Rüzgarın Şarkısını Dinle

·
Okunma
·
Beğeni
·
8,8bin
Gösterim
Adı:
Rüzgarın Şarkısını Dinle
Baskı tarihi:
Mayıs 2018
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
6050948240
Kitabın türü:
Çeviri:
Ali Volkan Erdemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
DOĞAN KİTAP
Baskılar:
Rüzgarın Şarkısını Dinle
Hear the Wind Sing
Herkes yürekten verdiğinin karşılığını alır.
Kesinlikle güzel biri değildi. Ancak “güzel biri değildi” demekle ona haksızlık etmiş olurum. “O, kendine yakışır güzelliğe sahip biri değildi” demek daha doğru bir ifade olur.Tek bir fotoğrafı var bende. Fotoğrafın arkasında tarih ve not da var; 1963 Ağustos. Başkan Kennedy’nin başından vurulduğu yıl. Yazlık bir yerlerde gibi, sahildeki dalgakırana oturmuş, biraz keyifsiz bir şekilde gülümsüyor.
Saçı Jean Seberg modelinde kısacık kesilmiş, kırmızı çizgili kumaştan, uzun kollu bir elbise giymiş. Hem biraz tuhaf, hem de güzel görünüyor. İnsanın yüreğine dokunan bir güzellik bu. Kız arkadaşımın neden öldüğünü kimse bilmiyor. Kendisinin bilip bilmediğinden de şüpheliyim nedense.
Haruki Murakami’nin yirmili yaşlarının sonunda yazdığı, çevrilmesine yıllar sonra izin verdiği ilk romanı Rüzgârın Şarkısını Dinle Murakami okurlarını şaşırtacak ipuçlarıyla dolu…
168 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Dikkat Spoiler İçerir !
Kitabı da sevdim ama kitabın sonuna geldiğimizde kitabın yazılış öyküsünü daha çok sevdim. Yazara aniden gelen “yapabilirim” arzusunu, bu arzunun peşinden gitmesini ve en çok da elindeki tek kopyayı yarışmaya göndermiş ve kazanmış olmasını. Ya kazanamasaydı, o zaman bugün bu koltukta maruki’yle hiç tanışamazdık, neyse ki kazanmış ve tam zamanlı yazarlık hayatına başlamış. Henüz 20li yaşlarındayken yazdığı bu ilk romanıyla tanışmış oldum kendisiyle. Kitap beni başından itibaren şaşırttı. Bir kitap nasıl bu kadar dağınık yazılmasına rağmen insanı içine bu kadar alabilir, hiçbir yerden gelmeyen hiçbir yere de bağlanmayan bu hikayeler insanı nasıl derinliklerine indirebilir, hikayenin aniden bir yerde bitmesine rağmen insanda nasıl bir tamamlanmışlık duygusu oluşturabilir, çok ilginç. Yazarın diğer kitaplarını da okumak için sabırsızlanıyorum.
168 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
2018 yılının Ramazanı, unutmam genelde ramazan akşamlarını ve gecelerini. Yine oturmuş koltuğuma kitabımı okuyor, ara sıra ona buna salça olmakla zamanımı öldürüyordum. Saat çılgınca* ikiyi gösteriyordu. Normalde her zaman telefonumun sesi kısıktır, pek sevmem beklenmedik gürültüleri. Ancak elimdeyken telefon “Leyla,” “Cep,” “Anımsat,” “Mesaj,” “Reddet” ve “Kabul et” yazılı haneleri yansıdı ekranıma, birkaç saniye bekledikten sonra yeşil renk “Kabul et” butonunda parmağımı kaydırdım.
“Haaa,” dedim.
“Uyuyor musun? Sahildeyiz. Eniştemlerle geldik,” dedi
“Uyumuyorum. Eeee ne yapayım,” dedim.
“Sahaf sergi açmış, sana kitap almak istiyorum,”
“Ayy canım benim. Çok iyiyim tabi, sen nasılsın, eniştenler nasıl? Ne iyi ettin de aradın,” dedikten sonra hemen aklımdan geçirdim acaba kaç kitap alacak diye.
“İstediğin bir şey var mı?”
“Bilmem, aklımda şuan yok.”
Başladı kitap isimlerini saymaya. Aşağı yukarı en az otuz kitap isminden sonra
“Aaa yeter,” “Olum! Hepsini okudun ya da elinde var.”
“İyi tamam, Simyacı al. Okudum ama elimde yok. Belki yeniden okumak isteyebilirim.”
“Tamam, sen nasıl istersen,” dedi Leyla.
Sonra nasıl olduysa, “Bak, Rüzgârın Şarkısını Dinle de var” dedi.
Hemen “kitabın kapağı turuncu, kırmızı, mavi ve Doğan Yayınlarımı” dedim.
“Evet” dedi.
“Tamam. Onu al,” dedim.

