·
Okunma
·
Beğeni
·
22,4bin
Gösterim
Adı:
Safahat
Alt başlık:
Cep Boy
Baskı tarihi:
Şubat 2011
Sayfa sayısı:
560
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754733976
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Beyan Yayınları
İstiklal Marşımızın yazarı, şair ve düşünce adamı Mehmet Akif Ersoy´un ölümsüz eseri Safahat, yeni kuşakların da anlayabileceği bir tarzda yayımlandı.

Son yıllarda artan bir ilgiyle takip edilen Mehmet Akif Ersoy ve Safahat, bu yoğun ilgiye rağmen yeni kuşaklar üzerinde yeterli etkiyi uyandıramıyordu. Bunun temel nedenlerinden biri olarak Safahat´ın dilinin günümüzde kullanılan ve konuşulan Türkçeye göre oldukça ağır olması gösteriliyordu. Mehmet Akif´in kişiliğine duyulan saygıdan dolayı kültür dünyamızın bu önemli eseri alınıyor fakat anlaşılamadığı için okunmadan bir kenara konuluyordu.

Beyan Yayınları, Safahat´ı, bu sorunun çözümüne katkı sağlayabilecek yeni bir düzenlemeyle yayımladı.

Günümüzün önemli edebiyatçılarından biri olan A. Vahap Akbaş tarafından hazırlanan bu yeni düzenlemede, Safahat´ın hem orijinali hem de günümüz Türkçesi bir arada, karşılıklı sayfalarda yer alıyor. Böylece hem Safahat´ın Latin harfleriyle yayınlanmış orijinali hem de aynı metnin yine şiir formatında anlaşılır halinin okunması mümkün oluyor.

Akif´in şiirleri toplu olarak Safahat adı altında ilk defa 1943´te basılmış olmasına rağmen yazılışları 1900´lü yılların başlarından itibaren başlar. Önceleri ayrı ayrı kitaplar halinde basılmış olmasına rağmen yoğun ilgiyle karşılanır. Mehmet Akif´in yazdığı şiirler, Milli Mücadeleye aktif desteğiyle bir anda tüm yurtta heyecanla karşılanan metinler haline gelir. O günün insanları üzerinde önemli etkiler meydana getirmiş olan bu şiirler, geçirdiğimiz bir dizi değişim ve dönüşümden sonra ne yazık ki yeni kuşaklarca anlaşılamaz hale gelirler.

Kendi tabiri ile Sessiz yaşayan Akif, alçakgönüllülük ve dürüstlüğün sembolü gibidir. Hiç kimseye boyun eğmeyen, hiçbir büyüğe dalkavukluk yapmayan; bir şairimizin tabiriyle dosdoğru bir adamdır o. Nitekim kendisi bu özelliğini Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek / Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek şeklinde dile getirir. Dostu-düşmanı tarafından hayatta hiç yalan söylememiş bir insan olarak nitelendirilen Akif, Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır ilkesine ömrü boyunca bağlı kalmıştır.
Mehmet Akif, hayatı boyunca bir karakter abidesi olarak anılmıştır. Öyle ki, görüşlerini benimsemeyenler ya da şiir anlayışına katılmayanlar bile sağlam kişiliğine şapka çıkarmış, bundan dolayı ona saygı duymuşlardır. Hüseyin Cahid Yalçın´ın şu sözleri buna bir örnektir: Fikir ve kanaatleri bizimkilere uymadığı halde saygı duyarım. Çünkü yalan söylemedi. Gösteriş yapmadı. Fenalık etmedi.

Akif, hayatıyla eserini bütünleştiren bir dava ve ülkü adamıdır. Nurettin Topçu´nun ifadesiyle o, bütün ömründe aynı kanaatin, aynı imanın adamıdır. Devirlere, zaruretlere, cemiyetlere göre değişmez. Muhitine uymaz, muhitini kendine uydurur. Cemiyeti sürükleyicidir. Akif, bundan dolayı büyüktür.

