Sabetay Sevi İzmirli Mesih

9,0/10  (4 Oy) · 
8 okunma  · 
3 beğeni  · 
497 gösterim
Sabetay Sevi Aralık 1665'te İzmir'den İstanbul'a doğru yola çıktı. Mesih'in İstanbul'a gelmekte olduğunu duyan pek çok Yahudi kendi rızasıyla evlerinden ayrılıp, orada olacak büyük hadiseleri görmek amacıyla dünyanın her yerinden İstanbul'a akın etti. Bu haber Sabetay'a büyük cesaret kazandırdı ve düşler kurarak yoluna devam etti.
Gemi Çanakkale boğazına varmadan önce, İstanbul'daki Yahudi cemaatinin temsilcileri büyük vezir Ahmet Köprülü'nün huzuruna çıkıp şu beyânâtta bulundular: "Kısa bir süre sonra İzmir'den bir gemi gelecek. Geminin içinde Yahudi halkının Mesih'i olduğunu ilân eden bir adam olacak. Adamın niyeti, Sultan'ın tacını başından alıp kendi başına koymak."
Sabetay Sevi'yi getiren gemi 6 Şubat 1666'da Marmara Denizi'nde durduruldu ve Sabetay derhal tutuklandı. Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa olaya şahsen el koydu. Sevi'yi Divan önünde soğukkanlılıkla dinledi ve sonunda idama gerek olmadığına karar vererek, sahte mesihi tutuklamakla yetindi.
Sabetay Sevi küçük bir köşkte gözaltına alındı ve burada kaldığı sürece istediği gibi davranmasına ve konuk kabul etmesine izin verildi. Daha sonra, aynı koşullarda devrin önemli mahkûmlarının bulunduğu Gelibolu'ya nakledildi.
Sevi'nin mahkûm edilmesi mesihî hareketi durduramadı, tam aksine daha da artırdı. Bu arada Sabetay Sevi bir isyan hazırlığında olmakla itham edildi, böylelikle Edirne'ye getirilip Padişah huzurunda yargılandı. Yargılama sonucunda O'ndan idam ya da din değiştirme seçeneklerinden birini seçmesini istediler. O, din değiştirmeyi tercih edip Aziz Mehmet Efendi ismini alarak Müslüman oldu.
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2006
  • Sayfa Sayısı:
    320
  • ISBN:
    9789944978866
  • Orijinal Adı:
    The Messiah of Ismir
  • Çeviri:
    Orhan Düz
  • Yayınevi:
    İlgi Kültür Sanat Yayınları
  • Kitabın Türü:
Erdem Gül 
14 Eki 2017 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Etkileri yalnız yaşadığı yüzyılda değil, daha sonraları da uzun süre devam eden, dünyanın dört bir yanına kadar uzanan bir dini hareketin kurucusu olan Sabetay Sevi ve Sabetaycılık konusuna yazılmış güzel bir kitap. Sabetaycı hareketin hangi şartlarda ortaya çıktığını, nasıl ve neden bu kadar büyüdüğünü bütün dünya üzerindeki yankılarını bilimsel bir şekilde ele almış. Her ne kadar yazarın taraflı olduğunu düşünenler de olsa bu konuda yazılmış bence bilgilendirici kitaplardan biri…

