Saatleri Ayarlama Enstitüsü

·
Okunma
·
Beğeni
·
34.248
Gösterim
Adı:
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
382
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759955762
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Baskılar:
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiiri sembolist bir ifade üzerine kurulmuştur. Aynı anlatım tarzı romanlarına da zaman zaman sirayet eder. Ancak muhteva açısından metafizik eğilimleri ile estetik endişelerini şiire ayırdığı halde, sosyal temalar için nesri seçmiştir. Romanları, zengin hayat hikayesinden taşarak Türkiye meselelerine kendine has yorumlar getirir. Medeniyet değiştirme girişimlerinin insanımızı soktuğu çıkmazları araştırırken yaptığı tahliller, insanımız ve toplum yapımız açısından dikkate değer hükümler taşır. "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" toplumumuzun bu değişme süreci içindeki durumunu, fertten yola çıkarak topluma varan bir teknikle anlatıyor.
(Arka Kapak)
Ben bu kitapla yeniden doğdum... Okumayı sevdim, okur yazar oldum, kendimi buldum... Bu kitabı okuyana kadar yılda dört beş kitap okurdum, bu kitabı okuduğum sene yaklaşık 40 kitap okudum ve 1,5 sendedir aynı tempo ile okumaya devam ediyorum. Farkettiyseniz profil resmimi bu kitabın kapağından aldım, Hayri İrdal olmaktan çıktım Halit Ayarcı oldum... Bu kitap ile bu siteyi buldum, siz okurları tanıdım. Okuduğum kitaplara yorumlar yazdım ama bu kitap benim için özel olduğu için üzerine söz söylemeye sırrımı ifşa etmeye çekindim ve bugün Huzur'u okurken tamam dedim Saatleri Ayarlama Enstitüsü'ne inceleme yazacağım....

Bu kitabı on sene önce üniversitede bir arkadaşım tavsiye etmişti ama okumak yıllar sonrasına nasip oldu. Ama olsun okumaya başlamanın yaşı ve zamanı yok...

Biraz da kitaptan bahsedeyim. Konusu Hayri İrdal gibi pasif ve yılgın birisinin Halit Ayarcı gibi aktif ve özgüveni yüksek biriyle tanışıp hayatının nasıl değiştiğini ve Saatleri Ayarlama Enstitüsünü nasıl kurduklarını, başarıyı nasıl yakaladıklarını, o zamanın insanlarını ve toplumunu ince espirilerle hicv ederek anlatıyor.