Halkı Milli Mücadeleye teşvik etmek için Anadolu´nun değişik şehirlerine gider. Kastamonu´da Nasrullah Camii´ndeki hitabesi o kadar etkili olur ki basılarak bütün vilayetlere ve cephelere dağıtılır. Milli Mücadeleyi desteklemesinden dolayı Darü´l Hikmetü´l İslamiye´deki görevine son verilir. Sebilürreşad´ı Kastamonu´da yayımlamaya başlar.

Maarif Vekaleti, İstiklal marşı için istediği vasıfta metin bulamayınca Mehmet Akif´ten İstiklal Marşı yazmasını ister. Akif, o sırada maddi sıkıntı içinde olmasına rağmen bu isteği ödülün kaldırılması şartıyla kabul eder. Ankara´da ikamet ettiği Taceddin Dergahı´nda yazdığı şiir, 12 Mart 1921´de TBMM´de birkaç kez coşkuyla okunarak milli marş olarak kabul edilir.
Milli Mücadele sona erince İstanbul´a döner. İnanç ve ideallerine aykırı bazı uygulamalar üzerine Mısır´a gider. Abbas Halim Paşa´nın daveti üzerine gittiği Mısır´da, Kahire yakınlarındaki Hilvan´da uzun yıllar yaşar. Bu sırada Camiü´l Mısriye´de Türk Dili ve Edebiyatı müderrisliği (profesörlüğü) yapar. Hastalanınca, havasının iyi geleceği düşüncesiyle 1935´te Lübnan´a, 1936´da Antakya´ya gider. Hastalığı ilerleyince vatanında ölmek arzusuyla 19 Haziran 1936´da İstanbul´a döner. 27 Aralık 1936´da vefat eder ve coşkulu bir kalabalık tarafından Edirnekapı Mezarlığına defnedilir, yol yapımı nedeniyle mezarı 1960´ta Edirnekapı Şehitliğine taşınır.

Bu büyük şairimizin kendi sağlığında ayrı ayrı kitapçıklar halinde basılan şiirlerinin tamamı ölümünden sonra Safahat adıyla yayımlanır. Aradan geçen yıllar boyunca Safahat´a ilgi azalmaz fakat toplumun dili, Safahat´ın dilinden uzaklaşır ve onu anlamayan yeni kuşaklar yetişir. Bu ölümsüz eserin orijinali ve günümüz Türkçesiyle bir arada yayınlanmış olması, büyük bir boşluğu dolduracak ve Safahat´ın yeni kuşaklarca da anlaşılmasını sağlayacaktır.
1088 syf.
·8/10
Okuduğum yaşlarda anlayamadım birçok kelime barındıran kafiyesine bazen hayran kaldığım bazen anlayamadığım bir eserdi. Tekrar okuduğumda ise hayran kalarak okuduğum ve bazen yer yer ezberime bile aldığım bir kitap oldu. Hayatınızda bir kere olsun okumalısınız bana kalırsa.
1088 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Kitabı okurken dalıp gidecek , okudukca okumak isteyeceksiniz .
Mehmet Akif ERSOY ' un ince düşüncelerini okumak insana inanılmaz bir zevk veriyor . Tüm okurseverlere tavsiye ederim
  • Çile
    9.1/10 (2.437 Oy)3.059 beğeni9,2bin okunma8,1bin alıntı52,1bin gösterim
  • Dede Korkut Hikâyeleri
    8.2/10 (819 Oy)750 beğeni4.941 okunma535 alıntı21,7bin gösterim
  • Don Quijote
    8.6/10 (2.471 Oy)2.467 beğeni10bin okunma5,6bin alıntı66,6bin gösterim
  • Çöle İnen Nur
    9.3/10 (1.212 Oy)1.735 beğeni3.865 okunma4.256 alıntı33bin gösterim
  • Otuz Beş Yaş
    8.6/10 (1.130 Oy)1.148 beğeni4.702 okunma4.860 alıntı20,8bin gösterim
  • Diyet
    8.2/10 (313 Oy)276 beğeni2.390 okunma60 alıntı5,4bin gösterim
  • Pembe İncili Kaftan
    8.1/10 (367 Oy)315 beğeni3.102 okunma47 alıntı7,7bin gösterim
  • Aşk-ı Memnu
    8.0/10 (1.220 Oy)1.167 beğeni6,5bin okunma2.195 alıntı37,6bin gösterim
  • Monna Rosa - Şiirler 1
    8.9/10 (693 Oy)1.038 beğeni2.852 okunma1.190 alıntı16bin gösterim
  • Mai ve Siyah
    8.0/10 (1.919 Oy)1.890 beğeni9,2bin okunma3.770 alıntı56,1bin gösterim
1088 syf.
·22 günde·Puan vermedi
Yaklaşık kırk beş gündür Akif' i okuma gayreti içerisindeyiz. Hakkında yazılan kitapların birinden diğerine seyahat ediyor ve tabi ki bu seyahati Safahat kaptanlığında yapmaya gayret ediyoruz. Bu gayreti açıklayacak pek çok cümle içerisinden; Sezai Karakoç' un Mehmed Akif kitabındaki, "Boşuna yaşamadın, boşuna savaşmadın ve boşuna ölmedin." cümlelerine sığınıyor akabinde "rahmetle anılmak ebediyet budur amma, sessiz yaşadım kim beni nerden bilecektir" mısrasının sessiz çığlığına ve Akif' in yaşayışına şahitlik ediyoruz. Ve biliyoruz ki : "Mehmed Akif' in hayatı eserlerinden de büyük bir şiirdir."

