Saatleri Ayarlama Enstitüsü

·
Okunma
·
Beğeni
·
104607
Gösterim
Adı:
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
382
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759955762
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Baskılar:
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
The Time Regulation Institute
Saatları qurma institutu
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiiri sembolist bir ifade üzerine kurulmuştur. Aynı anlatım tarzı romanlarına da zaman zaman sirayet eder. Ancak muhteva açısından metafizik eğilimleri ile estetik endişelerini şiire ayırdığı halde, sosyal temalar için nesri seçmiştir. Romanları, zengin hayat hikayesinden taşarak Türkiye meselelerine kendine has yorumlar getirir. Medeniyet değiştirme girişimlerinin insanımızı soktuğu çıkmazları araştırırken yaptığı tahliller, insanımız ve toplum yapımız açısından dikkate değer hükümler taşır. "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" toplumumuzun bu değişme süreci içindeki durumunu, fertten yola çıkarak topluma varan bir teknikle anlatıyor.
382 syf.
·Beğendi·10/10
Ben bu kitapla yeniden doğdum... Okumayı sevdim, okur yazar oldum, kendimi buldum... Bu kitabı okuyana kadar yılda dört beş kitap okurdum, bu kitabı okuduğum sene yaklaşık 40 kitap okudum ve 1,5 sendedir aynı tempo ile okumaya devam ediyorum. Farkettiyseniz profil resmimi bu kitabın kapağından aldım, Hayri İrdal olmaktan çıktım Halit Ayarcı oldum... Bu kitap ile bu siteyi buldum, siz okurları tanıdım. Okuduğum kitaplara yorumlar yazdım ama bu kitap benim için özel olduğu için üzerine söz söylemeye sırrımı ifşa etmeye çekindim ve bugün Huzur'u okurken tamam dedim Saatleri Ayarlama Enstitüsü'ne inceleme yazacağım....

Bu kitabı on sene önce üniversitede bir arkadaşım tavsiye etmişti ama okumak yıllar sonrasına nasip oldu. Ama olsun okumaya başlamanın yaşı ve zamanı yok...

Biraz da kitaptan bahsedeyim. Konusu Hayri İrdal gibi pasif ve yılgın birisinin Halit Ayarcı gibi aktif ve özgüveni yüksek biriyle tanışıp hayatının nasıl değiştiğini ve Saatleri Ayarlama Enstitüsünü nasıl kurduklarını, başarıyı nasıl yakaladıklarını, o zamanın insanlarını ve toplumunu ince espirilerle hicv ederek anlatıyor.

Böyle bir enstitü gerçekten olmayabilir ama bence gerçekten olsa güzel olur. Geçenlerde bir camiiye girdim, camiinin duvarlarında altı tane saat var fakat her biri farklı bir zamanı gösteriyor. Bir müsliman için zaman çok önemlidir. Dakikası hatta saniyesine göre sahuru keser, iftar yaparız. Toplantılara, iş yerlerimize, randevularımıza zamanında gelememe alışkanlığımızdan bahsetmiyorum bile... Zaman tanzimi ve öncekilerin belirlenmesi toplum hayatının düzeni için çok önemlidir. Bu ve benzeri konuları hem deneme hem roman tadında, yer yer tebessümlerle ve yer yer düşüncelerle okuyacağınız güzel bir eser. Mutlaka okumalısınız.
395 syf.
·Beğendi·10/10
İşte yeni yılın ilk günü ve ilk inceleme ile karşınızdayım sayın canikolar .. Esasen ciddi yazayım diyorum ama konu müsait değil pek .. Yani ben ciddi yazmaya çalışıcam ama muhakkak sıtkımı sıyırıp birbirinden abuk metaforlar kullanmak zorunda kalıcam .. Siz de muhtemelen bol bol güleceksiniz .. Ben de şimdiden gülüyorum bakmayın yani =)) Niçin böyle diyorum açıklayayım .. Ama en öncesinde şunu açık ve net belirtmek isterim ki orda burda Ahmet Hamdi Tanpınar ' dan için edilen aman da efenim dili çok ağır , yok efenim çok ağdalı bir türkçe kullanıyor laflarına kulak asmayın .. Elinin altında internet var emmoğlu !!! Hepinizin elinde bileğinize geçirdiğiniz medeni kelepçeler misali hamur tablası - uçak pisti kıvamında akıllı telefonlar var ..Lafa gelince dilleriniz OKLAVA gibi (ANNE MODE : ON )!!! İsteyince Kars' tan kaşar , bilmem nerden Çin tuzu order ediyorsun .. Bilişim çağındayız bilader .. Bilgi bir tık ötende yani .. Bi zahmet .. Cinnet geçirttirme bana .. Yok öyle HEM YOĞURDUM DÖKÜLMESİN AMAN ENİŞTEM BENİ ÖPMESİN tribi .. HAMAMA GİREN TERLER ! Neyse efenim nerde kalmıştık .. Hah ! Dile takılma .. Takılacağın en önemli husus bunun bir dönem romanı olduğudur .. Yani? Yanisi şu sayın cevizkabuğu.. Bu kitap Tanzimat dönemi , sonrası ve Cumhuriyet devri olarak 3 ayrı kısmı fırınlamış getirmiş önüne koymuş BİR KARA MİZAH ŞAHESERİ .. Kara mizah diyince aklınıza kim geliyor ? Pek tabi AZİZ BABA !! Bu açıdan ben kitabı okurken adeta romanlaştırılmış bir Aziz Nesin öyküsü okuyorum havası yaşadım .. O açıdan sizlere kafadan tavsiyemdir .. Muhakak okuyun ..

Şimdi biliyorsunuz ki benim öyle edebiyattan anlayan bir bünyem yok .. Yani sana bu kitap bünyesinde şu şudur , bu da bu akıma dahildir falan diye BİÇEMSEL olarak tanıtamam .. Haddim olmadığı gibi ilgi alanımda değil çünküm.. Zaten öyle roman okurken türkçenin edebi zevkini damarlarımda hunharca hissedip , dimağımda tereyağ gibi eriyen cümle yapılarının tadını dilimde hissetmek istiyorum diyen rose şarap içip boynuna fular niyetine poşu bağlayan ve rose şarabı da tulum peynirle tüketen ORGAZMİK entel holigan tayfaya da anlam veremiyorum açıkcası .. Kitabın yazılmasının en önemli amacı verdiği anafikir .. Biçem miçem falan sokma beni o dehlizlere .. Gerçi Tanpınar' ı 1K Ankara toplantısında tartışırken, bir rüya kavramı konusu açılmıştı .. Ben ki gördüğüm rüyalarda Teke Tek programında İlber Ortaylı ile tartışan Fatih Altaylı ' nın sözünü kesip çıkan kavga sonrasında Türkiye Cumhuriyetinden SINIRDIŞI EDİLMİŞ(?!?! )Türkiye' de istenmeyen adam ilan edilmiş ve SIĞINDIĞIM Kanada' da Türkiye Cumhuriyeti sınırları dışına kaçak BULGUR çıkardığım için mit mensuplarından kaçarken nefes nefese uyanmış bir kardeşinizim .. İsterseniz o damardan devam ederiz dicem ama konu uzamasın . Daha malzeme bol .. Çokca güleceksiniz =)) (OH O GÜN ANLATAMAMIŞTIM ..RAHATLADIM YAUW ! PAY BACK 'S A BITCH!!!! =) )

