SabitFikir - Sayı 23 (2013 Ocak)

·
Okunma
·
Beğeni
·
13
Gösterim
Adı:
SabitFikir - Sayı 23
Alt başlık:
2013 Ocak
Baskı tarihi:
Ocak 2013
Sayfa sayısı:
60
Format:
Karton kapak
ISBN:
2880000044475
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sabit Fikir Dergisi
İnternetin en çok okunan edebiyat eleştiri sitesi Sabitfikir.com'un matbu versiyonu olan SabitFikir dergisi, 2013'ün ilk sayısında "kişisel gelişim" kitaplarını ele alıyor.

Hasan Cömert ve Hakan Bıçakcı imzalarını taşıyan dosyada; kişisel gelişim kitaplarının yeni insan yaratma iddiası ve bunun bir endüstri haline gelmesi ile ürüne dönüşen "yeni insan"ın kendini pazarlama stratejilerini bulacaksınız. Hasan Cömert, kişisel gelişim kitaplarının yayın piyasasındaki konumlarını incelerken; eğitim danışmanları ve sosyologların görüşlerine başvuracak. Pascal Bruckner, Rainer Funk, Hal Niedzviecki gibi yazarların kitaplarından notlar düşen Hakan Bıçakcı ise, kişisel gelişim kitaplarının "mutluluk" kavramını nasıl değiştirdiğini ele alacak.

Dosya çalışması bununla da kalmıyor; "Sokaktan" bölümünde Özgün Uçar, Ankara Kitap Fuarı'ndaki ziyaretçilere kişisel gelişim kitaplarını soruyor. Aysu Önen'in hazırladığı ve Sedat Girgin'in çizdiği "Kararsız Okur" bölümü ise, "Bana Mutluluğun Kitabını Önerebilir Misin?" başlığıyla, sizi mutluluğa ulaştıracağını iddia eden kitaplara ilişkin eğlenceli bir harita çiziyor.

Cesur kitap eleştirisi arayanlar, buraya!

SabitFikir'in ocak sayısı, yılın ilk kitap eleştirilerini güvenilir ellere teslim ediyor. Behçet Çelik, Amos Oz, Refik Halid Karay, Zadie Smith, Russell Potter, Ricardo Menendez Salmon, Cemal Şakar, Lewis Carrol, Meriç Eryürek ve Orhan Duru
eserlerini; Oylum Yılmaz, Burcu Arman, Hayati Roman, Aysu Önen, Nafer Ermiş, küçük İskender, Aykut Ertuğrul, Ömer Türkeş, Nazan Maksudyan ele alıyor. Cesur kitap eleştirisi arayanlar için...

SabitFikir'in 23. sayısında Sibel Oral'ın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için hazırladığı "Okuma Listesi"nin yanı sıra; Türkiye'deki edebiyat etkinliklerinin dinamiğinin soruşturulduğu Canan Hatiboğlu imzalı "Sorduk" bölümünü bulmak mümkün. Bu sayıda ayrıca, Ayşe Çavdar'ın Suskunlar dizisine ilişkin eleştiri yazısını yazısını ve Altay Öktem ile Muhteşem Yüzyıl üzerine yapılan bir söyleşiyi okuyabilir; Cem Altınsaray'ın kendi el yazısı ile SabitFikir okularına önerdiği kitabın hangisi olduğunu öğrenebilirsiniz.

SabitFikir, Idefix ve Prefix'le ücretsiz

15.000 adet basılan SabitFikir'in göze çarpan kapak illüstrasyonu Onur Atay'a ait. Çizimlerimiz elbette bununla kalmıyor; sayfalarda dikkatli gezinenler, çok sayıda genç çizerle tanışıyor.

Yayın yönetmenliğini Elif Bereketli'nin yaptığı SabitFikir, Idefix ve Prefix paketleriyle ücretsiz. SabitFikir'in içeriğini ve daha fazlasını http://www.sabitfikir.com adresinde bulmak mümkün.

