Sanatta ve Edebiyatta Eleştiri (Alman Romantizminde Sanat Eleştirisi Kavramı)

·
Okunma
·
Beğeni
·
502
Gösterim
Adı:
Sanatta ve Edebiyatta Eleştiri
Alt başlık:
Alman Romantizminde Sanat Eleştirisi Kavramı
Baskı tarihi:
Mart 2010
Sayfa sayısı:
194
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750507465
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
“Alman Romantizminde Sanat Eleştirisi Kavramı”, Benjamin’in 1919’da Bern Üniversitesi’ne sunduğu doktora tezidir. Erken romantiklerin sanat eleştirisi konusundaki görüşlerine odaklanan bu eser, eleştirel kuramın temel metinlerinden biridir ve günümüzde de pek çok çalışmaya konu olmaya devam etmektedir. Benjamin, modern eleştiri kavramının temellerini, 1800’lerin başlarında Schlegel ile Novalis’in attığına inanır. Erken romantikler, eleştiriyi başlı başına sanat eseri mertebesine yükseltirler:

Eleştiri, bir eserin yorumlanması değil, tamamlanmasıdır; beğeniye bağlı bir yargılama değil, eserdeki hakikatin açığa çıkarılmasıdır. Benjamin’in tezinde, romantizmin daha yaygın olarak bilinen geç safhaları ile erken romantikler arasındaki farkları okuyoruz: Deha kültüne ve doğa tapınısına karşılık, Kant’ın ve Aydınlanma’nın mirası olan eleştirel bir uyanıklık ve nesnellik. Sanatın, dolayısıyla eleştirinin hakikatinin bulanıklaştığı günümüzde, Benjamin bizi ikisinin de haysiyetini korumaya çağrıyor.
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
"Etkisi ne olursa olsun, ister şiirsel, ister kahince, ister nesnel, ben edebiyatı genel olarak sadece büyülü, yani araçlaştırılamaz [unmediatable] olarak kavrayabiliyorum. Evet, insana esenlik veren, en derinlerdeki doğası itibariyle felaketvari olmayan her yazma eyleminin kökeninde gizem vardır (bir kelimenin, bir dilin gizemi). Dil, sayısız form içerisinde etkili görünebilir, ama içerdiklerinin dolayımlanması yoluyla etkili olamaz; haysiyetinin ve özünün en saf biçimde açılması yoluyla etkili olabilir. Şiir ve kehanet gibi, dilin etkililiğinin başka formlarını dikkate almıyorsam dilde söylenemez olanın dil billur saflığına erişinceye dek bertaraf edilmesinin dil içerisinde ve böylece dilin içinden bir etki yaratmak için bize verilmiş ve en rahat ulaşabileceğimiz form olduğunu her defasında görmemdendir. Söylenemez olanın bertaraf edilmesi, bence gerçek anlamda nesnel, ayık bir yazma üslubuyla örtüşmektedir ve dil ile eylem arasındaki ilişkinin göstergesidir. Aynı zamanda hem nesnel hem de hat safhada politik bir üslup ve yazma biçiminde anladığım şu: sözden esirgenmiş olana götürmek. Ancak sözsüzlüğün ifade edilemez saf gücünde bu alanın açıldığı yerde, söz ile güdülenmiş eylem arasındaki büyülü kıvılcım sıçrayabilir. Orada ikisinin birliği eşit derecede etkilidir. Ancak bir sözün en derindeki sessizlik nüvesine doğru şiddetli yönelimi, hakiki anlamda etkililiğe nüfuz edebilir. Sözün, tanrısal olana, 'etkili' insan eylemlerinden daha uzak olduğuna inanmıyorum; buna bağlı olarak, kendisi ve kendi saflığı dışında, tanrısal olana götürebileceği herhangi bir yol olduğuna da inanmıyorum. Söz bir araç olarak çoğalır."
"Kendine geri dönen etkinlik yetisi, Ben'in Ben'i olma yeteneği, düşüncedir. Bu düşüncenin bizzat kendimizden başka nesnesi yoktur."
"Ben'in belirlenişi, kendisi üzerinde düşünsemesi... ancak kendisini, kendisine karşı bir Ben koyarak sınırlandırması koşuluyla olanaklıdır."
"Biçimin kendi içeriğinin biçimi olduğu ve kendi kendisine geri döndüğü özgürlük eylemine düşünseme denir."
"Sen kendinin bilincinde olduğunu söylüyorsun; sonra düşünen Ben'ini düşünce içindeki düşünülen aynı Ben'den zorunlu olarak ayırıyorsun. Bunu yapabilmen için, yine o düşüncenin içindeki düşünenin, bilincin nesnesi olabilmek için daha yüksek bir düşünmenin nesnesi olmak gerekir; ve sen böylece yeni bir özne elde ediyorsun, bu özne daha önce özbilinç olduğunun yeniden farkına varıyor. Burada yine daha önceki argümantasyona devam ediyorum; bir kez bu ilkeye göre sonuçlar çıkarmaya başladığımızda, bana orada durmamızı gerektiren hiçbir noktanın varlığını gösteremez ve kanıtlayamazsın; bundan sonra sonsuza kadar, her bilinç için nesnesi bir önceki olan yeni bir bilince gerek duyarız ve böylece gerçek bir bilincin varlığını kabul edebileceğimiz noktaya hiçbir zaman gelemeyiz."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sanatta ve Edebiyatta Eleştiri
Alt başlık:
Alman Romantizminde Sanat Eleştirisi Kavramı
Baskı tarihi:
Mart 2010
Sayfa sayısı:
194
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750507465
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınevi
“Alman Romantizminde Sanat Eleştirisi Kavramı”, Benjamin’in 1919’da Bern Üniversitesi’ne sunduğu doktora tezidir. Erken romantiklerin sanat eleştirisi konusundaki görüşlerine odaklanan bu eser, eleştirel kuramın temel metinlerinden biridir ve günümüzde de pek çok çalışmaya konu olmaya devam etmektedir. Benjamin, modern eleştiri kavramının temellerini, 1800’lerin başlarında Schlegel ile Novalis’in attığına inanır. Erken romantikler, eleştiriyi başlı başına sanat eseri mertebesine yükseltirler:

Eleştiri, bir eserin yorumlanması değil, tamamlanmasıdır; beğeniye bağlı bir yargılama değil, eserdeki hakikatin açığa çıkarılmasıdır. Benjamin’in tezinde, romantizmin daha yaygın olarak bilinen geç safhaları ile erken romantikler arasındaki farkları okuyoruz: Deha kültüne ve doğa tapınısına karşılık, Kant’ın ve Aydınlanma’nın mirası olan eleştirel bir uyanıklık ve nesnellik. Sanatın, dolayısıyla eleştirinin hakikatinin bulanıklaştığı günümüzde, Benjamin bizi ikisinin de haysiyetini korumaya çağrıyor.

Kitabı okuyanlar 2 okur

  • indéfini
  • y.

Kitap istatistikleri