Sahnenin DışındakilerAhmet Hamdi Tanpınar

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.069
Gösterim
Adı:
Sahnenin Dışındakiler
Baskı tarihi:
Haziran 2010
Sayfa sayısı:
343
ISBN:
9789759952402
Kitabın türü:
Yayınevi:
Dergah Yayınları
"Sahnenin Dışındakiler"de zaman 1920 yılıdır ve mekan İstanbul'dur. Türk milletinin yaşadığı o ateşten günlerde İstanbul hem bir sahnedir, hem de sahnenin dışı. Asıl sahne Anadolu, bu sahne dışı İstanbul'da pek az görünür, değişik aynalardan görülür.
"Sahnenin Dışındakiler"de kalabalık bir şahıs kadrosu vardır. Bunlar içinde gözden düşmüş fakat kendilerinin her an hatırlanacağını uman devlet adamları, harp vurguncuları, idealistler, hainler, fedakar kadınlar, düşmüş kadınlar, değişen hayat şartları içinde yerlerini arayanlar, ızdırabın hayatlarını kararttığı insanlar yer alır.
(Arka Kapak)
Ahmet Hamdi TANPINAR – Sahnenin Dışındakiler

Sabiha, Cemal, Süleyman Bey, Nasır Bey ve diğerleri... Yine çok güzel bir Tanpınar eseri. Milli mücadele yıllarının eseri.

1920'li yıllarda geçen bir eser. İstanbul, sahnenin içidir, Anadolu ise sahnenin dışı. İstanbul harika şekilde tasvir edilmiş ve okuyucularına aktarımı oldukça eşsizdir. Doğu-Batı değer analizinin en sağlam olduğu eserdir, Sahnenin Dışındakiler.

Cemal üniversite eğitimi için İstanbul'a gelir ve eserin kurgusal hikayesi başlar. Sabiha'ya aşıktır Cemal. Tarih kokar bu kitap, aşk kokar, dram ve yalnızlık kokar ve biraz da sahtelik...

Milli mücadele, ittihat ve terakki cemiyeti dönemleri, padişah yandaşlığı ve karşıtlığı... Ne aranıyorsa mevcut bu eşsiz eserde.

Sonu zor, acı ve kötü biten bir eser. Karamsarlığı dibine kadar yaşadım.

Tanpınar okumak kesinlikle bir ayrıcalık. Üstüne bir de bu eşsiz ve nadide külliyatı Ilker Toprak ve Özlem Arıbaş Akbaş ile okumak ayrıcalık üstü bir durum. Yeniden teşekkür etmek isterim bu külliyatı birlikte okuma fırsatı bulduğumuz için. Tanpınar külliyatını sizinle birlikte okumak büyük bir keyif ve bilgi birikimi sebebi...