Kitabın bana ulaşması da aşağı yukarı üç gün sürmesiyle elime ulaştı. Okuyup, bitirmek ise bu güne kaldı. Teşekkür ederim “Leyla.”

Haruki Murakami Japon asıllı ve büyük bir okuyucu kitlesine sahip güçlü bir kalemdir. İncelediğimiz kitabı ise ilk eseridir. Kitabın enteresan öyküsünü ise kendi ağzı ile kitabın sonunda bizlere aktarmaktadır. İlk eserini otuzlu yaşlarında yazmış ve birkaç zaman sonra tam zamanlı yazar olmaya karar verip, eserlerini sıralamaya başlamıştır.

Rüzgârın Şarkısını Dinle adlı eserimizin bir konusu yok desek sanırım doğru söylemiş oluruz. 1960’lı yılları hikâye eden yazarımız çok küçük bir zaman diliminde kahramanımızın başından geçen olayları anlatıyor. Hikâye kahramanımızın ağzından çıkmaktadır ve genellikle karakterlerin bir isimleri yoktur. Tamamı birinci tekil şahıs ile hikâye edilmiştir.

Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen aşırı derece akıcı ve sürükleyici olması eserin güzelliğine güzellik katıyor. Sıkmadan okurun okumasını, meraklanmasını sağlıyor. Özellikle radyo spikerine kitabında yer vermesi ve yayın akışını paylaşması benim çok hoşuma gitti.

Ayrıca kitaptan öğrendiğim bilgi ise; Japonya’da okullar bahar ayında başlarmış, (gerisi internetten edindiğim bilgidir.) yani okul 1 Nisanda başlar, 31 Martta biter. Bir tane yaz tatilleri ve iki adet kışa denk gelen sömestrleri varmış. Acaba bizde neden böyle bir eğitim sistemi yok. On yaşlarına kadar hiçbir öğrenci sınava tabi tutulmaz ve kişiliklerinin oturmaları beklenirmiş. Bu kadar baskıya rağmen Japonya’da okuma oranı %99’dur. Harikulade bir oran. Acaba bizde neden böyle bir sistem yok, sanırım biz çok rahat bir milletiz. “Gerek yok biz okumadan da çözeriz işimizi.”

Sözün özü evet güzel bir kitap okudum. Sizlerin de okuması için tavsiye edebilirim.

Sevgi ile kalın.

*Çılgınca ikiyi göstermek. Sahibi olduğum duvar saatinin birden on ikiye kadar rakamlarının her biri bir ifade ile gösterilmektedir. İkinin kısmeti ise çılgınca olmasıdır. Bu sebeple saatim ikiyi çılgınca göstermektedir.
168 syf.
Herkese Merhaba

Rüzgarın Şarkısını Dinle, Murakami'nin yazdığı ilk eser olduğu gibi benim de Murakami ile tanıştığım kitaptı.
Kitabın konusundan bahsetmek zor çünkü belli bir konusu yok. Yani yazar izlenimlerini içinden geldiği gibi aktarmış. Dili son derece akıcı ve insanı sıkmıyor.

Kitapta çok fazla karakter yok ama karakterler arasındaki diyaloglar çok güzel.
Murakami ; "Herkesin bildiği bir şeyler üzerine
roman yazmanın ne anlamı olabilir ki?" diyerek aslında bizlere kendi tarzını ve özgünlüğünü anlatmak istiyor.

Bu kitapta hoşuma giden çok sayıda satırı çizdim ve bu satırları tekrar tekrar okumak kesinlikle keyif verecek bana.