Akif iyi biliriz. İstiklal Marşı her Türk evladının aklında, yüreğinde ve dilindedir. Çanakkale Şehitlerine şiirininin ilk dizelerinden itibaren savaş gözlerimizin önüne gelir. Görmeden, onun cümleleriyle hissederiz. Bursa' nın işgalini Bülbül' ün feryadında işitiriz: "Kıyametler koparmak neydi ey bülbül, nedir derdin?"
Sonra Akif' in ölen arkadaşının çocuklarına baktığını biliriz mesela, İstiklal Marşı yarışmasından kazandığı beş yüz liralık ödülü - o kış sırtında ceketi yokken- darülmesaiye verdiğini biliriz. İyi güreştiğini, yürümeyi çok sevdiğini, bir de Baytar olduğunu. Ama bütün bu bildiklerimizin ardında asıl bilmemiz gerekenler durmaktadır. İşte bu okuma buna vesile oldu ve biz görünenin ardındaki asıl gerçeğin peşine düştük.
"Sarıgüzel' deki Sarı Nasuh Mahallesi... 12 numaralı ev" de başlar Akif' in şiirlerinden büyük hayatı. Ragif' tir önceleri mesela. Annesi sevmemiştir bu ismi ve Akif diye seslenir ona. Ragif, Akif olur böylece: sebat eden, direnen, ibadet eden. Akif tüm bu anlamları taşır sinesinde. Babasının vefatından sonra zaruri gittiği okul: Baytar Mektebi. Hasta şiiri filizlenir tam da burda: "Hasta" Halkalı Ziraat Mektebi' nde dedi; "cenup vilayetlerden gelmiş bir çocuk vardı. Ahmet... ' Hasta' bu Ahmet' ti"

Akif'in fikir kaynağı bizzat toplum ve toplumda yaşayan düşüncedir." diyor Karakoç kitabında. Verem Hasta' da olduğu gibi yoklukla, sefaletle girer Akif' in şiirine.Toplumdur Ahmet, toplumun tam içidir. Aşkından verem olup yataklara düşenler değildir onun şiirinin ilham kaynağı.

Cihan Harbi' nde ülkeden ülkeye, cepheden cepheye , kürsülerden kürsüye koşarken görürüz onu. "Vatan için" denildiği vakit onu tutmak ne mümkün. Berlin' de o... Necid Çölleri' nde o... Süleymaniye Kürsüsünde yine o... Necid Çöllerin' nde aynı zamanda Çanakkale' de ve zaferi bekliyor. Gelen zafer haberinin ardından:
"Asım' ın nesli diyordum ya, nesilmiş gerçek
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek..."

Ve İstiklal Harbi... Ankara' dan Anadolu' ya yayılan bir inanç: "Ya muzaffer olacağız ya hep beraber öleceğiz." "Vatan için!" denilmiştir ya. Ankara' nın kalbine uzanan ateşli bir yola ram olur şimdi de. Ankara' ya gitmek için evden ayrılmadan önceki gece... Damadı Ömer Rıza Doğrul' un kulağına fısıldıyor sessizce: "Ben gidiyorum." Yol uzun, yol çetin, yol ateşlerle dolu. Ama inanıyor. Mithat Cemal' in dediği gibi: "Bir tek defa saadete vukuundan evvel inandı: İstiklal Harbi' ne."