Hâlâ Tanpınar okumadıysanız lütfen daha fazla geç kalmayın. Tavsiyemdir ki; “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” kitabı ile başlayıp külliyatı sırayla okumalısınız. Bu külliyat eşsiz ve kesinlikle nadidedir...
Milli Eğitim Bakanlığının ortaöğretim kısmı için önerdiği 100 Temel Eser listesinde de yer alan “Sahnenin Dışındakiler” okuduğum eserleri içinde yazarın en sade dili kullandığı romanı diyebilirim. Huzur ya da Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ndeki baş döndürücü uzun cümlelere, uzun betimlemelere rastlanmayan bu roman daha kolay okuduğum bir eseri oldu.
Milli mücadelenin yaşandığı sahne Anadolu... Bir de bu sahnenin dışı İstanbul...
Bu sahnenin dışında yaşayanlar: Bu mücadeleye inananlar ve bir şeyler yapmaya çalışanlar, inanmayıp onları maceraperest İttihatçıların bakiyesi sayanlar... Açık ya da gizli devam eden mücedeleyle birlikte değişen hayatlar, kültürler, yozlaşmalar...
Romanda anlatıcı romanın ana kahramanı Cemal’dir. Okuyucu Cemal’in gözlerinden, ruhundan bakar sahnenin dışındakilere ve Cemal’in kendisine. Eserde anlatılan olayları Cemal’in sonradan hatırladığı anıları olarak kurgulamış yazar. Ama baştan sona sanki bir belirsizlik ve yarım kalmışlık hissi var romanda. Sembolizmin izlerini hissettiren önemli şarilerimizden olan Ahmet Hamdi’nin nesirlerinde de bu sembolizm yadsınamaz. Bu da okuru yoruma iten, zorlayan bir durumdur. Üstüne romanda hissettiğim bu yarım kalmışlık hissi de eklenince bu kısa incelemeyi bile yazıp yazmamakta tereddüt ettiğimi itiraf ediyorum.
Romanı okurken gülümseten hatta kahkaha attıran yerler olduğunu da belirtmeden geçmek olmaz. Gogol’un “Bir Delinin Hatıra Defteri”nde geçen “Burun” hikayesine adını da anarak sanki nazire olarak yazdığı hissini veren, kahramanlardan Kudret Bey’in burnunun hikayesini okurken çok keyif aldığımı söylemeliyim.

Benzer kitaplar

Anadolu sahnesinde kuva-yi milliyenin öncülüğünde gerçekleşen halk kurtuluş savaşının İstanbul'da ki seyircilerini - kitapta ismini buradan alıyor - anlatıyor.

Kitabı iki kısımda incelemek mümkün, ana karakter Cemal'in İstanbul'dan ayrılışı ve 6 yıl sonra yeniden dönüşü.

İstanbul'un işgali ile bir çok şey değişiyor, kadınlar çarşaf kullanmayı bırakıyor, yine kadınlar iş hayatına atılıyor ( birçok erkek ya tutuklu ya Anadoluya geçmiş vb. nedenlerden dolayı), günlük hayatta yozlaşma hat safhada her yerde barlar, genelevler, kahvehaneler açılıyor. İnsanlar savaş ve işgal buhranından kurtulmak için kendilerini bu tür zaaflarla uyuşturma yolunu seçiyorlar.

Bir de Anadoluda ki mücadelenin karşısında olan İstanbulda ki yerli işbirlikçilerle verilen savaş anlatılıyor.

Kitap, Huzur ve Mahur Beste ile üçleme olarak adlandırılıyor.

Keyifli okumalar.
Güzel bir Tanpınar klasiği daha. Kitap vitrinlerini batılı yazarlarla süsleyenler keşke Tanpınar için özel bir köşe ayırabilseler. Kitapta yer verdiği her karakter o kadar canlı ve belirgindir ki simaları canlı bir şekilde karşınızda görmeniz mümkündür. Muhteris, bedbaht, aciz, riyakar ve farklı karakterdeki insanları o denli güzel bir şekilde tahlil ve tasvir eder ki o halet-i ruhiye sizde de derin etkiler bırakır.
Kitapta geçen şu söz sanırım en derin anlatımıdır bu karakterlerin:
"Fakat insan,Yarabbim insan ne kadar zayıftı. Kime dokunmak istesem kuru bir dal gibi elimde kalıyordu."

Sahnenin Dışındakiler’de dönem 1920 yıllarıdır. Cumhuriyet öncesi mücadelede rejim ve saltanat yanlıları ile yeni akımı takip edenler arasındaki mücadele Cemal’in diliyle anlatılır. Asıl sahne Anadolu’dur fakat olaylar İstanbul’da geçer, savaş öncesi İstanbul’u anlatırken eski sokak kültürü hakkında çok güzel bilgilere yer verir Tanpınar.