Böyle bir enstitü gerçekten olmayabilir ama bence gerçekten olsa güzel olur. Geçenlerde bir camiiye girdim, camiinin duvarlarında altı tane saat var fakat her biri farklı bir zamanı gösteriyor. Bir müsliman için zaman çok önemlidir. Dakikası hatta saniyesine göre sahuru keser, iftar yaparız. Toplantılara, iş yerlerimize, randevularımıza zamanında gelememe alışkanlığımızdan bahsetmiyorum bile... Zaman tanzimi ve öncekilerin belirlenmesi toplum hayatının düzeni için çok önemlidir. Bu ve benzeri konuları hem deneme hem roman tadında, yer yer tebessümlerle ve yer yer düşüncelerle okuyacağınız güzel bir eser. Mutlaka okumalısınız.
Merhaba,
| Yazım spoiler içerebilir içermeye de bilir.
|| Okuduğum ilk kitabıyla kendisine hayran olduğum Ahmet Hamdi’nin bu kitabı hakkında bir şeyler karalamak istedim. Saatleri Ayarlama Enstitütüsü,günümüzde bile derin bir incelemeyi hak eden bir roman.
Tanpınar’ın kendi sözleriyle giriş yapmak gerekirse bu roman: “İki âlem arasında salınıp duran bir halkın boşluğu.”
||| Hayri İrdal, dini hurafelerle ve batıl inançlarla büyüyen, bu dönemde saat tamirine merak salan ve bu yüzden yanında bulunduğu -kanımca- Doğuyu temsil eden geleneksel,çalışkan Nuri efendi ile vakit geçirmektedir. İrdal bey,eşinin tabiriyle içine sinik ve sünepe bir adam olduğundan dokunduğu her şey elinde kalmaktadır. Bu ruh buhranı içinde sürüklenirken çetrefilli yollarla tanıştığı Halit Ayarcı, emek vermeyi önemsemeyen tek ilkesi yenilik yapmak olan bir “Batı” adamıdır. İrdal bey, toplumsal baskının getirdiği sonuçlara göre Nuri efendinin yolundan gidip yoksullukla mı yaşayacak ya da Halit Ayarcının yolundan gidip zenginliğe ve refaha mı erişecektir? İrdal bey, büyük bir ikilem içinde boğulmaktadır.
|||| İşte buradan sonra Tanpınar’ın Doğu-Batı ikilemi arasında bocalayan karakterleri irdelemesini,yeri geldiği zaman ağır – sık sık sözlüğe bakma ihtiyacı hissedebilirsiniz- ama akıcı bir dille okuyorsunuz. Tanpınar’ın yaptığı psikolojik “vurgunlar” karakterlerin içinde kaldığı sıkışmışlığın tam bir göstergesi. Yine, çetrefilli yollarla tanıştığı Dr. Ramiz, nerede duracağını bilmeyen kafası karışmış Türk Aydınını temsil ediyor.
Roman iki âlem arasında salınıp duran halkın boşluğunu temsil ettiği kadar, bence ironinin ve mizahın romanı da kabul edilebilir. Zira, bir başka karakter; Hayri İrdal’ın musikiden anlamayan berbat bir sese sahip assolist olmak isteyen bir baldızı vardır. İrdal bey, böylesi yeteneksizliğin gülünç olduğunu savunsa bile Halit Ayarcı bir şekilde baldızı assolist yapar hem de tüm ülkenin alkışlarla dinlediği bir assolist. İşte burada günümüz devreye gidiyor, bazılarını şarkıcı, bazılarını yazar ve televizyondaki anlamsız dizi ve programlara raiting kazandırarak kimilerini de kanal sahibi yapan kitle. Başarı gibi görünen kavram; aslında çalışmanın, bilginin, emeğin ürünü değil, Tanpınar’ın da belirttiği gibi beyinsiz bir güruhun ürünü.
Kanımca, Tanpınar’a göre modernleşme ve ilerleme Batı sevdasından mütevellit gördüklerimizi ve öğrendiklerimizi kopyalamaktansa kendi uygarlığımızı,kendi hayat şeklimize uygulamak için âhlaklı bir şekilde çalışmak.
|||Tanpınar’ın bu eseri, döneminin ikilemlerine şahit olurken yer yer güldüğünüz,ağlama hissinin içinizi kavurduğu ve yapılan mizahı anlamak için durup düşündüğünüz,psikolojik tahlillerine hayran olduğunuz oldukça başarılı Türk edebiyatına kazandırılmış yegâne bir roman.
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.702 Oy)18.283 beğeni41.418 okunma2.712 alıntı174.266 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.219 Oy)8.533 beğeni27.382 okunma770 alıntı133.449 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.360 Oy)12.940 beğeni33.115 okunma3.139 alıntı139.220 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.556 Oy)8.512 beğeni25.137 okunma2.290 alıntı108.588 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.140 Oy)7.709 beğeni21.667 okunma782 alıntı84.676 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.777 Oy)6.088 beğeni16.025 okunma2.720 alıntı82.689 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.882 Oy)8.824 beğeni24.230 okunma1.645 alıntı112.411 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.260 Oy)7.606 beğeni20.571 okunma3.717 alıntı123.107 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (4.792 Oy)5.178 beğeni16.543 okunma932 alıntı57.182 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.273 Oy)8.712 beğeni24.253 okunma1.297 alıntı119.394 gösterim
ŞAKA MI İŞ Mİ?

Toparlanın gitmiyoruz, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü kuruyoruz.
İş teklifi yapıyorum:
Pandül Müdürü: Ebru İnce
Yelkovan Şubesi Şefi:Esra D.
Zemberek Ayarı Müdür Muavini:Sezen B.
Akrep Ayarı Şube Şefi: Tuco Herrera

Kim enstitüye reis olmak ister? :)

İşi kabul edenler üniformalarını giyip en ciddi jest ve mimiklerle müdürlük binalarına geçebilirler.
Görev şu : Saat kaç? sorusuna cevap vermek. :)
Müşterilere makbuz vermeyi unutmayın.
Artık en güvenilir kurum Greenwich değil sizsiniz . :)
( İşte romanın özeti )

SAAT KAÇ?

Günde kim bilir kaç kez soruyoruz bu soruyu?
Çünkü hepimiz zamanın peşinden koşuyoruz ve zamana yetişmeye çalışıyoruz.
Halbuki saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri kovaladıkça ömrümüzü tüketiyoruz.
Renk renk kordonlarıyla aksesuar olarak da tamamlayıcı olan saatler, tükettiğimiz ömrümüzün nabzıdır bir bakıma.

Ben diyorum ki tüm roman bir yalan üzerine kurulmuş... :)

Edebiyatçılar diyor ki Marquez’den önce büyülü gerçekçiliği Tanpınar Saatleri Ayarlama Enstitüsünde kullanmış.