Aynı inançla yazıldı İstiklal Marşı:
"Korkma sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak"

İnandığı saadetin gelişinden sonra vatandan cüda kalacaktır yıllar yılı. Mısır' da sinesinde büyütür vatan hasretini. Yeni bir görev verilir sonra, kabul etmek istemez, "Vatan için! " derler. Boyun büker. Önceleri "Kur' an hafızı" şimdi bir de "muhafızı" olmuştur. Bir değil birkaç defa meali yapar. Yankısı Mısır' da duyulan bazı olayların ardından "Allah' ın huzuruna hangi yüzle çıkacağı endişesiyle" görevden çekilir. Hastalığı nükseder sonra. Yaşı peygember yaşına yaklaşırken yurda döner. Meal geriden kalmış, "demir kadar sağlam bir dosta" emanet edilmiştir. Bir tek emanet daha kalmıştır elinde: Allah' olan can borcu. 27 Aralık 1936 yılında akşam 19.45' te Beyoğlu' nda Mısır Apartmanı' nda emaneti sahibine teslim eder. Vefatından önceki son konuşmaları yine vatan üzerinedir: "Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın" der. "Kimse yazamaz. Ben de yazamam..."


"Akif sağlığında nasıl milletse, ölünce de vatan oldu.
Fakat ölen Akif toprağa düşen bir tohum gibiydi. Toprağa bir kar düştü. Sonra mevsim geçti, hava ısındı. Akif topraktan binlerce Akif olarak fışkırdı.
Akif bugün ölmedi, bugün doğdu.
Akif bugün diriliyor." (Mehmed Akif/ Sezai Karakoç)

Akif' im hayatına dair okumalar yaparken kitapların hayatının hangi noktasına değindiği önemli olabilir.

*Akif kimdir, kimlerle arkadaşlık eder?
Mehmed Akif

*İş hayatındaki Akif?
İslamcı Bir Şairin Romanı - Mehmet Akif

*Akif' in Mısır hayatı, Kur' an Meali?
Mehmed Akif : Mısır Hayatı ve Kur'an Meali
Bir Kur'an Şairi

*Akif' in fikri hayatı?
Mehmed Akif

*Mealin bekçisi "demir kadar sağlam dost/ Yozgatlı İhsan Efendi?

Yozgatlı İhsan Efendi
560 syf.
kitap dili ağır belki ama okudukça en azından biraz arapça osmanlıca biliyorsanız okurken o duyguları daha iyi anlıyorsunuz. bence herkesin kütüphanesinde bulunması gereken bir kitap. şiirleri o kadar içten ki okurken bile o ana gidebiliyorsunuz. en azından dili daha sade günümüz türkçesiyle düzenlenebilse keşke bu sayede daha anlaşılır olur.
1152 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Safahât için ne söylense eseri anlatmak için hep yarım kalacaktır o kadar güzeldi ben say yayınlarını tercih etmiştim ve çok memnun kaldım kapağının ciltli olmasını sevdim bükülme olmadı gayet başarılı bir eserdi sayfaların sol tarafınızda kalan kısmında eserin orjinal dili, sağ tarafınızda ise türkçesi yazıyordu osmanlıca kelimeleri anlamanız için ise eserin arkasında beş bin maddelik sözlük bulunuyor. Mehmet Akif'in Safahat için yazmış olduğu;
''Arkamda kalırsın, beni rahmetle anarsın.
Derdim, sana baktıkça a bîçâre kitabım!
Kim derdi ki sen çök de senin arkana kalsın
Uğrunda harâb eylediğim ömr-i harâbım?"
demesine o kadar hak verdim ki mutlaka okumalısınız.
1088 syf.
·Beğendi·10/10
Elimde iki cilt şeklinde mevcut bu eser. Şiirlerin bi orjinal halleri bi de sadeleştirilmiş halleri var kitapta.
Gerçekten okurken emek isteyen eserlerden ve bence Türk Edebiyatı'nın baş yapıtlarından. Anlam yoğunluğu , dil yapısıyla kusursuz bi örgü var şiirlerde. Eserin özetini zaten Mehmet Akif şu dizelerle kendi yapmıştır fazla söze daha ne hacet ...