Bu sokakta Cemal ile Sabiha arasında gelişen dostluk paralelinde, araya yeni yüzler girer Cemal’in Sabiha’ya duyduğu derin aşk ve hayranlık kitap boyunca bir arayış olarak sürdürür kendini. Sabiha’dan ayrı dönemler içerisinde tanıdığı insanlar vasıtasıyla Sabiha’ya ulaşmaya çalışırken bu arayış o dönemin İstanbul’u hakkında ve kurulacak yeni ülkenin temellerinin nasıl şekillendiğinin ipuçlarını verir bize.

Bireysel mücadeleler, yabancı ülkelerden gelen kadın ve erkeklerin Osmanlı yaşamındaki derin ve sarsıcı etkisi, bir yandan çıkar peşinde koşan bir yandan zenginleşen devlet adamları, gelecek hakkında ateşli fikirler üreten aydınların çıkmazlarını okuyacaksınız kitapta.
Ve şu tesbit sanırım o dönemin değişimini, savrukluğunu ve derin farklılaşmayı en yalın haliyle yansıtması açısından can alıcıdır:

"Ne kadar değişik kıyafet vardı İstanbul’da! Tesbihin dizisinin koptuğunu, bu kıyafet değişikliği kadar hiçbir şey gösteremezdi."

Tanpınar’ın kafa karışıklığı yer yer kitaba da sinmiş diye düşünmekteyim çünkü okudukça bulanıklaşan bilgiler ve nereye varacağını bilemediğim olaylar örgüsünde ilginç bir şekilde sonlanan bir kitaptı Sahnenin Dışındakiler. Sonucu da böyle belirsiz bir şekilde sonlanıyor kitabın. Cemal, Sabiha, Nasır Paşa ve diğer yüzler o dönem Anadolu’sundan ilginç izler bırakıyorlar zihnimizde.
Tanpınar hayranı bir hocanız varsa en çok okuduğunuz kitaplar onun oluyor. Adamın ruh hali bana sirayet etmesine birkaç kitap kaldı.Bir toplum sorununu ince bir alayla, güldürüp aynı anda haklı dedirten, zevkli ve düşünceleriyle, hayal gücüyle hayran kalınası bir adam. Hayranlığınızın nedenini anlıyorum hocam.
Düşün ki İstanbul'un işgal edildiği bir dönemdeyiz.
*
Bu kitap beni çok yormuştu dostum.
*
Yo yanlış anlamanı katiyen istemem; kötü olduğundan değil, her noktasını ezberlemek zorunda hissettiğim bir kartpostal kadar güzel olduğundan..
*
Haksızlık mı yapıyorum, can çekişen bir solucan kadar kötü manzara, ama onun samimiyeti kadar muhteşem bir anlatı belki de.
Sarsılıyorum bu yüzden bu samimiyetle, bu acıyla, ...
*
Neredeyse bir hafta artsız aralıksız elimde dolaşmıştı.
Hayli ağır bir kitap.
Bu kitaplar lise çocuklarının okuyacağı kitaplar değil; ne diye onlara önerilen listelere alırlar sanki anlamıyorum!
*
Kafa karıştırmak için mi yazıyor Tanpınar dedim bazı.
Bir daha okutmak için, bir daha düşündürmek için.
Bunun için mi böyle karıştırıyor, böyle dağıtıyor, böyle birden kesiyor.
Böyle anlatırken, birden çekip gidiyor sahneden.
*
Beni sahnenin dışında bırakıp nereye gidiyorsun Tanpınar?
*
Arkada bir ''Mahur Beste'' bunun için mi durmadan usul usul ağlıyor; mazimize, yitirdiklerimize.
*
Huzur'daki iğneli sızıyı doğuran tedirginlik ve tereddütün izahı için mi yazılmış bu roman?
*
Dev cüssesiyle ve ananeleri ile çöküp giden bir devlet, bir tarih; hususi hayatlara, çocukluğa, eve, mahalleye, aşka hunharca hücum ediyor!
*
Cemal'in Sabiha'ya dupduru aşkı... Sabiha'nın kocasını bile onun için sevmek zorunda hissedeceği bir aşk.
*
Bir de İhsan.
Huzur'dan koşup gelmiş. Soluk soluğa. Terli. Yorgun.
Ne olur İhsan'ı da sev diyor Sabiha.
İyi de yanıyor, eskiye ait ne varsa, iyi de memleket yanıyor.
İstanbul işgal altında.
*
Ama sahne Anadolu'da kurulmuş. İstanbul, sahnenin dışı mı?
Sabiha'ya duyulan o kuvvetli aşk sahnenin dışında mı? Bunu mu diyeceğiz?
Hem dışında, hem içinde. Yahut ne içinde ne dışında.
*
Sahnenin dışındakiler aslında Huzur'daki Mümtaz, burda Cemal ..
Tereddüt ve yitirmenin pençesindeki yaşamlar.
*
Ulan Tanpınar; mahsus mu Sabiha'yı tam da bu vakit bir tiyatro eseri için '' sahneye çıkacak ilk Türk kadını '' diye takdim ediyorsun?
