·
Okunma
·
Beğeni
·
216,8bin
Gösterim
Adı:
Rüzgarlı Bayır
Baskı tarihi:
1964
Sayfa sayısı:
352
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Başnur Matbaacılık
392 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitabı bitirir bitirmez bir şeyler yazma ihtiyacı hissettim. Yahu ben ne okudum böyle vay be! dedirten cinstendi. Unutulmaz kitaplar arasına girdi benim için. Tartışmasız okuduğum en iyi klasiklerdendi. Kitapta ana tema olarak mükemmel bir nefret, intikam olgusu işlenmiş. Ve bana göre bu bütün duyguların önüne geçmişti. Okurken atalarımızın "Acıma yetime, döner koyar g..." atasözü aklıma geldi sık sık.
---Spoiler---
Küçükken aileye evlatlık olarak alınan Heathcliff ile, ailenin küçük kızı Cathy arasındaki arkadaşlığın zamanla aşka dönüşmesini ve sonra Heathcliff'in hırsını, kötülüğünü, nefretini ve bolca hastalıklı düşüncelerini okuyorsunuz. Aslında kitapta ki bütün karakterler itici ve bir o kadar da bencildiler. Buna karşın hikaye de bir o kadar akıcı ve etkileyici idi.
İki Şehrin Hikayesi nasıl o zaman ki Fransa'yı mükemmel bir sekilde aktarıyorsa, Uğultulu Tepeler de bir o kadar güzel İngiltere'yi anlatıyordu.
Ah, Heathcliff kitabın sonuna kadar başına cok kötü olayların gelmesini, bir an için hırsının bitmesini ve yerini pişmanlıklarının almasını bekledim ancak ölürken bile mutlu oluşun beni hayalkırıklıgına ugrattı. Iki aileyi birden mahvettiğin halde ölürken biraz olsun acı çekmeni isterdim ancak sevgili yazarımız sana böyle bir son vermemiş ne yapalım :). Son olarak kitapta ki en sevdiğim karaktere değinmeden geçemeyeceğim. Edgar Linton, Bence kitaptaki en iyi kalpli, naif, çok iyi bir eş ve çok iyi bir babaydı. Catherine ile olan baba kız ilişkisini gıpta ederek okudum.
480 syf.
·19 günde
Hayatımda okuduğum en itici karakterlere sahip olabilme yeteneğinde mükemmel eser. Böyle güzel bir kurguyu her zaman okumak mümkün olmayabilir. Bu yüzden bu incelemeyi okumaya başlayıp sonunu getirmeyecek arkadaşlarım için sona yazacağım şeyi bu sefer başa yazıyorum; okuyun arkadaşım. Bu kitabı okuyun!

Kitap, karakterlerden birinin bir diğerine geçmişi anlatması şeklinde yazıldığı için fazla samimi bir hava oluşturuyor. Okurken kendinizi çayınızı çekirdeğinizi almış dedikodu dinliyor gibi hissediyorsunuz. Ve pek tabi karşınızda eline örgüsünü almış size durmadan, nefessizce ve heyecanla anlatan Nelly... Canım Nelly, ben bu kitapta en çok seni sevdim, diğer herkesi tokatlamak istiyorum.

Kitapta aşk, nefret, intikam, tutku, esaret ve buna benzer türlü duygular işlenmiş. Bana göre aşk böyle bir şey değil ama kitaptaki baş kahramanların arasındaki aşkın sonradan çevresine nefret olarak dönmesi ve bu nefretin intikam ile birleşmesi kitabın temasını oluşturuyor.

Şimdi gelelim Bay Heatcliff'e... Bay Heatcliff, bu adam nefret ve intikamın ete kemiğe bürünmüş hali. Hem de bu nefret ve intikam duygusu kimsesiz bir çocuk olarak kabul edildiği evin nesilden nesile çocuklarına karşı duyuluyor. Hani insan bazen bir dur der kendine, hani insan bazen evet yaptım ama artık olgunlaştım yeter der. Yok. Bay Heatcliff dur durak bilmiyor, türlü oyunlar ile intikamını almaya devam ediyor. Yetmiyor intikam alacağı insanların çocuklarına da bulaşıyor. Ömrü yetse torunlardan da devam ederdi diye düşünüyorum. Hayatımda okuduğum en itici karakterlerden birisiniz Bay Heatcliff, tanıştığımıza hiç memnun olmadım.

Diğer karakterlerden de tek tek bahsetmeyi çok isterdim ama kitap ile ilgili fazla ipucu vermekten çekiniyorum.