Sevigili karpuz sever monçiçiler .. Dedim ya bu bir dönem romanı diye .. Tarihimize baktığımızda - ki öyle çoook gerilere gidip himalayalar aşmamıza gerek yok - düzene entegre edilmiş DÜZENSİLİKLER ülkesi olduğumuzu rahatlıkla görebilirsiniz .. Bu niçin böyle diye merak eden sayın canikolar .. Bilmem kaç yüz tane kalem var bu konu başlıklarını sizlerle paylaşmak için .. Onlardan bir kaç örnek vereceğim..Sabırlı ol .. Bilmemiz gereken en önemli hususlardan biri teknolojiyi , devrimleri kaçırmış olmamız .. Bunun yanı sıra çok uluslu bir imparatorluktan geldiğimiz için ULUS kavramını da en son tadan milletiz .. Fransız devrimi sonrasında yükselen ulus devletler ile biz sırayla sayacağım şu kavramlara sarıldık .. En önce bir ümmet kavramı .. Sonrasında benzin yutup çakmakla olaya müdahale edercesine bir osmanlılık kavramı ve en sonunda da Türklük bilinci .. Ümmet dedikleri bize neler etti ortada .. Osmanlıcılık mermiye duygusal bir kafa atma eylemiydi çünkü imparatorlukların bünyesindeki halklar kader tayini yoluna gitmişlerdi .. Bunların sonunda ilkin ne yaptılar? Tanzimat Fermanı .. Anlamı reform.. Düzen getirme hareketi .. Oldu olmadı .. Ki olmadı ! Sonrasında Cumhuriyet Devrimleri geldi .. Cumhuriyet Devrimleri çağın coooook gerisinde kalmış bir "DİN TARIM" toplumunu ayağa kaldırmak için düzenlenmişti .. Tepeden indi .. Halkın büyük bir bölümü uyum sağladı .. Ama ilerleyen zamanlarda sorunlar meydana geldi .. Çünkü toplumun kafa yapısı halen daha din tarım toplumu kafası idi .. Pek tabii bu aksaklıklarda yapılan yanlışlıklar kadar sekteye uğratılan reform hareketerinin payı büyük .. Kitabımız işte bu saydığım dönemlerde iki arada bir derede kalan TÜRK HALKINI anlatmakta sayın caniko .. Yani daha önce belirttiğim gibi SABANDAN JETSKİYE GEÇİŞTEKİ SANCILI DÖNEM ! =))

Şimdi size bir kaç örnek vericem..Hem "cok daha yakın" tarihimizden , hem de günümüzden.. Eskilerle başlayalım isterseniz .. Misal Adnan Menderes devrine bir göz atalım .. Yaptıkları idari ve iktisadi yanlışları saymayacağım .. Misal bu sözümona okumuş kesimin 1950' lerde CİNCİ HOCALARIN evinden çıkarken görüntülenmesi bilmem sizleri şaşırttı mı =)) Biraz ileri alalım ve bugün ülkücülüğü ve milliyetçiliği hiçkimselere bırakmayan kesime bir göz atalım .. O dönemde 6. filoya secde eden bu abilerimizi nereye koyacağız .. Osmanlı devrinde yapılanları zaten biliyoruz .. Keşke Menderes tek parti döneminde o günkü partinin karşısına gerçekten içi dolu bir kalkınma modeli ile çıksaydı.. Keşke dini siyasete alet etmeden yapsaydı yapacaklarını .. Bakın bunları belli bir kesimin negatif taraflarını vermek için yazmıyorum .. Bahsetmek istediğim şey , tartışılan kavram ne olursa olsun bu milletin ,O KONUYA BAHİS OLGULARI ÖZÜMSEYEMEMİŞ OLMASIDIR .. Zaman akıp gidiyorken geriye duyulan özlemle , yersiz duygusallıkla ileriye yelken açılamaz .. Açılmamalıdır da .. Ne mi olur açılırsa ? Gelin günümüze dönelim .. O yelkeni açarsan caddelerde bol bol Tuğralı Doblolar görürsün .. Atatürk' ün doğum tarihini , devrimlerinin adlarını dahi bilmeyen insanların kullandığı Atam izindeyiz stickerlı mersolar bmw ler görürsün .. Biraz daha açayım konuyu .. Bizim insanımız için konu ne olursa olsun algı ön plandadır.. O mersoyu kullanıyorsa bunun en büyük nedeni o araca bindiğinde , toplumun bu kekomançiyi zengin insan olarak gördüğü ön kabulüdür(Pek tabii tüm merso sahipleri değil. Siz anladınız kimlerden bahsettiğimi) .. Tuvalete girip sifon çekmekten haberi olmayan ama starbucksa girince bir kahveyle mekanda günü bitiren , cebinde sigara alacak parası olmayıp sağdan soldan sigara dilenen 20. yüzyıl medine fukaraları ve macbook proları ?!?! Bu ülkede edebiyat okuyup Hayyam' ın yaşadığını sanan insanları gördü bu gözler !!! Konu başlığı ne olursa olsun bu düzen farketmez ..Misal bizde "X" bakanı Yozgatlıysa o bakanlık bünyesinde Yozgatlı popülasyonu artar .. Liyakat rafa kalkar , HEMŞOCULUK ÖNE ALINIR .. Ve diyelim ki bu bakanlık uzay araştırmaları bakanlığıysa Yozgat Sorgun'a muhakkak bir AY ÜSSÜ ya da efenime söyleyeyim YERÇEKİMSİZ YÜRÜYÜŞ PLATFORMU KONDURULUR .. Bunun adı bizim ülkemizde ilerlemedir .. Diğer illerden buna bir tepki gelmediği gibi bunun adı bir anda kalkınma oluverir .. Sonra uyanığın teki büyük rakı şişesinin dibini kesip yaptığı çakma teleskopla köşeyi dönüverir .. Güneşli güzel günlerin hüküm sürdüğü Yozgat Sorgun' da bir anda kör olma vakaları tırmanışa çıkar .. Güneşi seyreyleyen akıllılar sağolsun , bakan gözler KÖR OSSUN diyerek.. Devlet dolandırılan vatandaşlardan tepki gelene dek olaya müdahil olmaz.. Olsa da söz konusu şahsın sicili düzgün olduğu için serbest bırakılır .. Sonra ? Sonra ne olacak ?!? Para baldan tatlı cicim!! Bu kez devlet eliyle Sorgun' a YOZGAT TELESKOP SEVERLER DERNEĞİ KURULUR!! BİR SONRAKİ SENE YOZGAT TELESKOP İTHALATINDA TÜRKİYE BİRİNCİSİ OLUR .. İthalat diyorum bak yalnız sevgili monçiçi.. Yine kendim yapayım demez... İHRAÇ EDEYİM DEMEZ !!! =))) Konu din , ekonomi adını ne koyarsan o olsun ..Bu kaideler değişmez bu memlekette !! YAHU ARKADAŞ KOSKOCA HUKUK FAKÜLTESİ BİTİRMİŞ , TONLA MAAŞ ALAN , BİLMEM KAÇ TANE FİRMAYA HUKUKSAL DANIŞMANLIK YAPAN BİR KADIN, ÜNİVERSİTE SINAVINA GİREN OĞLUNUN CEBİNE "OKUNMUŞ PİRİNÇ" KOYAR MI YAAUW !!! ZOHAHAHAHA !! ULAN ŞUNU , YILBAŞI KUTLAMASINI YORTU ,SOFRAYA GELEN "SEĞMEN" MARKA PEKMEZİ TORTU KABUL EYLEMİŞ HACILAR KÖYÜNDE İKAMET EDEN ABDULLAH DEDE YAPSA ANLARIM .. MANYAK MISINIZ ULAN SİZ ?!!?! =)) Velhasıl kelam bu kitap kurgu gibi gözükse de aslında birebir YAŞANMIŞLIKLAR ve YAŞANILACAK OLANLAR KİTABIDIR !! Ne diyorsun kardeşim diyenler ... Al o başlıktaki Saatleri Ayarlama Enstitüsü ismini koy yerine TOSUNCUK AŞ ' yi.. Bilmem anlatabildim mi sayın CEVİZKABUĞU !! =))

