Yazarın okuduğum ilk kitabı çok beğenmesemde güzel ve akıcı bir kitap. Konuya gelirsek gençlik dönemini yaşayan jean ile olgunluk dönemini yaşayan funny’nin aşkı. Jean’ın aşka dair iç çatışmaları dönem fransasının yozlaşmışlığı kitapta güzel işlenmiş. İlişkilerdeki yaş farkının özellikle kadın büyükse, kadının geçmişinin henüz hayatta pişmemiş bir delikanlı üzerinde nasıl etkiler bırakabileceği özellikle bu kadın funny gibi bir kadınsa (nasıl bir kadın olduğunu öğrenmek için kitabı okumanız lazım). Ve tam tersi orta yaşlı bir kadının genç aşığı belki son aşığı olmasındaki beklenti ve çabaları oldukça iyi bahsedilmiş kitapta. Sonuç olarak Fransız edebiyatı seviyorsanız okumanızı tavsiye ederim.
Sağlıcakla kalın kitapla kalın
Konuyu tabi genel hatları ile anlıyoruz ama gerçekten değmez okumaya. Hiç beğenmedim isimler bazen bağlantılar karışık geldi. Duyguları güzel ifade edememiş. Güzel ifadelerden yoksun. Stefan Zweigin kısacık romanlarında bile oyle vurucu hikayeler ve sözler var ki bu kitap onların yanında gerçekten degersizlesiyor zaman kaybetmeye değmez. Oldukça güzel kitaplar var aynı seriden
Önerebileceklerim
Rüzgar gibi geçti
İnsanlar yaşadıkça
SaphoAlphonse Daudet · Hayat Yayınları · 1969505 okunma
Kitabı bitirdiğim de “vay be” dedim çünkü böylesi bir son beklemiyordum . Paris’te geçen klasik bir aşk hikayesinin iniş çıkışları ailevi durumlar çok fazla esi sevgili ve dürüst bir genç …
Merhaba!
Geçenlerde yeni bir yazarla tanışma şansım oldu. Kitap oldukça dikkatimi çekmişti ve sonunda okudum. Sizinle paylaşmak istedim.
Konsolosluk sınavlarına hazırlanmak için taşradan Paris'e gelen Jean, sanatçıların toplandığı bir maskeli baloya katılır.. Baloda kendisinden yaşça epey büyük Fanny Legrand ile tanışır.. Kadına karşı koyamaz ve flört etmeye başlar.
Fakat istediği zaman ayrilabileceğini düşündüğü bu ilişki gün geçtikçe bir alışkanlığa dönüşür..
Fanny'nin, hayran olduğu sanatçıların çoğunun eski sevgilisi olduğunu öğrendiğinde yine de ilişkiye devam eder. Çünkü Fanny psikolojik olarak ona baskı kurar ve onu terkederse intihar edeceğini söyler.
Jean, saplantılı ve korkulu bir şekilde devam ederken beklenmedik bir ayrılıkla derinden sarsılır...
Kitapta bir ilişkiyi çok farklı yönlerden ele almış yazar.
Birçok psikolojik tahlil var aslında.
Jean taşradan yeni gelmiş toy birisi iken, Fanny ise hovarda bir kadındı ve onu elinde oynatabiliyordu. Kim haklı diye düşünmeden okudum. Ama bir yandan Jean 'a üzülmedim de değil.
Kitap gayet sürükleyici olmakla beraber beni hiç sıkmadı. Okuma listenize eklemenizi tavsiye ederim. İyi okumalar
Sapho, dönemin Fransa'sında kadın erkek ilişkilerini psikolojik ve sosyolojik olarak ele alıyor ve bu anlamda dönem ile ilgili pek çok bilgi veriyor.Okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.İnsan ilişkileri açısından değerli bir eser.Dili ve çevirisi de güzel, tavsiye ederim.
SaphoAlphonse Daudet · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2017505 okunma
Sapho, bana Kamelyalı Kadın'ı hatırlattı. Bu benzerliğin sebebi kadının yaşadığı metres hayatı ve bu hayatı kabullenerek onunla aşk yaşama cesareti gösteren erkek elbette. Her iki kitap da bu konu üzerine yazılmış olsa da birbirinden çok farklı. Kamelyalı Kadın'da çok daha temiz ve masum bir aşk okurken, Sapho'da çok daha hastalıklı bir ilişki gördüm. Aşktan ziyade kötü, zararlı bir bağımlılıktı. Her iki tarafı da yiyip bitirdiği halde ve taraflar bunun farkında oldukları halde bağımlılıklarından bir türlü vazgeçemiyorlar. Onca acı, keder, üzüntüden sonra kadın nihayet anlıyor sevmenin kendisine verdiği zararı. Biraz da sevilmek istediğini söylüyor. Bence en etkileyici olan da buydu.
Kitabın anlatımını da biraz karışık bulduğumu söyleyeyim. Okurken kolay akmayan, kafa karıştıran bir dil vardı.