Okumanızı şiddetle tavsiye ediyorum. Yalnızca başlarda karakterleri karıştırma sıkıntısı yaşayabilirsiniz ve bu İngiliz edebiyatının bir özelliği olsa gerek. Ama sonra taşlar yerine oturuyor ve canı yanmış hırslı bir adamın intikamının nelerle sonuçlanacağını görüyorsunuz.

Yalnız Edgar Linton'un evliliğinde eşi yanındayken Bay Heatcliff tarafından uğradığı hakaretlere aşırı derecede sinirlendiğimi, erkek kadın fark etmez hiçbir kimsenin böyle hakaretlere uğramasını hiç hoş bulmadığımı belirtmek isterim. Okurken o bölümlerin bir an önce bitmesini istedim.

Bir de bu Koridor Yayınlarının bez ciltli klasikleri çok güzel ya. Okurken elinizde çok değerli bir eser tuttuğunuzu hissediyorsunuz. Fiyat performans açısından da oldukça avantajlı. Bu güzel ciltli kitaplara bir de ip ayraç yakışırdı sanki o eksik kalmış ama olsun.

Tartışmasız en iyi klasiklerden biri olan Uğultulu Tepeler'in saf bir aşk romanı olduğunu sanıyorsanız epey yanılıyorsunuz sevgili okur. Bu bir intikam romanı... Her neyse Nelly'ye söyleyin de örgülerini alsın gelsin.

Ee anlat Nelly...
408 syf.
·5 günde·Beğendi·8/10 puan
Aşk ve nefretin ne kadar güçlü duygular olduğunu çok çarpıcı bir şekilde işleyen bir kitaptı. İntikam, hırs, tutku gibi duyguların insanı nasıl etkileyeceği herhalde ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi.

Gurur ve Önyargı'yı okuduktan sonra İngiliz edebiyatına karşı önyargılarım vardı fakat bu kitapla bunu kırdığımı söyleyebilirim. Bu kitapta da çok fazla karakter var fakat ilk sayfadan itibaren hiçbir karakteri oturtmakta zorluk yaşamadım, kolayca aklımda yer edindiler. Aynı zamanda okuduğum en akıcı kitaplardan oldu. İlk yüz sayfası biraz daha hikayeye giriş kısmı olarak değerlendirdiğimden sadece o sayfalar benim için biraz yorucu oldu.

Mr. Heathcliff okuduğum en zalim kitap karakterlerinden biriydi. İntikam uğruna kendi oğluna 'sokak köpeği' muamelesi yapabilecek kadar zalim. Belki bir yere kadar hak verilebilirdi yaptıklarına, bu denli nefret dolu olmasına. Ama Edgar'ın kızına ve kendi oğluna yaşattıkları çok acımasızcaydı. Okurken hem çok kızdım hem çok şaşırdım.

Kitap boyunca beni en çok etkileyen yer ise Catherine ve Heathcliff'in yüzleşmesiydi. Sadece o yer için bu kitabı defalarca kez okuyabilirim.

Gayet kolay okunan, akıcı bir klasik romandı. Keşke yazar aramızdan bu kadar erken ayrılmayıp bizlere en az Uğultulu Tepeler kadar mükemmel eserler bırakabilseydi.

Tavsiye ederim. İyi okumalar.
500 syf.
·3 günde·9/10 puan
Wuthering Heights yani Uğultulu Tepeler. İntikam duygusunun herşeyden güçlü olduğunu gösteren bir aşk romanı. Okurken neredeyse bütün kahramanlarla kavgalı ayrıldım. Emily Brontë ye sormak geliyor içimden acaba aşk gerçekten böyle keskin birşey mi? Zengin kız Fakir oğlan her dönemin hikaye konusu olabilir ama bu kadar nefret ve saplantılı bir hikaye daha olur mu işte onu bilemem. Bu saatten sonra bu kitap kırmızı çizgimdir dosta düşmana duyurulur :)

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
480 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Uğultulu Tepeler’i nasıl anlatacağımı bilemiyorum. Genelde bir kitabı okuduktan sonra o buharı üstünde tüten duygularla yazmaktan kaçınmaya çalışıyorum. Bunun için birkaç gün bekledim bile. Sonra hadi ama kitabı bitirirken kalp krizi geçiriyordun dedim kendime. Çünkü cidden o dereceydi.

Emily Bronte kitabı Kuzey İngiltere bölgesinde kurgulamış, biz o sığ dağları, çitlerle örülü malikanelerin arasında yaşıyoruz aslında nesiller boyu süren kırgınlık, hüzün ve aşk dolu olayları. Yerlerimiz ise fazla değil; bir Uğultulu Tepeler’deyiz, bir de Thrushcross Grange’dayız. Yeterince ‘’sınırlı’’ görünen bu iki yerde, aslında asıl sınırların ‘’kilometreler’’ değil de insanların akılları, kendi düşüncelerinde hapsettikleri belli kalıplaşmış fikirleri olduğunu deneyimliyoruz okudukça.