Bak bu kadar dil döktük sana .. Yine de okumam diyorsan şöyle de cici bir opsiyon sunayım ve kitabın içindeki bir karakterden bahsederek spoiler lı tarlalara süreyim sabanı .. Şikayet edeyim neyin deme !! Yok ben başta isterim uyarıyı dersen : O ellerin kökünden kırılsın , bakan gözün oyulsun =)) Kızmayın başıma geldi de diyorum bebişler !!

KEFEN YIRTAN "ZOMBİ" ZARİFE HALA !!! Bakınız bu öyle yüce , öyle gaddar , öyle acımasız ve pinti bir karakterdir ki öldü diye mezara konulup çıktığında dahi kendisini gömenlere tabutunun içine girmek suretiyle tabutunu taşıtmış , yolda giderken poaçacıda durup dükkan sahibiyle pazarlık ederekten kendine hamur işi alabilmiştir!! İşsizlik levelinin karşısı boştur !! Bir nevi AVATARdır =))) TÜM İŞSİZLER ADINA ZERRE TEREDDÜTSÜZ İLAN EDİYORUM Kİ PİRİMİZDİR!!! Kalın Musa' yı da hörmetle anaraktan önünde saygı ile eğiliriz !!

İşte böyle sevgili zurnaseverler .. Bir İŞSİZ incelemenin de böylece sonuna geldik .. Nerden aklına geliyor bunlar diyeceklere cevap olsun .. Mezardan sadece KEFEN YIRTAN ZARİFE HALA MI kalkıyor sandınız ?!?!?!

https://www.youtube.com/...di52k-T_RAQ&t=6s
  • Puslu Kıtalar Atlası
    8.8/10 (5.970 Oy)5.567 beğeni17.661 okunma2.628 alıntı96.178 gösterim
  • Aylak Adam
    8.1/10 (6.338 Oy)5.965 beğeni22.647 okunma8.332 alıntı105.956 gösterim
  • Yüzyıllık Yalnızlık
    8.4/10 (4.458 Oy)4.605 beğeni15.083 okunma3.028 alıntı104.953 gösterim
  • Gün Olur Asra Bedel
    8.6/10 (4.181 Oy)4.440 beğeni16.902 okunma4.500 alıntı80.342 gösterim
  • İnce Memed 1
    9.4/10 (5.752 Oy)6.124 beğeni17.600 okunma3.702 alıntı92.001 gösterim
  • Dava
    7.8/10 (5.021 Oy)4.816 beğeni20.997 okunma5.687 alıntı114.995 gösterim
  • Semerkant
    8.6/10 (6.884 Oy)7.054 beğeni24.286 okunma6.489 alıntı121.938 gösterim
  • Denemeler
    8.6/10 (4.623 Oy)5.035 beğeni19.524 okunma21.317 alıntı85.861 gösterim
  • Tutunamayanlar
    9.0/10 (7.384 Oy)11.328 beğeni22.347 okunma27.128 alıntı315.219 gösterim
  • Tehlikeli Oyunlar
    9.2/10 (3.438 Oy)4.767 beğeni11.047 okunma13.576 alıntı95.713 gösterim
400 syf.
·15 günde·Beğendi·10/10
Merhaba,
| Yazım spoiler içerebilir içermeye de bilir.
|| Okuduğum ilk kitabıyla kendisine hayran olduğum Ahmet Hamdi’nin bu kitabı hakkında bir şeyler karalamak istedim. Saatleri Ayarlama Enstitütüsü,günümüzde bile derin bir incelemeyi hak eden bir roman.
Tanpınar’ın kendi sözleriyle giriş yapmak gerekirse bu roman: “İki âlem arasında salınıp duran bir halkın boşluğu.”
||| Hayri İrdal, dini hurafelerle ve batıl inançlarla büyüyen, bu dönemde saat tamirine merak salan ve bu yüzden yanında bulunduğu -kanımca- Doğuyu temsil eden geleneksel,çalışkan Nuri efendi ile vakit geçirmektedir. İrdal bey,eşinin tabiriyle içine sinik ve sünepe bir adam olduğundan dokunduğu her şey elinde kalmaktadır. Bu ruh buhranı içinde sürüklenirken çetrefilli yollarla tanıştığı Halit Ayarcı, emek vermeyi önemsemeyen tek ilkesi yenilik yapmak olan bir “Batı” adamıdır. İrdal bey, toplumsal baskının getirdiği sonuçlara göre Nuri efendinin yolundan gidip yoksullukla mı yaşayacak ya da Halit Ayarcının yolundan gidip zenginliğe ve refaha mı erişecektir? İrdal bey, büyük bir ikilem içinde boğulmaktadır.
|||| İşte buradan sonra Tanpınar’ın Doğu-Batı ikilemi arasında bocalayan karakterleri irdelemesini,yeri geldiği zaman ağır – sık sık sözlüğe bakma ihtiyacı hissedebilirsiniz- ama akıcı bir dille okuyorsunuz. Tanpınar’ın yaptığı psikolojik “vurgunlar” karakterlerin içinde kaldığı sıkışmışlığın tam bir göstergesi. Yine, çetrefilli yollarla tanıştığı Dr. Ramiz, nerede duracağını bilmeyen kafası karışmış Türk Aydınını temsil ediyor.
Roman iki âlem arasında salınıp duran halkın boşluğunu temsil ettiği kadar, bence ironinin ve mizahın romanı da kabul edilebilir. Zira, bir başka karakter; Hayri İrdal’ın musikiden anlamayan berbat bir sese sahip assolist olmak isteyen bir baldızı vardır. İrdal bey, böylesi yeteneksizliğin gülünç olduğunu savunsa bile Halit Ayarcı bir şekilde baldızı assolist yapar hem de tüm ülkenin alkışlarla dinlediği bir assolist. İşte burada günümüz devreye gidiyor, bazılarını şarkıcı, bazılarını yazar ve televizyondaki anlamsız dizi ve programlara raiting kazandırarak kimilerini de kanal sahibi yapan kitle. Başarı gibi görünen kavram; aslında çalışmanın, bilginin, emeğin ürünü değil, Tanpınar’ın da belirttiği gibi beyinsiz bir güruhun ürünü.
Kanımca, Tanpınar’a göre modernleşme ve ilerleme Batı sevdasından mütevellit gördüklerimizi ve öğrendiklerimizi kopyalamaktansa kendi uygarlığımızı,kendi hayat şeklimize uygulamak için âhlaklı bir şekilde çalışmak.
|||Tanpınar’ın bu eseri, döneminin ikilemlerine şahit olurken yer yer güldüğünüz,ağlama hissinin içinizi kavurduğu ve yapılan mizahı anlamak için durup düşündüğünüz,psikolojik tahlillerine hayran olduğunuz oldukça başarılı Türk edebiyatına kazandırılmış yegâne bir roman.
395 syf.
·12 günde·Beğendi·9/10
Çocukken masallarla öğrenen insan, büyüdüğünde de misallerle daha iyi anlayabiliyor. Saygı duyulması gereken zekalar, güzel bir kurguyla büyük bir evreni size sunabiliyorlar. Kurmacanın bu büyülü dünyasını kullanan Tanpınar da bize, bir enstitü üzerinden dünyayı ve insanı anlatıyor.

