Sahnenin DışındakilerAhmet Hamdi Tanpınar

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.253
Gösterim
Adı:
Sahnenin Dışındakiler
Baskı tarihi:
Haziran 2010
Sayfa sayısı:
343
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759952402
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
"Sahnenin Dışındakiler"de zaman 1920 yılıdır ve mekan İstanbul'dur. Türk milletinin yaşadığı o ateşten günlerde İstanbul hem bir sahnedir, hem de sahnenin dışı. Asıl sahne Anadolu, bu sahne dışı İstanbul'da pek az görünür, değişik aynalardan görülür.
"Sahnenin Dışındakiler"de kalabalık bir şahıs kadrosu vardır. Bunlar içinde gözden düşmüş fakat kendilerinin her an hatırlanacağını uman devlet adamları, harp vurguncuları, idealistler, hainler, fedakar kadınlar, düşmüş kadınlar, değişen hayat şartları içinde yerlerini arayanlar, ızdırabın hayatlarını kararttığı insanlar yer alır.
(Arka Kapak)
Kitaptan bahsetmeden önce yazar hakkında bilgi vererek başlayacağım ve incelememi de okuduğum diğer kitaplarıyla kıyaslayarak gerçekleştireceğim. Bu sırada kitapların içeriğinden sözetmem gerekecek ve bununla ilgili de gerekli uyarıyı yapmış olayım.

Öncelikle Tanpınar (benim şahsi görüşüm) Türk edebiyatı konusunda karşıma çıkan en derinlikli, en büyük eserleri yazan, üstelik de bunu kitaplarını okuduktan sonra hiç şüphesiz korkmadan söyleyeceğim bir yazardır. Zaten o bu usta romanlarla kalmamış, ileride okuyacağım hikayeleri, denemeleri, edebiyat incelemeleri, şiirleri ile de edebiyatımızda her türde tanınmış adamdır. Ne yazık ki unuttuğumuz veya gerekli değeri vermediğimiz bu eserleri yazan Tanpınar gibi edebiyatımızın her dalında uzmanlaşmış kişilere çok nadir rastlarken, son 26 senelik edebiyatımızın da YERLERDE SÜRÜNDÜĞÜNÜ maalesef üzüntüyle görmekteyiz. Postmodernizmin kuşatması altında her türlü gerçeklikten kopmuş, iki kelimeyi yan yana getiremeyen, anlatım bozukluklarıyla dolu metinleri karşımıza edebiyat harikası olarak çıkaran piyasacı güçlerin mahvettiği bu sanat dalı, zamanında Tanpınar gibi ustaları bünyesinde barındırdığı için, onların yüzü suyu hürmetine ayakta durmaktadır! Vedat Türkali, verdiği bir röportajda ''Sanatçı ya iyi olmalıdır, ya çok iyi olmalıdır, ortada kalırsa sanatçı olmaz'' demişti. Oysa şimdi ortanın altında kalan sözde yazarların ustaca kullanılan pazarlama teknikleriyle sanatımızı işgal ettikleri ortadadır. Ama o yazarların ve o kitapların, Tanpınar'ı bilen, okuyan bir kişi nezdinde hiçbir değeri yoktur, bunların hepsinin dolandırıcılık olduğunun farkındadır. Buna da Tanpınar okuyucusunun imtiyazı diyelim. Gerçekten o dönem yaşamış yazarlarımız bizim şu durumumuzu ve düştüğümüz noktayı görselerdi, acaba ne derlerdi? (Kusura bakmayın, Tanpınar okuduktan sonra sağa sola çatmadan olmaz :D) Konuyu fazla dağıtmadan en sevdiğim yazarı daha derinlemesine inceleyelim.

Tanpınar'ın eserlerinde ortak temalar hiç kuşkusuz yıkılan hayaller, kavuşamayan aşıklar, karakterlerin ve dönemin huzursuzluğudur. Daha çok da dönemin huzursuzluğu, yabancılaşma. Çünkü o bence bir ''kesit yazarı''dır. Bunu neye göre söylüyorum? Huzur, SAE, Sahnenin Dışındakiler kitaplarına dayanarak edindiğim izlenimlere göre. Kesit yazarı dememin sebebi ise, mutlaka karakterler üzerinden belirli zaman kesitlerini ele alarak elde ettiği bu parçaları birbiriyle kıyaslamasıdır. Bunu bize sanki bir veya birkaç karakterin olayıymış gibi anlatırken, halbuki arka planda dönemi anlatmakta, bu zaman dilimlerini kıyaslamaktadır. Bundan dolayı anlattığı karakterlerden biz sanki onların duyguları ön plandaymış zannederiz. Halbuki dönem anlatılmaktadır. Örneğin Huzur'daki Mümtaz, kendi geçmişiyle ve o geçmişin yarattığı ıstıraplarla kavrulurken, bu Mümtaz'ın sorunu değil, o dönemde yaşayan Türk aydınının bunalımıdır. Benzer şekilde SAE'de de, Hayri İrdal'ın peşine takıldığı Halit Ayarcı'nın maceracı fikirleriyle ani yükseliş ve düşüşü, kendi talihi ya da hatıraları değil, cumhuriyetten önce ve sonra toplumumuzun aldığı durumdur. İnsanların şahsi hayatları(anı, hatırat biçiminde) üzerinden topluma mesaj göndermesinin, Sahnenin Dışındakiler kitabını okuduktan sonra Tanpınar'ın romanlarının tipik özelliği olduğuna iyice emin oldum.

Benzer bir durumu aynı şekilde esas konumuz olan Sahnenin Dışındakiler'de de gördüm. Cemal Bey'in anıları vesilesiyle işgalden önce ve sonra İstanbul'u anlatan nefis bir eserdir. Böylelikle Tanpınar'ın sadece yazar olduğuna değil, aynı zamanda mükemmel bir sosyolog, psikolog olduğuna da hükmettim. Onun gerçekliği dolaylı yoldan aktarması da bende ayrı bir tat bıraktı. Cemal'in işgalden önce İstanbul'da geçen çocukluk yılları, bulunduğu mahallede ve tüm İstanbul'da toplumun dışarıya kapalı vaziyetini, adeta sıkışmışlığını anlatır. Aynı zamanda şehrin mimarisine kadar yansıyan siyasi hadiselerin merkezi olan İstanbul, sahnenin içidir. Ortaya çıkan her siyasi hadise, ilk önce İstanbul'da vuku bulur, sonra Anadolu'yu etkiler. Hadiselerle çalkalanan İstanbul'da Osmanlı'nın diktatörlük havası esmekte, muhalif yazarlar(Ekrem Bey gibi) tevkif edilmekte veya sürülmektedir. Fakat Cemal'in İstanbul'dan babasının tayini hasebiyle 6 senelik ayrılması, birinci zaman kesitini sona erdirir. Dönüşünde ise Cemal, büyük bir sürprizle karşı karşıyadır. İstanbul işgal edilmiş, gene benzer bir diktatörlük havası esmekte ise de, eski İstanbul'dan eser kalmamıştır. Çünkü artık İstanbul sahnenin dışıdır. Bu sefer hadiseler Anadolu'da gerçekleşmekte, İstanbul'u ise etkilemektedir. Çünkü artık esas milli mücadele Anadolu'da olup, İstanbul ise seyirci kalmaktadır. Bu dönüşümde İstanbul Hükümetinin hainliğinin, menfaat peşinde koşan devlet adamlarının ve savaş zenginlerinin(İbrahim Bey gibi) payı çok büyüktür. Seyirci kalmaktadır dedim ama kitapta böyle denilmesine karşın İstanbul halkının büyük çoğunluğunu yiyip bitiren sefalet ve yoksulluk içinde nasıl teşkilatlanarak Anadolu'daki mücadeleye destek verdiğini de göz ardı etmemek lazım gelir. Nitekim Cemal de gelir gelmez, etrafını milli mücadele şuuruyla yanıp tutuşan tanıdıklarının sardığını görür ve o da bu uğurda mücadeleye katılır. Büyük bir kısmını çocukluk yıllarından bildiği bu tanıdıklar, sanki o zamanlarda bu anı bekliyormuş gibi her biri kendi köşesinde iken, şimdi ortaya çıkmış ve mücadeleye atılmışlardır. Ancak Cemal Bey'in uğraştığı sadece bu meseleler olmaz. Cemal Bey aynı zamanda çocukluk aşkı Sabiha'ya da özlem duymaktadır. Sevmeden evlenmiş olduğu Muhtar ve kendi ailesinin düştüğü durum, Sabiha'yı bu 6 senede perişan etmiştir. Cemal'le buluşurlar, eski zamanın özlemini ve ferdi sıkıntılarını dile getirirler. Ancak bu aşk yine de nihayete ermez(Nasır Paşa'nın öldürülmesi ve Sabiha'nın ortadan kaybolması, Muhtar'ın Sabiha üzerindeki baskısı bunda büyük etken olur), tıpkı Huzur'daki Mümtaz'la Nuran'ın aşkı gibi... Toplumsal meseleler artık Cemal'in kafasını daha çok meşgul etmekte, onu Sabiha'dan uzaklaştırmaktadır. Mümtaz'la Nuran'ın ilişkisini sona erdiren de Suat'ın ölümü olayı gibi gözükse de, bence yine benzer şekilde toplumsal meseleler, bunalımlardır. Bundan yola çıkarak Tanpınar romanlarında aşk unsurunun sadece bir motif olduğunu, onun arkasında gene toplumsal ilişkilerin bulunduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca gerek Huzur'da, gerek Sahnenin Dışındakiler'de ''Mahur beste'' ile eski musikiye ait bazı unsurların da motif olarak araya serpiştirildiğini de görmekteyiz. Böylece gene bir ferdi bunalımın başlangıcında kitap sona erer. Yine Tanpınar romanlarında görülen bu kötü sonlar da onun romancılığının tipik özelliğidir.

