Salt Aklın Sınırları Dahilinde Din

·
Okunma
·
Beğeni
·
995
Gösterim
Adı:
Salt Aklın Sınırları Dahilinde Din
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059513135
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Elis Yayınları
Baskılar:
Saf Aklın Sınırları Dahilinde Din
Salt Aklın Sınırları Dahilinde Din
“Ahlak, özgür ve dolayısıyla aklı sayesinde koşulsuz yasaya bağlı bir varlık olan insan kavramı üzerine inşa edildiği sürece, insan ne ödevini tanımak için kendi üzerinde bir varlık idesine ne de ödevini gözetmek için ahlak yasasından başka bir güdüye ihtiyaç duyar… Ahlak, her ne kadar kendi maksatları için iradenin belirleniminden önceki bir amaç tasavvuruna ihtiyaç duymasa da sebep olarak değil, tersine yasalara uygun bir şekilde elde edilen maksimlerin zorunlu sonucu türünden bir amaçla mecburi bir ilişkide olması muhtemeldir… Öyle ki bu amaç, sahip olmak zorunda olduğumuz bütün amaçların biçimsel koşulu olan (ödev) ama aynı zamanda sahip olduğumuz bütün koşullu amaçlarla uyuşan koşulu (ödevin gözetilmesine karşılık gelen mutluluğu) da kendinde içeren nesnenin yalnızca idesidir. Bu, imkânını en yüksek, ahlaki ve en kutsal olan ve de her şeye gücü yeten bir Varlık’ta kabul etmek zorunda olduğumuz, dünyadaki en yüksek iyi idesidir. Yalnızca bu ide en yüksek iyinin her iki ögesini birleştirebilir. Ancak bu ide (pratik açıdan) boş sayılmaz; çünkü o bizim doğal ihtiyaçlarımızda ve bütün yapıp etmelerimizde genel olarak dikkate alınan, akıl tarafından yönlendirilebilen son-amaç düşünüldüğünde işimize yarar, aksi takdirde o ahlaki kararlarımız için bir engel olabilir. Burada önemli olan, bu idenin ahlaktan kaynaklanıyor olmasına karşın ahlakın temeli olmayışıdır… Sonuçta insan onda ahlaki olarak etkide bulunan ihtiyaç sayesinde ödevlerinin, başarıyı da içeren bir son-amaç olarak düşünülebileceğini kanıtlar.
248 syf.
·26 günde·7/10
Kant'a katılmamak elde değil. İçimizdeki iyiliği ortaya çıkarıp yapabileceklerimizi yapıp bu hayatta mutlu bir yaşam sürecekken tanrıya ulaşma adına olmayacak şeylerle uğraşıyoruz. Kant ibadetlerin amaç değil araç olduğunu unuttuğumuzu, yaptığımız kötülüklerden arınmanın yolunu günah çıkarmalarla, tövbelerle, kefaretlerle aradığımızı anlatıyor kitabında. Ama özünde o kötülüğü içimizde barındırmaya devam ediyoruz.. Ahlak felsefesine ilgi duyanlara kitabı okumalarını tavsiye ederim.
"Bir zamanlar, Britanya Parlamentosunun bir üyesi tartışmanın harareti içinde, "Herkesin uğruna kendini sattığı bir fiyatı vardır" diye haykırmıştı. Bu doğruysa, yani bir ayartıyla çökertilemeyecek hiçbir erdem yoksa ve iyi ya da kötü ruhun bizi ele geçirmesi, sadece hangisinin daha iyi bir teklif yaptığına ve tutarı daha vaktinde ödediğine bağlıysa, havarinin şu sözleri evrensel olarak tüm insanlar için doğru hale gelir: "Hepsi günahın emrindeler, adil olan kimse yok; hayır tek bir kişi bile yok."
"Buna karşın fedakarlıklar (kefaretler, cezalandırmalar, hac yolculukları, vs.) daima daha güçlü, tanrı katında daha etkili ve günahlardan arınmak için daha uygun görülmüştür. Çünkü O'nun isteğine sınırsız itaati daha etkin biçimde gösterirler. Böyle yararsız kendini cezalandırma durumları arttıkça ve insanın genel ahlaki gelişimi için daha hazırlıksız hale geldikçe, daha kutsal olduklarını sanırlar. Çünkü bu cezalar dünyada hiçbir işe yaramasa da zahmetli çabalara mal olduklarından, doğrudan tanrıya adanmışlık kanıtı gibi görülürler."
“Sevgi his meselesidir, istem değil. Sevgi istemekle olmaz, zorunda olmakla (sevmeye mecbur edilmeyle) hiç olmaz. Sevme ödevi ise zaten abestir.”
"Her bir devlet, fethetmeye umma cesareti gösterebildiği bir komşu devlet bulunduğu sürece, kendini böyle bir fetihle genişletme ve böylelikle bir dünya monarşisi, içinde her türlü özgürlüğün, erdemi, tadı ve eğitimiyle birlikte yitip gitmek zorunda olduğu bir yönetim biçimi kurma isteğiyle yanıp tutuşur. Yine de bu canavar, tüm komşularını yuttuktan sonra, nihayet kendi kendine çözülür ve isyanlar, ihtilaflar yüzünden daha küçük devletlere bölünür. Bu küçük devletler, bir uluslar kümesi oluşturmak için çabalamak yerine, her şeye baştan başlar, her biri kendi için eylemde bulunur ve bu yüzden savaşın durması sağlanamaz. Savaşın gerçekten de evrensel bir otokrasi denen o mezar kadar, çaresi bulunmaz bir şey olmamasına rağmen, eskilerden birinin söylediği gibi, savaş yok ettiğinden daha fazla kötü insan yaratır."
Özgür olmak ,"adilce yaşamak için günahın
köleliğinden kurtulmak"onun elde edebileceği en yüksek kazanımdır
Kuşkusuz her siyasi güç , bağrında ruhları
erdem yasalarına göre yöneten bir hakimiyetin kurulmasını arzulayabilir; çünkü ,insan -yargıçlar diğer insanların kalbini göremeyeceğinden , kullandığı baskı yöntemleri yetersiz kaldığında bir tek erdem yasaları istenilen etkiyi yaratabilir.
İnsanlar topyekûn kamusal hukuk yasalarına göre (ki bunların hepsi zorlamayla dayalı yasalardır.) yönetildi sürece onlar arasındaki ilişkiler hukuki-
sivil (siyasi)durum olarak adlandırılır.Etik
-sivil durum ise insanların zorlamaya dayanmayan yasalarla, yani salt erdem yasalarıyla bir araya geldiği durumdur.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Salt Aklın Sınırları Dahilinde Din
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059513135
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Elis Yayınları
Baskılar:
Saf Aklın Sınırları Dahilinde Din
Salt Aklın Sınırları Dahilinde Din
“Ahlak, özgür ve dolayısıyla aklı sayesinde koşulsuz yasaya bağlı bir varlık olan insan kavramı üzerine inşa edildiği sürece, insan ne ödevini tanımak için kendi üzerinde bir varlık idesine ne de ödevini gözetmek için ahlak yasasından başka bir güdüye ihtiyaç duyar… Ahlak, her ne kadar kendi maksatları için iradenin belirleniminden önceki bir amaç tasavvuruna ihtiyaç duymasa da sebep olarak değil, tersine yasalara uygun bir şekilde elde edilen maksimlerin zorunlu sonucu türünden bir amaçla mecburi bir ilişkide olması muhtemeldir… Öyle ki bu amaç, sahip olmak zorunda olduğumuz bütün amaçların biçimsel koşulu olan (ödev) ama aynı zamanda sahip olduğumuz bütün koşullu amaçlarla uyuşan koşulu (ödevin gözetilmesine karşılık gelen mutluluğu) da kendinde içeren nesnenin yalnızca idesidir. Bu, imkânını en yüksek, ahlaki ve en kutsal olan ve de her şeye gücü yeten bir Varlık’ta kabul etmek zorunda olduğumuz, dünyadaki en yüksek iyi idesidir. Yalnızca bu ide en yüksek iyinin her iki ögesini birleştirebilir. Ancak bu ide (pratik açıdan) boş sayılmaz; çünkü o bizim doğal ihtiyaçlarımızda ve bütün yapıp etmelerimizde genel olarak dikkate alınan, akıl tarafından yönlendirilebilen son-amaç düşünüldüğünde işimize yarar, aksi takdirde o ahlaki kararlarımız için bir engel olabilir. Burada önemli olan, bu idenin ahlaktan kaynaklanıyor olmasına karşın ahlakın temeli olmayışıdır… Sonuçta insan onda ahlaki olarak etkide bulunan ihtiyaç sayesinde ödevlerinin, başarıyı da içeren bir son-amaç olarak düşünülebileceğini kanıtlar.

Kitabı okuyanlar 12 okur

  • Yasin Baştürk
  • e

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%25 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0