Derinliği ve felsefesi olan bir roman, aynı zamanda oluşturduğu evren, merakınızı çekecek bir ilgi değerine sahip. Anlatım hususunda; bazen kıvrak bir zekanın muzip mizahını, absürt komedisini görürken bazen de gerçekle gerçeküstüyü yumuşak geçişlerle birbirine bağlayan, ustaca yapılmış metaforik ve simgesel bir anlatımla karşılaşıyoruz. Ancak bu anlatım öyle zorlayan bir anlatım değil. Aksine zekice yapılan mizahi bir anlatımı olduğu için bol bol ‘bıyık altı’ güldürüyor ve kendini sevdiriyor. Bu mizah ve absürt komedi yanı okurken ara ara aklıma Salah Birsel’in Dört Köşeli Üçgen kitabı geldi. Bence bu iki kitabın akrabalık ilişkisi var :) SAE kitabını okuyup beğenenler, bu kitabı da beğeneceklerdir diye düşünüyorum.

“Saatleri Ayarlama Enstitüsü her şeyden evvel kendisine inanılmağa muhtaçtır.”

Tanpınar, daha iyi anlayalım ve bu enstitüye inanalım diye uzun bir ön hazırlık yapıyor. Futboldaki olgun atak girişimi için yapılan uzun hazırlık pasları gibi epey top çeviriyor ve sonra anlatıyor enstitüyü. Bu yüzden SAE son 150 sayfada anlatılıyor aslında. Onun öncesinde karakterlere derinlik kazandırılıyor.

Romandaki anlatıcı Hayri İrdal, diğer önemli karakterse Halit Ayarcı. Halit Ayarcı, hayata nizam verip insanlara ‘ayar’ çekmesini bilen, onlara gerçekten öte, kulağa hoş gelen, duymak isteyecekleri yalanları söyleyen, ilm-i siyaseti iyi ezber etmiş birisi. Bu yüzden ad-soyad seçimi roman geneline bakarsak oldukça manidar. Elindekini çok iyi pazarlayan iyi bir tüccar, bunun yanı sıra, insanlarla arasındaki diyaloğu iyi kuran bir siyasetçi var karşımızda. Eserde bu enstitü ve Hayri-Halit karakterleri üzerinden zekice yapılmış ironiler var. Kadrolaşmadaki ahbap-çavuş-hemşeri ilişkisi trajikomik yansıması ile tüketim ekonomisinin ‘otomat’laştırıp sistemli hale getirdiği arz tarafı ve sömürmeye hazır duruma getirdiği zihni uyuşturulmuş yığın haline gelen tüketici tarafı enstitü üzerinden karikatürize ediliyor.

Romanın felsefi boyutuna gelirsek; Muvakkit Nuri Efendi üzerinden zaman felsefesi yapılıyor. Tanpınar’ın, dönemin filozoflarından olan Bergson’dan etkilendiği biliniyor. Zaman hususunda Bergson’un dikkat çeken görüşleri vardır. Eserde de bu felsefenin izleri görülüyor. Henri’nin yaptığı felsefenin benzerini, eserde bize Nuri anlatıyor, sonrasında da ustasından öğrendiklerini Hayri devam ettiriyor. Henri-Nuri-Hayri benzeşmesi bence rastlantı değil. Nuri Efendi, saat ve zaman üzerinden insanları okuyor. “Saatin kendisi mekân, yürüyüşü zaman, ayarı insandır” derken, Henri Efendi (Bergson) ise eşyada zaman beraberliği, ruhta süre bulunmaktadır diyor. Dolayısıyla bilince yani insana bağladığı dinamik olguyu süre diye isimlendirerek dış zamandan ayırıyor. Yine Nuri Efendi “Hâl yoktur, mazi ve onun emrinde bir istikbal vardır. Biz farkında olmadan istikbalimizi inşa ederiz” derken, Henri ise “Süre, geleceği kemiren ve ilerledikçe büyüyen geçmişin daimî ilerlemesidir” der. Yani “Süre, tıpkı bir kartopunun yuvarlanarak büyümesi gibi geleceği kemiren ve ilerledikçe büyüyen geçmişin daimî bir ilerlemesinden başka bir şey değildir”.

Eserdeki zaman anlayışı da, baş karakterin (Hayri İrdal) zaman algısına bağlı olarak şekilleniyor. Bu yüzden düz bir zaman çizgisi yerine, zaman ölçeğinin çeşitli kısımlarına çağrışımlarla yolculuk yaptığınız oluyor. Romandaki zaman için şunu diyebiliriz; Hayri İrdal’ın şahsi süresiyle (bilinciyle), dış zamanın geçişlerle birbirine harmanlanması.

(Uyarı: Buradan sonrası biraz detaylı analiz içereceğinden dolayı, kitabı okumamış olan arkadaşlar isterlerse devam etmeyebilirler.)

Yukarıda Nuri Efendi’nin maziden gelişen bir istikbal anlayışı olduğunu söylemiştik. Halit Ayarcı ise “mazi ve istikbalini hâlin arasından gören zattır”. Yani onun dünyasında bugünün durumu, maziyi de değiştiriyor. Burada Tanpınar’ın zaman üzerinden yaptığı oyunu görüyoruz. Bu anlayış da aslında algıya ve hissiyata dayalı bir zaman kavrayışıdır. Bugünün hissi, maziye taşınıyor ve anılar değişiyor. Yani maziyi, hâl tayin ediyor. Eğer bir kişiyle maddi-manevi menfaat sağlayacağınız bir ortam doğduysa, geçmişte aranızda husumete dayalı olarak oluşan anılar, birden minnetle anılacak hâle gelebiliyor.

