Şair'in Haberci Olarak Portresi

·
Okunma
·
Beğeni
·
52
Gösterim
Adı:
Şair'in Haberci Olarak Portresi
Baskı tarihi:
Kasım 2013
Sayfa sayısı:
527
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056361005
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Genç Arkadaş Yayınevi
İmzası tek ağaç olan Mihriban`ın şairi Abdurrahim Karakoç benim can dostumdu. O yüzyılımızın Karacaoğlan`ı, Aşık Ömer`i Seyrani`siydi. 35 yıl köyünde şiir yazdı. Sonraki 35 yıl da ısrarımla Ankara`da geçirdiği yıllar.. Aşk, memleket, dava ve tasavvuf şiirleri yazdı. Fakat hepsinde ortak bir özellik göze çarpıyordu : Mihriban`ın şairi aynı zamanda suyun ve dağların şairiydi. O kadar mı? Küçük köyünden `global köy`e iletiler yayan bir haberciydi. O Mevlana`nın `hayat haberdar olmaktan ibarettir` sözüne uygun olarak çağından, etrafından haberdar olmakla kalmıyor; Habermas`ın iletişimsel eylem kuramına göre bir davanın, bir arka-planın dilini oluşturuyordu. Edebiyat ve iletişim disiplinleri açısından Şairin haberci olarak portresi Türk Edebiyat ve düşünce tarihinde kendi kendine medya kuran bir ilk olarak önemlidir. Bozkırın bu yalnız ağacı şiiriyle bütün evreni kuşatmıştır. O bir pınar, bir kaynaktır. Suyun şairi olarak bir kaynak, haberci olarak bir kaynak...
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Abdurrahim sigarasını yaktı, cebinden küçük not defterini çıkardı. Göz ucuyla sevdiğine baktı. O kadar mesafeden yine onun yüreğini deldi. Sanki “sen şimdi dur bakalım, ne hissettiğini biliyorum. Sana öyle bir şiir yazacağım ki, göreceksin; daha evvel Kerem aşkını Aslı’ya böyle anlatabilmiş mi?” der gibiydi. . .

Başımdan bir kova sevda döküldü
Islanmadım, üşümedim, yandım oy!
İplik iplik damarlarım söküldü
Kurşun yemiş güvercine döndüm 0y!

Avdan dönmüşlerdi ve sanki birden karşısında Mihriban’ı görmüştü.
Artık ava kuş vurmak için çıkmayacaktı.
Yanındakilere de vurdurmayacaktı. .
Yıllar yirmi olsa da, otuz olsa da
Yollar kar, çamur olsa da, buz olsa da
Bedenim yorgun, aç ve susuz olsa da
Birgün yalın ayak, terli gömlekle
- Gelirim, beni bekle.

Abdurrahim Karakoç
Kibriti çaktım. Bütün şiirlerimi yaktım. Kâğıtların üzerinde tanıdık mısralar bizi yakma der gibi bakıyordu. Ama kurtarmadım, hepsini yaktım.

Eğer şair olacaksam bunlarla olamazdım. Kendime ait, başkasından esinlendiğini belli eden şiirler değil, kendime ait şiirler yazmalıydım.

Kibrit kutusuna sığar mıydı acaba şiirlerim? Elimde küçük kutucuğu çevirip duruyordum. O sırada onu gördüm. Altın sarısı saçlarını gördüm.

Bana küs müydü? Neden hiç benden yana çevirmiyordu başmı? Kendisini bana yakıştırmıyor muydu, benim sevdama mı güvenmiyordu? Onun sevdiği şiirleri saklayacağım, ona okumadığım şiirleri yakacağım.

O bizim köyde yapamaz, biliyorum bunu. Annemle onu bir evde düşünemiyorum.
Ben de baba ocağını terk edemem.
Hem ben onu seviyorum. Sevmiyor muyum?
Aşkta tereddüt olur mu? Seviyorsam istikbalini karartacak da değilim.
Belli ki, Sevgi okuyacak.
Buralardan gidecek ve beni unutacak. Unutabilir mi? Bun unutabilir miyim?
Ben unutmasam da o unutabilir. Unutmalı. ..

“Unutursun "Mihribanım" diye bir ses geldi içimden.
Oturdum yazdım.
“Durmuş Ali şu kibrit kutusunu al götür aha şu kıza ver!” Abdurrahim Durmuş Ali’nin eline bir kibrit kutusu tutuşturdu, Durmuş Ali’nin de elini sıktı.

“Ne yapacak ki bu kibriti?” diye sordu Durmuş Ali.

“Gaz ocağını yakacakmış” dedi Abdurrahim.

