Adı:
Sanat ve Arzu
Baskı tarihi:
Aralık 2014
Sayfa sayısı:
255
ISBN:
9789750516726
Kitabın türü:
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Sanat ve Arzu, sosyal bilimler eleştirisi ile yeni bir sosyal bilim önerisini birlikte geliştiren Ulus Baker’in ODTÜ Görsel-İşitsel Sistemler Araştırma ve Üretim Merkezi’nde 1998 yılında verdiği seminer dizisinin kitaplaştırılmış hali. Ulus Baker 17. yüzyıldan başlayıp Kant’la devam eden temel modern özneleşme süreçlerini Deleuze’ün kılavuzluğunda ele alıyor. Spinoza, Descartes, Leibniz, Kant felsefelerine hep sanatla bağıntısını da gözeterek, bunlardan bir estetik çıkartılabilir mi diye bakıyor. Sonra, resimde 19. yüzyıl sonunda başlayan dönüşümleri ele alıyor; imge üretimi bakımından sinemaya eğiliyor; sinemanın anlam üretme tarzlarına odaklanıyor. Sanat ve Arzu seminerini baştan sona kat eden affect (duygulanım) kavramı aracılığıyla, resim ve film dünyalarına, esinlendirici örneklerle dolu bir keşif gezisi bizi bekliyor.


"Bilirsiniz düşünceler insanların elinden çok kolay çıkar, kullanıma açık nesnelerdir, bedavadırlar her şeyden önce. Satılan düşünceyle bakış açısı falan oluşturulamaz. Düşüncenin pazarlandığını da hepimiz biliyoruz. Artık günümüzde reklamcılar 'konsept' yaratıyorlar, Deleuze’ün söylediği gibi. Onların elinden bunu nasıl alacağız, mesele o. Bir sanatçı sanat eserini reklam olmaktan nasıl çıkaracaktır? Ya da gazete köşe yazısı düzeyinde yürütülen bazı etik ve politik tartışmaların elinden siyaset alanları nasıl kurtarılacak ve nasıl yeniden inşa edilecektir? Ya da düşüncenin kurtarılması nasıl yeniden inşa edilecektir bu ortamın içerisinde?"