SaphoAlphonse Daudet · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2017505 okunma
Yazarın okuduğum ikinci kitabı Sapho... Atatürk'ün günlüğünde bu kitaptan bahsettiği satırların olduğu söyleniyor. Kitap, yazarın gerçekte Marie Rieu ile yaşadığı aşktan izler taşıyor. Daudet oğluna yirmili yaşlarına geldiğinde bu kitabını okumasını vasiyet ediyor. Konusuna gelecek olursam, kırk yaşındaki feleğin çemberinden geçmiş Paris'in elit kadını Fanny ve toy bir köy çocuğu olan yirmi bir yaşındaki Jean arasındaki aşkı anlatıyor. Beş yıl süren beraberlik bir kurtuluş aramak için (tek taraflı) yolları ayırıyor. Aşk zamanla alışkanlığa dönüşüyor. Alışkanlık, ardındaki herkesi silen bir bağlılığı ve geleceği yeniden bir kadın uğruna inşa ediyor. Ne yazık ki kadın gururu son anda kendini gösteriyor. Yazarın oğluna vermek istediği mesaj için bu kitabı yazmış olması etkiledi. Sonunda bir pürüz olacağını az çok tahmin ediyorsunuz. Sıradışı olay örgüsü olmasa da kitap gayet akıcı, açık ve anlaşılırdı. Aşkın insanı yıprattığını, severek ölmektense sevilerek yaşamanın daha cazip geldiğini gözler önüne seriyor. Keyifli okumalar.
Bu kitabı Can Dündar’ın “Yükselen Bir Deniz” adlı kitabından keşfetmiştim. Atatürk’ün bir gece bu kitabı okuyup, “Türk kadınları neden böyle özgür olmasın?” düşüncesinin şekillendiğini anlatıyordu. Tabi bu yüzden bende inanılmaz bir merakla başladım kitaba. Kitabın ilk 100 sayfası hiç sarmadı beni, yani kitap elimde süründü de süründü. Daha sonraki sayfalarında girebildim romanın içine. İşte o zaman anladım kitabın alttan vermek istediği şeyleri. Böylelikle sevdim kitabı, biraz. Toplumun dayattığı “namus” “evlilik” konularına ince bir eleştiri niteliğinde.
Bir kadının, eski sevgilileri olduğu için ona namussuz gözüyle bakılan, el değmemiş bir kadınla evlenmenin gerek ve doğru göründüğü bir Paris yaşantışını anlatıyor sevgili Daudet. Ve tabi ki “doğru” ve “arzusu” arasında kalmış genç bir adamın tarafından okuyoruz anlatılanları. Karakterler iyi ve kötü taraflarıyla olduğu gibi, zıtlıklarla verilmiş.
Herkes okumalı mı, bilemem. Ama ben bu kitabı okurken, ucundan da olsa Atatürk’ün düşüncelerine girebilmiş hissettim kendimi ve büyük bir tatmin duygusu yaşadım. Bu durum olmasa elime alıp okuyacağım bir kitap değil aslında. Bu yüzden bu kitapla ilgili düşüncelerimi “nötr” olarak bırakmak istiyorum...
SaphoAlphonse Daudet · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2017505 okunma
Klasik Fransız Edebiyatı okumayalı uzun zaman olmuştu. Bilirsiniz ki uçsuz bucaksız hayal gücü ile yazılan betimlemelerin kalbidir Fransız Edebiyatı. İçerisinde kaybolacağınız salon tasvirleri, gri
Genç Jean Gaussin maskeli bir baloda Fanny Legrand ile tanışır.Jean Gaussin'in kariyer planlarında Fanny Legrand gibi biriyle aşk yaşamak yoktur elbette başlangıçta.
Fanny Legrand, Jean Gaussin'in hayranlık duyduğu sanatçılara eşlik eden, hatta kimi sanatçının ilham perisi olan seçkin bir fahişedir.Fanny Legrand'ın cazibesi o kadar güçlüdür ki Gaussin karşı koyamaz Fanny'e.
Zaman zaman öfke duyar, tiksinir kurtulmak ister Fanny'den.Ancak her seferinde geri döner, yaşıtı bir kızla tanışıp aşık oluncaya değin.
Alfonse Daudet'in yaşamından izler taşıyan Sapho'yu çok beğendim.Aşkın doğası üzerine okuduğum en güzel kitaplardandı.
Okurken, aklıma sık sık Atıf Yılmaz'ın Dağınık Yatak'ı ve unutulmaz karakteri Benli Meryem geldi.
Alphonse Daudet (13 Mayıs 1840 - 17 Aralık 1897), Fransız yazar.
Naturalizm akımının temsilcisidir. Sapho, Değirmenimden Mektuplar eserleriyle ünlüdür. Ayrıca Jack diye ünlü bir dünya klasiği vardır. İyi bir eğitim aldıktan sonra Alais Koleji'nde "etüt denetleyicisi" olarak görev yaptı. Edebiyat alanında çalışmalar yapmak üzere Paris'e gitti. İlk defa "Les Amoureuses (Aşık Kadınlar)" (1858) adlı şiir kitabıyla tanındı. Değirmenimden Mektuplar kitabıyla adını dünyaya duyurmayı başardı.
Alphonse Daudet, Nimes'de bir tüccar ailenin çocuğuydu. Oldukça avare bir gençlik döneminden sonra ailenin iflâsı üzerine on beş yaşında öğrenimini yarıda bırakmak zorunda kaldı. Paris'te kendi halinde bir gazeteci olan ağabeyi Ernest'in yanına gitti. Ertesi yıl (1858), yayımladığı bir şiir derlemesinde Aşık Kadınlar, onu edebiyat çevrelerine tanıttı. Asıl başarıya, güneydeki gençliğinin ve başkente gelişinin hikâyesi olan Küçük Şey (1868) ve özellikle Provence yöresini sade bir dille canlandıran eğlendirici masallar derlemesi olan Değirmenimden Mektuplar (1869) ile kavuştu. Taraskon'lu Tartarin, Tartarin Alpler'de, Taraskon Savunması ve Taraskon Limanı ile, Daudet muziplik ve canlılık dolu bir küçük taşra dünyası yaratmıştır. Böylelikle, karikatüre yakın gülünç bir güney folklorunun doğmasına katkıda bulunmuş oldu. Alfonse Daudet daha sonra 1897 senesinde öldü.