Durmuş Ali bir koşu gidip Mihriban’a kibriti verdi. Kibrit sanki bir kutsal emanetti. Durmuş Ali’nin içine bakmak hiç aklına gelmedi. Abdurrahim Maraş çakısını çıkarıp bir ağacın dibine oturdu. Durmuş Ali’yi tekrar çağırdı.

“Gel sana düdük yapayım Durmuş Ali” dedi.

Durmuş Ali ilgiyle Abdurrahim’in usta ellerini izliyordu. Abdurrahim gerçekte şair olduğu kadar iyi bir marangozdu da. Düdük yapmada ne var?

Birkaç dakika içinde üç düdük yaptı Abdurrahim.

“Götür bunları da kardeşlerine ver.”

Durmuş Ali düdükleri cebine atıp gitmeye koyuldu.

“Sonra verirsin acelesi yok, hele çal bakalım çalabiliyor

musun?”

“Çalarım tabii, ne var ki. . .”

Durmuş Ali düdüğü öttürmeğe başladı.

Az sonra Mihriban evlerinin önünde gözüktü. Abdurrahim

ağaçları kendine siper etmişti fakat evi kolluyordu.

“Bu kız kibriti geri mi veriyor ne, hele bak bakalım Durmuş Ali” diye düdük çalan Durmuş Ali’ ye Mihriban’ ı gösterdi.

Durmuş Ali kızdan tarafa bakarken Abdurrahim başını çeVirdi, sanki hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi başka bir düdük Yapmak için Söğüt’ün dallarından birini daha kesti. Mihriban Durmuş Ali’yi başka kimsenin göremeyeceği şekilde parmağıyla çağırdı. Durmuş Ali bir koşu gidip Mihriban’ın verdiği kibrit kutusunu aldı. Mihriban çekinmeden Durmuş Ali’ye:

“Götür bu kibriti kendisine ver, ben onu unutmam!”dedi.

“Kibrit kutusunun içine Unutursun şiirimi yazmıştım:
Sırat'tan incedir sevda köprüsü
Beraber Geçelim tut ellerimden
Niyet ak Güvercin Vuslat Gökyüzü
Beraber Uçalım tut Ellerimden
Karakoç mühleti uzatmak niyetinde değildi. Ayrılık acısı hançer gibi yüreğini acıtıyordu. Mihriban ne zaman aklına düşse, bu acıyı tarif etmek için bu çağa kadar yazılmamış bir şiiri tırnaklarıyla kayalara kazımak için içinde hüzünlü bir coşku duyardı. '

“Beklemek acıdır, ayrılık hançer!” '

_ Belli ki dağlara da yazsa yine Mihriban’a yazıyor. Sevdin mi, öptün mü, sarıldın mı hiç diye sorarken gönlünde ve kafasında hep Mihriban var. Acı söz derken o, küsmekten bahsederken o. ..

Aklından çıktığı mı vardı ki zaten. ..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şair'in Haberci Olarak Portresi
Baskı tarihi:
Kasım 2013
Sayfa sayısı:
527
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056361005
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Genç Arkadaş Yayınevi
İmzası tek ağaç olan Mihriban`ın şairi Abdurrahim Karakoç benim can dostumdu. O yüzyılımızın Karacaoğlan`ı, Aşık Ömer`i Seyrani`siydi. 35 yıl köyünde şiir yazdı. Sonraki 35 yıl da ısrarımla Ankara`da geçirdiği yıllar.. Aşk, memleket, dava ve tasavvuf şiirleri yazdı. Fakat hepsinde ortak bir özellik göze çarpıyordu : Mihriban`ın şairi aynı zamanda suyun ve dağların şairiydi. O kadar mı? Küçük köyünden `global köy`e iletiler yayan bir haberciydi. O Mevlana`nın `hayat haberdar olmaktan ibarettir` sözüne uygun olarak çağından, etrafından haberdar olmakla kalmıyor; Habermas`ın iletişimsel eylem kuramına göre bir davanın, bir arka-planın dilini oluşturuyordu. Edebiyat ve iletişim disiplinleri açısından Şairin haberci olarak portresi Türk Edebiyat ve düşünce tarihinde kendi kendine medya kuran bir ilk olarak önemlidir. Bozkırın bu yalnız ağacı şiiriyle bütün evreni kuşatmıştır. O bir pınar, bir kaynaktır. Suyun şairi olarak bir kaynak, haberci olarak bir kaynak...

Kitabı okuyanlar 3 okur

  • Bozkurt Beytullah
  • Behzat Aktura
  • çağrı keser

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%100 (1)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0