“Yalan mı söylüyordu? Hayır. Sadece bugüne ait bir hissi maziye taşıyordu.”

Bu aslında gerçekte de böyle değil midir? İnsanın diplomatik yanı, olanı olmayanla değiştirebiliyor. Bazen de psikolojik olarak akıl, o kötü anıyı karartıp yok sayabiliyor ya da gittikçe silikleşen anıya, o günün hissiyatıyla eklemeler, çıkarmalar yapabiliyor.

Belki de felsefeyi, “metafizikle nihayetlenen bir psikoloji” olarak gören Bergson gibi, Tanpınar da benzer düşündüğü için romandaki felsefe-psikoloji birlikteliğini bozmuyor. Nuri Efendi’nin zaman felsefesi, Doktor Ramiz’in rüya ve psikanaliz yaklaşımlarıyla birlikte, psikoloji temelli felsefeyi destekler nitelikte.

Doktor Ramiz’in, Hayri İrdal’ı hasta olduğuna ikna etmeye çalışıp, O’ndan bunu destekler rüyalar görmesini istemesi absürtken; Hayri İrdal’ın hastalığını doğrulayacak geçmişe dair bir rüya görme endişesiyle yaşayıp, geleceğine dair gerçekleşmesini sürekli bir korku ve gerilimle bekleyeceği kehanet gibi bir rüya görmesi de zaman üzerine güzel bir oyun, psikoloji üzerine düşündürücü bir hareketti. Psikolojik olarak Hayri İrdal, belki Doktor Ramiz’in baskısından kendini kurtarmak, belki de aklındaki iyice belirginleşen kuşkulara teslim olmak için, doktorun reçete ettiği kara rüyalara şartlanmışken, başka bir kara rüya gördü ve hayatını adeta bu rüyayı gerçek edecek şekilde yaşadı. Yani gerçek, sipariş rüyayla psikolojik olarak doğrulanacakken, rüyada görülenin psikolojik teslimiyetle ileriye doğru yaşanarak gerçekleştirilmesi söz konusu. İşte bu insan psikolojisinin karmaşasına dair düşündürücü bir detaydı.

Sona gelelim...
Romanın sonu da aklıma Halit Ayarcı’yla alakalı olarak şu sahneyi getirdi;
https://youtu.be/1ZQcTnj7JsY?t=5968

Hayri İrdal’ın da Halit Ayarcı’nın da okura söyleyeceği şeyler, yansıtacağı duygular var. Ben Halit Ayarcı üzerinden şunları söyleyebilirim:
Başarmanız için önce sizin kendinize ve o şeye inanmanız gerekir. Bu inanç temin edildiğinde insanları koca bir yalana bile inandırabilirsiniz. Yeter ki sizin inancınız onlara dahi yetecek kadar görkemli olsun.
En çok inanan kaptan, gemiyi terk ettiğinde gemi su almaya başlar.
Samimiyeti menfaatiyle ölçülen insanların muhabbeti, menfaatine endekslidir (Bu da özellikle son sahnenin söylediğidir)
382 syf.
·20 günde·Beğendi·Puan vermedi
ŞAKA MI İŞ Mİ?

Toparlanın gitmiyoruz, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü kuruyoruz.
İş teklifi yapıyorum:
Pandül Müdürü: Ebru İnce
Yelkovan Şubesi Şefi:Esra D.
Zemberek Ayarı Müdür Muavini:Sezen B.
Akrep Ayarı Şube Şefi: Tuco Herrera

Kim enstitüye reis olmak ister? :)

İşi kabul edenler üniformalarını giyip en ciddi jest ve mimiklerle müdürlük binalarına geçebilirler.
Görev şu : Saat kaç? sorusuna cevap vermek. :)
Müşterilere makbuz vermeyi unutmayın.
Artık en güvenilir kurum Greenwich değil sizsiniz . :)
( İşte romanın özeti )

SAAT KAÇ?

Günde kim bilir kaç kez soruyoruz bu soruyu?
Çünkü hepimiz zamanın peşinden koşuyoruz ve zamana yetişmeye çalışıyoruz.
Halbuki saniyeler dakikaları, dakikalar saatleri kovaladıkça ömrümüzü tüketiyoruz.
Renk renk kordonlarıyla aksesuar olarak da tamamlayıcı olan saatler, tükettiğimiz ömrümüzün nabzıdır bir bakıma.

Ben diyorum ki tüm roman bir yalan üzerine kurulmuş... :)

Edebiyatçılar diyor ki Marquez’den önce büyülü gerçekçiliği Tanpınar Saatleri Ayarlama Enstitüsünde kullanmış.

Esas kahramanlarımız Hayri İrdal ve Halit Ayarcı İstanbul’da Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü kurar ve aslında hiçbir işe yaramayan bu enstitüde 300 kişi çalışır, yıllarca varlığı ülkeyi gururlandırır ama gerçekler artık yadsınamayacak duruma gelince lağvedilir.
Çok mühim bir iş yapıyor görüntüsünün altında hiçbir iş yapmayan bu enstitü güya medeniyetin sembolüdür. :)

Bu romanın Türk edebiyatı için önemli olmasının bir sebebi de şudur:
Romanda Tanpınar’ın asıl amacı, Türk toplumunun elli yıl içerisinde donmuş bir hayat anlayışı ile zamanı aşmaya çalışmasının gülünçlüğünü ortaya sermektir.

Saatleri Ayarlama Enstitüsü grotesk bir eserdir , yani hem gülünç hem tuhaf hem abartılıdır .

TANPINAR

Zaman adamı...
Rüya adamı...
Hayal adamı...

Gerçek ile hayal arasında gidip gelen roman da şair Tanpınar’a yakışır nitelikte ...

Dip not: 20 günde okunmuş, araya küçük tatiller, dost sohbetleri, çikolata kaçamakları, diyet bozmaları, kafa dinlemeleri, kalp ağrıları alınmıştır... :)
382 syf.
·Beğendi·10/10
Aslında kitap konusunda daha olgunluğa erişmeden bir yorum yapmak istemezdim ama konu "en sevdiğim" olunca heyecanla bir şeyler yazmak istiyorum. Şunu biliyorum ki Türk halkı olarak Ahmet Hamdi Tanpınar gibi bir yazara sahip olduğumuz için çok ama çok şanslıyız. O öyle biri ki Salvador Dali tablolarında, Luis Bunuel filmlerinde gördüğümüzü onun kitaplarında daha yakından ve daha bizden bir şekilde görebiliyoruz. Gerçekten dünya çapında bir yazar olması gerekirken değeri bir türlü Türkiye'de bile anlaşılamadı.