Birbirini kardeş gibi tanıyan, aşkla aydınlanan iki kişinin yollarının imkansızlıkla bölünmesi, belli inatlaşmaların yaşanması ve ‘’kinsel’’ alana çekilmeleriyle aslında kendilerinden sonraki, nesilleri nasıl etkilediklerine dair çarpıcı bir serüveni içeriyor kitap. Çünkü bizde var olan bir güzelliği yakınımızdakine geçirebildiğimiz kadar kendi içimizde hapsettiğimiz kin ya da nefretli bir duyguyu da etrafımızdakilere kolayca geçirebiliriz. Ve burada işte ortaya kini, nefreti büyütmenin ve bunu yaymanın bir tür ‘’öç alma’’ haline geldiğini görüyoruz kitapta.

Karakterlerin içlerindeki kötülüğün ya da iyiliğin saflığı beni çok etkiledi aslında. Yani burada duygu güzellemesi yapmaktan ziyade duygunun renginin duruluğunu dikkat çekici buldum. Aşksa aşkı anladım, ve o karakterin aşık olduğunu öfkesinde bile sezdirmiş Bronte. Ya da iyilikse eğer, bize karakterin en çılgın halinde bile iyi bir istençle hareket ettiğini anlatmış yazar. Bu elbette o zaman insanlar ‘’tek renkti’’ demek değil. Karakterlerde duyguların aslında daha net ifade edilmesinin bir tür teknik, yazarın özgün olduğunu düşünmemle alakalı bir fikir. Tabii ki o dönemin yani, çiftliklerde, kırsal alanlarda daha sakin, küçük ve iç içe geçen yaşam biçimiyle alakalı olmasının da büyük bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Çünkü kitabın sonunda, yazarın kız kardeşi olan Charlotte Bronte’nin de yazısında belirttiği gibi, Emily Bronte yazınında aslında kendi etrafında olup bitenin bir yansımasını aktarmış. Buradan da 1800’lerdeki dünyada insanların içlerinde elbette karmaşıklıklar taşısalar da daha ‘’net’’ renklere sahip olduklarını, daha keskin özelliklerle orta çıktıklarını düşünüyorum.

‘’Uğultulu Tepeler’in büyük kısmında ‘büyük bir karanlık dehşetin’ yattığını fırtınalı ve elektrikli atmosferinin içinde kimi zaman yıldırım soluyormuş gibi hissettiğimizi kabul etsem de, bulutlu gün ışığının ve tutulmuş güneşin hala var oldukları noktaları işaret etmek istiyorum. Gerçek bir iyilik ve sadakat timsali olarak, Nelly Dean karakterine bakın. Sabitlik ve nezaket örneği olarak Edgar Linton’a dikkat edin.’’ (sonsöz, s.476)

Sonda yer alan Charlotte Bronte’nin bu sözlerine hak vermemek elde değil. Kitabı okudukça aslında, o rüzgarlı havada kah şapkanızı kah atkınızı tutmaya çalışırken karakterlerin tek bir duygu etrafında yani kendi özlerinde, oldukları hallerinin etrafında gelgitler yaşadıklarını görüyoruz. Aklıma hep Catherine’in kızı Cathy geliyor bunu derken. Çünkü karakter öylesine kendi ki, yapmış olduğu taşkınlıkların gövdesine indiğimizde ‘’ben böyleyim’’i görüyorsunuz. Bilmiyorum, dokundu.

Aslında bence halen böyleyiz. Yani evet burda.. kitapta bahsedilen sadece insanlar ve olaylar değil, coğrafya, yaşam biçimi, gelenekler, kültür ve tarih. Bence klasiklerin en güzel yanı bizi tarihin ortasına atması, kaldı ki bu kitap bana bunu sonuna kadar yaşattı. Ama insan o günün insanının ‘’yazındaki netliğiyle’’ bugündeki insanı karşılaştırmadan edemiyor. Bence insanlar olarak halen aynıyız. Bence iyi iyilikle ışıyor ve kötü halen kötülüğü yaymaya devam ediyor. Sadece saklamayı, kamufle olmayı, modernitenin o tavan aralarına, asansör boşluklarına saklanabilmeyi öğrendik. Adapte olduk belki de. Günümüzün yazınında karmaşık hallerimizin aslında ne kadar da bizi tarif ettiğini düşünürken ve Uğultulu Tepeler’i okuduğumda aslında gövdemizdeki o tek rengin yönlendirişiyle hareket ediyoruz yine de diye ikileme kapıldım. Ve harika bir serüven yaşadım.

Ateşli dili, içten karakterleriyle bu kitap bana sınav haftama beş kala harika bir trip yaşattı :’) Bitince boşluğa düşmedim değil, ama bu kitap emin olun ki ‘’okunduğuyla kalmayan’’ kitaplardan. Serüvencilere sevgiler!
408 syf.
·8/10 puan
Kitabı yarıladıktan sonra ilk olarak şunu söyledim: kitabın adı Uğultulu Tepeler değil Uğursuz Tepeler olmalıymış. Kesinlikle bu isim tam uyuyor. Bronte kardeşlerin yazdığı tüm kitapları merakla okuyorum, çünkü o dönemin kadınları içerisinde yazdıkları tam olarak birer başyapıt. Ama bu kitap marazi bir aşkın hikayesi derken bu kadarını da beklemiyordum açıkçası. Bu kitabı okuyup çok seven okurlar gördüm ve artık bende okumalıyım dedim ve açıkçası o çok sevdiğim Jane Eyre tadında bir kitap okuyacağımı sandım, öyle olmadı. Aksine çok acı bir hikaye okudum. İki nesilinde başına gelenleri ağzım açık okudum resmen. Heathcliff’in nefret dolu olması ve insanlara hatta o çok sevdiği Catherine’ya karşı yaptıkları, öfkesi ve onun kaybının verdiği acıyla almak istediği intikamı hem kendi oğlundan hem de Catherine’nın kızından alması ve böylesi hayatların bu aşk uğruna hep ölümle, hep acıyla yaşanması içimi çok burktu.
Hikayeyi evin çalışını Ellen Dean’in ağzından okuyorsunuz ki, Ellen hem Catherine’yı ve onun kızını, hem Heathcliff’ı ve onun oğlunu hepsini büyüten ve tüm bunlara şahit olan bir kadın. Kitapta bütün anneler de ayrıca doğumda ölüyor ve babalarıyla kalıyor ki bu yazgıyı resmen Heathcliff’ın eline bırakılmış oluyor. Ellen’ın çiftliğe kiracı gelen Mrs.Lockwood’a anlatması ve sonunda tüm bunlara rağmen mutlu olunacak bir evliliğin yaşanması size bu kitabı unutulmaz kılıyor. Aklıma ‘bu hikayede yanan ben oldum’ sözleri geldi. Bu kitabı hep böyle anıyorum.
408 syf.
·10 günde·Beğendi·Puan vermedi
Emily Bronte, Uğultulu Tepeler’i 1847 yılında Ellis Bell mahlası ile yayımlamış.Charlotte Bronte, kardeşinin ölümünden sonra, eseri yayıma hazırlayıp Emily Bronte adıyla ikinci kez yayımlamış.
İç içe geçen yapısı, iki farklı anlatıcı kullanması gibi nedenlerle döneme göre oldukça yenilikçi sayılan Uğultulu Tepeler’de, Bronte’nin, Tanrı’dan çok doğayla bütünleşme isteğini ortaya koyduğu görülür.
Victorya Dönemi romancılarından ayrılarak, tutkulu, farklı ve çılgın bir aşkı anlatır Bronte.Gotik unsurlardan da faydalanan Emily Bronte, öyle karakterler yaratmış ki hiçbirine sempatiyle yaklaşamadım.
Kitabı 18 yıl sonra tekrar okudum.İlk okumaların etkileyiciliği bir başka oluyor sanırım.
408 syf.
·Puan vermedi
Kimsesiz! Heatchliff ‘in etrafında dönen konular baş döndürücü hızda. Adeta eve düşen yıldırım.️Küçük yaşlarda sokaklarda kimsesiz ve perişan halde bulunan Heatchliff, daha sonra onu bulan kişi Bay Earnshaw tarafından büyük bir sevgi ile kucaklanır. Çocuğu bırakmaz ve himayesine alır! Aslında burası muamma. Çocuğu bu şekilde bulduğunu söyleyen Earnshaw’in gayrimeşru çocuğu da olabilir. O konu hakkında fazla bir bilgi verilmiyor kitabın sonuna kadar bu konuya açıklık gelecek diye düşünmeden edemedim doğrusu, bir kaos sever olarak
İlk başlarda sımsıkı sarılmak istediğiniz çocuk zamanla diğer ev halkının ona yaşattırdıklarından dolayı bir canavara dönüşür, aslında ‘dönüştürülüyor’ demek daha doğru.
Tam Heatchliff ile aranızda duygusal bağ kuruyorsunuz, kendinize yakın hissediyorsunuz derken karakterin içerisinden bambaşka yılanlıklar çıkıyor.
Tek solukta okunuyor diyebilirim çünkü ciddi anlamda nefes kesici ve hemen bitsin de nefes alayım dedirtenden.