Herkese keyifli okumalar.
168 syf.
·4 günde·9/10
Murakami’nin ilk kitabı ve yirmili yaşlarının sonunda yazdığı bir kitap. Dağınık bir kitap da diyebiliriz, ucu açıkta kalan şeyler klasik Murakami kitaplarına göre daha yüzeysel işlenip daha yüzeysel şekilde açıkta bırakılmış. Her ne kadar okunması keyifli, karakterlerin içine girebiliyor olsak da kitapta olan acemilik de rahatlıkla fark edilebiliyor ama fark edilen bu acemilik Murakami’nin acemiliği, daha hem yaşı çok genç hem de ilk romanı olmasının yanında beyzbol maçında aklına “Ben de roman yazabilirim” düşüncesinin gelip kağıt ve kalem alışverişi sonrası yazmaya başladığı bir kitap, yani bu kitabı Murakami’den değil de farklı bir yazardan okumuş olsaydım acemilik vs. demeyip eminim ki çok farklı, değişik bir kitap okudum diye yorum yapar olurdum. Bundan ötürü de olacak ki Murakami senelerce, 79 yılında yazdığı bu kitabı senelerce çevrilmesine izin vermeyip yakın bir zamanda çevrilmesine izin veriyor ve bu acemiliğin belli olduğu güzel kitabı bizler de ancak okuyabiliyoruz.

Dağınık roman dedim ya ama dediğim gibi de başka bir yazardan okusam çok daha farklı yorumlar yazacağım bir roman, bariz bir şekilde Murakami’nin devam kitaplarında büyük bir yazar olacağının da göstergesi. Murakami kitabın sonundaki sonsözünde zaten kitabı bir yarışmaya gönderdiğini ve kaderinin bu yarışma sayesinde değiştiğini söylüyor. Elindeki tek taslağı bu kuruluşa gönderiyor ve eğer kazanamasaydım o kuruluşun dereceye girmeyen taslakları geri göndermediğinden dolayı yazarlık kariyerim bitebilirdi diyor, yani demem o ki dağınık bir kitap olarak gözükse de bir yarışmada dahi Rüzgarın Şarkısını Dinle farklılığını ortaya koymuş, yani başka bir yazardan okusaydım benim diyeceğim o farklı yorumları bir ilk kitap olduğu için, yeni bir yazar olduğu için o kuruluş Murakami’nin bu kitabına bu bakış açısını oluşturabilmişler.

Murakami hayranı ve birçok kitabını okuduğum için de kitap içinde birkaç bir şey dikkatimi çekti, zaten sağlam Murakami okurlarının fark edebileceği ve düşünebileceği şeyler bunlar. Mesela, Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu ‘ndaki karakterimiz cebindeki bozuk paraların sayısının ve adetlerini sürekli olarak bilmesi ve bunun üzerine de konuşmasıydı. Bu kitapta da karakterimiz bir yerde buna benzer bir diyalog içinde bulunuyor, sanki Haşlanmış Harikalar Diyarı’nda Murakami ilk romanına selam göndermiş gibi. Başka bir konuda da Murakami’nin en sevdiğim kitaplarından olan Renksiz Tsukuru Tazaki'nin Hac Yılları ‘da da metroda bir kutu içinde kesilmiş bir parmak bulunuyor ve bu parmak konuya hiçbir şekilde etki etmeyecek şekilde ara bölümde geçiyor, ne öncesi hakkında ne de sonrası hakkında en ufak bir şekilde bilgi veriliyor, sadece kutu içinde kesilmiş bir adet parmak bulunuyor ve kısa olarak da konusu geçiyor. Bu kitabında da kadın ana karakterimizin bir parmağının kesik olduğunu okuyoruz, aslında sevilen bir karakter olduğu için de bu kadın karakterimize Murakami yine kendi okuruna küçük bir sürpriz ve ilk kitabına da selam gönderme yapmış diyebiliyorum.