*
Bak hala Mahur Beste tın tın çalıyor.
Taş plaktan...
Kurtuluş Şavaşı yıllarındaki İstanbul' u anlatıyor. Çok insan var romanda. O yıllarda İstanbul' da görülen her türden. Saltanat yanlıları, işgalcilerle iş birliği yapanlar, Anadolu' daki mücadeleyi destekleyenler, çaresizler, her savaşta olduğu gibi erkeksiz kadınlar vs. Tanpınar böylesi zor bir işin üstesinden de başarıyla gelmiş. Dili ve sanatı Tanpınar okurlarının bildiği gibi. Okunmazsa olmaz.
En çok hataya düşenler, kendilerinden kudretlerinin üstünde şeyler isteyenler, kendilerini olduğu gibi kabul etmeyenlerdir.
Kitap boyunca nedendir bilinmez bu cümleye takıldım kaldım. Belki diyeceksiniz; bu o kadar da önemli değil herkesin bildiği gibi işte… Ama öyle değil! Kendini kabul etmeyenler derken aslında bizden evet aynen öyle hepimizden bahsediyor Tanpınar. Kendi hayatına yabancı kalmış olan bizler, en büyük hatayı yapıyoruz.
Kitapta bu durum söz konusu diyebiliriz. Balkan Harbi’nin sonları, Milli Mücadele’nin başları diyebileceğimiz yıllarda gelişen olaylar kimilerinin hayatını sahnenin içine çekerken kimilerininkini dışına itiyor bir yandan da ülkenin sallantılı ruh haline ev sahipliği yapıyor romanda.
Daha detaylı incelemem için blog yazım - https://kitabinka.blogspot.com.tr/...enin-dsndakiler.html
Kahramanlar:
Cemal: Eserin başkahramanıdır. Üniversite öğrencisi olan bu gencin gözüyle İstanbul’un işgal yılları anlatılmaktadır Cemal, eserin diğer önemli kahramanı Sabiha’yı sevmekte­dir.
Sabiha: Sabiha, modernleşmekte olan Türk kadınını simgeler. Eserde kadın hakları konusundaki mücadelesiyle dikkat çeker. Tiyatro ile ilgilenmektedir. Romanın sonunda sahneye çıkan ilk Türk kadını olur.
İhsan: Avrupa’da eğitim görmüş, kültürlü ve çevresinde etkin bir insandır. Tarih öğretmenliği yapar. Asıl etkin rolü. İstanbul’da Millî Mücadeleyi planlayanlardan olmasıdır.
Süleyman Bey: Sabiha’nın babasıdır. Arzu ve istekleri uğruna bütün servetini ve yakınlarını feda etmiş, Rusların İstanbul’a açtığı eğlence merkezlerine dadanmış bir kahra­mandır.
Diğer Kahramanlar: Nasır Paşa, Kudret Bey, Muhlis Bey, Muhtar, Tevfik Bey…
Mahur Beste’nin leitmotif olduğu üçlemenin dahilinde bir kitap (diğerleri Mahur Beste,Huzur). Diğer kitaplarında olduğu gibi yine o ahenkli dilin zevkini tattım. Kitabının ikinci bölümünün başında Albert Sorel’in, “Dünya gömlek değiştireceği zamanlarda, hadiseler sakınılmaz bir kader halini alırlar” sözüyle çok uyumlu olarak savaşların gölgesinde insanlığın doğum ve ölüm sancılarını çok güzel betimlemiş. Kitabın bir bölümünde geçen sözleriyle Tanpınar, “bir mazi aynasından, kendisinin olmayan bir yığın aynadan hayata bakıyor.” Kudret beyin burnunu hiçbir zaman unutamayacağım.
Acaba Tanpınar planlı olarak mı yamış ve karşımıza sahnenin dışındakiler, mahur beste ve huzur nehir romanları çıkmış ya da öylesine, daha doğrusu 1920'lerden o dönemleri yazayım mı demiş? Mesela Dumas'ı okuyunca diyorsunuz ki vatandaş, dönemimi -öncesiyle falan- anlatayım diye düşünmüş...
Ahmet Hamdi Tanpınar / Sahnenin Dışındakiler
Bir gün yolun bir resim sergisine düşer ve tablolar önünde durup kendince resimleri yorumlamaya başlarsın. Fakat bir bayram günü giriş ücretsiz olduğu için lunapark yerine bu salonda da vakit geçirmek isteyenler olabilir. Lunapark yerine bu resim sergisini gezen ressamın ismine bakar gâvurmuş bu yaw der. Biraz ilerler, milletin hiç işi yok bu resimlere neye bakar ki, iç sesi ile devam eder seyre. Zira onun için seyirlik bir mevzudur. Yoksa niye yapsındı işsiz güçsüz, kafası rahat ressam bunları.