İşte dosya çalışmasından bir tadımlık:

"İhtiyaç toplumu" yerini "arzu toplumu"na bırakalı epey oluyor. Çağın ideal insanı ihtiyaç duymuyor; o artık arzu ediyor. Zaten bu oyunda işlerin yolunda gidebilmesi için arzuların ihtiyaçları gölgede bırakması şart. Bir ürünü işini görmesi için değil, yeni çıktığı için satın almalısın örneğin. "Yeni" patlangacı sahip olduğun her şeyin köşesinde yanıp sönmeli. Bir şeye ona ihtiyaç duyduğun için değil, onunla kendini daha iyi hissettiğin için sahip olmalısın. Rahat giysilerini bile onlarla rahat ettiğin için değil, onların içinde rahat göründüğün için tercih etmelisin. Modasının ne zaman geçeceği planlanmış ürünler pazarında bir yeni modelden bir daha yenisine, dallara tutuna tutuna ilerleyen maymunlar gibi, atlamalısın. İşte buna "arzu stratejileri" deniyor. Ve bu konunun uzmanları kitle aklını kullanma işini iyi beceriyorlar. Aklınla işin bittiği için sana da kalbinin sesini dinlemek, yüreğinin götürdüğü yere gitmek, düşünmek yerine hissetmek kalıyor. Arzu stratejilerinin ışıldayarak işlemesi için mantığını bir kenara bırakıp markalarla birbirinden duygusal bağlar kurman gerekiyor. Zaten popüler kültürün çağın insanına fısıldayıp durduğu da kişinin selametinin doğal içgüdülere güvenmekten geçtiği. Böylece her türlü bilimsel yaklaşım, sorgulama pratiği ve rasyonel düşünce sıkıcı damgası yiyip modası geçenler deposuna kaldırılabiliyor. "Duygunun romantizmi" yine "akıl dışı güçler"e teslim oluyor.

Söz konusu yeni insan, özgür hissetmek ve kimliğini oluşturmak için her geçen gün şirketlere biraz daha bağımlı hale geliyor. Ürünlerle duygusal bağ kura kura sonunda kendisi de bir ürüne dönüşüyor. Böylece düzenle entegre olunuyor. Sistem, sistemin kurallarına uyum sağlamayanlara bile uyum sağlıyor. Onlar için daha marjinal, daha alternatif, daha anarşist modeller üretiyor. Bu öyle bir tezgâh ki, vaktiyle aile arabalarına dadanan konformist çoğunluğa isyan eden çiçek çocuklara çiçek gibi otomobiller, minibüsler, karavanlar satmış. Sonuç olarak öngörülebilir tüketiciler gibi davranan her ürün-insan, şirketlerin yönettiği ülkeler için ideal müşteri.

ÜRÜNE DÖNÜŞEN İNSANIN KENDİNİ PAZARLAMA STRATEJİLERİ (YENİ İNSAN'IN SANAL HALİ)

Artık insanlar vatandaş değil tüketici. Onlar hak değil ayrıcalık peşinde. Bu saatten sonra onları kurumsal rolleri kesmiyor. Faydalı, başarılı, üretken, iyi olmak kimin umurunda? Artık herkes özel olmak istiyor. Kendini ürün gibi gören insan, kendini ürün gibi pazarlama ihtiyacı duyuyor. Tüketici bakış açısı, bir noktadan sonra kendini de tüketilecek bir ürün olarak görmesine neden oluyor. Ve bu ürünü pazarlamanın en etkili mecralarından biri olarak da sosyal medyayı gözüne kestiriyor.

İnsanların sanal alemde kurduğu, elektrikle çalışan taze imparatorlukta var olmak için düşünmek değil görünmek gerekiyor. Görünüyorsun, öyleyse varsın. Alınteri çağı bitti, gösteri çağı başladı. Gösteri her sabah yeniden başlıyor. İnsanlar özelleştiler, halka açıldılar, kamuya mal oldular. Onlar artık her türlü mahremiyetten gönüllü olarak vazgeçerek kendilerini düzenli aralıklarla ihbar ediyorlar. Özgürlük eskiden zincirleri kırmak, bağları koparmak demekti. Günümüzdeyse özgürlük bağlantıda olmak. Ve aramızdaki bağlantı, internet bağlantısından ibaret. Modemin ne kadar kuvvetliyse ilişkin o kadar sağlam. Çağın izole edilmiş, açgözlü, manipülasyona aşırı yatkın insanlarına sanal alemin vitrininde taklalar attıransa, aslında eski moda motivasyonlar: Toplumda yer edinme hırsı, onay açlığı ve üstünlük kurma istemi...

İnsan, doğası gereği olduğundan başka biçimde görünür. Jung, insan doğasının tutarsız olduğunu ama bir rolü oynarken tutarlı görünmek zorunda kaldığını söyler. İşte bu noktada "persona" yani maske devreye girer. Banka müdürü bir baba düşünün. İşyerinde müdür, evde baba personasıyla varlık gösterir. İkisi aynı kişi değildir. Twitter ve Facebook gibi sanal ortamlarda da insan kendine kaçınılmaz olarak ayrı bir persona yaratır. Bu maske o kişiyi temsil etmez. O kişinin kendini alelacele stilize ettiği bir başka benliktir. Göründüğünden daha güzel, olduğundan daha zeki ya da en azından öyle olmaya çalışan bu fotojenik benliği kurmak için de insanlık klişelerin garantici üslubuna sığınır. Çünkü klişe kolaydır. Temelinde düşünce değil alışkanlık yatar. Düşünmeyip hisseden, aklına değil içgüdülerine güvenen yeni insan için biçilmiş kaftandır. Üzerine tam oturur.

