Rüzgar Gülü

7,1/10  (7 Oy) · 
17 okunma  · 
5 beğeni  · 
533 gösterim
Halil Cibran'ın 2. eseri olma özelliğini taşıyan kitap aynı zamanda yazarın sanatının gelişmesinin de habercisidir. Eseri farklı bir tarzla kaleme alan yazarın anlatımda sergilediği ustalık okuyucuyu derinden etkiliyor. Neyin habercisi olduğunuza karar verme zamanı...

"Gerçek olan şu ki: Biz her zaman kendi habercilerimizdik ve bundan sonra da her zaman kendi habercilerimiz olarak kalacağız. Topladıklarımızın ve toplayacaklarımızın hepsi el değmemiş tarlalarda hayat bulacaklar. Biz tarlalarda; hem çiftçi, hem toplanan, hem toplayanız.

Sen siste dolanan bir arzu olduğun zamanlar ben de aynı siste dolanan bir arzu olarak oradaydım. Sonra birbirimize aktık ve isteklerimizden düşlerimiz doğdu. Ve o düşler sınırsız zamandı ve ölçüsüz boşluktu."
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ağustos 2013
  • Sayfa Sayısı:
    112
  • ISBN:
    9789944979931
  • Çeviri:
    A. Erkin Köylügil
  • Yayınevi:
    Avrupa Yakası Yayınları
  • Kitabın Türü:

Kitaptan 9 Alıntı

rüzgar gülü

rüzgârgülü rüzgâra dedi ki, "çok sıkıcısın ve monotonsun! yüzümden başka bir yerde esemez misin? tanrı'nın bana bahşettiği dengemi bozuyorsun."

ve rüzgâr sessizliğini korudu, sadece boşlukta gülümsedi.

Rüzgar Gülü, Halil Cibran (Sayfa 80)Rüzgar Gülü, Halil Cibran (Sayfa 80)

ve sen yaşamın titreyen dudaklarında sessiz bir söz olarak durduğun zamanlar ben de başka bir sessiz söz olarak aynı yerdeydim. sonra yaşamın dudaklarından dökülen bir cümle olduk, biz dünün anıları ve yarının arzularıyla kavrulan çağlara indik; çünkü dün fethedilen şey ölümdü ve yarın ardına düşülen doğum olacak

ve şimdi biz tanrı'nın ellerindeyiz. sen onun sağ elinde ki bir güneşsin ve ben de sol elinde ki bir dünyayım. ancak güneş olman bile benden daha fazla parlamanı sağlamıyor

ve biz; güneş ve dünya, daha büyük bir güneşin ve daha büyük bir dünyanın başlangıcıyız.

ve her zaman başlangıç olacağız.

sen kendinin habercisisin, bahçe kapısının aralığından içeri sızan yabancısın sen.

ve bende her ne kadar o bahçede ağaçlarının gölgesinde oturan ve hareketsiz bir halde gözüken biri bile olsam, kendimin habercisiyim.

Rüzgar Gülü, Halil Cibran (Sayfa 55)Rüzgar Gülü, Halil Cibran (Sayfa 55)

yüreğimin derinlerinden

kalbimin derinliklerinden bir kuş yükseldi ve göğe doğru kanat çırptı. yükseğe, daha yükseğe çıktı, büyüdü, daha da büyüdü.
önce bir kırlangıç gibiydi, sonra bir tarlakuşu oldu, sonra bir kartal, sonra bir ilkbahar bulutu kadar büyüdü ve sonra yıldızlı göklerin tamamını kapladı.
yüreğimden gökyüzüne bir kuş uçtu. ve uçarken büyüdü. ama hala yüreğimden çıkmadı.
ey benim inancım, benim yabani bilgim! senin yükseklerine nasıl uçacağım ve gökyüzüne yazılmış olan insanın benliğini nasıl anlayacağım?
içimdeki bu okyanusu nasıl buhara dönüştüreceğim ve sonsuz boşlukta seninle nasıl hareket edeceğim?
tapınaktaki tutuklu, onun altın kubbelerini nasıl görür?
bir meyvenin göbeği nasıl olurda meyveyi kuşatır?
ey benim inancım! bu gümüşten ve fildişinden parmaklıkların ardında zincirliyim ve seninle birlikte uçamıyorum.
yüreğimden göğe doğru yükseliyorum yine de, seni yüreğim tutuyor ve ben huzur bulacağım.