Esas kahramanlarımız Hayri İrdal ve Halit Ayarcı İstanbul’da Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü kurar ve aslında hiçbir işe yaramayan bu enstitüde 300 kişi çalışır, yıllarca varlığı ülkeyi gururlandırır ama gerçekler artık yadsınamayacak duruma gelince lağvedilir.
Çok mühim bir iş yapıyor görüntüsünün altında hiçbir iş yapmayan bu enstitü güya medeniyetin sembolüdür. :)

Bu romanın Türk edebiyatı için önemli olmasının bir sebebi de şudur:
Romanda Tanpınar’ın asıl amacı, Türk toplumunun elli yıl içerisinde donmuş bir hayat anlayışı ile zamanı aşmaya çalışmasının gülünçlüğünü ortaya sermektir.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü grotesk bir eserdir , yani hem gülünç hem tuhaf hem abartılıdır .

TANPINAR

Zaman adamı...
Rüya adamı...
Hayal adamı...

Gerçek ile hayal arasında gidip gelen roman da şair Tanpınar’a yakışır nitelikte ...

Dip not: 20 günde okunmuş, araya küçük tatiller, dost sohbetleri, çikolata kaçamakları, diyet bozmaları, kafa dinlemeleri, kalp ağrıları alınmıştır... :)
Aslında kitap konusunda daha olgunluğa erişmeden bir yorum yapmak istemezdim ama konu "en sevdiğim" olunca heyecanla bir şeyler yazmak istiyorum. Şunu biliyorum ki Türk halkı olarak Ahmet Hamdi Tanpınar gibi bir yazara sahip olduğumuz için çok ama çok şanslıyız. O öyle biri ki Salvador Dali tablolarında, Luis Bunuel filmlerinde gördüğümüzü onun kitaplarında daha yakından ve daha bizden bir şekilde görebiliyoruz. Gerçekten dünya çapında bir yazar olması gerekirken değeri bir türlü Türkiye'de bile anlaşılamadı.

Kitaba gelecek olursak her zaman güçlü bir ana karakter ve onun çevresinde gelişen olaylara ana karakterin gözüyle baktığımız romanları çok sevmişimdir. Burada ise Hayri İrdal'ın gözünden olayları izliyoruz. Herkesin aklına Doğu-Batı çatışmasını getirmiş ancak böylece kestirip atılmasını doğru bulmam. Hatta bana göre Doğu-Batı çatışması en görünür gibi olan aslında en silik konudur kitabın içinde. Gerçi sembolik bir eser olması herkesin görüşünü farklı kılıyor. Benimki de bu yüzden biraz farklı. Bana göre bu roman hayatın kısa bir özetidir. Hatta şaşıracaksınız ama uzayda zamanın, zaman bükülmesine yer bile verilmiştir. Çoğunuza gülünç gelmiş olabilir ama ben bazı kısımlarından bunu bile çıkardım. Aslında Saatleri Ayarlama Enstitüsü kitabı denilince aklıma "geçmişe özlem" geliyor. Bu kitap kötü maziye sahip bile olsak geçmişe özlemin, küçük şeylerden mutlu olabilmenin, pişmanlığın serenadı. Belki yenilik, medeniyet çok güzel bir şey ama saatlerce mahallemizde oynadığımız maçların zevkini hatırlayıp kim geçmişe özlem duymuyor ki ? Şimdilerde gökdelenlerin arasında futbol oynayan çocukları kim hayal edebiliyor ? Belki de yeni nesil de yıllar sonra ellerindeki tabletlerle oynadıkları oyunların özlemini duyacak kim bilir. Aslında en başta dediğim gibi Doğu-Batı karşılaşmasından çok Moderniteye bağlı aşırı ilerleme mi yoksa fazla değişim yaşamaksızın hayatı idame ettirecek kadarı mı sorularını sorduruyor. Bu sorularda bizleri çok ikilemde bırakıyor. Hangisi doğru acaba derken kitabın sonunu boyluyoruz. Bunun akabinde bi kaç tavsiye vermek istiyorum. Geçmişe özlem konusunda yapılmış en iyi film hatta alanında tek filmde Citizen Kane'dir. Onu da çıkarımlarım doğrultusunda tavsiye etmek isterim. Ayrıca konu açılmışken bir tavsiyede kitap olarak vermek istiyorum. Yine çoğu kişiye alakasız gelebilir ama Eric Hobsbawm'ın Aşırılıklar Çağı kitabı Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nün yanına anlam katacaktır şüphesiz.