Karl Marx'a göre modern kapitalist toplum teknolojiye yalnızca üretim açısından değer vermekle kalmaz, teknoloji tarafından üretilen nesnelere, insan varlıklarına göstermesi gereken saygıyı göstererek tapar. Şimdi teknoloji marifetiyle kurulan sosyal medya ilişkilerini, bizi birbirimize bağlayan çoğu elma logolu "teknoloji harikası" aletleri aklınızda tutarak Marx'ın, ta 1844 yılında kaleme almış olduğu şu satırlara bir göz atın: "Böyle bir toplumda, insanlar birbirlerini gerçek bir değeri olmayan araçlar olarak görürken, makineler çok yüksek bir değer kazanıp insanların taptığı amaçlar olup çıkar. Böyle bir toplum insanları birbirlerine yakınlaştırmak yerine, her birini diğerinden yalıtılmış küçük adacıklar haline getirir. İşte böyle bir toplum yabancılaşmış toplum, bireyleri de yabancılaşmış insanlardır."

Andy Warhol'un "Gelecekte herkes 15 dakikalığına ünlü olacak" lafını düşünün sonra. Bu 15 dakikayı hep kısa bir zamanın metaforu sandık halbuki bugün Twitter'da gerçekten de 15-20 dakikalığına "trend-topic" olan kişiler var.

Kabaca ve yer yer kabalaşarak ifade etmeye çalıştığım yeni insan ve onun sanal temsil biçimleri üzerine dağınık düşüncelerimi, bu mevzular üzerine yazılmış sarsıcı ve zihin açıcı üç kitabın desteğiyle toparlayarak ve ayrıntılandırarak sürdürmeye çalışacağım. Bu kitaplar: "Ömür Boyu Esenlik", "Ben ve Biz" ve "Dikizleme Günlüğü".
-Hakan Bıçakcı-
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Kitaba henüz alıntı eklenmedi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
SabitFikir - Sayı 23
Alt başlık:
2013 Ocak
Baskı tarihi:
Ocak 2013
Sayfa sayısı:
60
Format:
Karton kapak
ISBN:
2880000044475
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sabit Fikir Dergisi
İnternetin en çok okunan edebiyat eleştiri sitesi Sabitfikir.com'un matbu versiyonu olan SabitFikir dergisi, 2013'ün ilk sayısında "kişisel gelişim" kitaplarını ele alıyor.

Hasan Cömert ve Hakan Bıçakcı imzalarını taşıyan dosyada; kişisel gelişim kitaplarının yeni insan yaratma iddiası ve bunun bir endüstri haline gelmesi ile ürüne dönüşen "yeni insan"ın kendini pazarlama stratejilerini bulacaksınız. Hasan Cömert, kişisel gelişim kitaplarının yayın piyasasındaki konumlarını incelerken; eğitim danışmanları ve sosyologların görüşlerine başvuracak. Pascal Bruckner, Rainer Funk, Hal Niedzviecki gibi yazarların kitaplarından notlar düşen Hakan Bıçakcı ise, kişisel gelişim kitaplarının "mutluluk" kavramını nasıl değiştirdiğini ele alacak.

Dosya çalışması bununla da kalmıyor; "Sokaktan" bölümünde Özgün Uçar, Ankara Kitap Fuarı'ndaki ziyaretçilere kişisel gelişim kitaplarını soruyor. Aysu Önen'in hazırladığı ve Sedat Girgin'in çizdiği "Kararsız Okur" bölümü ise, "Bana Mutluluğun Kitabını Önerebilir Misin?" başlığıyla, sizi mutluluğa ulaştıracağını iddia eden kitaplara ilişkin eğlenceli bir harita çiziyor.

Cesur kitap eleştirisi arayanlar, buraya!

SabitFikir'in ocak sayısı, yılın ilk kitap eleştirilerini güvenilir ellere teslim ediyor. Behçet Çelik, Amos Oz, Refik Halid Karay, Zadie Smith, Russell Potter, Ricardo Menendez Salmon, Cemal Şakar, Lewis Carrol, Meriç Eryürek ve Orhan Duru
eserlerini; Oylum Yılmaz, Burcu Arman, Hayati Roman, Aysu Önen, Nafer Ermiş, küçük İskender, Aykut Ertuğrul, Ömer Türkeş, Nazan Maksudyan ele alıyor. Cesur kitap eleştirisi arayanlar için...

