Sana Gül Bahçesi VadetmedimJoanne Greenberg

·
Okunma
·
Beğeni
·
15.891
Gösterim
Adı:
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
Baskı tarihi:
Temmuz 2010
Sayfa sayısı:
282
ISBN:
9789753424080
Kitabın türü:
Orijinal adı:
I Never Promised You A Rose Garden
Çeviri:
Nesrin Kasap
Yayınevi:
Metis Yayınları
İçine doğduğu dünyanın kurumlarıyla bağdaşmayı öğrenemeyen, iletişimsizliğin karanlığında yaşayan on altı yaşındaki bir genç kızın öyküsü...

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, deliliğin, resmi tanımıyla akıl hastalığının öyküsü: Deborah kimlik kavramını yitirip içine kapanmış, zengin düşlemi ve mizah duygusuyla yarattığı kendi düşsel dünyasına sığınmıştır. İki dünyanın çatışmaya başlaması, Deborah`ın akıl hastanesine "düşme"sine neden olur. Bundan sonra hastaneleri, doktorları vb. kurumlarıyla toplumun "kurtarma operasyonu" başlar.

Greenberg`in kendi yaşamından yola çıkarak yazdığı bu kitap, "akıl hastalarının gizleri" üzerine pek çok ipucu taşırken, toplumun yerleşik değer yargılarına çarpıcı bir eleştiri de getiriyor, böylece normal kavramını sorgulamaya götürüyor bizi.
Şizofreninin konu edildiği filmlerde/kitaplarda başrol genelde izleyicilerin/okuyucuların sempati duyacağı bir karakter olarak yaratılır. Haliyle bu hastalık filmlerde/kitaplarda genelde iyimser bir şekilde tasvir edilir. Hastalığı gerçekçi biçimde ele alan fazla kitap/film yok. Bu kitabı araştırdığımda yazarın kendi hayatından esinlenerek yazdığını öğrendim. Yani her ne kadar kurgu olarak verilse de gerçekliği yüksek bir roman diyebiliriz.

Bu tür konulara olan ilgimden dolayı kitaba başlamama gerek olmadan, daha arka kapağı okur okumaz konunun içine girdim. Deborah adlı genç kız dünya ile yaşadığı sorunlar üzerine kendi düşsel dünyasına sığınmış, yeni bir dünya yaratmıştır kendisine. Yarattığı ve YR adını verdiği bu düşsel dünya gerçek dünya ile birçok iletişimsizliğe neden olmuş ve sonunda bu iki dünya çatışmaya başlamıştır. Yaşananlar üzerine ise ailesi onu bir akıl hastanesine götürmeye karar vermiştir. İşte kitap burada, arabayla hastaneye giderken başlıyor.

Kitapta Deborah’ın inişli çıkışlı tedavi süreci, hastane yaşamı, diğer hastalarla kurduğu ilişkiler, Deborah’ı sağlığına kavuşması için hastaneye götüren anne ve babanın verdikleri bu karar yüzünden yaşadığı karışık duygular, Deborah’ın kız kardeşi Suzy’nin bu olaylardan nasıl etkileneceği gibi merak edilen konular okuyucuya aktarılıyor.

Peki 16 yaşındaki bir kız neler yaşamıştı ki böyle bir hastalığa yakalanmıştı? Bunun tek bir nedeni yoktu elbette… Kitap boyunca Deborah’ın yanındaydım. Hastalığının sebebini beraber aradık, Dr. Fried ile olan seanslarına beraber katıldık, kurduğu düşsel dünyayı bize anlattı, fikirler yürütüp çareler aradık.

Yazar yaşamış olduklarından da beslenerek bize akıl hastanesi ortamını, bu hastalığın acı ve gerçek yönlerini anlatmış. Hareketli olmayan ve durağan geçen bir kitap olsa da merak ederek okudum. Zaten okuyacak olanlara ve okumaya yeni karar verenlere iyi okumalar diliyorum.
Psikoloji kalmadı bende:)) çok gerçekçi insanı içine çekiyor sizofreninin bir hastalıktan ibaret olmadığını aksine özel bi durum olduğunu hissettirdi okurken kendini kaptırmamak elde değil ..umarım benim kadar etkisinde kalan olmamıştır!!!