Ulus Baker
Duygulanışlar
Ulus Baker'in okuduğum ilk kitabı aynı zamanda bu kitabı YouTube dan öğrencileri tarafından kayda alınan "sanat ve Arzu " başlığında izdüşümlü hem okuyarak hem dinleyerek bitirdim. Ulus Baker'i seyrederken dinlerken ve okurken, bazen beynimde çakıl taşlarının çıkardığı( çocukken köyde, rahmetli dedemin ve babaannemin yanında kaldığım dönemler-hayatımın belki de en güzel dönmeleriydi; çakıl taşlarını birbirine vururduk ve kıvılcım çıkardı. Buhu genellikle akşam havanın karardığı zamanlarda yapardım. Karanlıkta o ateşi- parlayıp sönen kıvılcımı ve her vuruşta birbirlerine, ses-görüntü-eylem bu üçlünün yarattığı sevinç duygusu... Buna benzer çocukluğumdan kalma gözlerimi ellerimle bastırırdım ve binlerce milyonlarca renkli yıldızlar görürdüm) gece uykuya dalamadığım zamanlarda bu kendi kendime yaptığım oyunlardır... Ulus Baker'i dinlemek okumak ve seyretmek o kıvılcımlar gibi, o gözlerimi bastırıp binlerce renkli yıldız görmem gibi ve arkasında hemen az sonra azalıp yok olan görüntüler gibi; düşünce ve duygu dünyamda benzer şeyleri yaşadım. Uzun uzun dinledim, uzun uzun belkide sabırsız kimliğime rağmen sabrettim seyrettim ve okudum beraber dinledim. Bazen okumayı bırakıyordum ve duymuyordum söylediklerini kendimi onu seyrederken buluyordum. Sigara içişi, kahve yada su içişi, bazen o kıvırcık saçlarını düzeltişi, kalın gözlüklerinin arkasından Uras başlayalım mı deyişi.. Konuyu anlatırken işin kökenine kadar inip anlatma çabası ama asla önünde notları olmasına rağmen bakmadan spontane bazen anlattığı konudan çok uzaklaşarak ve geldiği yerin, anlattığı yerden daha tatlı olması""" evet TATLU""" çünkü gerçekten tatlı bir adam!!... Niye öldü ki ?... böyle insanlar yaşamalıydı... Uzun uzun bir ömür ve anlatımlarıyla hep varolmalıydı en az 20 yıl daha yaşamalıydı. Sonra bazen ellerini gösteriyordu kamera; koyacak bir yer bulamıyordu. Naif bir gülümseme, sorulan sorulara dünyanın en önemli sorusu gibi ciddiye alıp anlatma çabası... Evet uzun uzun Ulus Baker dinledim. Bazen aynı bölümü 2-3 kez okuyup dinledim. Evet anlamakta zorlandığım bir çok şeyin yanında güzel şeylerde anlayıp kavradığını çoğu zaman hissettin. Akademik bir dili olmasına rağmen; hatta ileri derecede felsefe eğitimi alan kişilere yönelik açıklamaları... Bir yandanda cesaret veren girişi ile başlaması konuya; anlattığım herşeyi anlamak zorunda değilsiniz.... Sözü cesaretlenmeme neden oldu. Çocuklar gibi Mutlu oldum. Anladıklarımı paylaşamamanın ızdırabını da yaşamadım değil.. Çünkü kavradığım şeyler üzerine konuşup yeni sorularla karşılaşmayı ve bunun üzerine konuşmayı seviyorum.. Her neyse bazen hayatta herşey istediğimiz gibi olmuyor. Bunu yaşam deneyimlerinden bilen bir insan olarak; Bazen sizin önemseyip içinde heyecan duyduğunuz kavramların anlatımların bir nefes kadar değeri olmayabiliyor!... SANAT ve ARZU; arzu duymadığımız hiç bir şeye ruhunuzu katmadan yapılamayacağını anlatan, o saf Arzu'yla üretilen eserlerin kendi içinde varoluşsal bir estetik, zarafet ve doğallığı getireceğini!... Daha nice güzel şeylerden bahseden iyi bir kitap! Yalnız bir bölüm var ki karınağrısı sanırım 5 kez okudum hala bütünsellik içinde anlamlandıramadım! Şimdi akşam işten dönerken aldığım kırmızı şarabımı içmek için doldurup içemefiğim, şimdi mutfak masasının üstünde bulduğum, ve yudumlayıp bu yazıyı yazarken; dışarıyı görebiliyorum!... Dışarda çocukluğumda ki gibi rengarenk ışıkları seyrediyorum yanıp sönüyorlar.. Tek fark sabaha kadar kaybolmayacaklar:)
EK 1
Bu kitabı gerçek anlamda merak edip okumak isteyenler için kitabın içeriğine dair bir şeyler yazmam gerektiğine inandım. Çünkü beni gerçek anlamda zorlayan bir kitaptı. kitabın içeriğinde şunlar mevcut; 19 şubat dersinin içeriği; bakış açısı nedir? Görüş kanı ve kanaatler arasında ki farklardan, Heidegger' in gözlem üzerine tezleri, Anlama ve hissetme ayrımı( en sevdiğim bölüm) , Nietsche nın tregedyanın ölümünden tutunda keplerin devrimi, rönesansta pozlar kesitler ...
24 şubat bölümü- sonsuz kompozisyon fikri, barok estetiğinin yansımaları, düşüncenin kurtarılması gibi Descartes'in insanın evrenin merkezine gelişi gibi konular yer almakta..
5Mart bölümü- hoşlanmanın temeli olarak kusur, zarafet, Bakış açısı görelilik, sakarlık , insanın geçikmişliği, manzara ve bireyselleşme ilkleri,
19 Mart bölümü- Freud ve Lacan'dan eksiklik olarak arzu, Spinoza'nın arzu bakış açısı, sevgi ve nefret tanımları, melodram kuramları, Affecler, tutkular, bedensel hazlar, hedonizim, Tanrı sevgisi, karşılıksız sevme...( keyif aldığım bölümler)
27 mart bölümü- Spinoza, Simmel ve Vertov birlikte düşünmek,yine Spinoza ve diğer aktörlerin ilişkisi