Yav başka renk mi yok, hep sarı, hep pastel renkler der elini çenesine götüren insanları gahrı ihtiyari taklid ederken. Adam şuraya bir deniz koyar palmiye yaprağı altında, bir orman yapar güneş batarken. Köprülü yoldan giden, kenarı çitlerle çevrili, güneşli bir günde bacası tüten ev bile yoktur.

Bu yarı çıplağından, (kelimenin gerçek anlamı ile) kirli sakallısına, pespaye elbiselisinden yerde debelenenine bakarken çıktığında tablonun ismi ni okumayı ihmal etmez. Atina okuluymuş der burun kıvırırken.

Bu kadar gevezeliği niye yaptığıma gelince bir olayın anlam değer dünyasını bilmeden o olay hakkında yazılacak şiir de, yapılan resim de okunan romanda tam anlamı ile insan zihninde aksiseda bulmaz. Yazarın, şairin, ressamın ne yaptığı anlaşılmaz.

1900 ler de, ülkenin içinde bulunduğu psikososyal durumu analiz etmek için bir ressamın bir şairin bir romancının gözünden bakmak çok önemli olsa gerek. Çünkü bunlar belki elinde silah cephede çatışsa bile bir münevver olmanın sorumluluğu ile çerçeveyi geniş çizip hatta dışına çıkıp sana sunabilir. Sunabilir dedim çünkü bunu sunanlar münevverdir. Sahnenin dışına çıkıp daha geniş bir perspektif ile olaya bakanlar bize birçok şeyi verebilme imkânına sahiptir.
Bu bağlamda en başta belirttiğim usule binaen bu kitabı yorumlamak had işidir biraz. Had de; bilgi birikim izan gerektirir. Benden pas.