Benzer kitaplar

Hepimiz içten içe ürkmüyor muyuz şizofren kelimesini duyunca bile ? O zaman ya bu hastalığı hiç bilmiyoruz çünkü insan en çok bilmediğinden korkar, ya da deneyimledik çünkü insan tecrübelerine güvenir.Oysa ürkecek ne varmış ki ? İnsan, aklı başka diyarlarda olanlardan değilde asıl burada, hayatın ta içinde olanlardan ürkmeliymiş..

Kitaptaki başlıca karakterlerimizin maalesef ki aklı başka diyarlarda.. İçerikte yalnızca sizofren bir kızın sağlığına kavuşma sürecini okumuyorsunuz. Onun hikayesine katkı veren diğer hastalarıda gözlemliyorsunuz. Kitapta her hasta sanki bir konu noktası gibi işleniyor.

Ve bana göre en önemli nokta.. Kendimde en çok sorguladığım şey.. Bu insanlarda iyileşiyor ve evet bir kanser hastasının, kanseri yendikten sonrası gibi, kontrollere gidiyor. Kanser sonrası kontrole giden biri için endişenirken, inşAllah hastalık yenilemez diye düşünürken aynısını akıl hastalığını atlatan biri için de diyoruz elbette ama nasıl ?Çekinerek mi çekinmeyerek mi? İyileştiğine ne derece inanarak ? Peki akıl hastalığını yenen birine karşı ne hissederiz ? Kanseri yenen birine karşılık olarak ne hissederiz ? Ya da kanseri yenen birine yeni yaşamında destek olduğumuz kadar umut aşıladığımız kadar, akıl hastalığını yenen birine de destek oluyor muyuz ? Hemen kabullenip hayatımıza alıyor muyuz ? Ben daha duymadım destek için akıl hastanesine giden bir ünlü.. Yani demek istediğim, onlarında morale ihtiyacı var. Ki unutmayın akıl hastalığının yaşı yok.. Bu kitapta olduğu gibi ortaokul lise çağlarında, sağlıklı diye tağbir ettiğimiz kişiler yüzünden incinen ruhlarını başka diyarlara unutmaya, bir hayali düşlemeye gönderenler var. VARMIŞ YANİ ! Bende yenilerde öğrendim. Buyrun okuyun siz de öğrenin..

Elbette kitap, bu sorular üzerine sayfalarını tüketmiyor. Bunlar kitabın bende oluşturduğu sorgular belkide ön yargılarım. Sizde okursanız ki okuyun eminim buz dağının eriyen başka yerlerini hissedeceksiniz zihninizde.

Her hastalıkta olduğu gibi, bu hastalıkta da aile faktörüne değinilmiş. Gerçekten şu yaşıma değin sormamıştım bunu kendime.. Akıl sağlığında sorunlar yaşayan bir abim ablam olsaydı hayatım nasıl olurdu ? Yazar da bu soruyu sormuş ama benim nazarımda bu soru tatmin edici şekilde cevap bulmamış.

Akıcı bir kitaptı vesselam, dolu dolu.. Sorgulatan durum tanımlamaları..Hep bir hareket hep bir ne olacak sorusu.. Sonuç olarak okumanızı salık veririm.

Gelelim kitabın bende bıraktığı cümleye..

Bazılarımızın yakan fikirleri(Hitler) var ki, bazılarının ruhlarını soğutuyor..
16 yaşında bir genç kızın şizofreni ile mücadelesinin öyküsü. İnsanı etkileyen kitaplardan, tekrar tekrar düşündürenlerden. Şizofreni bir çok kitapta görebileceğimiz bir konu olsa da hastaneleri, oradaki hasta dinamiklerini, hatta akıl hastanesi kültürünü anlatmasını daha çok beğendim. Gerçekten yaşayanın ağzından, gerçekten yaşıyorsunuz hastalığı. Ve kitap öyle bir anlatıyor ki hastaları da hastaneleri de anlamak birden çok daha kolay hale geliyor. Popüler kültürün bu psikiyatrik hastalıkları toz pembe gösteren, aşık olduktan sonra birden iyileşiveren romantik yaklaşımına karşı gerçekçi bir duruş göstermiş, içindekileri anlatmış yazar. Başka bir şey söylemeye gerek duymuyorum kitap kendi kendini yeterince anlatıyor.
"Sana gül bahçesi vadetmedim."