Safahât'ımda, evet, şi'r arayan hiç bulamaz;
Yalınız, bir yeri hakkında "hazin işte bu!" der.
Küfe? Yok. Kahve? Hayır. Hasta? Değil. Hangisi var ya?
Üç buçuk nazma gömülmüş koca bir ömr-i heder!
1088 syf.
·Beğendi·10/10·
İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Akif Ersoy'un değerli eserlerinden birisi olan "Safahat' Mehmet Akif Ersoy'un bu kitabında o dönemin çok güzel yönlerine yer verilmiş Hüsn-i talil yaparak anlatılmış. Lisanı hakikati biraz ağır olsa da bir kaç şiir okuduktan sonra alışmaya başlıyorsunuz.Safahat ayrı ayrı görünsede aslında bir bütünü oluşturuyor. Hayatın sıkıntılarını, koşuşturmasını anlatan bir eser. Eski Türkçe ile yazılı basım olduğu için müstehcen bir eser oluşturmuş . Tek kelimeyle muazzam bir eserdir.Safahat bir insanın hayatını anlayabileceginiz, halet-i ruhiyesine ışık tutabilecek fikir mücadelesi vermiş hayatın gerçeğini kendi lehine çevirerek içinde yaşanılmışları yansıtan bir kitap....Keyifli okumalar diliyorum
526 syf.
·Puan vermedi
her edebiyat ehlinin defalarca okuyup sindirmesi gereken eserdir. üstat mehmet akif ersoy'un ülke insanını, kültürünü, yaşayışını, derdini, kederini, mutluluğunu muhtecem seviyede bir kaliteyle tasvir ettiği ulu eserdir. kelimelere olan hakimiyeti ve şiir tadında bir eserdir efendim
552 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Manzum hikayeleme tekniği; Mehmet Akif' in
Özellikle Küfe ve Bayram şiirinde çok beğendiğim bir yazma biçimi. Günümüz Türkçesine uyarlanmadigi için dini manzumeler zor okunuyor. Fakat şairimizin fikriyatini, kalemini tanımış oluyoruz. Edebiyatımızdaki manzum hikayenin detaylarını biraz paylasmak ve manzum türde yazan diğer şairlerimizi eklemek isterim.
*
Yaşanmış ya da yaşanması muhtemel olayların kişi, zaman ve mekan unsurlar çerçevesinde oluşmasına hikaye, bu hikayelerin nazım şeklinde yani şiir biçiminde yazılmasına ise “Manzum Hikaye” denir. Tanımdan da anlaşılacağı gibi bu türün mensur (düzyazı) hikayelerden ayrılan tek yönü şiir şeklinde yazılmış olmasıdır. Bu hikayelerde şiirlerde olduğu gibi kafiye düzeni sağlanmaya çalışılır. Böylelikle sosyal, ahlaki ve toplumsal olayların kafiyeden yararlanılarak daha etkili şekilde ifade bulması amaçlanır.

Edebiyatımızda manzum hikayelerin ilk örneklerine Recaizade Mahmut Ekrem ve Muallim Naci’de rastlarız. Ancak bu türü dikkat çekici bir şekilde kullanan, bir tür haline getiren ilk isim ise Servet-i Fünun sanatçısı Tevfik Fikret olmuştur. Daha sonra Mehmet Akif Ersoy yazdığı başarılı manzum hikayeleriyle dikkat çekmiştir.

Manzum Hikaye’nin Özellikleri

Manzum hikayenin, düzyazıyla oluşturulmuş olan hikayeden olay, zaman, mekan ve kişi unsurları olarak bir farkı yoktur.

Genellikle ders çıkartılabilecek olaylar işlenir.

Ahlaki, sosyal ve toplumsal konular sıklıkla işlenmiştir.

Ders verme ve doğru olana yönlendirme gibi amacı bulunduğundan didaktiktir.

Şiirlerde olduğu kafiye ve ölçü bulunur.

En önemli temsilcileri Tevfik Fikret ve Mehmet Akif Ersoy’dur.

Beş Hececiler de manzum hikaye denemesi yapmışlardır.

Her olay manzum hikayenin konusu olabilir.

Olay hikayelerinde olduğu serim, düğüm ve çözüm bölümlerinden oluşmaktadır.

Hikayeler dörtlük, beyit ya da bent şeklinde yazılabilir.

Normal hikaye yerine bu tarzda hikaye yazmaktaki amaç verilmek istenen mesajların etki düzeyini arttırmaktır.

Manzum hikaye temsilcileri: Tevfik Fikret, Mehmet Akif Ersoy, Recaizade Mahmut Ekrem, Muallim Naci, Ziya Gökalp, Orhan Veli…
1088 syf.
·Beğendi·10/10
Çok güzel bir kitap. Herkesin bilmesi gereken bilmeyenlerin öğrenmesi gereken muhteşem detaylar barındırıyor. Akif dede her zaman ki gibi mükemmel bir iş çıkarmış
526 syf.
·Beğendi·10/10
Şiirindeki gücü samimiyetinden alan bir şair, Mehmet Âkif. Samimiyet dedim, çünkü Safahat'ı okurken Mehmet Âkif'in hissettiği ne varsa hepsini hissediyorsunuz. Çünkü Âkif bir şeyi anlatırken adeta yaşıyor ve size yaşatıyor.
Azim sahibi insan için neymiş uzak, neymiş yakın?

Hangi korkunç şey var ki insandan korkmasın?
Mehmet Akif Ersoy
Sayfa 58 - Akçağ Yayınları 11.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Safahat
Alt başlık:
Cep Boy
Baskı tarihi:
Şubat 2011
Sayfa sayısı:
560
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754733976
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Beyan Yayınları
İstiklal Marşımızın yazarı, şair ve düşünce adamı Mehmet Akif Ersoy´un ölümsüz eseri Safahat, yeni kuşakların da anlayabileceği bir tarzda yayımlandı.

Son yıllarda artan bir ilgiyle takip edilen Mehmet Akif Ersoy ve Safahat, bu yoğun ilgiye rağmen yeni kuşaklar üzerinde yeterli etkiyi uyandıramıyordu. Bunun temel nedenlerinden biri olarak Safahat´ın dilinin günümüzde kullanılan ve konuşulan Türkçeye göre oldukça ağır olması gösteriliyordu. Mehmet Akif´in kişiliğine duyulan saygıdan dolayı kültür dünyamızın bu önemli eseri alınıyor fakat anlaşılamadığı için okunmadan bir kenara konuluyordu.

Beyan Yayınları, Safahat´ı, bu sorunun çözümüne katkı sağlayabilecek yeni bir düzenlemeyle yayımladı.

Günümüzün önemli edebiyatçılarından biri olan A. Vahap Akbaş tarafından hazırlanan bu yeni düzenlemede, Safahat´ın hem orijinali hem de günümüz Türkçesi bir arada, karşılıklı sayfalarda yer alıyor. Böylece hem Safahat´ın Latin harfleriyle yayınlanmış orijinali hem de aynı metnin yine şiir formatında anlaşılır halinin okunması mümkün oluyor.

Akif´in şiirleri toplu olarak Safahat adı altında ilk defa 1943´te basılmış olmasına rağmen yazılışları 1900´lü yılların başlarından itibaren başlar. Önceleri ayrı ayrı kitaplar halinde basılmış olmasına rağmen yoğun ilgiyle karşılanır. Mehmet Akif´in yazdığı şiirler, Milli Mücadeleye aktif desteğiyle bir anda tüm yurtta heyecanla karşılanan metinler haline gelir. O günün insanları üzerinde önemli etkiler meydana getirmiş olan bu şiirler, geçirdiğimiz bir dizi değişim ve dönüşümden sonra ne yazık ki yeni kuşaklarca anlaşılamaz hale gelirler.

Kendi tabiri ile Sessiz yaşayan Akif, alçakgönüllülük ve dürüstlüğün sembolü gibidir. Hiç kimseye boyun eğmeyen, hiçbir büyüğe dalkavukluk yapmayan; bir şairimizin tabiriyle dosdoğru bir adamdır o. Nitekim kendisi bu özelliğini Şudur cihanda benim en beğendiğim meslek / Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek şeklinde dile getirir. Dostu-düşmanı tarafından hayatta hiç yalan söylememiş bir insan olarak nitelendirilen Akif, Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır ilkesine ömrü boyunca bağlı kalmıştır.
Mehmet Akif, hayatı boyunca bir karakter abidesi olarak anılmıştır. Öyle ki, görüşlerini benimsemeyenler ya da şiir anlayışına katılmayanlar bile sağlam kişiliğine şapka çıkarmış, bundan dolayı ona saygı duymuşlardır. Hüseyin Cahid Yalçın´ın şu sözleri buna bir örnektir: Fikir ve kanaatleri bizimkilere uymadığı halde saygı duyarım. Çünkü yalan söylemedi. Gösteriş yapmadı. Fenalık etmedi.

Akif, hayatıyla eserini bütünleştiren bir dava ve ülkü adamıdır. Nurettin Topçu´nun ifadesiyle o, bütün ömründe aynı kanaatin, aynı imanın adamıdır. Devirlere, zaruretlere, cemiyetlere göre değişmez. Muhitine uymaz, muhitini kendine uydurur. Cemiyeti sürükleyicidir. Akif, bundan dolayı büyüktür.

Halkı Milli Mücadeleye teşvik etmek için Anadolu´nun değişik şehirlerine gider. Kastamonu´da Nasrullah Camii´ndeki hitabesi o kadar etkili olur ki basılarak bütün vilayetlere ve cephelere dağıtılır. Milli Mücadeleyi desteklemesinden dolayı Darü´l Hikmetü´l İslamiye´deki görevine son verilir. Sebilürreşad´ı Kastamonu´da yayımlamaya başlar.

Maarif Vekaleti, İstiklal marşı için istediği vasıfta metin bulamayınca Mehmet Akif´ten İstiklal Marşı yazmasını ister. Akif, o sırada maddi sıkıntı içinde olmasına rağmen bu isteği ödülün kaldırılması şartıyla kabul eder. Ankara´da ikamet ettiği Taceddin Dergahı´nda yazdığı şiir, 12 Mart 1921´de TBMM´de birkaç kez coşkuyla okunarak milli marş olarak kabul edilir.
Milli Mücadele sona erince İstanbul´a döner. İnanç ve ideallerine aykırı bazı uygulamalar üzerine Mısır´a gider. Abbas Halim Paşa´nın daveti üzerine gittiği Mısır´da, Kahire yakınlarındaki Hilvan´da uzun yıllar yaşar. Bu sırada Camiü´l Mısriye´de Türk Dili ve Edebiyatı müderrisliği (profesörlüğü) yapar. Hastalanınca, havasının iyi geleceği düşüncesiyle 1935´te Lübnan´a, 1936´da Antakya´ya gider. Hastalığı ilerleyince vatanında ölmek arzusuyla 19 Haziran 1936´da İstanbul´a döner. 27 Aralık 1936´da vefat eder ve coşkulu bir kalabalık tarafından Edirnekapı Mezarlığına defnedilir, yol yapımı nedeniyle mezarı 1960´ta Edirnekapı Şehitliğine taşınır.

Bu büyük şairimizin kendi sağlığında ayrı ayrı kitapçıklar halinde basılan şiirlerinin tamamı ölümünden sonra Safahat adıyla yayımlanır. Aradan geçen yıllar boyunca Safahat´a ilgi azalmaz fakat toplumun dili, Safahat´ın dilinden uzaklaşır ve onu anlamayan yeni kuşaklar yetişir. Bu ölümsüz eserin orijinali ve günümüz Türkçesiyle bir arada yayınlanmış olması, büyük bir boşluğu dolduracak ve Safahat´ın yeni kuşaklarca da anlaşılmasını sağlayacaktır.

Kitabı okuyanlar 3.143 okur

  • Baybars ilteriş
  • Serdar Kumsar
  • Furkan Bulut
  • müşkülpesent
  • ÖztürkHanım

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.4 (3)
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları