Sana Gül Bahçesi Vadetmedim

·
Okunma
·
Beğeni
·
47897
Gösterim
Adı:
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
Baskı tarihi:
Temmuz 2010
Sayfa sayısı:
282
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753424080
Kitabın türü:
Orijinal adı:
I Never Promised You A Rose Garden
Çeviri:
Nesrin Kasap
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Baskılar:
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
I Never Promised You a Rose Garden
İçine doğduğu dünyanın kurumlarıyla bağdaşmayı öğrenemeyen, iletişimsizliğin karanlığında yaşayan on altı yaşındaki bir genç kızın öyküsü...

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, deliliğin, resmi tanımıyla akıl hastalığının öyküsü: Deborah kimlik kavramını yitirip içine kapanmış, zengin düşlemi ve mizah duygusuyla yarattığı kendi düşsel dünyasına sığınmıştır. İki dünyanın çatışmaya başlaması, Deborah`ın akıl hastanesine "düşme"sine neden olur. Bundan sonra hastaneleri, doktorları vb. kurumlarıyla toplumun "kurtarma operasyonu" başlar.

Greenberg`in kendi yaşamından yola çıkarak yazdığı bu kitap, "akıl hastalarının gizleri" üzerine pek çok ipucu taşırken, toplumun yerleşik değer yargılarına çarpıcı bir eleştiri de getiriyor, böylece normal kavramını sorgulamaya götürüyor bizi.
282 syf.
Hayatım boyunca her zaman şizofren hastalarına karşı bir ilgim, merakım olmuştur. Bu yüzden çok fazla şizofreni üzerine yazılmış kitaplar okudum. Ama hiçbiri beni bu kadar içine çekmedi. Çünkü hepsinde aşırı derecede abartma ve ajitasyon yapılmıştı, bu da hikayeyi samimiyetsiz kılıyor bana göre. Ama bu kitap çok gerçekçi yazılmış. Çünkü yarı kurgu olan bu hikayeyi, yazar kendi hayatından, hastalığından ve yaşadıklarından esinlenerek yazmış. Hatta Joanne Greenberg, bu durumu kendi çocuklarından saklamak için kitabı Hannah Green takma adı ile yazmış.

Kitabın kahramanı 16 yaşındaki genç kızımız, şizofreni hastası Deborah. Küçük yaşından itibaren farklı olması, üstün zekası ve yeteneği hastalığının habercisi olmuş aslında. Ancak bunun bilincine varamamış ailesi ve bu konuda ebeveynleri eleştiriyor yazar. Yaşıtlarına göre fazlasıyla gelişmiş zekası ve kafasında dönen sorular yüzünden içine kapanan Deborah, zamanla bu dünyaya ait olmama duygusuna yenik düşmüş. Bu duygusu ağır basan kahramanımız, aradığı aitliği bu dünyada bulamayınca adını Yr koyduğu zaman ve mekan kavramı, içinde yaşayan varlıklar ve hatta diline kadar gerçek dünyadan çok farklı olan kendi ütopik dünyasını kurmuş. Ama zamanla kafasında kurduğu dünya ile gerçek dünyanın çatışmalarına daha fazla dayanamayan, farklı iki dünya arasında gidip gelen Deborah, diğer dünyasında oluşturduğu dil, bu dünyada onu anlamayan onlarca insan arasında iyice bocalamış ve ilk intihar girişimini gerçekleştirmiş. Ailesi bu intihar denemesiyle kızlarının farklı değil, anormal olduğunu kabul edip hastaneye yatırmış. Hastanedeki seanslar ve yaşadıkları gerçekten fazlasıyla etkiliyor okuyucu. Bu kadar etkileyici ve gerçekçi olmasının sebebi de yazarın kendi hastalığından yola çıkarak yazması kesinlikle. Kitap edebi bakımdan çok iyi diyemem ama kurgu ve hikaye gerçekten çok başarılı. Şizofren hastalarına ve bu hastalığa ilgisi olan arkadaşlara öneririm.
282 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Şizofren bir iç dünyası daha nasıl anlatılır bilemiyorum. Kitapta yazar bunu mükemmel bir şekilde başarmış. Bu insanların neler hissettiklerini ve neler hissedemediklerini çok ayrıntılı olarak bizlere anlatmış.