SabitFikir'in 23. sayısında Sibel Oral'ın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için hazırladığı "Okuma Listesi"nin yanı sıra; Türkiye'deki edebiyat etkinliklerinin dinamiğinin soruşturulduğu Canan Hatiboğlu imzalı "Sorduk" bölümünü bulmak mümkün. Bu sayıda ayrıca, Ayşe Çavdar'ın Suskunlar dizisine ilişkin eleştiri yazısını yazısını ve Altay Öktem ile Muhteşem Yüzyıl üzerine yapılan bir söyleşiyi okuyabilir; Cem Altınsaray'ın kendi el yazısı ile SabitFikir okularına önerdiği kitabın hangisi olduğunu öğrenebilirsiniz.

SabitFikir, Idefix ve Prefix'le ücretsiz

15.000 adet basılan SabitFikir'in göze çarpan kapak illüstrasyonu Onur Atay'a ait. Çizimlerimiz elbette bununla kalmıyor; sayfalarda dikkatli gezinenler, çok sayıda genç çizerle tanışıyor.

Yayın yönetmenliğini Elif Bereketli'nin yaptığı SabitFikir, Idefix ve Prefix paketleriyle ücretsiz. SabitFikir'in içeriğini ve daha fazlasını http://www.sabitfikir.com adresinde bulmak mümkün.

İşte dosya çalışmasından bir tadımlık:

"İhtiyaç toplumu" yerini "arzu toplumu"na bırakalı epey oluyor. Çağın ideal insanı ihtiyaç duymuyor; o artık arzu ediyor. Zaten bu oyunda işlerin yolunda gidebilmesi için arzuların ihtiyaçları gölgede bırakması şart. Bir ürünü işini görmesi için değil, yeni çıktığı için satın almalısın örneğin. "Yeni" patlangacı sahip olduğun her şeyin köşesinde yanıp sönmeli. Bir şeye ona ihtiyaç duyduğun için değil, onunla kendini daha iyi hissettiğin için sahip olmalısın. Rahat giysilerini bile onlarla rahat ettiğin için değil, onların içinde rahat göründüğün için tercih etmelisin. Modasının ne zaman geçeceği planlanmış ürünler pazarında bir yeni modelden bir daha yenisine, dallara tutuna tutuna ilerleyen maymunlar gibi, atlamalısın. İşte buna "arzu stratejileri" deniyor. Ve bu konunun uzmanları kitle aklını kullanma işini iyi beceriyorlar. Aklınla işin bittiği için sana da kalbinin sesini dinlemek, yüreğinin götürdüğü yere gitmek, düşünmek yerine hissetmek kalıyor. Arzu stratejilerinin ışıldayarak işlemesi için mantığını bir kenara bırakıp markalarla birbirinden duygusal bağlar kurman gerekiyor. Zaten popüler kültürün çağın insanına fısıldayıp durduğu da kişinin selametinin doğal içgüdülere güvenmekten geçtiği. Böylece her türlü bilimsel yaklaşım, sorgulama pratiği ve rasyonel düşünce sıkıcı damgası yiyip modası geçenler deposuna kaldırılabiliyor. "Duygunun romantizmi" yine "akıl dışı güçler"e teslim oluyor.

Söz konusu yeni insan, özgür hissetmek ve kimliğini oluşturmak için her geçen gün şirketlere biraz daha bağımlı hale geliyor. Ürünlerle duygusal bağ kura kura sonunda kendisi de bir ürüne dönüşüyor. Böylece düzenle entegre olunuyor. Sistem, sistemin kurallarına uyum sağlamayanlara bile uyum sağlıyor. Onlar için daha marjinal, daha alternatif, daha anarşist modeller üretiyor. Bu öyle bir tezgâh ki, vaktiyle aile arabalarına dadanan konformist çoğunluğa isyan eden çiçek çocuklara çiçek gibi otomobiller, minibüsler, karavanlar satmış. Sonuç olarak öngörülebilir tüketiciler gibi davranan her ürün-insan, şirketlerin yönettiği ülkeler için ideal müşteri.