Kitaptan altını çizdiğim satırlara gelince bunları izninizle paylaşayım. Zira altı çizili satır yoksa sen üstünü çiz o kitabın.

sy 13 "Sokak ihtiyarlamış" ( sokağın hatta toprağın ihtiyarlamış olduğunu ifade etmek az şey olmasa gerek)

sy 22 "İman, sadece bizi Allah'a bağlayan bağ değil müşterek kıyafet, yüz ifadesi, muaşeret şekli, hülasa cemiyet hayatında
Nezaket ve merasim dediğimiz şeylerin, yani karşılıklı münasebetlerin tek kaynağıydı"

sy 33 " bağırmak kötü. Bilmezsin biri yanımda bağırınca ne hale geliyorum. Bir gün babamla annem kavga ederken ben ölebilirim...

sy 55"-Hürriyet ilan edildi!..

-Edildi, daha birkaç defa da ilan edilir, ama yine hür değiliz. Hele bu işlerde asla! Fikirler arkalarda kendi kalabalığını isterler. Onu bulamazsa konuşan hür olmaz ."

sy 80 " -para mı? Elbette hayır, aziz Cemal, yüz bin defa hayır. Para nedir? Belki hayatta üzerinde en az durulacak şey. Para her zaman vardır. Bende, sende yoksa başkasında vardır. O halde olmayınca da bulunur. Enerji mi? nasıl israf ettiğimizi görüyorsun? Fikir mi? Asla! O her yerde, her cemiyette, her zaman mevcuttur.

Hayır dostum, hayır, bunların hiçbiri değil. Bunların hepsi birbirini telafi eder. Paran yoksa enerjini, zekânı kullanırsın. Enerjin yoksa tembelsen, paran onun yerine geçer, yerine başkasını çalıştırırsın, düşünemiyorsan hayatı hür bırakırsın, o senin yerine düşünür.

- En büyük eksiğimiz bunlar değildir. En büyük eksiğimiz kadındır, anladın mı azizim, kadın, hayat yolunu erkek için aydınlatan meşale, ilahi yardımcımız! Tek yardımcımız, idealin çetin yollarında ellerimizden tutacak, bizi zahmetsizce yolumuzda yürütecek mahlûk!"

sy 87 " En çok hataya düşenler, kendilerinden kudretlerinin üstünde şeyler isteyenler, kendilerini olduğu gibi kabul etmeyenlerdir."

sy 89 " danimarka krallığında çürümüş bir taraf var"

sy 102 "Veyl o fanilere ki, burunlarını sadece bir süs addederler!"

sy 109 " Belki hiç sevmeyeceğim bir adamı seveceğim!
- O nasıl olur? Birini seversen sevdiğin o olmaz mı?
-Kim bilir, belki de nefret ederim. Düşman olurum. İnsan her sevdiğini sever mi?"

sy 130 " Oku! Bak, o kadar güzel ki... Sonra ikisi birden ölüyorlar..."


sy 145 " - Kabahat kimin? Hürriyet, hürriyet, diye bu milleti batıranlara söyle.
-Fikirlerle hadiseleri karıştırmayın! Hürriyet, her yerde ve her şart içinde, daima istenecek şeydir. O insanlığın bir merhalesidir. Hürriyet için icabında her şey feda edilebilir, o bir terbiyedir, idealdir."

sy 162 " Galata'yı tutanlar kimlerdir, bilirmisin? Polis, sabıkalılar, külhanbeyler, falan. evet polisle sabıkalı el ele verdi. Garip değil mi? Ama adı üstünde Milli Mücadele bu!
Bu ateşte sabıkalı fakan kalmaz, hepsi temizlenir."

sy 165 " fakirlik; gözü tok, muvazeneli, şeciyeli insanlarda bir nevi asalete benzer. muhteris ve zevkine düşkünlerde ise daima küçültücü olur."

sy 219 " Sizler arkasından ağlamak için seversiniz."

sy 228 "Unutma, insan vazife ve mesuliyet duygusudur."