Aslında çok uzatmak istemezdim ama kitabın verdiği karışık duyguları anlatmak kolay değil. Geçmişe özlem ilk aklıma gelen konu olsa da pişmanlık, küçük şeylerden mutlu olabilme, dünyada ve dünya dışı yaşamda zaman kavramı, Modernite-Yalınlık karşılaşması göze batan ince ayrıntılardı. Tabiki bunlara teker teker deyinmeyeceğim ama şunu biliyorum ki bir çok kişi benim düşündüklerimi kitap hakkında düşünmedi. İşte kitabın gizemi de burada saklı. Herkese farklı duyguları yaşatabilmek aslında gerçek sanattır. Bu tarz kitaplar artık yok. Hatta geçmişte bile bulmak zordu. Bu nadide eserlerin kıymetini bilelim. Çünkü bu kitaptan sadece 1 tane var. Toparlamak gerekirse kitapta denmek istendiği gibi ; ----- Zaman çok çabuk geçiyor. O kadar çabuk ki saatlere ve takvimlere bakacak vaktimiz yok. Bu yüzden planlı yaşayamıyoruz. Öyleyse en basitini yapalım anı yaşayalım. Anı öyle bir yaşayalım ki gelecekte derin düşüncelere dalarken keşke değilde NE GÜZELDİ diyebilelim. -----
Eveeett tam 40 günün sonunda 41. gün sabahında kitabı bitirmiş bulunmaktayım.. ZAMANLAMA MANİDAR :))

Aslında çok uzuun inceleme yazılacak kitap Allah var. Ama şu an ki buruk haleti ruhiyemle sanırım bunu başaramayacağım.. Diğer okuyanlar neler hissetti bilmiyorum bitirince lakin bende bir burukluk hasıl oldu.. nedenini de az buçuk tahmin ediyorum ama anlatamayacağım.. çook uzuun cümleler kurup Sevgili https://1000kitap.com/Madame Hanım'ın da dediği gibi Bihter'in uzun cümle kurma rekorunu üç beş kez egale etmem lazım şimdi :) gerek yok.. burukluğumla sizlerin de canını sıkmadan eğlenceli kısımları anlatmaya çalışayım.. Bilenler bilir Spoiler vermeye bayılırım :) ve bunun gerekli olduğunu düşünürüm.. yani kitabın tamamını anlatmasa da bir inceleme kitap hakkında okunur mu okunmaz mı benlik mi değil mi diye az buçuk malumat vermeli... BEN CE TABİİ.. bu incelememde bunu çok aza indirgeyeceğim çünkü zaman ve saat konusunda çocukluğuma, ilk gençliğime ve şu an ki durumuma dair anılarımı anlatarak KENDİME DAİR SPOİLER vereceğim bu sefer..

Sizleri bilmem lakin benim zamanla ve saatle bu aralar aram çok da iyi sayılmaz.. İçimde bir Hayri İrdal barındıranlardan mıyım acep diye çok sordum kendime kitabı okurken.. verdiğim cevap ise '' yok asla '' idi.. peki bir Halit Ayarcı mıydım?? el cevap '' kesinlikle hayır '' ..

Peki neyim?? başlı başına ŞİMAL!!
KUZEY değil de neden ŞİMAL!!

'Kökleri mazide olan bir Ati yim' belki de ondan Şairin dediği gibi.. yani Hayri İrdal ile Halit Ayarcı arasında bir tip!!

Ben emsaller yani yaklaşık ben yaşıtlar ( bakın kelimeler bile alaturka ve ben bunları kullanmaktan acaip zevk alıyorum birşeyler yazarken :) ve işyerimde tam bir Halit Ayarcı modunda çalışmam ..modern cümleler modern çağın aksanı!! ve iş temposu ) bilirler çocukluğumuzda TİPİTİP diye bir sakız vardı.. TİP İ TİP.. Yani tip bi adamdı pembe sakıza sarılı karikatürünü okumaya bayıldığım adam.. hem sakızı çiğner hem de güle güle okur biriktirirdim o minicik kağıda sığan TİP adamın maceralarını.. İşte kitapta bol miktarda TİPİTİP var .. her birinin hayatlarının her macerasını okuyorsunuz.. kendi gerçekleri içinde yaşayıp giden.. geri dönüp baktığınızda 'bu TİP ler anca romanlarda ya da filmlerde olur' derkene bir de bakmışsınız adamlar yanıbaşınızda.. işyerinde, otobüste, aynı apartmanda, köyde, kahvede, hastanede, okulda, kokteylde falan filan..
SADECE SEYRETMENİZ LAZIM FARKETMEK İÇİN..

Peki kitap boyunca okuduğumuz saat, zaman, ayar vs.. sizin hayatınızda nerde????

İlk saatinizi hatırlıyor musunuz peki?? ve o saati nerde kaybettiğinizi??

Sürekli geç kaldığınız oluyor mu peki işyerinize, sevgilinizle buluşmaya, en ufak randevulara bile..?? yani zamanla kavgalı mısınız benim gibi :) ??

Ya da şöyle mi desek.. Zamanın bile dakikliğini kendi üzerinde kurulmuş bir baskı, özgürlüğe vurulmuş bir ket olarak hissedenlerden misiniz yoksa????

Sorulaaar sorulaarrr....

