Sahnenin Dışındakiler

8,3/10  (40 Oy) · 
157 okunma  · 
33 beğeni  · 
2.684 gösterim
"Sahnenin Dışındakiler"de zaman 1920 yılıdır ve mekan İstanbul'dur. Türk milletinin yaşadığı o ateşten günlerde İstanbul hem bir sahnedir, hem de sahnenin dışı. Asıl sahne Anadolu, bu sahne dışı İstanbul'da pek az görünür, değişik aynalardan görülür.
"Sahnenin Dışındakiler"de kalabalık bir şahıs kadrosu vardır. Bunlar içinde gözden düşmüş fakat kendilerinin her an hatırlanacağını uman devlet adamları, harp vurguncuları, idealistler, hainler, fedakar kadınlar, düşmüş kadınlar, değişen hayat şartları içinde yerlerini arayanlar, ızdırabın hayatlarını kararttığı insanlar yer alır.
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    Haziran 2010
  • Sayfa Sayısı:
    343
  • ISBN:
    9789759952402
  • Yayınevi:
    Dergah Yayınları
  • Kitabın Türü:
Erdinç BİGE 
08 Oca 22:18 · Kitabı okudu · 7 günde · 7/10 puan

Milli Eğitim Bakanlığının ortaöğretim kısmı için önerdiği 100 Temel Eser listesinde de yer alan “Sahnenin Dışındakiler” okuduğum eserleri içinde yazarın en sade dili kullandığı romanı diyebilirim. Huzur ya da Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ndeki baş döndürücü uzun cümlelere, uzun betimlemelere rastlanmayan bu roman daha kolay okuduğum bir eseri oldu.
Milli mücadelenin yaşandığı sahne Anadolu... Bir de bu sahnenin dışı İstanbul...
Bu sahnenin dışında yaşayanlar: Bu mücadeleye inananlar ve bir şeyler yapmaya çalışanlar, inanmayıp onları maceraperest İttihatçıların bakiyesi sayanlar... Açık ya da gizli devam eden mücedeleyle birlikte değişen hayatlar, kültürler, yozlaşmalar...
Romanda anlatıcı romanın ana kahramanı Cemal’dir. Okuyucu Cemal’in gözlerinden, ruhundan bakar sahnenin dışındakilere ve Cemal’in kendisine. Eserde anlatılan olayları Cemal’in sonradan hatırladığı anıları olarak kurgulamış yazar. Ama baştan sona sanki bir belirsizlik ve yarım kalmışlık hissi var romanda. Sembolizmin izlerini hissettiren önemli şarilerimizden olan Ahmet Hamdi’nin nesirlerinde de bu sembolizm yadsınamaz. Bu da okuru yoruma iten, zorlayan bir durumdur. Üstüne romanda hissettiğim bu yarım kalmışlık hissi de eklenince bu kısa incelemeyi bile yazıp yazmamakta tereddüt ettiğimi itiraf ediyorum.
Romanı okurken gülümseten hatta kahkaha attıran yerler olduğunu da belirtmeden geçmek olmaz. Gogol’un “Bir Delinin Hatıra Defteri”nde geçen “Burun” hikayesine adını da anarak sanki nazire olarak yazdığı hissini veren, kahramanlardan Kudret Bey’in burnunun hikayesini okurken çok keyif aldığımı söylemeliyim.