sy 320 " Biz evvela kelimeleri öğreniriz; sonra yaşadıkça teker teker manalarını."
Bütün hayat üstüme yığılmış gibiydi.Hayat, insanındı. Fakat insan, Ya Rabbim insan ne kadar zayıftı.Kime dokunmak istesem,kuru bir dal gibi elimde kalıyordu.
Sizi seviyorum size bağlıyım demek yerine, size ait şu veya bu şeye mesela şu kahve içişinize, yediğiniz yemeği elbisenizin üstüne dökmenize, münasebetsiz hiddetinize hayranım, demek arasındaki fark öyle alalede bir şey değildir. Hele sevginizi göstereceğiniz insanı bir zaafinda, bir sevgisinde okşarsanız iş büsbütün değişir..
Birkaç defa kendime, acaba sarhoş muyum, sualini sormuştum. Hayır değildim, zaten çok az içmiştim. Sadece tiksiniyordum.
İnsandan tiksiniyordum, tabiattan tiksiniyordum, eşyadan tiksiniyordum. Dışarıda lapa lapa yağmaya başlayan kardan tiksiniyordum. Varlığın türlü yüzlerinden tiksiniyordum.
Sokağa çıkıp herkese bağırmak istiyordum! "Konuşun! Etrafınızdaki çocuklarla, kendinizden küçüklerle konuşmaya tenezzül edin! Onlara anlatın! Her şeyi bilsinler! Siz onların bir hiç yüzünden ne kadar azap çektiklerini bilmezsiniz!"
Ahmet Hamdi Tanpınar
Sayfa 167 - Dergah Yayınları
Niçin sevdiklerimiz, bizim içimizden geçenleri merak etmezler? Niçin insanoğlu, insanoğluna her şeklinde kapalıdır?
Ahmet Hamdi Tanpınar
Sayfa 297 - Dergah Yayınları
Sanki Sabiha'yı altı sene evvel karşısına alıp, saatlerce konuşturup gülen kadın değildi artık!
Gogol'da müstakil denebilecek bir burun hikayesi vardır. Fakat o burun sahibinden ayrılır. Kudret Bey'in burnu ise kendisinden hiç ayrılmamış, bütün huysuzluğuna rağmen, belki de dostumuzun irade zaafından faydalanarak, tıpkı hiç anlaşmadan aynı çatı altında yaşayan iki karı koca gibi, çekişe çekişe olsa bile daima beraber yaşamışlardır.
Kudret Bey'in kaşlarının arasından bir küçük kabarıkla başlayan ve gittikçe artan bir hırs ve iştiha ve üstünlük iddiasıyla çehresini evvela iki ayrı kısma ayıran -mütevazı bir burun daima birleştirir- ve sonra da sanki bu ikiliğe dayanarak bu çehrede mutlak bir hüküm süren bu burun, dudaklarının üstünde küt, bütün hayata ve her nevi yaşama isteğine dargın bir veto gibi birdenbire biterdi. Onun Kudret Bey'in dudakları üzerindeki asılışını görüp de dostumuza acımamak mümkün değildi. Sanki "Ben varken sizin konuşmanıza lüzum yoktur." der gibiydi.
Bilmem söylemeye hacet var mı? Kudret Bey'in burnu hayatında belli başlı bir trajedi unsuruydu. Kudret Bey, okuyucularımızın anladığı gibi idealist bir insandı; burnu ise inadına realist, hatta daha büyük bir ihtimalle existentialiste bir burundu. (...) Çünkü existence, yani varlık başlangıcından beri mevcut olan bir şeydir. (...)
Kaldı ki bu burun, kendisi de hakikaten mevcuttu, yani vardı. Kaç defa? Bunu söylemek güçtür. Bana kalırsa her an vardı. Hiç olmazsa Kudret Bey'in hayata gözlerini açtığı andan itibaren vardı. Hem de yüzünün dörtte üçünü kaplayacak şekilde. (...) Kudret Bey'e bir nevi autrui, yani gayr yahut öbürü imiş gibi düşman muamelesi yapardı.