Sizleri bilmem ama ben koluna saat takamayanlardanım :)) sadece saat de değil aslında yüzük, bilezik, bileklik, kolye, küpe vs.. takılacak ne varsa takamayanlardan :) üç beş gün takar dener ve oynaya oynaya 'üüüüüf daral geldi' diye bi köşeye bırakırım güzeeelce :) TAKMAYACAKSIN TAK ATACAKSIN !! diye bişey vardı dimi bi zamanlar hah işte tam da ondan :))
ha hiç saatim olmadı mı elbette oldu.. hatta ilk saatimi babam almıştı.. lisedeydim o zamanlar.. içinde 15-20 kadar ülkenin marşlarının fonik kaydı olan süper dijital bi saatti bu.. babam ne amaçla almıştı böyle bir şeyi bilmiyorum ama ben namaza yeni başladığım o yıllarda sabah namazına her gün farklı bir ülkenin marşıyla uyanırdım :))) Ezanın akabinde çalmaya başlayan Hollanda marşı :))) ertesi gün Fransız marşı :)) ertesi gün hooop İrlanda marşı :))))

Kendime has bir sentez yapmıştım yani anlayacağınız :)))

çok da mutluydum bu halimden ve bizimkiler de hiçbişey demezdi .. herhalde NAMAZ ADAMI YOLDA KOMAZ diye içlerinden sevinip bu kız bu hassasiyetle kesinlikle yolda kalmayacak diye düşünüyorlardı :) ve tabii ki Rahmetli babacığım da sürekli oynadığım saatimi ne kadar beğendiğimi gördüğü için extra seviniyordu kimbilir :) RUHU ŞAD OLSUN İNŞ.

PEKİ ZAMANLA KAVGALI OLMAYA NE ZAMAN BAŞLADIM? diye merak ettiniz değil mi :)
İşte bu benim üniversite yıllarıma dayanıyor bu incelemeyi buraya kadar okuyan sevgili okurlar :)

unutmayın ki MEKANLA KAVGALIYSANIZ KESİNLİKLE ZAMANLA DA KAVGALISINIZ DEMEKTİR..

siz bi düşünün bunu.. :)

yani ZAMAN VE MEKAN bağlantısını..#31745233

nitekim zaman izafi birşeydir.. mekan akar diye mi okumuştum bir yerde galiba öyleydi.. karışık kuantumsal kavramlar :)
BAST-I ZAMAN VE TAYY-İ MEKAN kavramları..
sırlar burda işte.. bu kavramları duyanlar da bi düşünsün :)
Meslek itibariyle zaman ve mekanın insan yaşamındaki derin tesirleri adına kitabın sonlarında uzuuun uzuuun mimari bahisler de var okunası hoş... manidar..
üniversite yıllarımı ve bu konudaki düşüncelerimi belki başka zamanlara başka incelemelere havale edip bu incelemeyi çok da uzatmiim :) efenim..

Çok isterdim Hayri İrdal ve Halit Ayarcı nın karakterleri hayatları üzerinden beni burukluğa sevkeden diyalogları da anlatmayı ama dediğim gibi okuyun efendim siz de okuyun.. Hayriciğimin Halit Ayarcı ile tanışmadan önceki iç ve dış dünyasının KUNCULUS gibi üzerinize çöktüğü o ruh teslim ettiren ilk kısımların ağırlığına bakmadan okuyun..
Pişman olmayacaksınız eminim..

Başka bir incelemede görüşmek üzere Sevgiyle Aşkla Selametle kalın..

Şahsınıza münhasır olan fizik ve metafizik ayarlarınız Her daim dosdoğru olsun efendim..
Geç okuyup da neden bu kadar geç okuduğunuz için hayıflanacağınız ve kendinize kızacağınız kitaplardandır. Okuduktan sonra sizi bilmem ama ben romana hayran kaldım.20 yaşında Oğuz Atay'ı tanırken biz böyle güzel bir eserden uzak kalmışız eminim. Oğuz Atay Tutunamayanları yazarken Ahmet Hamdi'yi okumuştu zaten.Yusuf Atılgan Zebercet'i yazarken okumuştu.Onlar bu kadar ehil bir kalemi unutmamışlardır diye düşünüyorum. Henüz okumayanlar varsa tavsiyemdir...
Hiçbir bütünlüğü olmayan bu yazıyı HAYRİ İRDAL ve HALİT AYARCI olmak arasında sıkışıp kalan ruhuma ithaf ediyorum.

(Kitabı okumayanlar için çok az da olsa sürpriz bozan içerebilir.)

Huzur romanını okuduğumdan beri Ahmet Hamdi Tanpınar için o kadar büyük bir hayranlık besliyorum ki gerçekten hayatımdaki büyük şanslardan biri olarak görüyorum onu ana dilinden okuyabilmiş olmayı. Saatleri Ayarlama Enstitüsü de bu duruma tuz biber ekledi. Yalnız durum şöyle ki Huzur’u okuduktan sonra elimde kalan en büyük şey devasa bir hayranlık iken bu sefer kafa karışıklığı oldu.