Rüzgar Gülü, Halil Cibran (Sayfa 81)Rüzgar Gülü, Halil Cibran (Sayfa 81)

bilgi ve yazı-bilgi

nehrin kıyısında yüzen bir kütüğün üzerinde dört tane kurbağa oturuyordu. kütük birden akıntıya kapıldı ve yavaşça nehrin aşağısına doğru sürüklenmeye başladı. kurbağalar memnundular ama meraklanmışlardı, çünkü daha önce hiç gemi yolculuğu yapmamışlardı. bir süre sonra birinci kurbağa konuştu ve dedi ki, "bu gerçekten harika bir kütük. sanki canlıymış gibi hareket ediyor. daha önce hiç böyle bir kütük görülmemiştir."
sonra ikinci kurbağa konuştu ve dedi ki, "hayır, dostum, kütük, diğer kütükler gibi ve hareket etmiyor. hareket eden nehir, nehir denize doğru akıyor ve bizi de kütükle birlikte sürüklüyor."
ve üçüncü kurbağa konuşup dedi ki, "ne kütük ne de nehir hareket ediyor. hareket eden bizim düşüncelerimiz. çünkü düşünce olmadan hiçbir şey hareket etmez."
ve üç kurbağa aslında neyin hareket ettiği konusunda tartışmaya başladılar. kavga giderek hararetlendi ve gürültü arttı, ama bir türlü an-laşmaya varamadılar.
bunun üzerine o zamana kadar sessiz kalıp dikkatle onları dinleyen dördüncü kurbağaya döndüler ve onun fikrini sordular.
ve dördüncü kurbağa dedi ki, "her biriniz haklısınız ve hiçbiriniz hatalı değilsiniz. kütük, su ve düşüncelerimiz, hepsi hareket ediyor."
ve üç kurbağa çok sinirlendiler, çünkü hiçbiri kendisinin tamamen haklı ve diğer ikisinin tamamen haksız olduğunu kabul etmeye yanaşmıyordu.
sonra garip bir şey oldu. üç kurbağa birleşip dördüncü kurbağayı kütüğün üstünden nehre ittiler.

Rüzgar Gülü, Halil Cibran (Sayfa 86)Rüzgar Gülü, Halil Cibran (Sayfa 86)

''fakat benim en büyük acım bedensel değil. içimde büyük bir şey var... onu öteden beri biliyorum ama dışarı çıkaramıyorum: bütün bu şeyleri yapan küçük birini oturup seyreden yüce sessiz bir benlik.''

Rüzgar Gülü, Halil Cibran (Sayfa 40)Rüzgar Gülü, Halil Cibran (Sayfa 40)

aslanın kızı

tahtının üstünde uyumakta olan yaşlı kraliçeyi dört kölesi yelpazeliyordu. kraliçe horluyordu. kraliçenin kucağında bir kedi, mırıldanarak ve miskin miskin kraliçeyi yelpazeleyen kölelere bakarak yatıyordu.
ilk köle konuşup dedi ki, "bu yaşlı kadın uyurken yüzü ne kadar da çirkin bir hal alıyor, bak çenesi aşağı düşüyor ve sanki şeytan onu boğazlamışçasına nefes alıyor.''
bunun üzerine kedi mırıldandı, "o uykusundayken bile sizin uyanık köleliğinizin yarısı kadar çirkin değil."
ve ikinci köle dedi ki: "uyku bu yaşlı kadının kırışıklıklarını derinleştireceği yerde düzeltecek sanırsın. kâbus görüyor olmalı."
ve kedi mırıldandı: "sizde uyumalı ve özgürlük düşleri görmelisiniz."
ve üçüncü köle şöyle dedi. "kim bilir belki de rüyasında canına kıydığı insanlar sıra sıra gözlerinin önünden geçiyordur."

ve kedi mırıldandı, "evet, sizin dedelerinizin ve hatta doğacak torunlanmzın bile hepsini görüyor."
ve dördüncü köle dedi ki, "bu yaşlı kadın hakkında konuşmak güzel ama ayakta dikilip yelpaze sallamaktan yorulmama bir son vermiyor."
ve kedi mırıldandı, "ömrünün sonuna kadar yelpazelemeye devam edeceksin hatta öbür dünyada bile."
o anda yaşlı kraliçe uyurken başını oynattı ve tacı yere düştü. ü
ve kölelerden biri dedi ki, "bu kötüye işaret."
ve kedi mırıldandı, "birinin kötü işareti bir başkası için iyidir."
ve ikinci köle dedi ki, "birden uyanır ve tacını yerde görürse! O zaman hepimizi öldürür."
ve kedi mırıldandı, "dünyaya geldiğinizden beri sizin her gün öldürüyor farkında bile değilsiniz."
ve üçüncü köle dedi ki, "evet, bizi öldürür ve sonra da tanrılara kurban ettiğini söyler."
ve kedi mırıldandı, "tanrılar için sadece güçsüz olanlar kurban edilir."
ve dördüncü köle diğerlerini susturdu ve tacı yerden alıp uyandırmadan, usulca yaşlı kraliçenin başına koydu.