30 Nisan bölümü- kant'ın felsefesi ve üç eleştirisi ( karın Ağrı'sı bir bölüm) kant oldukça zor bir filozof onu anlamak ayrı bir dert:)
14 Mayıs bölümü- 17. Yy sonsuzluk ve çoğulluk anlayışı, Spinoza duyguların bölünmezliği, pasif duygular. Sade nın ekonomi politiği, sermaye yatırımı olarak haz,,, Masoch 'un Spinoza' cı projesi; Affecler ölçümü olarak mazoşist deney, Bu bölümü çok sevdim, her iki yazar okuduğum yazarlar olduğu için bunların felsefesini daha iyi anlamama neden oldu:)
21 mayıs bölümü- yine Spinoza dam yararlanılarak iktidar ve eyleme kuvveti, foucault nın hukuk modeline dayalı iktidara yönelik eleştirisi, ilkel toplumlarda devletsizlik, batı ve Doğu nun farklılıkları
28 mayıs bölümü- plotinosun ışık metafiziği, lux ve lumen , biraz film konusunda teknik boyutlara girilmiş, imgeler birincil ikincil, gothe nın renk kuramı, sinema da yüz, eisenstein yüzü parçalama gibi daha sinemanın içerisinde yer alan teknik detaylarla süslenmiş bir söyleşi niteliğinde olan ama düşünce tarihinin tüm değerli filozoflarını karşılıklı tezlerini çapraz anlatımla, daha çok Spinoza nın 17. Yay aydınlanma çağının filozofu olarak onu kavramlara getirdiği tanımlar üzerinden yol alan, oldukça içeriği derin ve keyifli çünkü Spinoza nın sokakta ki insanın bile anlayacağı Affecler inin üzerinden yanı hissedişler basit ama bir o kadar da karmaşık, önümüzde ki yaz, bilgisayarımı alıp hem tekrar dinleyip okuyup ve tekrar gözden geçireceğim, ulus bakerin öğrencilerine anlattığı derslerinin bir bölümünün kayda alınmış halidir...ilgi alanına girenlerin özelikle okuması gerekmektedir... Sanat ve arzu kitabı benim sanatı anlama kavrama kaygımla beraber kendimi felsefenin düşünce tarihinin kuramlarının içinde bulduğum bir kitaptır, ve sanat felsefesini anlamak için felsefe derslerine başladığım yanı beni başka boyutlara sürükleyen bir kitap:) okunmalı okunmalı sabırla anlamaya ve üzerinden geçip ,,, bulunduğumuz her noktayı bir başka yüksek seviyeye çıkarmaya çalışmak gibi bir şey olsa gerek ... Sanırım herkesin egoistçe ağzına aldığı Nitelik bu olsa gerek kavrama gayreti :) okuduğum en değerli kitap diyebilirim:) çünkü beynimde dolaşan bir çok şeyi yarım yamalak anlamama rağmen anlamlandırıyor olamak bile bana haz verdi diyebilirim, bol duygulanışlar yaşadım:) 29.11.16
Şimdilik yorumsuz bırakıyorum daha sonra kitabi tamamladigımda inceleyip değerlendireceğim. Böylesi daha doğru olur diye düşünüyorum. Kitabı bitirmeden yorumlamak etik değil zira.
Eğer biri başkasının ondan nefret ettiğini hayal ederse ve nefretine neden olacak hiçbir şey yapmadığına inanırsa, yani nefret edilmesi için kendisine hiçbir neden vermediğine inanırsa, kendi payına o da ondan nefret edecektir. Eğer birisi sizden nefret ediyorsa ya da bunu imgeliyorsanız (bunun tümüyle subjektif bir bakış açısı olduğuna dikkat edin) Eğer sizden nefret etmesi için ona bir neden verdiyseniz, wyani sebebinin sizde olduğuna gerçekten inanırsanız, ondan nefret EDEMEYEBİLİRSİNİZ, kendinizden nefret etmek zorunda kalırsınız!!! Ama ona sizden nefret etmesi için herhangi bir neden vermiş değilseniz, ona bir zarar vermiş değilken sizden nefret ettiğini hayal ediyorsanız, karşılığında ZORUNLU olarak ondan nefret edeceksiniz!...
Sayfa; 96-97
Bir insanla, kendi benzerim bir varlıkla karşılaşır ve benzerim olan bu varlığın herhangi bir duyguyla etkilendiğini imgelersem , bende de zorunlu olarak bu duygu türeyecektir. Bu ne demek? Herhangi bir varlığa ilişkin bir imge oluşturduğum zaman, bunun bende herhangi bir duygulanışa yol açmaması olanaksızdır demek!
Birey artık bir derecedir, bu makro sonsuz ile mikro sonsuz arasında bir derecedir ve Spinoza'ya göre bir güç derecesidir, bir kudret derecesidir, başka bir deyişle bir edimselliktir. Sonsuzca karmaşıktır, ama sonsuzca karmaşık olan başka bireylerin de parçasıdır. Spinoza'nın bunun için bulduğu Latince terim PARTES EXTRA PARTES; parçalar birbirlerinin dışında sonsuzca kompoze olurlar.
Sayfa; 44-45
Rönesans adamları çok hoş adamlardır. Çoğu delidir bunların, özelikle Kepler!.. Çok duygusal adamlardır; dine inanır gibi görünürler, aslında inanmıyorlardır. Kullandıkları bütün temalar hayata dair, ilahi temalardır. İşte İsa;Tanrı ... buna karşın bu ilahi temalara ihtiyaçları vardır.
sayfa;24
Anlamak yalnızca dünyayla ilişkimizin bir düzeyinden ibaret, Felsefede, bilimde bile böyle. İki bilim adamı karşı karşıya geldiğinde genelde birbirlerini anlamazlar ya da bir filozofla bir sanatçı birbirini anlamazlar, zorunda da değildirler zaten. Çok farklı etkilenme türleri vardır. Yani affect'ler duygulanış.