Gerçekten çok kızgınım, kırgınım, anlam veremiyorum insanlığa. Hoş, ben ne yapıyorum sanki bu saatlerce sürecek bir tartışma konusu tabii. Yine de tahammül edemiyorum işte, en çok da anlamıyorum. Kitapta geçen “İnsanoğlu insanoğlunun cehennemidir.” sözünü her yere yazmak istiyorum, herkes beynine kazısın istiyorum. En kötüsü de ruhum her zamankinden daha çok atalet içinde sürükleniyor, bu kitabı bile normalde okuyabileceğimin çeyreği yavaşlıkta okudum. Belki de böylesi çok daha anlamlı oldu çünkü Hayri İrdal’ı ancak böyle anlayabilirdim. Ne yazık ki Halit Ayarcı’nın hakkını yeterince verebildiğimi sanmıyorum. O, kitap boyunca Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ne inanması için Hayri Bey’i iknaya uğraştı durdu ama asıl ben hep ikna edilmeyi bekledim. Hayran oldum, mest oldum, özenti oldum ama ikna olamadım… Neyse, belki bir dahaki okumama, bu ikinci okuyuşumdu. (Ömrüm olursa tekrar tekrar okuyacağımı söylemeye gerek var mı..?)

Dedim ya elimde kalan en büyük şey kafa karışıklığı ve belki yazdıkça sonuca vardırırım diye düşündüm ama aksine hiçbirini de ifade edemedim. Bu kitaba dair aklımda kalacak en büyük şey kafa karışıklığıma ek olarak da kitabın sonunda Halit Ayarcı’nın yaşadığı, resmen elimle tutabileceğim kadar çok hissettiğim hayal kırıklığı kalacak. Önce o kısımlar sadece bir iki sayfaya sığdırılmış ve kitap bitmiş diye rahatsız oldum, bunun üzerine de çıkıp Halit Ayarcı bir şeyler desin, bu sefer de Hayri İrdal onu ikna etsin istedim. Sonra fark ettim ki hayal kırıklığı ancak bu kadar net anlatılabilir ve insanların ikiyüzlülüğü ancak böylesine çarpıcı olabilirdi. Önünde saygıyla eğiliyorum Ahmet Hamdi Tanpınar :)

Diyorum ki bu insanlık bu kadar mı güzel eleştirilir, ironi denen şey böylesine mi güzel yapılır. Hayri İrdal’ın hayatında iz bırakan her bir insan bu kadar mı güzel betimlenir, bir kitap içinde bu kadar mı çok özgün karakter yer alabilir. Yine söz dönüp dolaşıp Tanpınar’ın ustalığına geliyor kısacası. İyi ki yazmış, okuduklarım kafamı allak bullak etse de o kadar hoşuma gidiyor ki bu durum, gerçekten iyi ki.

Şimdi aklımda tek bir soru kaldı.. Ben hayatıma el atacak bir Halit Ayarcı mı bekliyorum yoksa Halit Ayarcı olabilmeyi mi bekliyorum?

“Ne içindeyim zamanın / Ne de büsbütün dışında / Yekpare, geniş bir anın / Parçalanmaz akışında” Çok sevdiğimden ötürü bunu da buraya bırakıp kaçıyorum efendim, hoşça kalın.
Ülkemizde yaklaşık 50 milyon kişinin, günde sadece bir saniyelerini boşa harcadığını varsayarsak neye ulaşıyoruz biliyor musunuz?

Üşenmedim hesapladım.

Yaklaşık olarak bir günde toplam 13889 saatimizi, boşa/verimsiz geçiriyor olmamız anlamına geliyor bu durum.

Ne kadar korkunç bir rakam değil mi?

Peki hiç merak ettiniz mi televizyonlar ve günümüz teknolojisi olmasaydı saatlerimizi nasıl ayarlardık?

Yazarın sağlığında yayımlanmış son romanı olan bu eser, dikkatli okuyanların da fark edeceği üzere üç zamanı ele alıyor; Tanzimat öncesi, Tanzimat dönemi ve Cumhuriyet dönemi.

İşte bu üç döneme, Hayri İrdal adlı karakterin dışarıdan bakmasını, yani topluma bir yabancının gözüyle bakmasını işliyor ustalıkla Tanpınar.

Bu da şu demek oluyor ki, modernizm çabaları o dönemde bu ülkede koskocaman bir yabancılaşma sorunsalı doğurmuş.