Kitaba gelecek olursak her zaman güçlü bir ana karakter ve onun çevresinde gelişen olaylara ana karakterin gözüyle baktığımız romanları çok sevmişimdir. Burada ise Hayri İrdal'ın gözünden olayları izliyoruz. Herkesin aklına Doğu-Batı çatışmasını getirmiş ancak böylece kestirip atılmasını doğru bulmam. Hatta bana göre Doğu-Batı çatışması en görünür gibi olan aslında en silik konudur kitabın içinde. Gerçi sembolik bir eser olması herkesin görüşünü farklı kılıyor. Benimki de bu yüzden biraz farklı. Bana göre bu roman hayatın kısa bir özetidir. Hatta şaşıracaksınız ama uzayda zamanın, zaman bükülmesine yer bile verilmiştir. Çoğunuza gülünç gelmiş olabilir ama ben bazı kısımlarından bunu bile çıkardım. Aslında Saatleri Ayarlama Enstitüsü kitabı denilince aklıma "geçmişe özlem" geliyor. Bu kitap kötü maziye sahip bile olsak geçmişe özlemin, küçük şeylerden mutlu olabilmenin, pişmanlığın serenadı. Belki yenilik, medeniyet çok güzel bir şey ama saatlerce mahallemizde oynadığımız maçların zevkini hatırlayıp kim geçmişe özlem duymuyor ki ? Şimdilerde gökdelenlerin arasında futbol oynayan çocukları kim hayal edebiliyor ? Belki de yeni nesil de yıllar sonra ellerindeki tabletlerle oynadıkları oyunların özlemini duyacak kim bilir. Aslında en başta dediğim gibi Doğu-Batı karşılaşmasından çok Moderniteye bağlı aşırı ilerleme mi yoksa fazla değişim yaşamaksızın hayatı idame ettirecek kadarı mı sorularını sorduruyor. Bu sorularda bizleri çok ikilemde bırakıyor. Hangisi doğru acaba derken kitabın sonunu boyluyoruz. Bunun akabinde bi kaç tavsiye vermek istiyorum. Geçmişe özlem konusunda yapılmış en iyi film hatta alanında tek filmde Citizen Kane'dir. Onu da çıkarımlarım doğrultusunda tavsiye etmek isterim. Ayrıca konu açılmışken bir tavsiyede kitap olarak vermek istiyorum. Yine çoğu kişiye alakasız gelebilir ama Eric Hobsbawm'ın Aşırılıklar Çağı kitabı Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nün yanına anlam katacaktır şüphesiz.

Aslında çok uzatmak istemezdim ama kitabın verdiği karışık duyguları anlatmak kolay değil. Geçmişe özlem ilk aklıma gelen konu olsa da pişmanlık, küçük şeylerden mutlu olabilme, dünyada ve dünya dışı yaşamda zaman kavramı, Modernite-Yalınlık karşılaşması göze batan ince ayrıntılardı. Tabiki bunlara teker teker deyinmeyeceğim ama şunu biliyorum ki bir çok kişi benim düşündüklerimi kitap hakkında düşünmedi. İşte kitabın gizemi de burada saklı. Herkese farklı duyguları yaşatabilmek aslında gerçek sanattır. Bu tarz kitaplar artık yok. Hatta geçmişte bile bulmak zordu. Bu nadide eserlerin kıymetini bilelim. Çünkü bu kitaptan sadece 1 tane var. Toparlamak gerekirse kitapta denmek istendiği gibi ; ----- Zaman çok çabuk geçiyor. O kadar çabuk ki saatlere ve takvimlere bakacak vaktimiz yok. Bu yüzden planlı yaşayamıyoruz. Öyleyse en basitini yapalım anı yaşayalım. Anı öyle bir yaşayalım ki gelecekte derin düşüncelere dalarken keşke değilde NE GÜZELDİ diyebilelim. -----
382 syf.
·10/10
“Hayatımızın bir devrinden sonra başlımıza gelen şeylere o kadar hazırlanmış oluyoruz ki kederimizi kendi içimizde taşır gibi yaşıyoruz.”
Türk Edebiyatına katkılarını saymakla bitiremeyeceğimiz olan Ahmet Hamdi Tanpınar Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü 1962 yılında kaleme aldığı ikinci romanıdır ve aynı yılda kitap yayınlandıktan sonra yazar İstanbul’da kalp krizi geçirerek hayata gözlerini yumdu.Kitap Tanzimat ve Cumhuriyet dönemlerinde geçmektedir.Büyük Ümitler,Küçük Hakikatler,Sabaha Doğru ve Her Mevsimin Bir Sonu adlı dört bölümden oluşmaktadır.Kitapta biraz fazlaca Farsça ve Osmanlıca olsa da kesinlikle kitabın muazzam oluşundan hiçbir şey eksiltmiyor.Konu olarak küçük yaşta saat tamircisinin yanında çırak olarak işe başlayan Hayri İrdal’ın hayatı üzerinden modernleşme temelinde toplumu nasıl etkilediği üzerine sosyolojik bir bakış açısıyla yazılmıştır.Kitap Hayri İrdal’ın ağzından anlatılmaktadır.Hayri İrdal çocukluğundan başlayarak çevresinde yer alanlara kadar hepsinden bahsetmektedir.Kahramanımız dışında yer alan diğer karakterler : Halit Ayarcı,Seyit Lütfullah,Doktor Ramiz,Mübarek,Nuri Efendi yer almaktadır.Sadece saat bir imge gibi görünse de aslında yeni bir zihniyet ve temelde modernleşmenin tohumlarını ekmektedir çünkü Anadolu halkının ibadet,iş saati,uyanıp kalkmaları artık saatten dolayı dilimlenmiştir.Kitapta verilmek istenen mesajlar ve kurgusu da çok iyiydi.
Keyifli Okumalar Dilerim
395 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10
Az biraz beğendiği bir şeyi hemen hayatının enler listesine koyan biri olarak, daha önce herhangi bir kitabı böyle bir listeye koyamamıştım. Nihayet ilk kitabımı buldum. Gönül rahatlığıyla, hayatımda okuduğum en iyi kitap ilan ediyorum Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü.

Bu metni okuyan birisi, bu giriş cümlelerinden sonra doyurucu bir inceleme yazısı bekleyecektir. Haliyle bu beklentisi karşılıksız kalacaktır. 'En' özendiğim şeylerden birisi, bir kitabı okuduktan sonra, hele de kitabı çok beğendiysem, o kitabı alıp sayfalarca inceleyebilmektir. Bazen 1k'da bir kitaba yorumumu bıraktıktan sonra okurların incelemelerine bakıyorum. Bakar bakmaz gidip kendi yorumumu silmek istiyorum. Çünkü çoğu zaman yorumumumdaki kitapla ilgili tek cümle "Sade anlaşılabilir cümlelerden oluşan..." olurken, diğer bir okur yazarın yazma tekniğinden, incelediği konu hakkında eksik yazdıklarına kadar her bir şeyi tespit edip, yazmış oluyor. Bakınız bu metindeki 2. paragraf da bitmek üzereyken, hâlâ kitapla ilgili bir cümle kurmadım.