sayfa;14-15
Arzu gerçekten yaşamın temel unsuru, elemanı gibi, neredeyse özü gibi görünüyor. Kuşkusuz sanatsal üretimde, bilimsel üretim de, felsefi üretim de bunun dışında asla düşünülemez.

sayfa;14
Affect yani bir duygulanış, bir etkilenme, yaşayan varlığın canlılığının temel kanıtı gibi görünüyor. Bu saptamayı önce Spinoza'ya, sonra bildiğimiz gibi Nirtzsche'ye borçluyuz.

Sayfa; 20-21

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sanat ve Arzu
Baskı tarihi:
Aralık 2014
Sayfa sayısı:
255
ISBN:
9789750516726
Kitabın türü:
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Sanat ve Arzu, sosyal bilimler eleştirisi ile yeni bir sosyal bilim önerisini birlikte geliştiren Ulus Baker’in ODTÜ Görsel-İşitsel Sistemler Araştırma ve Üretim Merkezi’nde 1998 yılında verdiği seminer dizisinin kitaplaştırılmış hali. Ulus Baker 17. yüzyıldan başlayıp Kant’la devam eden temel modern özneleşme süreçlerini Deleuze’ün kılavuzluğunda ele alıyor. Spinoza, Descartes, Leibniz, Kant felsefelerine hep sanatla bağıntısını da gözeterek, bunlardan bir estetik çıkartılabilir mi diye bakıyor. Sonra, resimde 19. yüzyıl sonunda başlayan dönüşümleri ele alıyor; imge üretimi bakımından sinemaya eğiliyor; sinemanın anlam üretme tarzlarına odaklanıyor. Sanat ve Arzu seminerini baştan sona kat eden affect (duygulanım) kavramı aracılığıyla, resim ve film dünyalarına, esinlendirici örneklerle dolu bir keşif gezisi bizi bekliyor.


"Bilirsiniz düşünceler insanların elinden çok kolay çıkar, kullanıma açık nesnelerdir, bedavadırlar her şeyden önce. Satılan düşünceyle bakış açısı falan oluşturulamaz. Düşüncenin pazarlandığını da hepimiz biliyoruz. Artık günümüzde reklamcılar 'konsept' yaratıyorlar, Deleuze’ün söylediği gibi. Onların elinden bunu nasıl alacağız, mesele o. Bir sanatçı sanat eserini reklam olmaktan nasıl çıkaracaktır? Ya da gazete köşe yazısı düzeyinde yürütülen bazı etik ve politik tartışmaların elinden siyaset alanları nasıl kurtarılacak ve nasıl yeniden inşa edilecektir? Ya da düşüncenin kurtarılması nasıl yeniden inşa edilecektir bu ortamın içerisinde?"

Ulus Baker

Kitabı okuyanlar 7 okur

  • causa sui
  • Adsız Alkolik
  • Eren  Görkem
  • Gündüz
  • emre gülöksüz
  • Beyhude
  • NeverMore

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (2)
9
%25 (1)
8
%0
7
%25 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0