Tanpınar'ın bu eserini okurken çok defa Halide Edip'in Ateşten Gömlek kitabıyla benzerlik kurdum. Aynı zamanda SAE'de işlediği yabancılaşma temasıyla da bana daha önce Abdülhak Şinasi'nin Fahim Bey ve Biz eserini hatırlatmıştı (tabi o biraz daha Tanpınar karşısında zayıf kalıyor).

Esas konusunu Sahnenin Dışındakiler olarak belirlediğim, ama Tanpınar'ın diğer eserlerinden ve yazarlığından da bahsettiğim, ayrıca günümüz edebiyatına da bu vesileyle çatma fırsatı elde ettiğim incelemenin sonuna geldik. İncelemeyi bitirirken detaylı bir okuyucunun, özellikle Türk edebiyatı konusunda yüzeysel kalmayacak eserler okuyanların dikkatinden kaçmayan bir yazar olduğunu düşünüyorum Tanpınar'ın. Ama okuma alışkanlığını yeni edinenlerin, ya da Tanpınar'ın uzun karışık cümlelerine, eski diline alışık olmayanların daha başka eserlere yönelmeleri gerekiyor. Zira Tanpınar romanını ancak Tanpınar okuyacak adam okumalıdır.
Ahmet Hamdi TANPINAR – Sahnenin Dışındakiler

Sabiha, Cemal, Süleyman Bey, Nasır Bey ve diğerleri... Yine çok güzel bir Tanpınar eseri. Milli mücadele yıllarının eseri.

1920'li yıllarda geçen bir eser. İstanbul, sahnenin içidir, Anadolu ise sahnenin dışı. İstanbul harika şekilde tasvir edilmiş ve okuyucularına aktarımı oldukça eşsizdir. Doğu-Batı değer analizinin en sağlam olduğu eserdir, Sahnenin Dışındakiler.

Cemal üniversite eğitimi için İstanbul'a gelir ve eserin kurgusal hikayesi başlar. Sabiha'ya aşıktır Cemal. Tarih kokar bu kitap, aşk kokar, dram ve yalnızlık kokar ve biraz da sahtelik...

Milli mücadele, ittihat ve terakki cemiyeti dönemleri, padişah yandaşlığı ve karşıtlığı... Ne aranıyorsa mevcut bu eşsiz eserde.

Sonu zor, acı ve kötü biten bir eser. Karamsarlığı dibine kadar yaşadım.

Tanpınar okumak kesinlikle bir ayrıcalık. Üstüne bir de bu eşsiz ve nadide külliyatı Ilker Toprak ve Özlem Arıbaş Akbaş ile okumak ayrıcalık üstü bir durum. Yeniden teşekkür etmek isterim bu külliyatı birlikte okuma fırsatı bulduğumuz için. Tanpınar külliyatını sizinle birlikte okumak büyük bir keyif ve bilgi birikimi sebebi...