Kitap içinde yine bol bol müziklerden ve Amerika ile Avrupa edebiyatından bilgiler okuyoruz. Murakami neler seviyorsa bizlere de merak uyandırıcı şekilde okutmayı çok başarıyor. Yine kitap içinde geçen müziklerin hepsini açıp dinledim ve Murakami’nin müzik bilgisine, müzik sevgisine hayran oldum. Genel olarak kitabı sevdim, güzel kitap. Murakami sevenlerin zaten kesinlikle okuyacağı bir kitap. İlk kez okuyacakların da farklı bir okuma için deneyebilecekleri bir kitap olabilir diye düşünüyorum.
168 syf.
·7 günde·Puan vermedi
Bu kitabı, son birkaç aydır neredeyse okuduğum her kitabı yarım bıraktığım konusunda babama yakındıktan sonra bana “al, bunu oku” diye getirmesi üzerine bir anda okumaya başladım.
Ve açıkçası muhtemelen kitaptaki ana karakterin yaşına yakın olmamamdan, belki de daha önce hiç Haruki Murakami okumamamdan ya da gerçekten anlayacak olgunlukta bir yaşta olmamamdan ötürü kitabı tam olarak kavrayamadım, pek bir şey anlamadım.
Kitap hakkında biraz bilgi sahibi olabilmek için kitabı bitirdikten sonra anlamış olabilecek kişilerin incelemelerini okurken Tayfun abinin incelemesinden yazarın ilk kitabı olduğunu öğrendim. Ve onun da dediği gibi gerçekten kitabın tam bir konusu olmadığını fark ettim.
Kitabın içinde arada isimleri, alıntıları geçen kişiler bulunması, araştırınca onlar hakkında bilgi sahibi olabilmem ya da bu sayede yeni şarkılar keşfetmem gerçekten kitabın en sevdiğim yanıydı.
Bu kitap benim, kavradığım kadarıyla sevmeme rağmen, yaşım dolayısıyla “keşke birkaç yıl sonra okusaydım” dediğim kitaplardan oldu. Birkaç yıl sonra okusaydım muhtemelen kitabı daha iyi kavrar, içindeki duyguları hissedebilirdim. Belki birkaç yıl sonra tekrar okurum...
168 syf.
·1 günde·8/10
Murakami’nin 20’li yaşların sonlarında yazdığı ve uzun bir süre başka dillere çevrilmesine izin vermediği ilk eseri. Daha ilk satırından itibaren Murakami okuduğunuzu hemen hissettiriyor bu kitap size.

Çok fazla trajedi beklentisi olanlar bu kitabı okumasın. Çünkü Murakami trajik olaylara çok fazla girmiyor ama olayları yalınlaştırarak, sunmak istediği fikirleri hakkını vererek yansıtıyor insana. Daha çok yalnızlık, sıkılmak, kaybediş, içki, gençlik, arayış ile ilgili bir takım denemeler yapıyor.

Ayrıca bu yazar, “Yargılama Metodu” ile değil “İrdeleme Metodu” ile okunmalı kanımca. Çünkü bu kitapta koskocaman bir bilinmezlik mevcut. Olayların nerede, ne zaman, nasıl başladığını çoğu zaman bilmeden başlıyorsunuz okumaya. Zaten kitabın öyle bir derdi de yok. Siz siz olun, kitabı okurken anı yaşayın. Geçmişe ve geleceğe dönük düşüncelere dalmayın.

Yazara yazma nedeni sorulduğunda cevabı gayet sade; “Sıkıldım!”

İşlerinden kalan zamanlarda mutfağa geçip gece yarısından sabaha kadar yazıyormuş. Yazdıklarını beğenmez, baştan yazar, asla vazgeçmezmiş.

Milliyetçi olan Japonlar, yazarı kendi kültürlerini eserlerinde fazlaca yansıtmadığı için eleştirseler de, kendine has tarzından dolayı yoğun bir ilgi gösteriyorlar.

Yazarın yazmaya başlama serüveni okuyanların ilgisini çekiyor ve yazmaya niyetli okura bir yol ve yön gösteriyor. Kitap şu ifadeyle başlıyor; “Kusursuz metin diye bir şey yoktur.” Bu şu anlama geliyor; “İnsan yazmalı! Yazdığı şeyler de kusur arayanlar asla başarılı olamazlar...”

Saygılarımla…
168 syf.
·1 günde·9/10
#okudumbitti
Harika bir kitap ile anasayfanızdayım.‍️ Haruki Murakami’den okuduğum ikinci kitap oldu. Gerçekten akıcı ve sade bir dili var. Rüzgarın Şarkısını Dinle kendisinin yazmış olduğu ilk kitap. Belirli bir olay örgüsü yok. Belirli bir son yok. Ama bunlara rağmen güzeldi. Yazarın ilk kitabı olması sebebiyle , acemiliği çok belli. Ama okunmaya değer. Zaten Murakami de bu acemiliğin farkında olmalı ki , kitabın çevrilmesine uzun bir zaman izin vermemiş. İçeriğe biraz girecek olursam ; Kitabın baş kahramanı ( adını bilmiyoruz, hiç bir karakterin adı yok kitapta ) ve arkadaşı fare sürekli J’nin barında buluşur, bira içerler. Karakterimiz Tokyo’da üniversite öğrencisidir. Hemde biyoloji öğrencisi 🤓Bu detay beni ayrı cezbetti doğrusu.Yazları ailesinin yanına döner. Kitap yaz tatilinin 18 günlük dilimini konu alır. Ve arada geçmişe de döner. Geçmişde anlatılanların da şu an anlatılanların da ucu açık bırakılmıştır . Bunu bence okuyucun hayal gücüne bırakmış olmalı. Yani kitap bu şekilde beyler bayanlar . Eğer kitabı büyük beklentilere girerek, giriş-gelişme ve sonuç bölümleri bekleyerek okumazsanız zevk alacağınızı düşünüyorum. Kitap hakkında biraz fikir vermeyi becerebildiysek ne ala ️ Keyifli okumalar dilerim. Mutlu haftasonlarını ‍️
168 syf.
·1 günde·Beğendi·7/10
Bu kitap Haruki Murakami'nin yazar olması gerektiğini hissettiği anda yaşadığı aydınlanma sürecinden sonra kaleme aldığı ilk romanı. Benim de Murakami'den okuduğum ilk kitap.