Saatlere ve zaman olarak saat kavramına farklı bir bakış açısıyla bakmamı sağlayan bu romanın bence topluma ve okuyucuya belirli bir mesafede kalmış olması, biraz sıkıntılı bir durum yaratıyor. Ve gereğinden fazla uzatılmış gibi geldi bana.

Bu eseri okumaya karar verenler için esere ayrı bir ilgi göstermelerini istirham ediyorum. Düzenli okumazsanız konudan kopabiliyorsunuz çünkü.

Saygılarımla...
Açıkçası ismine bakınca dikkatimi çekmişti Ahmet Hamdi'nin bu güzide eseri. Klişe roman tarzının üstünde yazar kendi şiirsel üslubunu burada da konuşturmuş. Biraz ağır bir üslubunun olması ve de içerisindeki karakterleri fazlaca tanıtması açısından okuyucuyu zorlasa da insan ilerde ne olacak diye de hep aynı heyecanla okuyabiliyor. Kendi zamanının doğu-batı tiplemesini, toplum yapısını iyi analiz etmiş, kitabın başkahramanı Hayri İrdal'ı ise bu iki düşüncenin yoğunlaştığı yerde ustaca betimlemiş, hayatında geçirdiği çeşitli merhalelerle düşünce yapısının değişikliğine hep beraber şahit oluyoruz. Anlaması biraz zor da olsa iyiki de okumuşum diyebileceğim, hatta ilerde bir kez daha okumak isteyeceğim kitap olmuştur. Kitabın asıl mesajı da "zaman" algısını bizlere aşılamak. Bu kitapla zaman algısı değişmeyecek bir okuyucu bulmak güç olacaktır.
Zaman mefhumu deyince akla gelen ilk isimlerdendir Ahmet Hamdi ve Ahmet Hamdi deyince de ‘saatleri ayarlama enstitüsü’… Zira “ne içindeyim zamanın ne de büsbütün dışında” dizeleri aklımıza gelir hemen. Yahut kitaptan örnekle: “saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insandır… Bu da gösterir ki, zaman ve mekân, insanla mevcuttur!”

Kitap üzerine ' Mütenahi Bey ' yazdı. Okumak için : http://1cay1kitap.com/...-ayarlama-enstitusu/
Kitabı 2 yıl önce elime alıp zar zor 150 sayfa okuduktan sonra bırakmıştım. Sanırım hayatım boyunca okudugum okuması en zor olan kitap buydu. 2 yıl sonra kitabı yeniden elime aldığımda 7 gün gibi bir sürede birirebildigim için kendimle gurur duyuyorum. Kitabın okunması bu kadar zor kılan şey her karakterin kendine ait derin bir hikayesinin oluşuydu. Ve yan karakterlerin hepsinin ana karakterimiz Hayri İrdal’ı nasıl etkilediğini yazarın bize yavaş yavaş hissettirmek istemesiydi. Türk edebiyatının en iyi eserlerinden biridir bu kitap. Okuyanlara önerim: biraz sabır...
İki uygarlık arasında bocalayan,toplumumuzun yanlış tutumlarını,davranışlarını alaya alan eleştirel bir romandır. Osmanlı Devleti’nin yıkılıp yerine Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu bir dönemde toplumun içinde bulunduğu kimlik problemi romanın başkarakteri olan Hayri İrdal’in yaşantısında ironik biçimde dile getirilmektedir. Batıda zaman hapsedilmeye çalışılmaktadır. Zamana sahip olanlar diğerlerinin zamanını sömürme eğilimindedir. Zaman başta olmak üzere her şeyden kazanç sağlayan  bir sistem bu. İşte Saatleri Ayarlama Enstitüsü böyle bir gerekliliğin ürünü. Türk toplumunun doğu ile batı arasında bocalamasını irdeleyen romanda kahramanın ustası Muvakkit Nuri Efendi’yi doğu, kahramanın arkadaşı Halit Ayarcı’yı batı, başkarakter Hayri İrdal’ı ise eşikte kalmış olan ve toplumsal karmaşıklığın küçük çaplı bir örneğini sunan bir karakter olarak yorumlamak mümkün. Romandaki onlarca
karakter içinde namuslu ve dürüst yalnızca üç karakter vardır: Nuri Efendi, İrdal’ın ilk eşi Emine ve Emine’den olan oğlu Ahmet.
Hangi zamanda olduğunuzu unutun. Ne geçmişte olun ne günümüzde...Zihninizi boşaltın tamamen ,tüm bildiklerinizden sıyrılın yeni bir benlik kazanacaksınız...

Saatleri Ayarlama Enstitüsü , toplumun değişimine uyum sağlayamayan bir kişinin karışık yaşamını ele alırken edebiyatımızda öncü bir roman değildir.Topluma ve hayata karşı yabancılaşma meselesi işlenmiştir.Konu bakımından edebiyatımızda pek fazla işlenmemiş olan modernist roman veriminin parçası konumundadır.