Hâlâ Tanpınar okumadıysanız lütfen daha fazla geç kalmayın. Tavsiyemdir ki; “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” kitabı ile başlayıp külliyatı sırayla okumalısınız. Bu külliyat eşsiz ve kesinlikle nadidedir...
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.103 Oy)17.491 beğeni39.509 okunma2.118 alıntı165.424 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.857 Oy)8.145 beğeni26.025 okunma626 alıntı126.705 gösterim
  • Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
    8.3/10 (2.921 Oy)3.116 beğeni13.967 okunma644 alıntı42.633 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (4.596 Oy)4.945 beğeni15.748 okunma821 alıntı54.362 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.062 Oy)7.330 beğeni19.838 okunma3.224 alıntı116.623 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.469 Oy)8.422 beğeni22.849 okunma1.455 alıntı105.630 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.004 Oy)12.476 beğeni31.756 okunma2.794 alıntı132.556 gösterim
  • Çalıkuşu
    8.8/10 (4.024 Oy)4.834 beğeni17.674 okunma638 alıntı72.035 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (3.977 Oy)3.497 beğeni11.708 okunma1.012 alıntı47.726 gösterim
  • İçimizdeki Şeytan
    8.6/10 (3.604 Oy)3.881 beğeni11.296 okunma1.798 alıntı60.958 gösterim
Milli Eğitim Bakanlığının ortaöğretim kısmı için önerdiği 100 Temel Eser listesinde de yer alan “Sahnenin Dışındakiler” okuduğum eserleri içinde yazarın en sade dili kullandığı romanı diyebilirim. Huzur ya da Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ndeki baş döndürücü uzun cümlelere, uzun betimlemelere rastlanmayan bu roman daha kolay okuduğum bir eseri oldu.
Milli mücadelenin yaşandığı sahne Anadolu... Bir de bu sahnenin dışı İstanbul...
Bu sahnenin dışında yaşayanlar: Bu mücadeleye inananlar ve bir şeyler yapmaya çalışanlar, inanmayıp onları maceraperest İttihatçıların bakiyesi sayanlar... Açık ya da gizli devam eden mücedeleyle birlikte değişen hayatlar, kültürler, yozlaşmalar...
Romanda anlatıcı romanın ana kahramanı Cemal’dir. Okuyucu Cemal’in gözlerinden, ruhundan bakar sahnenin dışındakilere ve Cemal’in kendisine. Eserde anlatılan olayları Cemal’in sonradan hatırladığı anıları olarak kurgulamış yazar. Ama baştan sona sanki bir belirsizlik ve yarım kalmışlık hissi var romanda. Sembolizmin izlerini hissettiren önemli şarilerimizden olan Ahmet Hamdi’nin nesirlerinde de bu sembolizm yadsınamaz. Bu da okuru yoruma iten, zorlayan bir durumdur. Üstüne romanda hissettiğim bu yarım kalmışlık hissi de eklenince bu kısa incelemeyi bile yazıp yazmamakta tereddüt ettiğimi itiraf ediyorum.
Romanı okurken gülümseten hatta kahkaha attıran yerler olduğunu da belirtmeden geçmek olmaz. Gogol’un “Bir Delinin Hatıra Defteri”nde geçen “Burun” hikayesine adını da anarak sanki nazire olarak yazdığı hissini veren, kahramanlardan Kudret Bey’in burnunun hikayesini okurken çok keyif aldığımı söylemeliyim.
Anadolu sahnesinde kuva-yi milliyenin öncülüğünde gerçekleşen halk kurtuluş savaşının İstanbul'da ki seyircilerini - kitapta ismini buradan alıyor - anlatıyor.

Kitabı iki kısımda incelemek mümkün, ana karakter Cemal'in İstanbul'dan ayrılışı ve 6 yıl sonra yeniden dönüşü.

İstanbul'un işgali ile bir çok şey değişiyor, kadınlar çarşaf kullanmayı bırakıyor, yine kadınlar iş hayatına atılıyor ( birçok erkek ya tutuklu ya Anadoluya geçmiş vb. nedenlerden dolayı), günlük hayatta yozlaşma hat safhada her yerde barlar, genelevler, kahvehaneler açılıyor. İnsanlar savaş ve işgal buhranından kurtulmak için kendilerini bu tür zaaflarla uyuşturma yolunu seçiyorlar.

Bir de Anadoluda ki mücadelenin karşısında olan İstanbulda ki yerli işbirlikçilerle verilen savaş anlatılıyor.

Kitap, Huzur ve Mahur Beste ile üçleme olarak adlandırılıyor.

Keyifli okumalar.
Güzel bir Tanpınar klasiği daha. Kitap vitrinlerini batılı yazarlarla süsleyenler keşke Tanpınar için özel bir köşe ayırabilseler. Kitapta yer verdiği her karakter o kadar canlı ve belirgindir ki simaları canlı bir şekilde karşınızda görmeniz mümkündür. Muhteris, bedbaht, aciz, riyakar ve farklı karakterdeki insanları o denli güzel bir şekilde tahlil ve tasvir eder ki o halet-i ruhiye sizde de derin etkiler bırakır.
Kitapta geçen şu söz sanırım en derin anlatımıdır bu karakterlerin:
"Fakat insan,Yarabbim insan ne kadar zayıftı. Kime dokunmak istesem kuru bir dal gibi elimde kalıyordu."

Sahnenin Dışındakiler’de dönem 1920 yıllarıdır. Cumhuriyet öncesi mücadelede rejim ve saltanat yanlıları ile yeni akımı takip edenler arasındaki mücadele Cemal’in diliyle anlatılır. Asıl sahne Anadolu’dur fakat olaylar İstanbul’da geçer, savaş öncesi İstanbul’u anlatırken eski sokak kültürü hakkında çok güzel bilgilere yer verir Tanpınar.

Bu sokakta Cemal ile Sabiha arasında gelişen dostluk paralelinde, araya yeni yüzler girer Cemal’in Sabiha’ya duyduğu derin aşk ve hayranlık kitap boyunca bir arayış olarak sürdürür kendini. Sabiha’dan ayrı dönemler içerisinde tanıdığı insanlar vasıtasıyla Sabiha’ya ulaşmaya çalışırken bu arayış o dönemin İstanbul’u hakkında ve kurulacak yeni ülkenin temellerinin nasıl şekillendiğinin ipuçlarını verir bize.

Bireysel mücadeleler, yabancı ülkelerden gelen kadın ve erkeklerin Osmanlı yaşamındaki derin ve sarsıcı etkisi, bir yandan çıkar peşinde koşan bir yandan zenginleşen devlet adamları, gelecek hakkında ateşli fikirler üreten aydınların çıkmazlarını okuyacaksınız kitapta.
Ve şu tesbit sanırım o dönemin değişimini, savrukluğunu ve derin farklılaşmayı en yalın haliyle yansıtması açısından can alıcıdır:

"Ne kadar değişik kıyafet vardı İstanbul’da! Tesbihin dizisinin koptuğunu, bu kıyafet değişikliği kadar hiçbir şey gösteremezdi."

Tanpınar’ın kafa karışıklığı yer yer kitaba da sinmiş diye düşünmekteyim çünkü okudukça bulanıklaşan bilgiler ve nereye varacağını bilemediğim olaylar örgüsünde ilginç bir şekilde sonlanan bir kitaptı Sahnenin Dışındakiler. Sonucu da böyle belirsiz bir şekilde sonlanıyor kitabın. Cemal, Sabiha, Nasır Paşa ve diğer yüzler o dönem Anadolu’sundan ilginç izler bırakıyorlar zihnimizde.
Tanpınar hayranı bir hocanız varsa en çok okuduğunuz kitaplar onun oluyor. Adamın ruh hali bana sirayet etmesine birkaç kitap kaldı.Bir toplum sorununu ince bir alayla, güldürüp aynı anda haklı dedirten, zevkli ve düşünceleriyle, hayal gücüyle hayran kalınası bir adam. Hayranlığınızın nedenini anlıyorum hocam.
Doğrusu bu zamana kadar Ahmet Hamdi Tanpınar okumak hiç aklıma gelmemişti. Pazartesi günü sipariş verdiğim kitaplarımın gelişi gecikince babamın kitaplığını karıştırıp ''Sahnenin Dışındakiler''i buldum. İyi ki de bulmuşum.

Lisedeki Edebiyat öğretmenim Ahmet Hamdi Tanpınar'ı anlatırken romanlarında çok bilgili olduğunu her şekilde görebileceğimizi söylemişti. Gerçekten romanı okurken fark ettiğim ilk şey bu oldu. Yabancı yazarlara ve şairlere hakim, sadece edebiyat değil diğer konularda da oldukça çok şey biliyor. Bilgisini çok güzel aktarmış.

Anlattığı dönem Osmanlı'nın son dönemleri. O dönemin buhranlı yapısını, İstanbul'un durumunu anlatmış, aşkı da çocukluğu da çok güzel ifade etmiş. Kitabı okurken Sabiha'yla ve Cemal'le birlikte yeri geliyor gülümsüyor yeri geliyor hüzünleniyorsunuz ama daha çok hüzünleniyorsunuz.
Kitabı okuyacaklara naçizane tavsiyem 311. sayfadaki ''Sahnenin Dışındakiler Hakkında Açıklama'' kısmını mutlaka okumaları. Kitapla Tefrika arasındaki farklar ilerleyen sayfalarda gösterilmiş. ''Tanpınar, eserini kitap halinde neşre hazırlarken romanı üzerinde bazı değişiklikler yapmıştır. Bu değişiklikler Yahya Kemal'in öğrencisi olan Tanpınar'ın hocası gibi mükemmele ulaşma arzusu ile sanatçı titizliğini göstermesi açısından önemlidir.'' sf: 313