Bununla da kalmazdı, varlığını bütün etrafına ihsas ederdi. Bu belki de iyi bir psikolog olmadığı içindi. Şurasını da söyleyeyim ki Kudret Bey'in burnu burada tamamıyla mazurdur. Çünkü hepimizin bildiği gibi, iyi psikoloji, derin tahlil Marcel Proust'la başlar, çünkü psikoloji varlık gibi kendiliğinden ve başlangıçtan mevcut bir şey değildir. (...)
Kudret Bey ve burnu olsa olsa Stendhal ve Dostoyevski gibi ikinci derecede psikologları ve sathi tahlil adamlarını tanımış olabilirlerdi.
Kudret Bey'in burnu bir muhalefet partisi gibi ebedi bir memnuniyetsizlik havası içinde yaşardı. O, tenkitten hoşlanan bir burundu. Beğenmemek, beğenmediğini göstermek,böylece ehemmiyet kazanmak isterdi. Diğer taraftan hodbin ve istilacı idi. Yukarıda yüzünün dörtte üçünü nasıl kapladığını söylemiştim. Bununla da kalmamış, yaratılıştan entrikacı olduğu için bir nevi mevzii anlaşmalarla bu çehrenin diğer uzuvlarını da peşinden sürüklemeye başlamıştı. Kudret Bey'in bazı anlarda insana o kadar kederle bakan o büyük gözleri , hatta hareketli ve gür kaşları hemen hemen onun emrinde idi. (...) Denebilir ki yetiştiği ve şaşırtıcı bir bereketle büyüdüğü dar coğrafya içinde hiç mahpus kalmaz, her fırsatta hayatın sonsuzluğuna doğru uzanırdı. (...) Buna mukabil hususi hayatınızda burnunuz sizi daima korumak istedi. İlk evlenmenize ilk itiraz eden o idi. Her gün " Yapma Kudretçiğim, vazgeç bu işten! Ben varken seni hiçbir kadın beğenmez!" diye tekrarladı. Fakat siz dinlemediniz! (...)
Ahmet Hamdi Tanpınar
Sayfa 95 - Dergâh Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sahnenin Dışındakiler
Baskı tarihi:
Haziran 2010
Sayfa sayısı:
343
ISBN:
9789759952402
Kitabın türü:
Yayınevi:
Dergah Yayınları
"Sahnenin Dışındakiler"de zaman 1920 yılıdır ve mekan İstanbul'dur. Türk milletinin yaşadığı o ateşten günlerde İstanbul hem bir sahnedir, hem de sahnenin dışı. Asıl sahne Anadolu, bu sahne dışı İstanbul'da pek az görünür, değişik aynalardan görülür.
"Sahnenin Dışındakiler"de kalabalık bir şahıs kadrosu vardır. Bunlar içinde gözden düşmüş fakat kendilerinin her an hatırlanacağını uman devlet adamları, harp vurguncuları, idealistler, hainler, fedakar kadınlar, düşmüş kadınlar, değişen hayat şartları içinde yerlerini arayanlar, ızdırabın hayatlarını kararttığı insanlar yer alır.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 175 okur

  • Şahin Tamer
  • SihirliFlut
  • Elif
  • Birsen Acar
  • Artık ben ne şairim ne de fıkra muharriri
  • Ramazan Örnek
  • Öykü Duru
  • Tuğçe
  • Aslıhan Karasu
  • Volkan Aslan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.3
14-17 Yaş
%2.2
18-24 Yaş
%29.3
25-34 Yaş
%38
35-44 Yaş
%19.6
45-54 Yaş
%5.4
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%1.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%46.7
Erkek
%53.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.3 (12)
9
%15.9 (7)
8
%31.8 (14)
7
%18.2 (8)
6
%4.5 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%2.3 (1)
1
%0