"Seninle konuşmaya ihtiyacım var." Bu cümle sonrasında karşıma çıkan diğer cümlelere verdiğim cevaba benziyor bu; "çünkü cennette değiliz.."

Deborah.. Dünyalararası çarpışmana şahit olurken, bir anı tufanının ortasında kalakaldım.

"N'aber?" demişti kuzenim, mutfakta bardağa su doldururken. (Gelişini duyurmamasına şaşırmamıştım.)
"İyi-yim, sen nasılsın?"
Sadece bir baş sallayış (idare eder demekti bu ama idare edemiyor gibiydi). Ve o baş sallayışın suyla birlikte yudum yudum içime akışının sesleri. Başka ses yoktu, onun oturduğu yerden halıya saplanan bakışlarını farkettiğimde anlamıştım bunu, artık yanımda değildi..

Sonraki zamanlarda, onu uzaktan seyrederken attığı hızlı voltalarda yorulup tükenişlerimi, kulağına tıkadığı pamukları gördüğümde, "benim duymadığım sesler duyuyor olmalı" şeklindeki iç geçirişlerimi hatırlattın bana, Deborah.. O, hiç bilmedi.

- Sus artık! Parmaklarını kemiriyorlar!

Ankara'da şizofren hastaların işlettiği o kafe var bir de. Bir çalışanın yanından geçerken, "göbeğime sakın dokunma" deyişindeki telâş ve korku var. Benim yüzümdeki o şaşkın ifade var. Genetik olma ihtimali çok düşük olsa bile kendini kısırlaştıran başka bir adamın hikâyesi var.

- Sırlar açığa çıkarsa, tetik harekete geçer!

Cennette değiliz, evet. Zehir var. Şimdi tüm organlarımı söküp, etten bir dağ örsem önüne, derim ki; cehennem burası işte!
16 yaşında bir kız, Deborah.Romanımız Deborah'ın intihar eyleminden sonra annesi ve babasının onu tedaviye götürmesiyle başlıyor.Deborah küçük yaşlarda sevgisizlikten,ilgisizlikten dolayı kendine yeni bir dünya yaratmış.Bu dünyaya Yr ismini veriyor.Kendi kurduğu yapay dünyasında yaşayan Deborah'ın gerçek dünyaya dönme girişimlerinden ve bu yolda verdiği mücadelesinden bahsediyor kitap.Gerçekten kitap beni çok derinden etkiledi.Yazar kendi hayatımdan esinlendiği için gerçekten güzel noktalara değinmişti.Kitap biraz yavaş ilerliyor,kendini okuyucuya yavaş yavaş sunuyor.Ama bitirdiğinizde gerçekten sizin içinize işliyor.Okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.
Aklımız bize verilen en büyük nimet . Bu kitaptan sonra vardiğim en büyük sonuç kesinlikle bu olur. Düşünsenize içinizde sizinle konuşan onlarca ses var . Sizi gerçekten dünyadan kopuklastirmaya çalışan size acı çektiren uyuşturan öldüren .. Uzun zamandır elimde olan bir kitap çünkü resmen Deborah'ın acısını, çekişlerini, kayboluşunu yaşadım . Bu dünya ve kendi iç dünyası (Yr) arasında kaybolmuş bir kız . Kimsenin ona bir gül bahçesi vadetmedigi bir dünyada kendi varolusunu anlamlandırmaya çalışan varlığını ayrimsamaya çalışan bir benlik . Benliğinin farkına dahi olmayan bir benlik . Normal olmak inanın harika bir duygu . Bu kitapla bunu çok iyi anladim . Gerçek bir yasam öyküsünü yansitmasi sanirim beni en çok etkileyen şey . Deborah .. Umarım hayatı yenmışsındır