Kitap, sade anlaşılabilir cümlelerden oluşmuyor tabiki. :) Aksine kitapta çok fazla Osmanlıca kelime vardı. Bu yüzden kitabın ilk yarısını okurken sık sık sözlüğe bakmak zorunda kaldım. Tuhaf bir şekilde kitabın ortalarından sonra akıcı bir şekilde okumaya başladım. Osmanlıca kelimeler mi azaldı, yoksa hikayeye kapılınca kelimelere mi daha az takılıyor insan, anlamadım. Kürk Mantolu Madonna'yı okurken hemen hemen aynı durumu yaşamıştım. Belki de bu Cumhuriyet dönemi edebiyatına özgü bir durumdur. 'Filhakika' bu dil kullanımının ayrı bir lezzeti var. Cümleler daha bir tatmin ediyor insanı. Sanki bunları okurken Türkçe'nin kendine özgü lezzetini, insan daha çok tadıyor gibi geldi bana. Metin daha ciddi, daha saygın gibi geliyor. Pop müzik ile Türk Sanat Müziği arasındaki fark gibi. Pop müzik hoştur, fakat mesela Müzeyyen Senar ayrı bir dünyadır.

Olay bazlı bir çok kitapta, bir çizgi vardır. Yazar kitabın başlarında bize yemler atar. Kişileri tanıtır, konuşturur. Bir süre sonra olayları az buçuk tahmin etmeye başlarız. Çünkü kitabın ortalarında bazı karakterlerin, bazı olayların sadece bu sonu hazırlamak için konulduğunu anlamaya başlarız. Kitabın başarısı da bunu bize fark ettirmemesiyle ölçülür. Saatleri Ayarlama Enstitüsü gibi olay bazlı bir kitapta ise yazar büyük bir özgüvenle kitabın sonunu neredeyse başta söylüyor. Fakat karakterler ve olaylar o kadar güçlüki, bu durum, kitaptan aldığınız tada hiçbir zarar vermiyor.

Türkiye'nin modernleşmeye başladığı yılları, temelde kadınlar olmak üzere insanların yaşama biçimlerindeki değişimler gibi bir sürü farklı konu ele alınıyor. Bunları tahlil edecek bilgi birikimim yok. Fakat çok güzel ele aldı onu biliyorum. :)

Sonuç olarak okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. Sadece ilk yarısında olay biraz karışık gittiği için zorlanabilirsiniz. Sakın yarım bırakmayın.

---Sadece kitabı okuyanlar için (Spoiler içerir)---

Ya abi, ne mükemmel kitap değil mi? :) Tıpkı Hayri İrdal gibi başta bu enstitü gereksiz diye düşünürken, ben de bu SAE'nin gerekli bir şey olduğuna inandım bir ara. Halit Ayarcı beni de inandırmıştı. Hatta itiraf edeyim, internette aradım bir ara bu SAE gerçek mi diye.

Bazen 1k'da ofise yemek getiren abiler soruyor, bu 1000Kitap ne işe yarıyor, kitap mı satıyorsunuz diye soruyorlar. Yok diyorum. Sitemiz uygulamız var, kitap sosyal ağı vs diyorum. "Hm, oradan kitap mı okunuyor" diyorlar yok diyorum. Sonra da "hmm" diyerek gidiyorlar. Allah bilir içlerinden "bu manyak kitaplarla kafayı yemiş sanırım" diye düşünerek gidiyorlar. 1k'yı muhtemelen alakasız bir şekilde SAE'ye benzettim. Kitap satmıyoruz, kitap da okutmuyoruz ama çok işe yarıyoruz. :)

---Sadece kitabı okuyanlar için (Spoiler içerir)---
382 syf.
·Beğendi·10/10
Eveeett tam 40 günün sonunda 41. gün sabahında kitabı bitirmiş bulunmaktayım.. ZAMANLAMA MANİDAR :))

Aslında çok uzuun inceleme yazılacak kitap Allah var. Ama şu an ki buruk haleti ruhiyemle sanırım bunu başaramayacağım.. Diğer okuyanlar neler hissetti bilmiyorum bitirince lakin bende bir burukluk hasıl oldu.. nedenini de az buçuk tahmin ediyorum ama anlatamayacağım.. çook uzuun cümleler kurup Sevgili https://1000kitap.com/Madame Hanım'ın da dediği gibi Bihter'in uzun cümle kurma rekorunu üç beş kez egale etmem lazım şimdi :) gerek yok.. burukluğumla sizlerin de canını sıkmadan eğlenceli kısımları anlatmaya çalışayım.. Bilenler bilir Spoiler vermeye bayılırım :) ve bunun gerekli olduğunu düşünürüm.. yani kitabın tamamını anlatmasa da bir inceleme kitap hakkında okunur mu okunmaz mı benlik mi değil mi diye az buçuk malumat vermeli... BEN CE TABİİ.. bu incelememde bunu çok aza indirgeyeceğim çünkü zaman ve saat konusunda çocukluğuma, ilk gençliğime ve şu an ki durumuma dair anılarımı anlatarak KENDİME DAİR SPOİLER vereceğim bu sefer..

Sizleri bilmem lakin benim zamanla ve saatle bu aralar aram çok da iyi sayılmaz.. İçimde bir Hayri İrdal barındıranlardan mıyım acep diye çok sordum kendime kitabı okurken.. verdiğim cevap ise '' yok asla '' idi.. peki bir Halit Ayarcı mıydım?? el cevap '' kesinlikle hayır '' ..

Peki neyim?? başlı başına ŞİMAL!!
KUZEY değil de neden ŞİMAL!!

'Kökleri mazide olan bir Ati yim' belki de ondan Şairin dediği gibi.. yani Hayri İrdal ile Halit Ayarcı arasında bir tip!!

Ben emsaller yani yaklaşık ben yaşıtlar ( bakın kelimeler bile alaturka ve ben bunları kullanmaktan acaip zevk alıyorum birşeyler yazarken :) ve işyerimde tam bir Halit Ayarcı modunda çalışmam ..modern cümleler modern çağın aksanı!! ve iş temposu ) bilirler çocukluğumuzda TİPİTİP diye bir sakız vardı.. TİP İ TİP.. Yani tip bi adamdı pembe sakıza sarılı karikatürünü okumaya bayıldığım adam.. hem sakızı çiğner hem de güle güle okur biriktirirdim o minicik kağıda sığan TİP adamın maceralarını.. İşte kitapta bol miktarda TİPİTİP var .. her birinin hayatlarının her macerasını okuyorsunuz.. kendi gerçekleri içinde yaşayıp giden.. geri dönüp baktığınızda 'bu TİP ler anca romanlarda ya da filmlerde olur' derkene bir de bakmışsınız adamlar yanıbaşınızda.. işyerinde, otobüste, aynı apartmanda, köyde, kahvede, hastanede, okulda, kokteylde falan filan..
SADECE SEYRETMENİZ LAZIM FARKETMEK İÇİN..

Peki kitap boyunca okuduğumuz saat, zaman, ayar vs.. sizin hayatınızda nerde????

İlk saatinizi hatırlıyor musunuz peki?? ve o saati nerde kaybettiğinizi??