Öncelikle Murakami'nin ilk kitabı olduğundan kendi üslubunu tam oturtamadığını düşünüyorum (kendisi sarsak kelimesini ilk yazdığı kitapları tanımlamak için doğru kelime olduğunu düşünüyor) ya da böyle yazmak istediği için yazdı. Yine de ben kitabı beğendiğimi söyleyebilirim. Yazar kitapta yanılmıyorsam iki kere yaşamla ölümün eş olduğunu hatırlatıyor. Zaten ufak araştırmalarım sonucu Murakami, ölüm ile ilgili düşüncelerini yer yer kitaplarında konu almış , bu kitapta da olduğu gibi.

Bir günde kolaylıkla okuyabileceğiniz ama bence okumazsanız bir şey kaybetmeyeceğiniz sadece hoş vakit geçirebileceğiniz bir roman olduğunu düşünüyorum. Yazarın başlangıç kitabı olarak seçilebilir, kaleminin nasıl geliştiğini de gözlemlemek daha zevkli olur daha farklı bir hava katar.

Devam kitabı olan Pinball'ı merak ediyorum Türkçe'ye çevrildi mi bilmiyorum.

Dediğim gibi çok beğenilmiş ve başarılı bu yazarın diğer kitaplarını da merak ediyorum.

sevgiyle ve sağlıkla kalın ♡♡♡

Rüzgarın Şarkısını Dinle Haruki Murakami
168 syf.
·2 günde·7/10
Yazarla tanışmama vesile olan Rüzgarın Şarkısını Dinle,
Aslında hepimizin sahip olduğu hayatların olağanlık seviyesini çok da aşmayan bir yaşantı içinde yirmili yaşlarda bir gencin başından geçen bir takım olayları anlatıyor. Yazar, içerik olarak size bir burukluk eşliğinde ilginç tesadüfler, sağlam dostluklar, kaybedişler ve mutlu sonlar sunuyor.
Genel olarak anlaşılır bir dili olan yazarın samimi bir dili olduğu kanaatine vardım. Kitap da şematik olarak akıcı bir şekilde dizayn edilmiş.
İlk tanışmamızdan sonra yazarın diğer kitaplarını okuma isteği uyandı. Ben beğendim.
168 syf.
·2 günde·Beğendi
Okudum bitirdim ve beğendim. İlgimi çeken bir yazar hep olmuştur hayatı başarısı.. Kendime kitap almak için gittiğim kütüphanede kitap seçerken 'Rüzgarın şarkısını dinle' de vardı. İlgimi çekti bende aldım ve okudum. Yazarının ilk eserini okumak ta keyifli. Ilk eseri olmasına rağmen güzel. Dili sade ve basit okuyucunun keyif alacağını tahmin ediyorum. Okurken keyif aldım sıkmadı beni bazı kitaplar gibi.. Okuyucuların okumasını dilerim...
168 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10
"Rüzgârın Şarkısını Dinle" Murakami'nin ilk romanıymış, ya da kendi tanımıyla bir "novella". Kitabı elime almam biraz ani geliştiği için hakkında bu bilgilere sahip değildim. Küçük bir araştırma yapmasaydım da Murakami'nin eserin sonuna yerleştirdiği samimi sunuşu okuyana kadar haberim olmayacaktı. Samimi olduğunu özellikle belirtiyorum çünkü, Murakami'nin eseri hakkında hissettikleri de en az eseri kadar içten ve samimi. Bu içtenlik ve samimiyet sonucu eserin başından sonuna kadar üzerimde bir "Çavdar Tarlasında Çocuklar" hissi oluştu. Anlatımı ve konusu açısından az da olsa Salinger'ın unutulmaz eserini çağrıştıran bir roman bu. Fakat çok daha farklı bir atmosfere sahip. Bir sonbahar havası bu esere çok yakışabilir. Kitapları bazen hava şartlarıyla bazen de renklerle birleştiriyorum kafamda. Bunu neden yaptığımı ve ne zaman başladığımı bilmiyorum, fakat elimde olmadığını söyleyebilirim. Çağrışımlar bağımsızdır.