ÜRÜNE DÖNÜŞEN İNSANIN KENDİNİ PAZARLAMA STRATEJİLERİ (YENİ İNSAN'IN SANAL HALİ)

Artık insanlar vatandaş değil tüketici. Onlar hak değil ayrıcalık peşinde. Bu saatten sonra onları kurumsal rolleri kesmiyor. Faydalı, başarılı, üretken, iyi olmak kimin umurunda? Artık herkes özel olmak istiyor. Kendini ürün gibi gören insan, kendini ürün gibi pazarlama ihtiyacı duyuyor. Tüketici bakış açısı, bir noktadan sonra kendini de tüketilecek bir ürün olarak görmesine neden oluyor. Ve bu ürünü pazarlamanın en etkili mecralarından biri olarak da sosyal medyayı gözüne kestiriyor.

İnsanların sanal alemde kurduğu, elektrikle çalışan taze imparatorlukta var olmak için düşünmek değil görünmek gerekiyor. Görünüyorsun, öyleyse varsın. Alınteri çağı bitti, gösteri çağı başladı. Gösteri her sabah yeniden başlıyor. İnsanlar özelleştiler, halka açıldılar, kamuya mal oldular. Onlar artık her türlü mahremiyetten gönüllü olarak vazgeçerek kendilerini düzenli aralıklarla ihbar ediyorlar. Özgürlük eskiden zincirleri kırmak, bağları koparmak demekti. Günümüzdeyse özgürlük bağlantıda olmak. Ve aramızdaki bağlantı, internet bağlantısından ibaret. Modemin ne kadar kuvvetliyse ilişkin o kadar sağlam. Çağın izole edilmiş, açgözlü, manipülasyona aşırı yatkın insanlarına sanal alemin vitrininde taklalar attıransa, aslında eski moda motivasyonlar: Toplumda yer edinme hırsı, onay açlığı ve üstünlük kurma istemi...

İnsan, doğası gereği olduğundan başka biçimde görünür. Jung, insan doğasının tutarsız olduğunu ama bir rolü oynarken tutarlı görünmek zorunda kaldığını söyler. İşte bu noktada "persona" yani maske devreye girer. Banka müdürü bir baba düşünün. İşyerinde müdür, evde baba personasıyla varlık gösterir. İkisi aynı kişi değildir. Twitter ve Facebook gibi sanal ortamlarda da insan kendine kaçınılmaz olarak ayrı bir persona yaratır. Bu maske o kişiyi temsil etmez. O kişinin kendini alelacele stilize ettiği bir başka benliktir. Göründüğünden daha güzel, olduğundan daha zeki ya da en azından öyle olmaya çalışan bu fotojenik benliği kurmak için de insanlık klişelerin garantici üslubuna sığınır. Çünkü klişe kolaydır. Temelinde düşünce değil alışkanlık yatar. Düşünmeyip hisseden, aklına değil içgüdülerine güvenen yeni insan için biçilmiş kaftandır. Üzerine tam oturur.

Karl Marx'a göre modern kapitalist toplum teknolojiye yalnızca üretim açısından değer vermekle kalmaz, teknoloji tarafından üretilen nesnelere, insan varlıklarına göstermesi gereken saygıyı göstererek tapar. Şimdi teknoloji marifetiyle kurulan sosyal medya ilişkilerini, bizi birbirimize bağlayan çoğu elma logolu "teknoloji harikası" aletleri aklınızda tutarak Marx'ın, ta 1844 yılında kaleme almış olduğu şu satırlara bir göz atın: "Böyle bir toplumda, insanlar birbirlerini gerçek bir değeri olmayan araçlar olarak görürken, makineler çok yüksek bir değer kazanıp insanların taptığı amaçlar olup çıkar. Böyle bir toplum insanları birbirlerine yakınlaştırmak yerine, her birini diğerinden yalıtılmış küçük adacıklar haline getirir. İşte böyle bir toplum yabancılaşmış toplum, bireyleri de yabancılaşmış insanlardır."

Andy Warhol'un "Gelecekte herkes 15 dakikalığına ünlü olacak" lafını düşünün sonra. Bu 15 dakikayı hep kısa bir zamanın metaforu sandık halbuki bugün Twitter'da gerçekten de 15-20 dakikalığına "trend-topic" olan kişiler var.

Kabaca ve yer yer kabalaşarak ifade etmeye çalıştığım yeni insan ve onun sanal temsil biçimleri üzerine dağınık düşüncelerimi, bu mevzular üzerine yazılmış sarsıcı ve zihin açıcı üç kitabın desteğiyle toparlayarak ve ayrıntılandırarak sürdürmeye çalışacağım. Bu kitaplar: "Ömür Boyu Esenlik", "Ben ve Biz" ve "Dikizleme Günlüğü".
-Hakan Bıçakcı-

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • Edeb-î Kelâm
  • Mehmet Geçergün

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%100 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0