demir gibi güçlü bir karaktere sahip olan Melanie gibi veya geleneklerine ve ailesine son derece sadık siyahi Dadı gibi.
En kısa sürede filmini de izlemek istiyorum. Kitaptan aldığım heyecanı filmden de alacağımı düşünüyorum ki dünyanın en çok izlenen kült filmlerinden biri olması bu heyecanımı perçinliyor.
Sizi hiç unutmayacağım Scarlet, Rhett ve Ashley. 12 günümü çok zevkli kıldınız. Umarım başka bir dünyada çok mutlu olursunuz...
832 syf.
Amerikan iç Savaşı (1861-1865):ABD'nin Washington yönetimi ile bu ülkeden ayrılmak isteyen 11 Güney Eyaleti arasında yaşanmıştır. Aslında Abraham Lincoln'un başkan olmasıyla ve bunun ötesinde gelen köleliği kaldırma fikrinden mütevellit 11 Güney Eyaleti ayrılıp bağımsızlığını ilan etti. Sonuç olarak Birleşik devletlerin zaferiyle Güney'deki kölelik kalkarken, Güney'deki konfederasyon da yıkılmıştır.
Peki gerçekten de tek amaç tarımın daha yoğun ve tarımda daha verimli ürün alınan Güney topraklarında çalışan siyahi kölelere özgürlük vermek miydi? Yoksa Güneydeki siyahi köleleri özgürlük vaatleriyle sanayisi gelişmiş Kuzey'in fabrikalarında çok ucuza çalıştırmak mıydı? Elbette tarih ikincisini doğrulamıştır.
Savaştan önce Güney ve Kuzey eyaletler eşit zenginlikteyken savaştan sonra Güney kuru bir ekmeğe muhtaç hale gelmiştir. Özellikle özgürlük vaatlerine kanan birçok siyahinin nobran bir karakter kazanıp Güneydeki beyazlara saldırdığını da görürüz. Hmm acaba özgürlüğün tanımını yanlış mı anladılar ki!!
Kahramanımız Scara Ohara Güneyli zengin bir çiftlik sahibinin kızıdır. Kurallara sıkı sıkıya bağlı güzel bir annesi ve siyahi kölelerine çok merhametli davranan aynı zamanda toprağına çok sadık bir babası vardır. Hatta kitapta babasının Scara'ya söylediği şu söz bence çok anlamlıdır:Şunu hiçbir zaman unutma kızım,uğrunda savaşılmaya değecek tek şey topraktır. Çünkü sadece o kalıcıdır.
Savaştan sonra anne ve babasını kaybeden Scara, iki kız kardeşi ve kendisine sadık birkaç kölesiyle inanılmaz sefil bir hayat yaşar. Buna daha fazla dayanamayan Scara "Yemin ederim, bir daha aç kalmayacağım, bedeli ne olursa olsun" diyerek başka bir şehir olan Atlanta'ya gider ve bir kereste dükkanı açar. Daha çok para kazanmak için getirttiği zavallı mahkumları daha ucuza çalıştırır ve hatta ustaların onları kırbaçlamasına bile bazen göz yumar, kar uğruna. O zaman şunu sorarız kendimize"Bu kadar mütedeyyin ve temiz bir aileden gelen genç bir kız nasıl bu kadar acımasız ve kural tanımaz hale gelir? diye. Sanırım bunun cevabı şu olacaktır:Savaş sadece can veya mal kaybı değildir. Savaşın en yıkıcı tarafı, belki de sokakta yürüyen en masum bir insanın içindeki temiz duyguları yok edip içinde kin ve nefret uyandırmasıdır.
Bütün bu muğlak durumların içinde ve artık dejenere bir topluma doğru gidilen yolda Scara, Assley ve Rhet Butler aşk üçgenine takılıyor gözümüz. Zira Scara yıllardır Assley 'e aşıktır ya da öyle olduğunu zanneder ve bu uğurda birçok tehlikeye atılır. Rhet Butler ise Scara'ya aşıktır. Kitabın sonunda Scara koşarak Rhett Butler' a gelir"Rhett aslında ben yıllardır sana aşıkmışım, Assley'e değil şimdi fark ettim der. Özür diliyorum senden, bundan sonra çok mutlu olacağız der"der. Rhett Scara'ya döner :En büyük aşkların bile bir gün bitebileceğini duymadın mı Scara? der. Ve valizini alır gitmeye çalışır.
Scara :Ah Rhett. Ben sensiz ne yaparım, nereye giderim? Der.
Rhett 'in vereceği cevap ilginçtir. Arkasını döner ve şöyle der:Açıkçası canım, umurumda değil.




Tavsiye ederim, güzel kitap ve yazarın tek kitabıdır.
Elini kapının tokmağına uzattığı anda geri dönüp ona baktı.Sanki onun yüzünün ve vücudunun bütün hatlarını hafızasına iyice yerleştirmek ve beraber götürmek istiyordu.
Ah Ashley,seni o kadar seviyorum ki,sana yakın olabilmek için Virginia'ya kadar yaya yürüyebilirim!Yemeğini pişirir,çizmelerini boyar,atını tımar ederim.
Rhett onu kırık bir kalp, zedelenmiş bir gurur ve kederli bir muhayyele ile bırakıp gitmişti. Şimdi bütün bunlara bir de ümitsizlik ve karamsarlık eklenmişti...
Bazı insanlar vardır, kırık bir şeyin parçalarını bir bir toplayıp yapıştırırlar; sonra bu tamir görmüş şeyi yeni sanmaya uğraşırlar. Ben öyle adam değilim. Kırılan kırıldı artık.Kendi hesabımı ikide bir kırık, çatlak, yama yerlerini göreceğime, kırılan şeyin eski güzel halini hatırlamayı tercih ederim.
Savaşı baslatanlar onu kutsal yapmazlarsa kim savaşa gidecek kadar aptal olur ki? Gerçekte bütün savaşlar, para kavgasıdır.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Rüzgar Gibi Geçti
Baskı tarihi:
1958
Sayfa sayısı:
582
Format:
Karton kapak
Orijinal adı:
Gone With the Wind
Dil:
Türkçe
Yayınevi:
Altın Kitaplar Yayınevi

Kitabı okuyanlar 1.194 okur

  • Kübra Gençoğlu
  • Esranur Aydın
  • Ayşin Korucu
  • NEZAHAT ilem
  • Cansu işte amk
  • Rana ERTUNA
  • Güllü Savascı
  • Nuran Uzun Turan
  • Emine Stc
  • Əfruzə Qurbanzadə

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%2.7 (11)
9
%1 (4)
8
%1.2 (5)
7
%0.7 (3)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları