Sanayi Toplumu ve Geleceği (Manifesto)Ted Kaczynski

·
Okunma
·
Beğeni
·
197
Gösterim
Adı:
Sanayi Toplumu ve Geleceği
Alt başlık:
Manifesto
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757005339
Orijinal adı:
Industrial Society and Its Future
Çeviri:
Kollektif
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kaos Yayınları
Endüstriyel teknolojik sisteme cepheden bir reddiye niteliği taşıyan bu Manifesto, gezegenimizi felakete sürükleyen teknolojik uygarlığın insan üzerindeki tahribatını da bütün boyutlarıyla ortaya koymaktadır. Yaygın ve ciddî psikolojik sorunlar üreten endüstriyel teknolojik sistemin, kişinin özgüveni için vazgeçilmez olan "güç sürecinden" geçişi önünde teşkil ettiği engelleri de bir bir gösterir.
Teknolojinin entegre bir sistem olduğunu söyleyen Ted Kaczynski, onun iyi yanı ile kötü yanının birbirinden ayrılamayacağını önemle vurgular. İlerlemeci zihniyetle algısı sakatlanmış insanın, ürkütücü geleceğini gözler önüne sererken, bize şöyle seslenir:
"Eğer devlet babanın hayatınıza şu anda fazla karıştığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz; siz asıl, devlet çocuklarınızın genetik yapısını düzenlemeye başladığında olacakları görün. Kontrolsüz genetik mühendisliğinin sonuçları bir felaket olabileceğinden, insanoğluna yönelik genetik mühendisliğine girişi, kaçınılmaz olarak bu tür bir düzenleme izleyecektir."
“İnsanlığın yararı” açıklaması da diğerinden daha iyi değil. Bazı bilimsel çalışmaların, insanlığın iyiliği ile akla yakın hiçbir ilgisi yoktur. Örneğin, arkeoloji ve karşılaştırmalı dilbilimi çalışmalarının çoğu böyledir.

Kendisi de dilbilimci yardımıyla yakalanan Unabomber 'ın manifestosu. Özellikle tüm dünya solcuları (veya değişken haliyle liberalleri) bu manifestodan dolayı hala adamdan nefret etmekte.

Şahsen ben her zaman Unabomber 'ı bireyci-anarşist bir hareket görmüşümdür. Çünkü bireyci-anarşizmin sonucunda yeşil harekete varıyorsun. Ayrıca genel olarak sevdiği şey doğa değil, doğal hal durumu. Eleştirileri endüstri ve modern dünya teknolojisi üzerineyken asıl nefreti toplumun elementlerini yok eden suç işleyicilere karşı.