Kitapta, 16 yaşındaki bir genç kızın akıl hastalığı dolayısıyla tedavi gördüğü akıl hastahanesindeki yaşadıkları ve hastalıktan kurtulmak için verdiği müthiş mücadele anlatılmaktadır. Bu mücadelenin yanında hastalığın ortaya çıkmasına sebep olan ve geçmişte yaşanan olaylar da bizlere aktarılmaktadır. Bu arada bir akıl hastahanesindeki yaşam şekli, hastaların birbirleriyle ve personelle olan ilişkileri de her türlü yönüyle yansıtılmaktadır.

Kitaptaki başka bir özellik ise bu durumdaki hastalara karşı gerek hastalık öncesinde ve gerekse hastalık sırasında ailenin ve çevredeki diğer insanların tutumunun nasıl olması gerektiği konusunda eğitici bilgiler vermesidir. Sebepler, belirtiler, davranışlar, roman içerisinde kurgulanmış şekilde ve okuyucuyu sıkmadan hafızalara yerleştirilmektedir.

Akıl hastahanelerini ve hastalarını konu alan kitapların aksine bu kitapta müthiş bir akıcılık ve sürükleyicilik hakim.

Kitabın bu derece gerçekçi bir şekilde yazılmasının sebebini ise yazarın da gençliğinde bir süre akıl hastahanesinde tedavi görmesine bağlayabiliriz.

Büyük beğeniyle okuduğum bu dramatik kitabın okunmasını konuya ilgi duyanlar başta olmak üzere herkese tavsiye ederim.
282 syf.
·Puan vermedi
Spoiler İçerir
Merhabalar ilk çıktığında herkesin okuduğunu gördüm ancak komitelerden dolayı okuyamadım bir eser olan Sana Gül Bahçesi Vadetmedim psikolojik roman türünde yazılmıştır.Konu olarak başkahramanımız Deborah doğduğundan beri yaşıtlarından farklı büyümüştür.Ailesi kızlarının şizofren olduğunu öğrenmesiyle ruh sağlığı hastanesine yatırırlar.Deborahın hastanede yaşadıkları dile getirilmektedir.Kitapta küçücük yüreğiyle inişli çıkışlı tedavi süreci,anne ve babasının karaları,hastanedeki hastalarla olan iletişimi ve Deborahın dünyasıyla tanışıyoruz.Deborah ile üzülüp,sevinip ve seanslara sanki birlikte giriyormuş gibi oluyorsunuz.Kitabın en beğendiğim yönü hastalığa neden olan faktörlere değinmesi ve sorgulatan durumların bulunmadıydı.Yazarın dili de son derece akıcıydı.Son olarak bunu da değinmek isterim hastanenin tüm kliniklerinde nerdeyse staj yaptım yazarım psikiyatri kliniği için yazdıkları çok gerçekçi ve doğruydu.
Keyifli Okumalar Dilerim
282 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Şizofreninin konu edildiği filmlerde/kitaplarda başrol genelde izleyicilerin/okuyucuların sempati duyacağı bir karakter olarak yaratılır. Haliyle bu hastalık filmlerde/kitaplarda genelde iyimser bir şekilde tasvir edilir. Hastalığı gerçekçi biçimde ele alan fazla kitap/film yok. Bu kitabı araştırdığımda yazarın kendi hayatından esinlenerek yazdığını öğrendim. Yani her ne kadar kurgu olarak verilse de gerçekliği yüksek bir roman diyebiliriz.

Bu tür konulara olan ilgimden dolayı kitaba başlamama gerek olmadan, daha arka kapağı okur okumaz konunun içine girdim. Deborah adlı genç kız dünya ile yaşadığı sorunlar üzerine kendi düşsel dünyasına sığınmış, yeni bir dünya yaratmıştır kendisine. Yarattığı ve YR adını verdiği bu düşsel dünya gerçek dünya ile birçok iletişimsizliğe neden olmuş ve sonunda bu iki dünya çatışmaya başlamıştır. Yaşananlar üzerine ise ailesi onu bir akıl hastanesine götürmeye karar vermiştir. İşte kitap burada, arabayla hastaneye giderken başlıyor.

Kitapta Deborah’ın inişli çıkışlı tedavi süreci, hastane yaşamı, diğer hastalarla kurduğu ilişkiler, Deborah’ı sağlığına kavuşması için hastaneye götüren anne ve babanın verdikleri bu karar yüzünden yaşadığı karışık duygular, Deborah’ın kız kardeşi Suzy’nin bu olaylardan nasıl etkileneceği gibi merak edilen konular okuyucuya aktarılıyor.

Peki 16 yaşındaki bir kız neler yaşamıştı ki böyle bir hastalığa yakalanmıştı? Bunun tek bir nedeni yoktu elbette… Kitap boyunca Deborah’ın yanındaydım. Hastalığının sebebini beraber aradık, Dr. Fried ile olan seanslarına beraber katıldık, kurduğu düşsel dünyayı bize anlattı, fikirler yürütüp çareler aradık.

Yazar yaşamış olduklarından da beslenerek bize akıl hastanesi ortamını, bu hastalığın acı ve gerçek yönlerini anlatmış. Hareketli olmayan ve durağan geçen bir kitap olsa da merak ederek okudum. Zaten okuyacak olanlara ve okumaya yeni karar verenlere iyi okumalar diliyorum.
282 syf.
·12 günde·Beğendi·7/10
Delilik, akıl hastalığı veya şizofreni nedir bunlar?
Bir insan neden kendi canına bile bile zarar verir?

Joanne Greenberg bu soruların cevabını verebilecek belki de en önemli isimlerden. Çünkü kendi yaşantısından yola çıkarak yazmış bu kitabı.

Doğduğu dünyanın kurumlarıyla, insanlarıyla bağdaşmayı öğrenemeyen bir genç kız Deborah. Bu iletişimsizlik onu başka düşsel bir dünyaya itmiş. Yr krallı... Öyle ki bu dünyanin varlığına o kadar inanmış ki gerçek ile düşseli ayırt edememeye başlamış. Asıl sorun da burda başlamış ya. Akıl hastanesine yatırılmış ve Dr. Fried "kurtarma operasyonu" nu başlatmış.

Dr. Fried'in istediği şey ise ona seçim yapma özgürlüğü vermek. Kitapta bunu şöyle açıklamış; Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben... Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim... Ve hiçbir zaman huzur ya da mutluluk vadetmedim... Sana ancak bütün bunlarla savaşma özgürlüğü vadedebilirim.

Dünya da bunları vadedecek biri var mı zaten? Önemli olan bunlar uğruna savaşmaktır.

Peki Deborah seçim yapabilme fırsatına kavuşabilecek mi? Kavuşursa hangi dünyayı seçecek? Düşsel olan mı gerçek olan mı?