Sürekli geç kaldığınız oluyor mu peki işyerinize, sevgilinizle buluşmaya, en ufak randevulara bile..?? yani zamanla kavgalı mısınız benim gibi :) ??

Ya da şöyle mi desek.. Zamanın bile dakikliğini kendi üzerinde kurulmuş bir baskı, özgürlüğe vurulmuş bir ket olarak hissedenlerden misiniz yoksa????

Sorulaaar sorulaarrr....

Sizleri bilmem ama ben koluna saat takamayanlardanım :)) sadece saat de değil aslında yüzük, bilezik, bileklik, kolye, küpe vs.. takılacak ne varsa takamayanlardan :) üç beş gün takar dener ve oynaya oynaya 'üüüüüf daral geldi' diye bi köşeye bırakırım güzeeelce :) TAKMAYACAKSIN TAK ATACAKSIN !! diye bişey vardı dimi bi zamanlar hah işte tam da ondan :))
ha hiç saatim olmadı mı elbette oldu.. hatta ilk saatimi babam almıştı.. lisedeydim o zamanlar.. içinde 15-20 kadar ülkenin marşlarının fonik kaydı olan süper dijital bi saatti bu.. babam ne amaçla almıştı böyle bir şeyi bilmiyorum ama ben namaza yeni başladığım o yıllarda sabah namazına her gün farklı bir ülkenin marşıyla uyanırdım :))) Ezanın akabinde çalmaya başlayan Hollanda marşı :))) ertesi gün Fransız marşı :)) ertesi gün hooop İrlanda marşı :))))

Kendime has bir sentez yapmıştım yani anlayacağınız :)))

çok da mutluydum bu halimden ve bizimkiler de hiçbişey demezdi .. herhalde NAMAZ ADAMI YOLDA KOMAZ diye içlerinden sevinip bu kız bu hassasiyetle kesinlikle yolda kalmayacak diye düşünüyorlardı :) ve tabii ki Rahmetli babacığım da sürekli oynadığım saatimi ne kadar beğendiğimi gördüğü için extra seviniyordu kimbilir :) RUHU ŞAD OLSUN İNŞ.

PEKİ ZAMANLA KAVGALI OLMAYA NE ZAMAN BAŞLADIM? diye merak ettiniz değil mi :)
İşte bu benim üniversite yıllarıma dayanıyor bu incelemeyi buraya kadar okuyan sevgili okurlar :)

unutmayın ki MEKANLA KAVGALIYSANIZ KESİNLİKLE ZAMANLA DA KAVGALISINIZ DEMEKTİR..

siz bi düşünün bunu.. :)

yani ZAMAN VE MEKAN bağlantısını..#31745233

nitekim zaman izafi birşeydir.. mekan akar diye mi okumuştum bir yerde galiba öyleydi.. karışık kuantumsal kavramlar :)
BAST-I ZAMAN VE TAYY-İ MEKAN kavramları..
sırlar burda işte.. bu kavramları duyanlar da bi düşünsün :)
Meslek itibariyle zaman ve mekanın insan yaşamındaki derin tesirleri adına kitabın sonlarında uzuuun uzuuun mimari bahisler de var okunası hoş... manidar..
üniversite yıllarımı ve bu konudaki düşüncelerimi belki başka zamanlara başka incelemelere havale edip bu incelemeyi çok da uzatmiim :) efenim..

Çok isterdim Hayri İrdal ve Halit Ayarcı nın karakterleri hayatları üzerinden beni burukluğa sevkeden diyalogları da anlatmayı ama dediğim gibi okuyun efendim siz de okuyun.. Hayriciğimin Halit Ayarcı ile tanışmadan önceki iç ve dış dünyasının KUNCULUS gibi üzerinize çöktüğü o ruh teslim ettiren ilk kısımların ağırlığına bakmadan okuyun..
Pişman olmayacaksınız eminim..

Başka bir incelemede görüşmek üzere Sevgiyle Aşkla Selametle kalın..

Şahsınıza münhasır olan fizik ve metafizik ayarlarınız Her daim dosdoğru olsun efendim..
382 syf.
·
" - Değişiyorsunuz Hayri Bey, değişiyorsunuz... Asıl memnun olacağınız şey bu... Yeni hayat, yeni insan... Tekrar doğamayacağınıza göre bundan başka çareniz yoktur..."

Konuşularak veya yazılarak anlatılası bir kitap değildi. Evet zor... Ama bir okurun mutlaka okuması gereken bir kitap. Canım Hayricim İrdal... Geçmiş ve gelecek kuşak arasında sıkışmış, namus ve masumiyet için titreyen bir kalple hayata tutunmaya çalışıyor. Evet belki uzun uzun tafsilat var fakat bütünsel olarak bakılınca "Oğuzcum Atay" rüzgârlarını duyumsuyorsunuz. Bolca kişilik analizleri de cabası. Okuyun, okutun.

Vesselâm.
Bazen düşünüyorum, ne garip mahluklarız? Hepimiz ömrümüzün kısalığından şikayet ederiz; fakat gün denen şeyi bir an evvel ve farkına varmadan harcamak için neler yapmayız?
Bu daima böyledir. Hadiseler kendiliğinden unutulmaz. Onları unutturan, tesirlerini hafifleten, varsa kabahatlilerini affettiren daima öbür hadiselerdir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
382
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759955762
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Baskılar:
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
Saatleri Ayarlama Enstitüsü
The Time Regulation Institute
Saatları qurma institutu
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın şiiri sembolist bir ifade üzerine kurulmuştur. Aynı anlatım tarzı romanlarına da zaman zaman sirayet eder. Ancak muhteva açısından metafizik eğilimleri ile estetik endişelerini şiire ayırdığı halde, sosyal temalar için nesri seçmiştir. Romanları, zengin hayat hikayesinden taşarak Türkiye meselelerine kendine has yorumlar getirir. Medeniyet değiştirme girişimlerinin insanımızı soktuğu çıkmazları araştırırken yaptığı tahliller, insanımız ve toplum yapımız açısından dikkate değer hükümler taşır. "Saatleri Ayarlama Enstitüsü" toplumumuzun bu değişme süreci içindeki durumunu, fertten yola çıkarak topluma varan bir teknikle anlatıyor.

Kitabı okuyanlar 14.404 okur

  • Yunus Matyar
  • Adnan DEMİRDAĞ
  • Oktay Zehirli
  • Simge Nur Çankaya
  • Yasin Savaşeri
  • Vedat KILIÇ
  • Merve akgün doğan
  • fatmanur ata
  • Rabia
  • Mehmet Şerif Avcı

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%19.3
14-17 Yaş
%3.2
18-24 Yaş
%19.5
25-34 Yaş
%26.3
35-44 Yaş
%20.9
45-54 Yaş
%8.1
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%61.1
Erkek
%38.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.2 (1.376)
9
%22.7 (970)
8
%19.5 (835)
7
%10 (428)
6
%4.1 (174)
5
%1.8 (75)
4
%0.7 (29)
3
%0.4 (17)
2
%0.2 (9)
1
%0.5 (20)

Kitabın sıralamaları