Dünya dikensiz gül bahçesi değildir .
sevgili Deborah, ben seninle yalnızca aynı yaşta olan bir insanım. oysa ne senin kadar güçlü ne de senin kadar güçsüz biriyim. sadece nefes alıp veren bir insanım. hayır.. hayır! ben gerçekten sadece bundan ibaretim. yeri gelir, ağlarım. yeri gelir, gülerim. ama herkes gibiyim. herkes gibi biraz ışe yaramaz, biraz nefes alan. bir süredir seninle, Yr ile, annen ve baban ile ve seni bu denli yalnızlığa sürükleyen tüm sebepler ile iç içeyim. inan bana, seni tanımak güzeldi. ama ben bunu hakketmedim. senin o saf ve narin olan yüreğini çocuksu saflığını kendimle kirlettim. seni tanimak için yeterince çaba harcayamadim, affet. yaşadığın olayları dinlerken, arkadaşlarını tanırken kendimi düşündüm. lanet olsun ! yine bencillik yaptım ve kendimi düşündüm. oysa ben ne senin gibi Yahudi ırkçılığına maruz kaldım. ne de Hitler'e senin gibi nefret duydum. hatta sana bir sır veriyim, kitaplığımda Hitler'in kitabını taşıyorum.
bugüne kadar kimseye bir yardimim dokunmadı, öyle ki kendimi kötü hissettiğim her an sarılabileceğim dostlarımı kaybettim. sırf birilerine yardımımın dokunabildiğini, kendimi değerli hissetmek adına psikolog olmak istedim. seni tanımak güzeldi. bu demek değıl ki kitabı kapattigimda senden uzaklaşacağım, seni her an biraz daha tanıyacağım.

kitap bitiminde bu duyguları hissettim ve bir mektup kıvamında bir şey yazmak istedim.

16 yaşında bir şizofreni hastası Deborah. ve zihninde oluşturduğu bir Yr krallığının varlığına inanıyor. Deborah'ın mücadelesi ve azmi çok hoşuma gitti, ve beni kendisine daha yakın hissetmeme sebep oldu. akıl hastanesinin tasvir edişi, ruh durumlarını anlatışının üzerinde yazarımızın genç yaştaki akıl hastanesi yaşantısının neden olduğunu düşünüyorum.
akıl hastalarına ilgileri olan arkadaşlar için anlatım yönünden diğer psikolojik kitaplara oranla daha güzel olduğunu düşünüyorum.
psikolojik kitaplar sevmeyenler için de sıkıcı gelebileceğini belirtiyorum.
herkese iyi okumalar :'))
Üniversitede okurken bölüm hocalarımdan bir kaç kere ismini duyduğum ancak o sıralar derslerin ağırlığından mıdır nedir bilinmez adını duymaktan öteye götüremediğim kitaptır kendisi. Kitabı okuduğumda hocalarımın neden ısrarla bu kitabı okumamızı istediğini de anlamış oldum. Kitap Deborah adında 16 yaşında Şizofreni tanısı konulan bir genç kızın Ruh sağlığı hastanesine yatırılmasını ve burada geçen günlerini kendi ağzından dile getirmekte. Kitap şizofreni hastaları hakkında size öyle güzel ipuçları veriyor, öyle bir bakış açısı kazandırıyor ki empati kurmamanız imkansız hale geliyor. Kitabın her kelimesini okurken iyice sindirebilmek adına müzik bile dinlemedim ancak buna rağmen kitabı ikinci hatta üçüncü sefer bile okumayı düşünüyorum. Yazarın başından böyle bir hastalık geçmiş mi bilmiyorum ancak geçmemişse dahi bir ruh hastalığını bu kadar iyi ve doğru betimleyebilen, hastanın gözünden bu kadar başarılı verebilen, okuyucuya da bunu bu kadar başarılı şekilde yansıtan bir yazar daha okumadım. Sana gül bahçesi vadetmedim ki mesleki anlamda ve bir okuyucu olarak her zaman başucu kitaplarımdan biri olacak.
Kendi yarattığı dünya ile gerçek dünya arasında kalmış, sonra da akıl hastanesine düşmüş bir kızın öyküsü anlatıldığı bu kitabı okurken her ne kadar sağlıklı olduğuma sevinsem de kahramanın yerinde olmayı istediğim zamanlar çok oldu.
İki dünya arasına sıkışıp kalmış bir genç kızın savaşını anlatıyor kitap. Gerçeklerle hayaller arasındaki ince çizgiyi ayırt etmekte zorlanan, yaşamaktan korkan, dünyayı bir tehlike olarak gören bir genç kız, Deborah. Sonuna kadar merakla okudum. Şizofrenlik ve ruh sağlığı konulu güzel bir kitap. Tavsiye ediyorum.
Çooook beğendiğim bu kitabın ayrıntılı incelemesi bloğumda, hepinizi beklerim :)) https://www.demetkarahan.com/...l-bahcesi-vadetmedim
Bir keresinde kendine korkunç işkenceler yapan bir hastam olmuştu. Ona neden böyle şeyler yaptığını sorduğum zaman "Bunları bana dünya yapmasın diye." karşılığını vermişti. Sonra "dünyanın neler yapacağını görmek için biraz bekleseniz" demiştim. O da "Anlamıyor musunuz? Eninde sonunda oluyor bunlar, bu şekilde hiç olmazsa kendi yıkımımı kendim yönetiyorum." diye yanıt vermişti.
Cehennemin eşiğine gelmiş kişilerin şeytandan ödü kopuyordu; zaten cehennemin içinde olanlar içinse şeytan özel biri değildi.
Okuduğu bütün kitaplar ona kesin ifadeler kullanmamasını, tartışmamasını ve duygularını belli etmemesini, neşeli ve yardımsever olmasını söylüyordu.
Joanne Greenberg
Sayfa 260 - Metis Yayınları, 2017, 22. basım. Çeviren: Nesrin Kasap
"Sana hiçbir zaman gül bahçesi vadetmedim ben. Hiçbir zaman kusursuz bir adalet vadetmedim. Ve hiç bir zaman huzur ya da mutluluk vadetmedim. Sana ancak bunlarla savaşma özgürlüğüne kavuşmanda yardımcı olabilirim. Sana sunduğum tek gerçeklik savaşım. Ve sağlıklı olmak, gücünün yettiği kadarıyla, bu savaşımı kabul edip etmemekte özgür olmak demektir. Ben yalan şeyler vadetmem hiç. Kusursuz, güllük gülistanlık bir dünya masalı koca bir yalandır... Üstelik böyle bir dünya çok can sıkıcı bir yer olur."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sana Gül Bahçesi Vadetmedim
Baskı tarihi:
Temmuz 2010
Sayfa sayısı:
282
ISBN:
9789753424080
Kitabın türü:
Orijinal adı:
I Never Promised You A Rose Garden
Çeviri:
Nesrin Kasap
Yayınevi:
Metis Yayınları
İçine doğduğu dünyanın kurumlarıyla bağdaşmayı öğrenemeyen, iletişimsizliğin karanlığında yaşayan on altı yaşındaki bir genç kızın öyküsü...