Onları oldukları gibi kendini de olduğun gibi bırakıp gene de sevebilir misin onları?
282 syf.
·9 günde·5/10
Bak baştan söyleyiverem, sıpoylır mıpoylır verirsem hiç de garışmam bak deyiverem valla.
Sana Gül Bahçesi Vadedivermedim adlı bu kitap, bana kıymetli bir arkadaşımdan hediye olarak geedi ve bi hevesle okumaya başladım. İsmine bakıp ben bunu pembe dizi gibim bir roman sandıydım. Güzel de başladıydı halbuksam. Deborah diye bi hanım gızımız vaa, ben ona kısaca Duygu deyiverem. Bizim Duygu kendi halinde bulüğ çağında bi gızımız. Anasının adı Esther. Tam kötü kadın ismi zati. Anasıylan babası buna deli diyolar özellikle kötü ana Ester, alıyolaa bunu tımarhane tıkıyolaaa. Kızcağızı gencecik yaşta tımarhanede bırakıveriyolar. Üzük üzük üzdülee beni gızan. Ben bu kadaa üzüldüm; e deli hastanesine girince Duygu da epey üzülüyo tabi. Buraya gadar meraklan okuyodum; ama burdan sonra işler sarpa sardı. Zaten kitabı hediye gönderen Sherlock Holmes dediydi çok sıkıcı deye ama inanmadıydım. Aman ya rebbi okurken afakanlar bastı, içim şişti, pestilim çıktı, iki yüz küsür sayfa bitmiyo oku oku oku... Duygu'nun garip duyguları, hayali konuşmaları ve gerçek dışı kişilikleri derken sayfalar ağırlaştıkça ağırlaşıverdi gali. Tabi akıl hastanesinde çok güzel arkadaşları oluyo Duygunun, gerçek hayatından esinlenen yazar, bize kolay göremeyeceğimiz bir yerdeki arkadaşlığı anlatıyor. Aman düşmanımı düşürmesin Allahım oralaraaaa, tık tık tık tahtaya vurdum, dişimi kaktırdım. E ben gene kitabın gerisini anlatmeyem. Sonra spoylır deyip bastırıveriyolaaa şikayeti. Dediğim gibim kitabı hediye eden Sherlock Holmes'un isteği doğrultusunda bu eserin incelemesini iç benliğimde yer alan Egeli arkedeşle yapıverdim.Fazla ısrar gelirse bi dene daha inceleme yaparım belki ama valla olmez. Bu sefer Türkçe katili, kitaplarla dalga geçiyo diye siteden atıverirler yalım. Kusurum olduysa affola, maksat biraz neşelenem. Hadi herkese iyi okumeleee. Aman Allah herkese akıl fikir versin, akıl deryasından bizi çıkerme ya rebbim. Amin.
:)
282 syf.
·11 günde·Beğendi·8/10
#J.Greenberg # kitabi çok beğendim fakat çok yoğun ve depresif sizi her an ruhsal sıkıntınin içine girebilirsiniz ama yinede okuyorum çünkü konusu çok ilgi çekici çok farklı okuyamaya devam ediyorum.
282 syf.
Hepimiz içten içe ürkmüyor muyuz şizofren kelimesini duyunca bile ? O zaman ya bu hastalığı hiç bilmiyoruz çünkü insan en çok bilmediğinden korkar, ya da deneyimledik çünkü insan tecrübelerine güvenir.Oysa ürkecek ne varmış ki ? İnsan, aklı başka diyarlarda olanlardan değilde asıl burada, hayatın ta içinde olanlardan ürkmeliymiş..

Kitaptaki başlıca karakterlerimizin maalesef ki aklı başka diyarlarda.. İçerikte yalnızca sizofren bir kızın sağlığına kavuşma sürecini okumuyorsunuz. Onun hikayesine katkı veren diğer hastalarıda gözlemliyorsunuz. Her hasta sanki bir konu noktası gibi işleniyor.

Ve bana göre en önemli nokta.. Kendimde en çok sorguladığım şey.. Bu insanlarda iyileşiyor ve evet bir kanser hastasının, kanseri yendikten sonrası gibi, kontrollere gidiyor. Kanser sonrası kontrole giden biri için endişenirken, inşAllah hastalık yenilemez diye düşünürken aynısını akıl hastalığını atlatan biri için de diyoruz elbette ama nasıl ?Çekinerek mi çekinmeyerek mi? İyileştiğine ne derece inanarak ? Peki akıl hastalığını yenen birine karşı ne hissederiz ? Kanseri yenen birine karşılık olarak ne hissederiz ? Ya da kanseri yenen birine yeni yaşamında destek olduğumuz kadar umut aşıladığımız kadar, akıl hastalığını yenen birine de destek oluyor muyuz ? Hemen kabullenip hayatımıza alıyor muyuz ? Ben daha duymadım destek için akıl hastanesine giden bir ünlü.. Yani demek istediğim, onlarında morale ihtiyacı var. Ki unutmayın akıl hastalığının yaşı yok.. Bu kitapta olduğu gibi ortaokul lise çağlarında, sağlıklı diye tağbir ettiğimiz kişiler yüzünden incinen ruhlarını başka diyarlara unutmaya, bir hayali düşlemeye gönderenler var. VARMIŞ YANİ ! Bende yenilerde öğrendim. Buyrun okuyun siz de öğrenin..