Murakami'den daha önce "Uyku"yu okumuştum. Kısa öykü kısacık bir zaman diliminde bitmiş ve tadını damağımda bırakmıştı. Kısa öykülere olan ilgimden dolayı bu etkileyici anlatımın beni bu kadar etkilememesi zaten tuhaf bir durum olurdu. Kısa bir dönemi anlatan "Rüzgârın Şarkısını Dinle" de bu hissi oluşturdu üzerimde. Bölümlerin sık ve yer yer kısa olması elinizdeki eseri kısa bir hikayeye daha çok yaklaştıran teknik unsurlar.

Duygusal unsurlardan bahsedecek olursak her zaman olduğu gibi durum biraz öznelleşecektir. Zamanın etkili kullanımı beni her zaman etkiler ve eserin geçtiği süre 18 gün ile sınırlı olsa da anlatımın eşsizliği istediğim hisse ulaşmamı sağladı.

Eminim ki bu eserde belli otobiyografik unsurlar da bulunmakta. Bununla ilgili herhangi bir açıklama görmesem de üzerime kalan etki bu yönde. Ben de bu hisse güvenmeyi seçiyorum. "Rüzgârın Şarkısını Dinle" hızlı akışı ve yüklü duygularıyla içinize dokunacaktır.
Oysa biz, yaşamaya devam edenler,her yıl,her ay,her gün, yaşlanmaya da devam ediyoruz. Öyle zamanlar oluyor ki bazen her saat başı yaşlandığımı hissediyorum adeta. Ve işin korkunç yanı, bunun doğru olması.
"Diyelim ki gece yarısı saat üçte gözünü bir açtın, karnın zil çalıyor Buzdolabının kapağını açıp bakıyorsun, hiçbir şey yok. Ne yaparsın?"

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Rüzgarın Şarkısını Dinle
Baskı tarihi:
Mayıs 2018
Sayfa sayısı:
168
Format:
Karton kapak
ISBN:
6050948240
Kitabın türü:
Çeviri:
Ali Volkan Erdemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
DOĞAN KİTAP
Baskılar:
Rüzgarın Şarkısını Dinle
Hear the Wind Sing
Herkes yürekten verdiğinin karşılığını alır.
Kesinlikle güzel biri değildi. Ancak “güzel biri değildi” demekle ona haksızlık etmiş olurum. “O, kendine yakışır güzelliğe sahip biri değildi” demek daha doğru bir ifade olur.Tek bir fotoğrafı var bende. Fotoğrafın arkasında tarih ve not da var; 1963 Ağustos. Başkan Kennedy’nin başından vurulduğu yıl. Yazlık bir yerlerde gibi, sahildeki dalgakırana oturmuş, biraz keyifsiz bir şekilde gülümsüyor.
Saçı Jean Seberg modelinde kısacık kesilmiş, kırmızı çizgili kumaştan, uzun kollu bir elbise giymiş. Hem biraz tuhaf, hem de güzel görünüyor. İnsanın yüreğine dokunan bir güzellik bu. Kız arkadaşımın neden öldüğünü kimse bilmiyor. Kendisinin bilip bilmediğinden de şüpheliyim nedense.
Haruki Murakami’nin yirmili yaşlarının sonunda yazdığı, çevrilmesine yıllar sonra izin verdiği ilk romanı Rüzgârın Şarkısını Dinle Murakami okurlarını şaşırtacak ipuçlarıyla dolu…

Kitabı okuyanlar 1.516 okur

  • Yakup taşar
  • Zeynep
  • Özge Soykan
  • Latif Yat
  • h
  • Cronos
  • Busra S
  • Nilufer Ermis
  • Büşra Üstün
  • Nihan Çete

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%14 (67)
9
%11.3 (54)
8
%19.5 (93)
7
%22.9 (109)
6
%17.2 (82)
5
%9 (43)
4
%3.4 (16)
3
%1.3 (6)
2
%0.6 (3)
1
%0.6 (3)

Kitabın sıralamaları