ve kedi mırıldandı, "düşen bir tacı sadece köle olan biri yerine koyar." bir süre geçtikten sonra yaşlı kraliçe uyandı, kafasını kaldırıp etrafına bakınarak esnedi. sonra dedi ki, "sanırım bir rüya gördüm, bir akrep yaşlı bir meşe ağacının gövdesinde dört solucanı yakalamaya çalışıyordu. rüyamdan hiç hoşlanmadım."
sonra gözlerini kapattı ve tekrar uykuya dalarak horlamaya başladı. Ve dört köle onu yelpa-zelemeye devam ettıler.
ve kedi mırıldandı, "siz yelpazelemeye devam edin aptallar. sizi kül edecek ateşi yelpazeliyorsunuz."

Rüzgar Gülü, Halil Cibran (Sayfa 67)Rüzgar Gülü, Halil Cibran (Sayfa 67)

plütokrat

yolculuk ettiğim günlerden birinde bir adada başı insana benzeyen, ayakları demirden olan koca bir yaratık gördüm, toprak yiyip deniz içiyordu. uzunca bir zaman onu uzaktan izledim. sonra yanına yaklaşıp, "hiç doymayacak mısın, açlığın hiç dinmez, susuzluğun hiç geçmez mi?" diye sordum.

ve bana şöyle cevap verdi, "evet, doydum. hayır, daha doğrusu yiyip içmekten yoruldum; ama yarın yiyecek toprak ve içecek deniz bulamam diye korkuyorum."

Rüzgar Gülü, Halil Cibran (Sayfa 72)Rüzgar Gülü, Halil Cibran (Sayfa 72)

daha büyük benlik

bu olay gerçekten yaşandı. babil kralı nufsibal tacını giydikten sonra yatak odasına çekildi; kral yatak odasını üç münzevi büyücüsüne döşetmişti. odanın ortasında durdu ve artık kendisinin babil'in tek hükümdarı olduğunu düşündü.
arkasını döndüğünde annesi tarafından hediye edilen gümüş aynadan birden çıplak bir adam çıktı.
kral korktu ve adama, "ne istiyorsun?" diye bağırdı.
ve çıplak adam cevap verdi, "öğrenmek istediğim sana neden taç giydirdikleridir?"
ve kral, "çünkü ben ülkedeki en asil adamım." diye cevapladı.
o zaman çıplak adam, "daha asil olsaydın kral olmayı kabul etmezdin." dedi.
ve kral dedi ki, "ülkedeki en güçlü adam ben olduğum için bana taç giydirdiler."
ve çıplak adam dedi ki, "daha güçlü olsaydın kral olmayı kabul etmezdin."
bunun üzerine kral, "en akıllı adam ben olduğum için bana taç giydirdiler." dedi.
ve çıplak adam dedi ki, "daha akıllı olsaydın, kral olmayı seçmezdin." bunun üzerine kral yere çöktü ve acı acı ağlamaya başladı.
çıplak adam krala doğru eğildi. Sonra tacı yerden aldı ve şefkatle onun başına yerleştirdi.
ve krala sevgiyle bakarak aynaya girdi.
bir an sonra kral kendini toparladı ve aynaya baktı. ve orada sadece başında tacıyla kendisini gördü.

Rüzgar Gülü, Halil Cibran (Sayfa 73)Rüzgar Gülü, Halil Cibran (Sayfa 73)

sevgi

çakalla köstebek için derler ki,
aslanın susuzluğunu gidermek için geldiği,
aynı ırmaktan su içerler.

ve derler ki; kartalla akbaba,
sivri gagalarını aynı leşe sokarlar,
ve birbirleriyle barış içinde olurlar,
bir leş bulduklarında.

ah! sevgi ki, onun ilahi elleri,
arzularımı bastırır,
açlığımın ve susuzluğumun üzerine çıkar.
itibar ve haysiyet adına,
beni güçlendirme,
yenilenecek ekmek ve içilecek şarapla,
ki onlar zayıf benliğimi ayartırlar.

Onun yerine açlıktan öldür beni,
ve yüreğimi susuzlukla kavur,
ve beni yok et, öldür,
elimi uzatmadan önce,
senin doldurmadığın bir fincana,
ya da takdis etmediğin bir kadehe.

Rüzgar Gülü, Halil Cibran (Sayfa 61)Rüzgar Gülü, Halil Cibran (Sayfa 61)