Elbette kitap, bu sorular üzerine sayfalarını tüketmiyor. Bunlar kitabın bende oluşturduğu sorgular belkide ön yargılarım. Sizde okursanız ki okuyun eminim buz dağının eriyen başka yerlerini hissedeceksiniz zihninizde.

Her hastalıkta olduğu gibi, bu hastalıkta da aile faktörüne değinilmiş. Gerçekten şu yaşıma değin sormamıştım bunu kendime.. Akıl sağlığında sorunlar yaşayan bir abim ablam olsaydı hayatım nasıl olurdu ? Yazar da bu soruyu sormuş ama benim nazarımda bu soru tatmin edici şekilde cevap bulmamış.

Akıcı bir kitaptı vesselam, dolu dolu.. Sorgulatan durum tanımlamaları..Hep bir hareket hep bir ne olacak sorusu.. Sonuç olarak okumanızı salık veririm.

Gelelim kitabın bende bıraktığı cümleye..

Bazılarımızın yakan fikirleri(Hitler) var ki, bazılarının ruhlarını soğutuyor..
282 syf.
·5 günde·Puan vermedi
"Sana gül bahçesi vadetmedim."

"Seninle konuşmaya ihtiyacım var." Bu cümle sonrasında karşıma çıkan diğer cümlelere verdiğim cevaba benziyor bu; "çünkü cennette değiliz.."

Deborah.. Dünyalararası çarpışmana şahit olurken, bir anı tufanının ortasında kalakaldım.

"N'aber?" demişti kuzenim, mutfakta bardağa su doldururken. (Gelişini duyurmamasına şaşırmamıştım.)
"İyi-yim, sen nasılsın?"
Sadece bir baş sallayış (idare eder demekti bu ama idare edemiyor gibiydi). Ve o baş sallayışın suyla birlikte yudum yudum içime akışının sesleri. Başka ses yoktu, onun oturduğu yerden halıya saplanan bakışlarını farkettiğimde anlamıştım bunu, artık yanımda değildi..

Sonraki zamanlarda, onu uzaktan seyrederken attığı hızlı voltalarda yorulup tükenişlerimi, kulağına tıkadığı pamukları gördüğümde, "benim duymadığım sesler duyuyor olmalı" şeklindeki iç geçirişlerimi hatırlattın bana, Deborah.. O, hiç bilmedi.

- Sus artık! Parmaklarını kemiriyorlar!

Ankara'da şizofren hastaların işlettiği o kafe var bir de. Bir çalışanın yanından geçerken, "göbeğime sakın dokunma" deyişindeki telâş ve korku var. Benim yüzümdeki o şaşkın ifade var. Genetik olma ihtimali çok düşük olsa bile kendini kısırlaştıran başka bir adamın hikâyesi var.

- Sırlar açığa çıkarsa, tetik harekete geçer!

Cennette değiliz, evet. Zehir var. Şimdi tüm organlarımı söküp, etten bir dağ örsem önüne, derim ki; cehennem burası işte!
282 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10
Kitap yorumundan önce ufak bir uyarıda bulunmak istiyorum. Eğer kitap hakkında çok fazla bilgi edinmek kitabı okuma isteğimi kaçırır diyorsanız işaretlediğim yerlerin arasını okumayınız.

Kitap 16 yaşındaki Deborah Blau’nun anne ve babası tarafından akıl hastanesine getirilmesi ile başlıyor. Kitap boyunca, şizofreni tanısı alan Deborah’ın kendisinin kurduğu dünya (Yr olarak adlandırıyor) ile gerçek dünya arasındaki bocalamasını, hastalığını ortaya çıkaran koşulları, akıl hastaları gözünden sağlık sistemini ve çalışanlarını, akıl hastalarına karşı ‘sağlıklı’ insanların tutumlarını okuyoruz. Her hayatta olduğu gibi Deborah’ın hayatında da gelgitler var ve bu zorlu tedavi sürecinde Deborah’ın gerçek dünyaya ulaşma sürecini birçok açıdan inceleyerek okura sunuyor yazar. Kısaca kitabın özeti bu.
⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀ ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀ ⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀⠀
..... Okumak istemeyebileceğiz kısım başlıyor.
Olaya yabancı kalmamanız için kısaca Deborah’ın dünyasından bahsedeceğim.
Yr’de duygular, geçmiş ve gelecek yok. Zamanı Gizli Takvim ile değerlendiriyor. Yasalar, kurallar yok. Burada Deborah kraliçe. İstediği zaman biçim değiştirebiliyor. Kuş oluyor, at oluyor.
Koro: Bazen şarkı söyleyen bazen de kötü anıları hatırlatan sesler, görüntüler.
Anterrabae: Ateş saçlı düşen Tanrı
Lactameon: Yr’de ikinci derece yönetici
Sansür: Yr ile gerçek dünya arasındaki bağlantıyı sağlayan
İdat: Gizleyici Tanrı
Kuyu: Karanlık ve sonsuzluğunda kaybolduğu yer

Deborah küçük yaşlarından itibaren zekası ve mizah anlayışıyla yaşıtlarından istemeden kendini ayrıştırmış. Kalıtımsal olarak gelen bu farklılığının yanında anne ve babasının aşırı korumacı tavrı, büyükbabasının büyük beklentiler içinde olması, küçük yaşta geçirdiği cerrahi travma, cerrahi işlem zamanlarında ve okul öncesi zamanlarında söylenen yalanlar, Yahudi olmasından dolayı dışlanması bütün bunlar Deborah’ı gerçek dünyadan kopararak kendine ait bir dünya oluşturmaya zorladı.

İlk zamanlar oluşturduğu bu dünyada kraliçeydi. İstediği zaman Yr’ye dönüyor ve gerçek dünyaya dönmesi gerektiğinde Sansür ona yardımcı oluyordu. Zamanla Sansür iki dünyayı birbirine bağlamaktan vazgeçip Deborah’ı Yr’ye mahkum etmeye başladı. Kraliçe olduğu dünyaya artık mahkumdu Deborah.

Dr. Fried (aslında kadın olmasının haricinde birçok yönü ile Freud’u anımsattı bana) Deborah’a Yr’den gerçeğe ulaşması için rehberlik ediyor. Deborah birkaç seanstan sonra Dr. Fried ile gönül bağı kurmaya başlıyor. Çünkü Furi (Dr. Fried için böyle söylüyor) Deborah’ı yargılamak yerine ona iki gerçeklik arasındaki farkları gösteriyor.

Hastane ortamında hastaların birbiriyle iletişimleri gerçek dünyada olduğu gibi yalandan ya da zorunlu bir iletişim değil. Taraflardan biri konuşmayı bırakıp gidince konuşma da bitiyor. Kimse kimseyi attığı çığlıklar için, söylediği küfürler için yadırgamıyor.

Hastanedeki çalışanlar üçe ayrılıyor. Hastalara hasta olduklarının bilincinde olup görevleri olan ‘yardım etmek’ için orda olanlar, sadece iş yaptıklarını düşünüp hastalara duygusuzca ve bazen şiddetle yaklaşanlar ve stajerler. Hemşirelik öğrencisi olduğum için bu nokta çok dikkatimi çekti. Deborah stajyerlerin ne kadar uğraşsa da tedirginliklerinin ve korkularının yüzlerinden ve vücutlarından yayılan titreşimlerle hissedildiğini söylüyor. Bu durumu hastalara yansıtmamak için neler yapabileceğim şu anda benim için öncelikli sorun.

Ve daha fazla uzatmamak için son olarak ‘sağlıklı’ insanların hastaneden çıkan insanlara olan davranışlardan bahsedeceğimi. Deborah’ın da dediği gibi onlara günaydın, iyi günler diyoruz ama onlarla daha fazla iletişime geçmek bizi korkutuyor. Her an bağırıp saldıracaklarından endişe ediyoruz.

..... Okumak istemeyebileceğiz kısım bitti.