Hayri İrdal'ın yaşamıdır esasında okuduklarınız.Yani hikayenin merkezinde enstitü değil bir yaşam hikayesi yer almaktadır.
Tartışılmaz kült bir eserdir Saatleri Ayarlama Enstitüsü.Diğer taraftan bakıldığında groteks bir eser olmasından eğlenceli bir yanı da mevcuttur.Bu nedenlerden ötürü okurken afakanlar basarken bir de bakmışsınız altını çizdiğiniz cümleler de mevcut. ilk 60 sayfadan sonra aktı gitti bende.Ama ilk 60 sayfayı okurken aklımda deli sorular gezindi durdu hep ,birde elimden Türkçe sözlüğü düşmedi başlarda.

Yazarın psikolojik tahlilleri de beni çok etkiledi.Değişen insanın yaşadığı buhranları çok güzel tahlil ederek sergilemiştir.
Roman, öykü, deneme, makale, edebiyat tarihi, şiir türlerinde eser veren Ahmet Hamdi Tanpınar,1942-1946 yıllarında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde Maraş Milletvekili olarak bulunmuştur. Roman, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın yaşarken yayınlanan son romanıdır.

1K Antalya Okuma Grubu olarak benim ilk defa katılıp birbirinden değerli okurlarla tanıştığım toplantıda seçtiğimiz kitaptı.Zaten listemde vardı eninde sonunda okuyacaktım ama daha önce okumak bana oldukça çok şey kattı. Yazarı daha yakın bir kadraja alabilirim artık.

Zor bir kitap olmasından mütevellit inceleme yazmaya çekindiğim bir kitaptı. Kitaba haksızlık edecek ya da yetersiz kalacak bir inceleme yazmak korkusu yaşarken , okuduğumdan uzunca bir zaman geçmesine rağmen kendimi klavyenin başında buldum.Yapacağım eksiklik ya da hatalardan dolayı affınıza sığınıyorum.

Bolca alıntı paylaştığım eserde tam anlamıyla doymuş bir okur olarak kitabı tamamladım.Kesinlikle okunması gereken kitaplar arasında gösterilebilir diyorum ve cümlelerime kitaptan birkaç alıntyla son vermek istiyorum.Teşekkürler:)

"Hepimiz kendi masallarımızın kurbanıyız"

"İyilikler de kötülükler gibidir.Beraber gelirler."

"İnsanoğlu insanoğlunun cehennemidir."

"İnsan ,her şeyden evvel iştir,iş ise zaman."
Bazen düşünüyorum, ne garip mahluklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikayet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?
Bu daima böyledir. Hadiseler kendiliğinden unutulmaz. Onları unutturan, tesirlerini hafifleten, varsa kabahatlilerini affettiren daima öbür hadiselerdir.
Ama doktor bey ben hasta değilim...
...
Hastasınız..Psikanaliz çıktığından beri hemen herkes az çok hastadır.
Çok dikkat ettim, masallar adla başlar. Ceketinize veya boyun bağınıza eskiliği veya güzelliği yüzünden bir ad verin, derhal hüviyeti değişir, bir çeşit şahsiyet olur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
382
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759955762
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Baskılar:
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiiri sembolist bir ifade üzerine kurulmuştur. Aynı anlatım tarzı romanlarına da zaman zaman sirayet eder. Ancak muhteva açısından metafizik eğilimleri ile estetik endişelerini şiire ayırdığı halde, sosyal temalar için nesri seçmiştir. Romanları, zengin hayat hikayesinden taşarak Türkiye meselelerine kendine has yorumlar getirir. Medeniyet değiştirme girişimlerinin insanımızı soktuğu çıkmazları araştırırken yaptığı tahliller, insanımız ve toplum yapımız açısından dikkate değer hükümler taşır. "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" toplumumuzun bu değişme süreci içindeki durumunu, fertten yola çıkarak topluma varan bir teknikle anlatıyor.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 4.074 okur

  • Mihriban Dalkıran
  • Tarık Buğra Dikici
  • Defn X
  • Fatih
  • Gözdem Özalp
  • Feylesof
  • Fatih Mehmet YILDIZ
  • Hatice Nur Kayapınar
  • Şeyda Dayıoğlu
  • Rabia Ahlatcı

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.9
14-17 Yaş
%3.7
18-24 Yaş
%22.3
25-34 Yaş
%34.6
35-44 Yaş
%21.5
45-54 Yaş
%6.5
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%59.2
Erkek
%40.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%37.5 (534)
9
%24.4 (347)
8
%19.1 (272)
7
%10.6 (151)
6
%4.8 (68)
5
%1.3 (19)
4
%0.8 (11)
3
%0.5 (7)
2
%0.2 (3)
1
%0.5 (7)

Kitabın sıralamaları