▪️Sabetay Sevi, 1626 yılında tüccar bir ailenin çocuğu olarak İzmir’de doğdu. Sabetay Sevi’nin aile bireylerinin aksine ticarette değil, dini konularda başarılı olacağı küçük yaşlarda anlaşılmış ve Sabetay Sevi, 18 yaşlarında Tora ve Talmud üzerinde ciddi bir eğitim almış bir haham olmuştu. Sevi’nin ilgi sahası Kabala’ydı.
Yahudi mistisizm öğretilerinin bütünü olan Kabala; mistik alıştırmalar (pratik Kabala) ve Sefer Ha Yetzirah (Yaratılış Kitabı) adı altında Tora’nın yorumlarını içeren (Teorik Kabala) kitaplarını kapsar.
Zohar, İspanya kültürünün önemli bir simgesidir. Kabalistik düşünce ise, 16. yüzyılda Safed’de altın çağına ulaştı. Rabi İzak Luria ve öğrencileri, Tora’ya yeni anlamlar kazandırdıkları gibi, Sabetay Sevi hareketini hazırlayacak ‘Kurtarıcı Maşiah’ fikrini getirdiler.
Bu dönemde Doğu Avrupa ve Rusya’da yaşanan olumsuzluklardan Yahudiler sorumlu tutularak kitleler halinde öldürülmüş, sağ kalanlar ise yaşadıkları topraktan kovulmuşlar ve tedirginlik içinde yaşıyorlardı. Aynı dönemde Osmanlı topraklarında da siyasal çalkantılar vardı. Osmanlı orduları yenilgiler alıyor, iç isyanlar ve kargaşa bir bunalım ortamı yaratıyordu.
Yahudi din bilimcilerinin yaptıkları hesaplamalara göre, 1648 yılı beklenilen kurtarıcının geleceği yıldı. Kabala ile olan ilişkisi nedeniyle zorlu ve dindar bir yaşam süren Sabetay Sevi, beklenen Mesih’in kendisi olduğuna inanıyordu: Zohar’a göre, Mesih geldiğinde Yahudiler onu tanımayacaklar; üstelik Kurtarıcı Rab’den yeni mesajlar getireceğinden, Tora’nın kuralları da ihlal edecekti! Nitekim Sabetay Sevi, aynı yıl İzmir’de ‘Mesihliğini’ ilan ettiği zaman Tanrı’nın ağza alınması yasak olan ismini telaffuz etmek gibi ihlallerde bulundu.
Sabetay Sevi, etrafına hızla birçok mürit topladı. Diğer sahte Mesihlerin aksine, fikirleriyle felsefe alanında mücadele edemeyen Rabanut, Sevi’nin bilgisine ve zekâsına karşı gelemiyorlardı. Sabetay Sevi’nin 1650’lerin başında İslam mutasavvıfı, Niyazi Mısri ile görüştüğü bazı kaynaklar tarafından belirtiliyor. Nitekim 19. yüzyılda Osmanlı siyasal yaşamında önemli roller üstlenen Melamilik Tarikatı, fikirlerini Mısri’ye dayandırmış, üyelerinin pek çoğu Sebataycılardan oluşmuştu.
Sabetay Sevi,1663’te Kudüs’e gitti ve buradaki Yahudilerin temsilcisi olarak seçildi. Sabetay Sevi, bu arada Polonya’da kötü şöhretiyle tanınan ve Osmanlı ülkesine kaçan Sara adında bir kadınla da evlendi. Sabetay Sevi, bu hareketini Tanah’taki bir olaya dayandırmıştı.

▪️Sabetay Sevi’ye Mesihlik müjdesi
1664’te Sabetay Sevi, Gazalı teolog ve din adamı Natan Levi ile tanıştı ve bu olayı da Kral David’in Peygamber Natan ile buluşmasına benzetti. Natan, Sevi’ye Mesihliğini müjdeledi. Olay İzmir’de duyuldu. Efsaneler ve insanların kendilerini kaptırdıkları duyguların coşkusu, Yahudi din adamlarının engelleme çabalarını boşa çıkarıyordu.

İzmirli hahamların ihbarlarını dikkate alan Osmanlı otoriteler, sonunda 1666’da Osmanlı başkentine maiyetiyle beraber gelmekte olan Sabetay Sevi’yi tutuklayarak, Çanakkale’deki Aydos Kalesine hapsettiler. Müritlerin gözünde daha da kahramanlaşan Sabetay Sevi, ziyaretçi akınına uğradı. Eylül 1666’da divana çıkartılan Sabetay Sevi’ye Müslüman olması, aksi halde idam edileceği söylenince Sabetay Sevi dinini değiştirdi.

Mesih olarak Sevi’yi kabul edenler, bu durum karşında büyük bir düş kırıklığına uğradılar ve umutsuzluğa düştüler. Natan Levi’ye göre ise, Sabetay Sevi sadece zahiren dinini değiştirmişti. Amacı Yahudileri kurtarmaktı. Sabetay Sevi’nin dinini değiştirmesi genellikle tam olarak açıklanamayan gerekçelere bağlanır. Gerçekte, genel kanı Sabetay Sevi’nin mesihlik iddiası taşıyan bir paranoyak oluşudur. Ancak Sabetay Sevi’nin müritleriyle beraber olduğunu haber alan otoriteler, onu tek bir Yahudi’nin dahi yaşamadığı Arnavutluk’un Ülgün kasabasına sürdüler. Orada günlerini yalnızlık içinde melankolik ve mistik bir atmosferde geçiren Sabetay Sevi, 1676’da öldü. Müritleri, Sevi’nin denize girdiğine ve su üzerinde yürüyerek yok olduğuna inanmışlardır.
(Alıntı)

️ Kitabı okurken ülkemizde ve İslam coğrafyasında yaşanan “Mesih” tarzı dini hareketler aklıma geldi. Aslında tarihte o kadar çok buna benzer olaylar var ki hepimiz tarafından gayet iyi bilinen, eğer bir ülkede sahte din adamları, din istismarcıları kontrol edilmez ise neticede ne olacağı aşikar.. Garip olan hiçbir din ve tabii ki toplumlar bu gibi akımların önüne geçemiyor.. Neden mi? İktidarı ele geçirmek için, güç için…

️ Okumanızı tavsiye ederim...Ancak mutlaka ilave bilgilere ihtiyacınız olacak..