Tefrikada olup kitapta olmayan çok güzel yerler de var bu yüzden roman bittikten sonra arkadaki kitapla tefrika arasındaki farkları incelemenizi öneririm.
KEYİFLİ OKUMALAR :)
Kurtuluş Şavaşı yıllarındaki İstanbul' u anlatıyor. Çok insan var romanda. O yıllarda İstanbul' da görülen her türden. Saltanat yanlıları, işgalcilerle iş birliği yapanlar, Anadolu' daki mücadeleyi destekleyenler, çaresizler, her savaşta olduğu gibi erkeksiz kadınlar vs. Tanpınar böylesi zor bir işin üstesinden de başarıyla gelmiş. Dili ve sanatı Tanpınar okurlarının bildiği gibi. Okunmazsa olmaz.
En çok hataya düşenler, kendilerinden kudretlerinin üstünde şeyler isteyenler, kendilerini olduğu gibi kabul etmeyenlerdir.
Kitap boyunca nedendir bilinmez bu cümleye takıldım kaldım. Belki diyeceksiniz; bu o kadar da önemli değil herkesin bildiği gibi işte… Ama öyle değil! Kendini kabul etmeyenler derken aslında bizden evet aynen öyle hepimizden bahsediyor Tanpınar. Kendi hayatına yabancı kalmış olan bizler, en büyük hatayı yapıyoruz.
Kitapta bu durum söz konusu diyebiliriz. Balkan Harbi’nin sonları, Milli Mücadele’nin başları diyebileceğimiz yıllarda gelişen olaylar kimilerinin hayatını sahnenin içine çekerken kimilerininkini dışına itiyor bir yandan da ülkenin sallantılı ruh haline ev sahipliği yapıyor romanda.
Daha detaylı incelemem için blog yazım - https://kitabinka.blogspot.com.tr/...enin-dsndakiler.html
Mahur Beste’nin leitmotif olduğu üçlemenin dahilinde bir kitap (diğerleri Mahur Beste,Huzur). Diğer kitaplarında olduğu gibi yine o ahenkli dilin zevkini tattım. Kitabının ikinci bölümünün başında Albert Sorel’in, “Dünya gömlek değiştireceği zamanlarda, hadiseler sakınılmaz bir kader halini alırlar” sözüyle çok uyumlu olarak savaşların gölgesinde insanlığın doğum ve ölüm sancılarını çok güzel betimlemiş. Kitabın bir bölümünde geçen sözleriyle Tanpınar, “bir mazi aynasından, kendisinin olmayan bir yığın aynadan hayata bakıyor.” Kudret beyin burnunu hiçbir zaman unutamayacağım.
Kahramanlar:
Cemal: Eserin başkahramanıdır. Üniversite öğrencisi olan bu gencin gözüyle İstanbul’un işgal yılları anlatılmaktadır Cemal, eserin diğer önemli kahramanı Sabiha’yı sevmekte­dir.
Sabiha: Sabiha, modernleşmekte olan Türk kadınını simgeler. Eserde kadın hakları konusundaki mücadelesiyle dikkat çeker. Tiyatro ile ilgilenmektedir. Romanın sonunda sahneye çıkan ilk Türk kadını olur.
İhsan: Avrupa’da eğitim görmüş, kültürlü ve çevresinde etkin bir insandır. Tarih öğretmenliği yapar. Asıl etkin rolü. İstanbul’da Millî Mücadeleyi planlayanlardan olmasıdır.
Süleyman Bey: Sabiha’nın babasıdır. Arzu ve istekleri uğruna bütün servetini ve yakınlarını feda etmiş, Rusların İstanbul’a açtığı eğlence merkezlerine dadanmış bir kahra­mandır.
Diğer Kahramanlar: Nasır Paşa, Kudret Bey, Muhlis Bey, Muhtar, Tevfik Bey…
Acaba Tanpınar planlı olarak mı yamış ve karşımıza sahnenin dışındakiler, mahur beste ve huzur nehir romanları çıkmış ya da öylesine, daha doğrusu 1920'lerden o dönemleri yazayım mı demiş? Mesela Dumas'ı okuyunca diyorsunuz ki vatandaş, dönemimi -öncesiyle falan- anlatayım diye düşünmüş...
Bütün hayat üstüme yığılmış gibiydi.Hayat, insanındı. Fakat insan, Ya Rabbim insan ne kadar zayıftı.Kime dokunmak istesem,kuru bir dal gibi elimde kalıyordu.
Sizi seviyorum size bağlıyım demek yerine, size ait şu veya bu şeye mesela şu kahve içişinize, yediğiniz yemeği elbisenizin üstüne dökmenize, münasebetsiz hiddetinize hayranım, demek arasındaki fark öyle alalede bir şey değildir. Hele sevginizi göstereceğiniz insanı bir zaafinda, bir sevgisinde okşarsanız iş büsbütün değişir..
Yarabbim, gök ne kadar güzeldi. Ne kadar kandırıcı bir sesle bana, yalnız kendimi düşünmem nasihatını veriyordu.
Birkaç defa kendime, acaba sarhoş muyum, sualini sormuştum. Hayır değildim, zaten çok az içmiştim. Sadece tiksiniyordum.
İnsandan tiksiniyordum, tabiattan tiksiniyordum, eşyadan tiksiniyordum. Dışarıda lapa lapa yağmaya başlayan kardan tiksiniyordum. Varlığın türlü yüzlerinden tiksiniyordum.
Sanki Sabiha'yı altı sene evvel karşısına alıp, saatlerce konuşturup gülen kadın değildi artık!
Gogol'da müstakil denebilecek bir burun hikayesi vardır. Fakat o burun sahibinden ayrılır. Kudret Bey'in burnu ise kendisinden hiç ayrılmamış, bütün huysuzluğuna rağmen, belki de dostumuzun irade zaafından faydalanarak, tıpkı hiç anlaşmadan aynı çatı altında yaşayan iki karı koca gibi, çekişe çekişe olsa bile daima beraber yaşamışlardır.