Kim kimin çocuğu, kim kimin kocası, kimin eli kimin cebinde anlamak kolay değil🥸 Entrika, ihanet, sadakatsizlik... Aşk-ı memnu tekrarı da uzun süredir verilmiyor, Müge ablacığım da işlenen konular da bize yetmiyor, yaşadığımız ülkenin gündeminin değişim hızı bile bizi kesmiyor! Diyorsanız bu klasik sizi tatmin edecek

Bu arada Emily Bronte’nin tek romanıdır. Yazar 30 yaşında bu eseri yazdıktan bir sene sonra vefat etmiş. Yaşasaydı ortaya çıkacak eserleri tahmin etmek bile güç.
408 syf.
Ne kitap ama… Duyguların bu kadar keskin ve yoğun yaşanışı…. Normal bir insanken kalbi bu kadar kötülükle dolan bir adam, bazen iliklerime kadar irkilmeme yol açtı. Bazen de kimi noktalarda o adamı anlamaya çalıştım, aşk karşılık bulamazsa bu kadar mı korkunç ruh hali oluveriyor bilemedim. Aşk da güzeldi, acaba yetersiz miydi mücadeleleri, büyük Cathy biraz daha mı mücadele etmeliudi aşkı için? Eğer o aşkı için mücadele etseydi bunca kötülük yaşanır mıydı bilemedim. Kitap da güzel bir kitap, herkese tavsiyem.
264 syf.
·Puan vermedi
Uğultulu tepeler, uzun zamandır kitaplığımda okunmayı bekleyen romanlar rafından bana göz kırpıp durdu. Sonunda beni ayartmayı başardı ve yaklaşık 400 sayfalık bu serüvene hızlı bir dalış yaptım. 1847’de yayımlandığında, dönemin ahlak kurallarına meydan okuduğu gerekçesiyle eleştirilirken; Emily Bronte, yazdığı tek kitapla İngiliz Edebiyatı’nın unutulmazları arasına girmiş. Fakat kitabının başarısını göremeden daha otuz yaşında ölmüş. Yazarın bu tek romanı, kimine göre dünyanın gelmiş geçmiş en büyük aşk romanı, kimine göre her okunuşunda değişik tatlar veren çağlar ötesi bir eserdir.
Uğultulu Tepeler’e kiracı olarak büyük şehirden gittiği dışında hakkında pek bir şey bilmediğimiz anlatıcının çerçeve öyküsü hikâyenin şimdiki zamanını oluştururken, kâhya kadından dinlediği hikâye ile geriye dönüşler yapılarak baş kahramanların çocukluğundan itibaren karakterlerini şekillendiren ve yansıtan önemli olaylar anlatılır. Bu yapı modern romanla masal anlatıcılığını birleştiren keyifli bir okuma deneyimi sunar bize.
İnsan tabiatının şaşırtıcı taraflarını aşk, nefret, intikam gibi yoğun duyguların tesiri altında yansıtan karakterleriyle dönemini aşan bir eser olduğuna inansam da bazı olayları -zaman ve makânı göz önünde bulundursam dahi- abartılı buldum. Gerçeklik hissinden koptuğum yerleri saymazsam oldukça sürükleyiciydi. Okumak için benim kadar geç kalmayın derim.
Pek geveze değil heralde, diye üzüldüm. Kendisini ilgilendiren şeylerden konuşulursa o başka, ama onlar da beni ilgilendirmez.
Emily Brontë
Sayfa 43 - Can Yayınları, 2020
Aşkımı asla kelimelerle ifade etmedim, ama bakışların kendine özgü bir dili varsa, dünyanın en saf varlığı bile aşkımdan ayaklarımın yerden kesildiğini anlardı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Rüzgarlı Bayır
Baskı tarihi:
1964
Sayfa sayısı:
352
Format:
Karton kapak
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Başnur Matbaacılık

Kitabı okuyanlar 18,3bin okur

  • Canan P.
  • Sümeyye ÖZCAN
  • Y.Emre
  • Nursima Işık
  • Damla Gül Mutlu
  • güz
  • Mustafa Yıldız
  • özgür Denizgezen ✓
  • Ebubekir Toğacı
  • Naneliayran

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0 (2)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları