Adı:
Safahat 3
Alt başlık:
Hakkın Sesleri
Baskı tarihi:
Nisan 2007
Sayfa sayısı:
56
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759950637
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Hakkın Sesleri, Mehmet Âkif'in bazı ayetlerin manzum yorumunu yaptığı şiirlerden meydana gelir. Süleyman Nazif'in, "Kur'an'ı Cenab-ı Hak Türk lisanıyla inzal etmeyi murad etseydi, Cebrail'i bî-şüphe Safahat şairi olurdu" sözüne hak verdiren şiirlerdir bunlar. Balkan Savaşı'nın acılı günlerinde yazılan bu şiirlerde Akif umutsuzlukla çırpınır, öfkeyle haykırır, çaresizlikle ağlar. Fakat umudunu yitirmemiştir; halkın silkinerek üzerindeki ölü toprağını atacağına dair inancını korumayı başarır. Nurettin Topçu'nun Âkif'in şiirinde bulduğu "isyan" ve "iman"ın en yoğun şekilde görüldüğü eser Hakkın Sesleri'dir.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
"Medeniyet!" size çoktan beridir diş biliyor;
Evvela parçalamak, sonra da yutmak diliyor.
Mehmet Akif Ersoy
Sayfa 32 - Dergâh


Ya Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi biçârelerin, yoksa felâhı!
Nûr istiyoruz.. Sen bize yangın veriyorsun!
“Yandık !” diyoruz .. Boğmaya kan gönderiyorsun!
Esmezse eğer bir ezeli nevha, yakında
Ya Râb, o cehennemle bu tufan arasında,
Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm;
Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm.
Bizâr edecek, korkuyorum ,Cedd-i Hüseyn’i
En sonra, salib ormanı görmek Harameyn’i!..
Bin üç yüz otuzbeş senedir, arz-ı Hicaz’ ın
Âteşli muhitindeki sûzişli niyâzın
Emvâcı hurûş-âver olurken melekûta;
Çan sesleri boğsun da gömülsün mü sükûta?
Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş’ ali vahdet,
Teslis ile çöksün mü bütün âleme zulmet?
Üçyüz bu kadar milyonu canlandıran iman
Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban?
Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin ,
Solsun mu o parlak yüzü Kur’an-ı Hakim’in?

İslam ayak altında sürünsün mü nihâyet?
Ya Râb, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet?
Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ?
Zalimleri adlin hani öldürmedi hâlâ!
Câni geziyor dipdiri.. Can vermede mâsûm!
Suç başkasınındır da niçin başkası mahkûm?
Lâ yüs’ele binlerce sual olsa da kurbân;
İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân!

Eyvâh! Beş on kafirin imanına kandık;
Bir uykuya daldık ki cehennemde uyandık!
Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın..
Yaksaydın a mel’unları.. Tuttun bizi yaktın!
Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi:
Binlerce cevâmi yıkılıp hâke serildi!
Kalmışsa eğer bir iki mabed, o da mürted
Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed!
Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar,
Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar!
En kanlı şenâatle kovulmuş vatanından,
Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan!
İslâm’ı elinden tutacak, kaldıracak yok…
Nâ-hak yere feryâd ediyor: âcize hak yok!
Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi
Ağzım kurusun.. Yok musun ey adl-i İlâhi!
Baba! En sevgili anne, o senin öz vatanın
Olacak miydi feda hirsina üç kaltabanin
Dedemin sürdüğü, can ektigi toprak gitti
Öyle bir gitti ki hem: bir daha gelmez ebedi!
Artık ey milleti merhume, sabah oldu uyan!
Sana az geldi ezanlar, diye ötsün mü bu çan?
Ne araplik ne de Türklük kalacak aç gözünü
Dinle peygamberi zişanın ilahi sözünü
“Siz iyiliği emreyler, kötülükten nehyeder, Allah’a inanır olduğunuzdan, insanların hayrı için meydana çıkarılmış en hayırlı bir milletsiniz…” (Kur’an, Âl-i İmrân, 110)

Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz:
Gelmişiz dünyâya milliyyet nedir öğretmişiz!
Kapkaranlıkken bütün âfâkı insâniyyetin,
Nûr olup fışkırmışız tâ sînesinden zulmetin;
Yarmışız edvâr-ı fetretten kalan yeldâları;
Fikr-i ferdâ doğmadan yağdırmışız ferdâları!
Öyle ferdâlar ki: Kaldırmış serâpâ âlemi;
Dîdeler bir câvidânî fecrin olmuş mahremi.
Yirmi beş yıl, yirmi beş bin yıl kadar feyyâz imiş!
Bak ne ânî bir tekâmül! Bak ki: Hâlâ mündehiş
Yâd-ı fevka’l-i’tiyâdından onun târîhler;
Görmemiş benzer o müdhiş seyre, hem görmez beşer.
Bir taraftan dînimiz, ahlâkımız, irfânımız;
Bir taraftan seyfe makrun adlimiz, ihsânımız;
Yükselip akvâmı almış fevc fevc âgûşuna;
Hepsi dalmış vahdetin âheng-i cûşâcûşuna.
Emr-i bi’l-ma’rûf imiş ihvân-ı İslâm’ın işi;
Nehy edermiş, bir fenalık görse, kardeş kardeşi.
Kimse haksızlıktan etmezmiş tegâfül ihtiyâr ;
Ferde râci’ sadmeden efrâd olurmuş lerzedâr .

Bir, neyiz? Seyreyle artık; bir de fikr et, neymişiz?
Din de kürkün aynı olmuş: Ters çevirmiş giymişiz! *
Nehy-i ma’rûf emr-i münkerdir gezen meydanda bak!
En metîn ahlâkımız, yâhud, görüp aldırmamak!
Yıktı bin mel’un kalem nâmûsu, bizler uymadık;
“Susmak evlâdır” deyip sustuk… Sanırsın duymadık!
Kustu, bin murdar ağız Şer’in bütün ahkâmına;
Âh! Bir ses bâri yükselseydi nefret nâmına!
Altı yüz bin can gider; milyonla îmân eksilir;
Kimseler görmez! Gören sersem de Allah’tan bilir!
Sonra, şâyet şahsının incinse, hattâ, bir tüyü:
Yer yıkılmış zanneder seyr eyleyen gümbürtüyü!
Kırkın aylıktan biraz, yâhud geciksin vermeyin;
Fodla çiy kalsın, “pilav bitmiş” deyin, göstermeyin;
Fes, külâh, kalpak, sarık vermiş bakarsın el ele;
Mi’delerden fışkırır tâ Arş’a aç bir velvele!
Ortalık altüst olurken ses çıkarmazdım, hani,
Öyle bir dernekte seyret gel de artık sen beni!
Göster, Allah’ım, bu millet kurtulur, tek mu’cize:
Bir “utanmak hissi” ver gâib hazînenden bize!

23 Cemâziyelâhir 1331
16 Mayıs 1329
(29 Mayıs 1913)

* Bu teşbih İmam Ali radıyallahu anhındır.
Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu? -
( Zümer 9.ayet)

Olmaz ya... Tabii... Biri insan, biri hayvan!
Öyleyse cehalet denilen yüz karasından
Kurtulmaya azmetmeli baştanbaşa millet.
Kâfi değil mi, yoksa bu son ders-i felaket
Son ders-i felaket neye mal oldu? Düşünsen:
Beynin eriyip yaş gibi damlardı gözünden!
'Son ders-i felaket' ne demektir? Şu demektir:
Gelmezse eğer kendine millet, gidecektir!
Zira, yeni bir sadmeye (çarpmaya) artık dayanılmaz;
Zira, bu sefer uyku ölümdür; uyanılmaz!

Coşkun, koca bir sel gibi, daim beşeriyyet,
Müstakbele koşmakta verip seyrine şiddet
Dağlar, uçurumlar, ona yol vermemek ister...
Lakin o, ne yüksek ne de alçak demez örter!
Akvam (kavimler, milletler) o büyük nehre katılmış birer ırmak...
Elbet katılır... Hangisi ister geri kalmak?
Bizler ki bu müthiş, bu muazzam cereyanla
Uğraşmaktayız... Bak, ne kadar çılgınız anla!
Uğraş bakalım, yoksa işin, hey şaşkın!
Kurşun gibi sur'atli, denizler gibi taşkın
Bir çağlayanın menba-i dehhaşına (dehşetli kaynağına) doğru
Tırmanmaya benzer, yüzerek, başka değil bu!
Ey katre-i avare (zavallı damla) , bu cuşun, bu huruşun
Ahengine uymazsan, emin ol, boğulursun!

Yıllarca, asırlarca süren uykudan artık,
Silkin de muhitindeki zulmetleri yak, yık!
Bir baksana: gökler uyanık, yer uyanıktır;
Dünya uyanıkken uyumak, maskaralıktır! Eyvah! Bu zilletlere sensin yine illet...
Ey derd-i cehalet, sana düşmekte bu millet,
Bir hale getirdin ki, ne din kaldı, ne namus!
Ey sine-i islam'a çöken kapkara kâbus,
Ey hasm-ı hakiki (derçek) , seni öldürmeli evvel:
Sensin bize düşmanları üstün çıkartan el!

Ey millet uyan! Cehline kurban gidiyorsun!
İslam'ı da batsın, diye tutmuş ye diyorsun!

Allah’tan utan! bari bırak dini elinden...
Gir leş gibi topraklara kendin, gireceksen! Lakin, ne demek bizleri Allah ile iskat (susturmak) ?
Allah’tan utanmak da olur, ilim ile... Heyhat! 18 Cemaziyelevvel 1331
11 Nisan 1329
1913
'İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden, bizi helâk eder misin, Allah’ım? ' (A’râf 155)

Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!
Nûr istiyoruz... Sen bize yangın veriyorsun!
'Yandık! 'diyoruz... Boğmaya kan gönderiyorsun!
Esmezse eğer bir ezelî nefha, yakında
Yâ Rab, o cehennemle bu tûfan arasında Toprak kesilip, kum kesilip Âlem-i İslâm;
Hep fışkıracak yerlerin altındaki esnâm!
Bîzâr edecek, korkuyorum, Cedd-i Hüseyn'i
En sonra, salîb ormanı görmek Harameyn'i
Bin üç yüz otuz beş senedir, arz-ı Hicaz'ın
Âteşli muhitindeki sûzişli niyâzın
Emvâcı hurûş-âver olurken melekûta
Çan sesleri boğsun da gömülsün mü sükûta? Sönsün de, İlâhi, şu yanan meş'al-i vahdet
Teslîs ile çöksün mü bütün âleme zulmet
Üç yüz bu kadar milyonu canlandıran îman
Olsun mu beş on sersemin ilhâdına kurban?
Enfâs-ı habisiyle beş on rûh-u leimin
Solsun mu o parlak yüzü Kur'an-ı Hakim'in? İslâm ayak altında sürünsün mü nihâyet?
Yâ Rab, bu ne hüsrandır, İlâhi, bu ne zillet? Mazlûmu nedir ezmede, ezdirmede mânâ?
Zâlimleri adlin, hani öldürmedi hâlâ
Câni geziyor dipdiri... Can vermede mâsûm
Suç başkasınındır da niçin başkası mahkûm?
Lâ yüs'ele binlerce sual olsa da kurbân;
İnsan bu muammalara dehşetle nigeh-bân! Eyvâh! Beş on kâfirin îmanına kandık;
Bir uykuya daldık ki: cehennemde uyandık Mâdâm ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın...
Yaksaydın a mel'unları... Tuttun bizi yaktın Küfrün o sefil elleri âyâtını sildi:
Binlerce cevâmi' yıkılıp hâke serildi
Kalmışsa eğer bir iki mâbed, o da mürted:
Göğsündeki haç, küfrüne fetvâ-yı müeyyed!
Dul kaldı kadınlar, babasız kaldı çocuklar,
Bir giryede bin ailenin mâtemi çağlar!
En kanlı şenâatle kovulmuş vatanından
Milyonla hayâtın yüreğinden gidiyor kan!
İslâm'ı elinden tutacak, kaldıracak yok...
Nâ-hak yere feryâd ediyor: Âcize hak yok! Yetmez mi musâb olduğumuz bunca devâhi?
Ağzım kurusun... Yok musun ey adl-i İlâhî!
4 Cemaziyelevvel 1331 - 28 Mart 1329

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Safahat 3
Alt başlık:
Hakkın Sesleri
Baskı tarihi:
Nisan 2007
Sayfa sayısı:
56
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759950637
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Hakkın Sesleri, Mehmet Âkif'in bazı ayetlerin manzum yorumunu yaptığı şiirlerden meydana gelir. Süleyman Nazif'in, "Kur'an'ı Cenab-ı Hak Türk lisanıyla inzal etmeyi murad etseydi, Cebrail'i bî-şüphe Safahat şairi olurdu" sözüne hak verdiren şiirlerdir bunlar. Balkan Savaşı'nın acılı günlerinde yazılan bu şiirlerde Akif umutsuzlukla çırpınır, öfkeyle haykırır, çaresizlikle ağlar. Fakat umudunu yitirmemiştir; halkın silkinerek üzerindeki ölü toprağını atacağına dair inancını korumayı başarır. Nurettin Topçu'nun Âkif'in şiirinde bulduğu "isyan" ve "iman"ın en yoğun şekilde görüldüğü eser Hakkın Sesleri'dir.

Kitabı okuyanlar 29 okur

  • Garip Yolcu
  • | Muhayyîr |
  • Sevgi Özdil
  • Selda
  • Meryem
  • Gbb
  • Merve
  • mahmut yiğiter
  • Sulhi
  • Mehmet Mustafa Erkal

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%62.5 (5)
9
%12.5 (1)
8
%0
7
%12.5 (1)
6
%12.5 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0