·
Okunma
·
Beğeni
·
227
Gösterim
Adı:
Saraybosna Marlborosu
Baskı tarihi:
30 Temmuz 2019
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058088122
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kutu Yayınları
Baskılar:
Saraybosna Marlborosu
Sarajevo Marlboro
Saraybosna'yı ve savaşı anlatan kitaplar arasında Saraybosna Marlborosu şüphesiz ki apayrı bir yer tutuyor. Aynı zamanda şair olan Yergoviç, savaş en acı şekilde devam ederken Saraybosna'da kalmayı tercih eden Bosnalı bir Hırvat. Kentteki Boşnakların, Hırvatların ve Sırpların kaderini duygu sömürüsünden uzak fakat insani bir üslupla ele alan öyküler, savaşın yarattığı travmalar ve her şeye rağmen devam eden neşeli anlar ile okurun zihnine kazınıyor. World Literature Today (1989-2014) tarafından dünyaya ilham veren 25 kitaptan biri olarak takdir edilen bu muhteşem öykü seçkisi, ünlü Türkolog Prof. Dr. Ekrem Çauşeviç'in sunuşuyla Özge Deniz tarafından Hırvatça aslından Türkçeye çevrildi.

"Her iyi savaş kitabı gibi, Saraybosna Marlborosu da savaş hakkında değil, hayat hakkında bir eser. Yergoviç, olağanüstü bir yeteneğe sahip. Öyle ki, kuşatma altındaki insanlar dokunaklı bir olgunlukla karşımıza çıkıyor. Ve bir şey daha: Elinizdeki bu kitap, günümüzde oldukça yaygın olan duygu sömürüsü edebiyatına ait değildir. Saraybosna Marlborosu, hayatın kıymetini bilenlerin kitabıdır." - Aleksandar Hemon

"Kuşaklar arası bir destan niteliğinde olan bu eser, tarihin sıradan insanlara nüfuz ettiği bir Balkan yolculuğunun küçük dünyasını anlatıyor." - New Yorker

"Şairane ve dokunaklı... Bosna hakkında yazılmış birçok kitap içinde bu öykü seçkisi belki de en iyisi." - Slavenka Drakuliç

"Yergoviç, olağanüstü bir hikâye anlatıcısı." Karl-Markus Gauß, Die Zeit

"Yergoviç'in öyküleri, söylenmemiş sözcüklerin muazzam gücünden ortaya çıkıyor." - Scotland on Sunday

"Görkemli bir yazar." - Der Spiegel
172 syf.
Kitabı sipariş verdiğim zaman şunları yazmıştım:
Bu, 2001 yılında basılmış, baskısı tükenmiş bir roman. Epeydir İletişim Yayınları'nın merkezi başta olmak üzere arıyordum. Bulamadım. İngilizce ekitabı vardı :)) Oğluma tercüme ettirsem mi diye düşündüm :))
Sonunda mecburen Nadir Kitap'tan aldım. Çok pahalı idi,
75 liradan 50'ye düşürebildim :)
Saraybosna kuşatmasını en iyi anlatan romanlardan biri imiş.
Miljenko Jergovic adlı, Bosnalı Hırvat bir yazarın romanı imiş."

Kitap bir roman değil, öncelikle bunu söyleyeyim. Hikayeler, anlatılar var içinde. Hemen hepsi Bosna Savaşı yıllarına dair. Ancak beklentim hepsinin Saraybosna kuşatmasıyla ilgili olacağını düşünmüştüm. Yayınevinin sunuşta yazdığı şey de doğru değil sanırım; yazar için kuşatma sırasında Müslümanlara destek olmak için şehirde kaldığını yazmışlar ancak anladığım kadarıyla Zagreb'e gitmiş.

Genel anlamda başarıılı bir kalemin elinden çıktığı belli. Jergoviç iyi bir yazarmış zaten. Bosna ve Balkanlara ilgi duyanlar için ideal bir eser diyebilirim.
192 syf.
·14 günde·Beğendi·7/10
Kitap, Bosna Savaşında yaşananların, savaşın 3 insan cephesi olan Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplar açısından çeşitli imgeler üzerinden anlatılmasına dayanmakta. Bunu yaparken yazar, insanların çektiği acıları göz önüne almış ve mümkün olduğunca duygu sömürüsünden kaçınmış, ki kitabı değerli kılan en önemli unsur bu bence. Yani yaşananlara dikkat çekerken bunu bir nevi şov haline getirmiyor. öte yandan konsept çok başarılı olmasına rağmen daha sürükleyici, daha dikkat çekici olabilirdi.
Farklı bir anlatım tarzı olan kitabın en önemli yanı ise savaşı değil, hayatı anlatıyor olması.
192 syf.
KAKTÜS

...

Kaktüsü, odamda kısmen güneş alan bir yere, Aziz Vlas biblosunun ve şans getiren ortası delikli bir taşın yanına yerleştirdim. Birkaç ay sonra, Hırvatistan’daki savaş patlak verdi. Şpegely’in filmi, Plitviçe, Borovo Selo...
Onu düzenli olarak her beş günde bir suladım ve yerinden oynatmamaya özen gösterdim. Vaktizamanında anneannem bana kaktüslerin yerinin değiştirilemeyeceğini söylemişti. Onlar yalnızca tek bir yerde olabilirdi. O yerin nasıl olduğu veya en güzel yer olup olmadığı çok da önemli değildi, o yerin onlara ait olmasıydı mühim olan. O kaktüsün üzerine titredim ve ona karşı hiçbir hatam olmamış olmamasına ben bile hayret ettim.
Tıpkı hevesli tezgâhtarların önemli günler öncesinde çıkarıp sunduğu o küçük, sempatik hediyeler gibi telef olmak yerine kaktüs büyümeye başladı. Dikenleri uzadı, tıpkı küçük bir kirpi kadar narindi. Şişmanladı. Güneşi, ardından yavaşça zorlamaya başladı. Artık bir çocuğun baş parmağı kadar değildi. Kız arkadaşım odaya geldiğinde ise kaktüsün benim ihmalkârlığımda boğulmadığına sevindi.
- Sana benzemeye başlamış.
- Kaktüs mü?
- Yani, sana benzemek denemez, daha çok bedeninin bir parçası olmuş gibi.
Kabul ediyorum ki bu durumu fark etmemiştim ancak bunu bana söylemesinin ardından kaktüse bu gözle bakmaya başladım. Kaktüs, hayatımızın küçük, neşeli bir ayrıntısı hâline gelmişti. Etrafındaki bütün sevgiyi hatıramızda yer etmeye değer hâle getiren bir ayrıntı.
Vukovar’ın harap edildiği o günlerde, kapının ardında âdeta buzdan bir nefes hissettim. Hayat, hakkında bildiğimden çok daha farklı bir mesele hâline gelmişti. Yaşamak, artık ciddi bir müessese. Yapılan her hatanın kadere ait olabileceğini hissettim ama yine de bunun nasıl ya da neden olduğunu kafamda berraklaştıramıyordum.
1992 martının son günlerinde kız arkadaşım şehri terk etti. Tıpkı bir geziye gidermişçesine… Vedasız.
Nisan ayının ilk günlerinde bodrum katına taşındım. Elma ağacının üstüne bir havan topu isabet etti. Pencerelere ateş ettiler, gardırobun yanındaki şifonyerin eski Avusturya modeli aynasını, pirinç tanesinden küçük şarapnel parçaları paramparça etti. Cam, âdeta dünya haritasının üzerindeki meridyen çizgilerine dönüştü. Telefonlar hâlâ çalışıyordu, ona bunları anlatmaya çalıştım. Anlamadı. Muhtemelen bunların bir kısmını kafamda kurduğumu düşündü.
Her beş günde bir üst kata çıkıp kaktüsü suladım. Artık yüzü Çetnik mevzilerine dönüktü. Ürkekçe güneşe doğru baktım ve baktığım her anda bir kurşun bekledim. Aşağısı sıcak, nemli ve sıkış tıkıştı. Etraf çürük patates kokuyordu. Gözlerimi ise kömür tozu yakıyordu. Muhtemelen ana rahminde de durum bundan iyi değildi.
O, ölümün yalnızca Saraybosna’da olduğunu zannediyordu. Tamamen uzaklaşmış ve acınacak bir hâle gelmişti. Bana Yeni Zelanda’ya gitmek isteyip istemediğimi sordu. Sorusunu; bodrum katında olduğumu, o ülkenin bana hayli uzak olduğunu ve bilhassa o ülkede nasıl mutlu olabileceğimi bilmediğimi söyleyerek yanıtladım. Kaktüsü hiçbir zaman sormadı. Ben de hatırlatmak istemedim.
İnsanlar, karanlıkta yalnız kaldıklarında değişirler. Bu süreç, duygudan yoksun gelişir. Sabahleyin yatağına güzelce uzanmış bir adamın, akşamına saçlarına aklar düşmüş bir şekilde uyandığı bir hikâye biliyorum. Rüyasında ne gördüğünü söyleyecek tek bir kişi bile yok. O günlerde kışa karşı ümitsiz bir korku besliyordum.
Bir sabah, o beşinci gün, evdeki tüm sular donmuştu. Tam o anda aklıma kaktüslerin kışa dayanamadığı geldi. Kaktüsü aldım ve aşağı getirdim. Bodrum katına, kömür tozu yaktığımız sobanın tam karşısına. Ne çok yakın ne çok uzak. Tıpkı düşündüğüm gibi hem insanlara hem de kaktüslere uyan bir yerdi.
Bir sonraki gün kaktüsü, saksının kenarında uzanmış olarak buldum. Ne hâlde mi? Tepetaklak, sanki güneş aşağıda bir yerlerdeymiş gibi... Onu son kez suluyordum, yolun sonunda olmamıza rağmen.
Savaş, bana asabiyeti ve yapay bir dinginlik duygusunu miras bıraktı. Ne zaman biri beni sarsacak bir şeylerden bahsetse, içimde bir yerde tıpkı gürültüyü kesen teyp kayıtları gibi kırmızı bir ışık yanar ve ben hiçbir şey hissetmemeye başlarım. Ancak o kaktüsü düşündüğümde, işte o zaman hiçbir şey yardım edemez bana. Kaktüs, üzüntünün ufak bir tezahürü gibi… Görünüşte tehlikesiz, tıpkı Çingene kadınların sattığı acı bademler gibi. Vaktiyle insanlar, atlar ayakta ölür, diye üzülürlermiş. Beni ise kaktüslerin, Goethe’nin şiirindeki o çocuk gibi takatten düşmesi kederlendirir. Çok da önemli değil, yalnızca hayatta detayları korumamız gerektiğine dair bir uyarı. Geride başka bir şey de yok.

S:32-35
Mayısın ikisinde gökten gelen gürültüler şehrin her tarafından duyulabiliyordu. Bombardıman öğle üzeri başladı. Şehirde hızlı bir tur attıktan ve arabayı park yerine bıraktıktan sonra, savaş öncesi son Coca Cola'mı içtim ve sonra bir yerde bir mahzene girdim.
(...)
İlk başta o bütün gün ve gece süren bombalama çılgınlığından evimin ve arabamın kurtulmasının imkansız olduğunu düşündüm. Fakat zaman geçtikçe aslında hiç bir şeyin kurtulmamış olduğunu anlamaya başladım; sadece ayrılığın son anı ertelenmişti.
Miljenko Jergovic
Sayfa 31 - İletişim Yayınları
Savaş patlak verdiğinde İzet, Vraca'da oturuyordu. Bırakın oradan sıvışmayı, gözünü kırpmaya bile fırsat bulamadan, evinin önünde bir Çetnik çetesi belirdi. Komşusu Spasoje hemen İzet'i işaret etti. Çok üzücü bir görüntüydü. Önceki güne kadar birlikte rakija içmişlerdi. Spasoje altın kadar iyi ve su tabancası kadar zararsızdı. Fakat o gün, belinde parlayan bir bıçakla siyah bir üniforma giymişti, sakalı da sanki tezekle gübrelenmişçesine bir gecede uzamış gibi görünüyordu.
Miljenko Jergovic
Sayfa 100 - İletişim Yayınları
Savaş bana coşkularımı, heyecanlarımı ve öfkelerimi yapay olarak nasıl sakinleştireceğimi öğretti.
Miljenko Jergovic
Sayfa 22 - İletişim Yayınları
“Veda dediğin yavaşça gelmeliydi, her zerremde hissetmeliydim, ta ki bu şehirde, ölmüş ve bedenleri parçalanmış insanlar, tahrip edilmiş binalar ve unutulmuş bir çocukluk dışında, bana ait hiçbir şeyin kalmadığını hissedene kadar.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Saraybosna Marlborosu
Baskı tarihi:
30 Temmuz 2019
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786058088122
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kutu Yayınları
Baskılar:
Saraybosna Marlborosu
Sarajevo Marlboro
Saraybosna'yı ve savaşı anlatan kitaplar arasında Saraybosna Marlborosu şüphesiz ki apayrı bir yer tutuyor. Aynı zamanda şair olan Yergoviç, savaş en acı şekilde devam ederken Saraybosna'da kalmayı tercih eden Bosnalı bir Hırvat. Kentteki Boşnakların, Hırvatların ve Sırpların kaderini duygu sömürüsünden uzak fakat insani bir üslupla ele alan öyküler, savaşın yarattığı travmalar ve her şeye rağmen devam eden neşeli anlar ile okurun zihnine kazınıyor. World Literature Today (1989-2014) tarafından dünyaya ilham veren 25 kitaptan biri olarak takdir edilen bu muhteşem öykü seçkisi, ünlü Türkolog Prof. Dr. Ekrem Çauşeviç'in sunuşuyla Özge Deniz tarafından Hırvatça aslından Türkçeye çevrildi.

"Her iyi savaş kitabı gibi, Saraybosna Marlborosu da savaş hakkında değil, hayat hakkında bir eser. Yergoviç, olağanüstü bir yeteneğe sahip. Öyle ki, kuşatma altındaki insanlar dokunaklı bir olgunlukla karşımıza çıkıyor. Ve bir şey daha: Elinizdeki bu kitap, günümüzde oldukça yaygın olan duygu sömürüsü edebiyatına ait değildir. Saraybosna Marlborosu, hayatın kıymetini bilenlerin kitabıdır." - Aleksandar Hemon

"Kuşaklar arası bir destan niteliğinde olan bu eser, tarihin sıradan insanlara nüfuz ettiği bir Balkan yolculuğunun küçük dünyasını anlatıyor." - New Yorker

"Şairane ve dokunaklı... Bosna hakkında yazılmış birçok kitap içinde bu öykü seçkisi belki de en iyisi." - Slavenka Drakuliç

"Yergoviç, olağanüstü bir hikâye anlatıcısı." Karl-Markus Gauß, Die Zeit

"Yergoviç'in öyküleri, söylenmemiş sözcüklerin muazzam gücünden ortaya çıkıyor." - Scotland on Sunday

"Görkemli bir yazar." - Der Spiegel

Kitabı okuyanlar 10 okur

  • BETÜL GKDMR
  • Selvihan Sezgin
  • nesrin kaya
  • Şeyda
  • İlke Sarı
  • OkurYasemin
  • Tek Umut Barış
  • Rukiye Ekinci

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%12.5 (1)
9
%0
8
%12.5 (1)
7
%37.5 (3)
6
%12.5 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0