Belki 20. yüzyılda fiziki-eylemsel etkisi çok az olsa da fikirsel alanda -özellikle devletin ve toplumun birey üstündeki kontrolü üstüne- birçok insana ilham olmuş bir manifesto.
“Kendinden emin olmak”, “kendine güven”, “öncelik”, “girişim”, “iyimserlik” vb. gibi kelimeler liberal ve solcu sözcük dağarcığında çok küçük yer alır. Solcu, bireycilik karşıtı, kollektivist taraftarıdır. O, toplumun, herkesin problemini çözmesini, herkesin ihtiyaçlarını karşılamasını, onlara bakmasını ister. Kendi problemlerini çözebilme ve kendi ihtiyaçlarını karşılayabilme yetisine güvenebilen biri değildir. Solcu, rekabet kavramına muhaliftir çünkü içten içe kendini yenilmiş gibi hisseder.
Özgürlük, güç sahibi olmak demektir; diğer insanları kontrol etmek için değil, ancak kendi yaşamının koşullarını kontrol etmeye yarayan güç. Biri (özellikle de büyük bir kuruluş) kişinin üzerinde bir güce sahipse, bu güç ne kadar iyi niyetli, hoşgörülü ve müsaadeci olursa olsun kişi özgür değildir. Özgürlüğü, tam bir kabullenişle karıştırmamak önemlidir.
Benzer şekilde, SSCB’de komünizm çöküşünden önce, Batı’daki solcular bu ülkeyi çok az eleştirirlerdi. Eğer SSCB’nin pek çok yanlış yaptığını kabul etmek zorunda kalırlarsa,hemen komünistler için mazeretler bulmaya ve Batı’nın hatalarından bahsetmeye başlarlardı. Batı’nın komünistlerin saldırganlığına askeri yollarla direnmesine hep karşı çıktılar. Dünyadaki tüm solcular, Amerika’nın Vietnam’da yaptığı askeri harekatı ateşli bir şekilde protesto ettiler, ama SSCB, Afganistan’ı işgal ettiğinde hiçbir şey yapmadılar. Sovyetleri onayladıklarından değil, solcu inançlarından dolayı, komünizme karşı çıkmayı kendilerine yediremediler. Bugün, “siyasi dürsütlüğün (pc)” egemen olduğu üniversitelerimizde, akademik özgürlüğün kısıtlanmasını içten içe onaylamayan, ama yine de sesini çıkarmayan muhtemelen pek çok solcu vardır.
Bu, yapay etkinlikleri ayırt etmek için temel kuraldır. X amacına ulaşmak için çok zamanını ve enerjisini adayan bir kişiyi düşünerek, kendinize şu soruyu sorun: Eğer bu kişi, zamanının ve enerjisinin çoğunu biyolojik gereksinimlerini karşılamaya harcamak zorunda kalsaydı ve bu çaba da onun fiziksel ve zihinsel yeteneklerini değişik ve ilginç bir biçimde kullanmasını gerektirseydi, bu kişi X amacına ulaşmadığı için kendini bir şeyden yoksun hisseder miydi? Eğer cevap hayırsa bu kişinin X amacına ulaşmaya çabalaması bir yapay etkinliktir. Hirohito’nun deniz biyolojisi konusundaki çalışmaları açıkça bir yapay etkinlikti; çünkü, Hirohito, yaşamsal gereklilikleri elde etmek için zamanını bilim dışı ilginç işlere harcamak zorunda kalsaydı, deniz hayvanlarının anatomileri ve yaşam döngüleri üstüne her şeyi bilmediği için kendisini bundan yoksun hissetmezdi; bu açık. Ancak, aşk ve cinsellik arayışı bir yapay etkinlik değildir, çünkü çoğu kişi, yaşamı diğer yönlerden tatmin edici olsa bile, karşı cinsin bir üyesiyle hiçbir ilişkiye giremediğinde bunun eksikliğini hisseder.
Kadınlar, kariyer sahibi olmaya teşvik edilir çünkü yetenekleri sistem için yararlıdır ve daha önemlisi düzenli iş sahibi olmakla kadınlar sistemle daha iyi bütünleşir ve ona ailelerine olduğundan daha çok bağlanırlar. Bu durum, aile dayanışmasını zayıflatır. (Sistemin liderleri aileyi güçlendirmek istediklerini söylerler ama asıl kastettikleri, çocukların sistemin ihtiyaçları doğrultusunda toplumsallaşmalarında ailenin etkili bir alet olmasını istememeleridir.) Belirttiğimiz gibi sistem ailenin ya da diğer küçük çaplı sosyal grupların güçlenmesini ya da özerkleşmesini göze alamaz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sanayi Toplumu ve Geleceği
Alt başlık:
Manifesto
Baskı tarihi:
Nisan 2013
Sayfa sayısı:
112
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789757005339
Orijinal adı:
Industrial Society and Its Future
Çeviri:
Kollektif
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kaos Yayınları
Endüstriyel teknolojik sisteme cepheden bir reddiye niteliği taşıyan bu Manifesto, gezegenimizi felakete sürükleyen teknolojik uygarlığın insan üzerindeki tahribatını da bütün boyutlarıyla ortaya koymaktadır. Yaygın ve ciddî psikolojik sorunlar üreten endüstriyel teknolojik sistemin, kişinin özgüveni için vazgeçilmez olan "güç sürecinden" geçişi önünde teşkil ettiği engelleri de bir bir gösterir.
Teknolojinin entegre bir sistem olduğunu söyleyen Ted Kaczynski, onun iyi yanı ile kötü yanının birbirinden ayrılamayacağını önemle vurgular. İlerlemeci zihniyetle algısı sakatlanmış insanın, ürkütücü geleceğini gözler önüne sererken, bize şöyle seslenir:
"Eğer devlet babanın hayatınıza şu anda fazla karıştığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz; siz asıl, devlet çocuklarınızın genetik yapısını düzenlemeye başladığında olacakları görün. Kontrolsüz genetik mühendisliğinin sonuçları bir felaket olabileceğinden, insanoğluna yönelik genetik mühendisliğine girişi, kaçınılmaz olarak bu tür bir düzenleme izleyecektir."

Kitabı okuyanlar 3 okur

  • gregor samsa
  • Erim Asya
  • Del the Funky

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%50 (1)
9
%50 (1)
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0