Yazarın akıl hastanesi geçmişi var ve bu yazılanların abartı, kurgu bir edebiyat olmanın ötesinde yarı otobiyografik bir roman olmasını sağlamış. İyi ki okudum dediğim kitaplardan biri oldu. Psikolojiye ilgiliyseniz bir numaralı tavsiyem olur sizlere bu kitap.

https://www.instagram.com/p/Bpuzk9KFQZt/
282 syf.
·Puan vermedi
Her sayfasını okuduğumda, bu romanın hangi birikimle ve psikoloji ile yazıldığını düşündükçe hayran kalıyorum. Deborah ve yaşadıkları çok şey öğretiyor. Arafta kaldığında hissettiklerini anlıyorsunuz ... Deborah, gerçekliği mutluluğunun sağlayıcısı olarak görmediğinde, doktoru ona: "Sana gül bahçesi vadetmedim." der. Çok basit bir mantık var, gül bahçesinin olmadığı ayırımına varıp kararını vermek gerekir.
"Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben. Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim. Ve hiç bir zaman huzur ya da mutluluk vadetmedim. Sana ancak bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim. Sana sunduğum tek gerçeklik savaşım. Ve sağlıklı olmak, gücünün yettiği kadarıyla, bu savaşımı kabul edip etmemekte özgür olmak demektir. Ben yalan şeyler vadetmem hiç. Kusursuz, güllük gülistanlık bir dünya masalı koca bir yalandır... Üstelik böyle bir dünya çok can sıkıcı bir yer olur."
Bir keresinde kendine korkunç işkenceler yapan bir hastam olmuştu. Ona neden böyle şeyler yaptığını sorduğum zaman "Bunları bana dünya yapmasın diye." karşılığını vermişti. Sonra "dünyanın neler yapacağını görmek için biraz bekleseniz" demiştim. O da "Anlamıyor musunuz? Eninde sonunda oluyor bunlar, bu şekilde hiç olmazsa kendi yıkımımı kendim yönetiyorum." diye yanıt vermişti.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
Baskı tarihi:
Temmuz 2010
Sayfa sayısı:
282
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753424080
Kitabın türü:
Orijinal adı:
I Never Promised You A Rose Garden
Çeviri:
Nesrin Kasap
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Baskılar:
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
I Never Promised You a Rose Garden
İçine doğduğu dünyanın kurumlarıyla bağdaşmayı öğrenemeyen, iletişimsizliğin karanlığında yaşayan on altı yaşındaki bir genç kızın öyküsü...

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, deliliğin, resmi tanımıyla akıl hastalığının öyküsü: Deborah kimlik kavramını yitirip içine kapanmış, zengin düşlemi ve mizah duygusuyla yarattığı kendi düşsel dünyasına sığınmıştır. İki dünyanın çatışmaya başlaması, Deborah`ın akıl hastanesine "düşme"sine neden olur. Bundan sonra hastaneleri, doktorları vb. kurumlarıyla toplumun "kurtarma operasyonu" başlar.

Greenberg`in kendi yaşamından yola çıkarak yazdığı bu kitap, "akıl hastalarının gizleri" üzerine pek çok ipucu taşırken, toplumun yerleşik değer yargılarına çarpıcı bir eleştiri de getiriyor, böylece normal kavramını sorgulamaya götürüyor bizi.

Kitabı okuyanlar 4.511 okur

  • Elof
  • LadyAnn
  • Emine Akgül
  • Aleyna
  • Elvin Pınarbaşı
  • kemeyes
  • Wvespucci
  • Ayşe
  • Gamze Türkücü
  • Sabahat

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.3
14-17 Yaş
%1.9
18-24 Yaş
%17.4
25-34 Yaş
%28
35-44 Yaş
%33.9
45-54 Yaş
%10.1
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%83.9
Erkek
%16.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.2 (325)
9
%22.2 (286)
8
%25.9 (334)
7
%13.3 (172)
6
%4.3 (55)
5
%2.9 (38)
4
%0.9 (12)
3
%0.8 (10)
2
%0.4 (5)
1
%0.8 (10)

Kitabın sıralamaları