Sana Gül Bahçesi Vadetmedim, deliliğin, resmi tanımıyla akıl hastalığının öyküsü: Deborah kimlik kavramını yitirip içine kapanmış, zengin düşlemi ve mizah duygusuyla yarattığı kendi düşsel dünyasına sığınmıştır. İki dünyanın çatışmaya başlaması, Deborah`ın akıl hastanesine "düşme"sine neden olur. Bundan sonra hastaneleri, doktorları vb. kurumlarıyla toplumun "kurtarma operasyonu" başlar.

Greenberg`in kendi yaşamından yola çıkarak yazdığı bu kitap, "akıl hastalarının gizleri" üzerine pek çok ipucu taşırken, toplumun yerleşik değer yargılarına çarpıcı bir eleştiri de getiriyor, böylece normal kavramını sorgulamaya götürüyor bizi.

Kitabı okuyanlar 1.356 okur

  • Esin Gökgöz
  • Ezel Demirci
  • Hiç
  • Zübeyde Çobanoğlu
  • mehpare
  • Murat Elçi
  • Büşra Yılmaz
  • Sena Duman
  • Ebru Özdemir
  • Elif Keskin

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.7
14-17 Yaş
%1.8
18-24 Yaş
%17.3
25-34 Yaş
%28.1
35-44 Yaş
%34.4
45-54 Yaş
%10.4
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%1.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%84.1
Erkek
%15.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27 (112)
9
%25.5 (106)
8
%24.6 (102)
7
%12.3 (51)
6
%3.4 (14)
5
%3.6 (15)
4
%1.2 (5)
3
%1.7 (7)
2
%0.2 (1)
1
%0.5 (2)

Kitabın sıralamaları