Kudret Bey'in kaşlarının arasından bir küçük kabarıkla başlayan ve gittikçe artan bir hırs ve iştiha ve üstünlük iddiasıyla çehresini evvela iki ayrı kısma ayıran -mütevazı bir burun daima birleştirir- ve sonra da sanki bu ikiliğe dayanarak bu çehrede mutlak bir hüküm süren bu burun, dudaklarının üstünde küt, bütün hayata ve her nevi yaşama isteğine dargın bir veto gibi birdenbire biterdi. Onun Kudret Bey'in dudakları üzerindeki asılışını görüp de dostumuza acımamak mümkün değildi. Sanki "Ben varken sizin konuşmanıza lüzum yoktur." der gibiydi.
Bilmem söylemeye hacet var mı? Kudret Bey'in burnu hayatında belli başlı bir trajedi unsuruydu. Kudret Bey, okuyucularımızın anladığı gibi idealist bir insandı; burnu ise inadına realist, hatta daha büyük bir ihtimalle existentialiste bir burundu. (...) Çünkü existence, yani varlık başlangıcından beri mevcut olan bir şeydir. (...)
Kaldı ki bu burun, kendisi de hakikaten mevcuttu, yani vardı. Kaç defa? Bunu söylemek güçtür. Bana kalırsa her an vardı. Hiç olmazsa Kudret Bey'in hayata gözlerini açtığı andan itibaren vardı. Hem de yüzünün dörtte üçünü kaplayacak şekilde. (...) Kudret Bey'e bir nevi autrui, yani gayr yahut öbürü imiş gibi düşman muamelesi yapardı.
Bununla da kalmazdı, varlığını bütün etrafına ihsas ederdi. Bu belki de iyi bir psikolog olmadığı içindi. Şurasını da söyleyeyim ki Kudret Bey'in burnu burada tamamıyla mazurdur. Çünkü hepimizin bildiği gibi, iyi psikoloji, derin tahlil Marcel Proust'la başlar, çünkü psikoloji varlık gibi kendiliğinden ve başlangıçtan mevcut bir şey değildir. (...)
Kudret Bey ve burnu olsa olsa Stendhal ve Dostoyevski gibi ikinci derecede psikologları ve sathi tahlil adamlarını tanımış olabilirlerdi.
Kudret Bey'in burnu bir muhalefet partisi gibi ebedi bir memnuniyetsizlik havası içinde yaşardı. O, tenkitten hoşlanan bir burundu. Beğenmemek, beğenmediğini göstermek,böylece ehemmiyet kazanmak isterdi. Diğer taraftan hodbin ve istilacı idi. Yukarıda yüzünün dörtte üçünü nasıl kapladığını söylemiştim. Bununla da kalmamış, yaratılıştan entrikacı olduğu için bir nevi mevzii anlaşmalarla bu çehrenin diğer uzuvlarını da peşinden sürüklemeye başlamıştı. Kudret Bey'in bazı anlarda insana o kadar kederle bakan o büyük gözleri , hatta hareketli ve gür kaşları hemen hemen onun emrinde idi. (...) Denebilir ki yetiştiği ve şaşırtıcı bir bereketle büyüdüğü dar coğrafya içinde hiç mahpus kalmaz, her fırsatta hayatın sonsuzluğuna doğru uzanırdı. (...) Buna mukabil hususi hayatınızda burnunuz sizi daima korumak istedi. İlk evlenmenize ilk itiraz eden o idi. Her gün " Yapma Kudretçiğim, vazgeç bu işten! Ben varken seni hiçbir kadın beğenmez!" diye tekrarladı. Fakat siz dinlemediniz! (...)
Ahmet Hamdi Tanpınar
Sayfa 95 - Dergâh Yayınları
Altı sene onu hep bu kapının önündeki duruşuyla hatırlamıştım. Nasıl olur da tek bir hayal, öbürlerini silerek, yahut unutturarak hepsinin yerine geçer?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sahnenin Dışındakiler
Baskı tarihi:
Haziran 2010
Sayfa sayısı:
343
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759952402
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
"Sahnenin Dışındakiler"de zaman 1920 yılıdır ve mekan İstanbul'dur. Türk milletinin yaşadığı o ateşten günlerde İstanbul hem bir sahnedir, hem de sahnenin dışı. Asıl sahne Anadolu, bu sahne dışı İstanbul'da pek az görünür, değişik aynalardan görülür.
"Sahnenin Dışındakiler"de kalabalık bir şahıs kadrosu vardır. Bunlar içinde gözden düşmüş fakat kendilerinin her an hatırlanacağını uman devlet adamları, harp vurguncuları, idealistler, hainler, fedakar kadınlar, düşmüş kadınlar, değişen hayat şartları içinde yerlerini arayanlar, ızdırabın hayatlarını kararttığı insanlar yer alır.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 199 okur

  • Tuğçe Soysal
  • Solus Rex
  • Duygu Altıntaş
  • Göksel Toraman
  • Devrim Özgür Savaş
  • l
  • HE
  • Ebru Gokmen
  • Hilda
  • İdil

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.3
14-17 Yaş
%2.2
18-24 Yaş
%29.3
25-34 Yaş
%38
35-44 Yaş
%19.6
45-54 Yaş
%5.4
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%1.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%46.7
Erkek
%53.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.5 (13)
9
%16.3 (8)
8
%34.7 (17)
7
%16.3 (8)
6
%4.1 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%2 (1)
1
%0