Sarayın Sırp Gelini

·
Okunma
·
Beğeni
·
19
Gösterim
Adı:
Sarayın Sırp Gelini
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053423829
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akçağ Yayınları
Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)

Âdem, Mısır taraflarından getirilmiş güçlü bir zenciydi. Biçare, Müslüman topraklarda zulüm yasak olduğu için, memleketinden alındıktan sonra, Memlûklu sınırında hadım edilmişti. Zavallı, her anlatışında hem utanır, hem de, “Nasıl bir fetva ise; tövbe hâşâ, sınırın öbür tarafında Allah yok mu ki?" derdi.

Cellâdın üçü sıkıca tuttu, dördüncüsü kirişi doladı boynuna, iki ucundan bütün gücüyle çekti. Beyaz teni önce kızardı, sonra morardı, zavallının gözleri neredeyse yerinden fırladı. Çok uzun sürmedi işleri. Yığıldı kaldı, önce kucaklarına, sonra da geldiği yere, toprağa… Çoğu insanın, hiç gitmeyeceğini sandığı toprağa…

Timur konuşurken, Emir Sultan onu inceliyordu. Anlamıştı perişanlığını da, pişmanlığını da… Bayezid’den çok hırslı olduğunu da… Hem duruşu, hem sözleri, ruh hâlini ele veriyordu. Tahmininde yanılmamıştı. “Dünyanın benden başka sahibinin varlığına tahammül edemedim; ancak pişmanım, nefsim işte, nefsimin kölesiyim.” diyordu, apaçık söyleyemese de…

On üç yıl sonra; Kruşevaç’tan ayrılışından tam on üç yıl sonra Olivera, kiliseye ikinci kez yine Edirne’de gitti. Ona kimse niye gittin de dememişti, niye gitmedin de… Şimdi olduğu gibi… Kilisede dua etti. Kaybettikleri için ve geleceği için mum yaktı…

Ve daha fazlası…
Kitaba henüz inceleme eklenmedi.
Kitaba henüz alıntı eklenmedi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sarayın Sırp Gelini
Baskı tarihi:
2018
Sayfa sayısı:
336
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053423829
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Akçağ Yayınları
Arka Kapak Yazısı (Tanıtım Bülteninden)

Âdem, Mısır taraflarından getirilmiş güçlü bir zenciydi. Biçare, Müslüman topraklarda zulüm yasak olduğu için, memleketinden alındıktan sonra, Memlûklu sınırında hadım edilmişti. Zavallı, her anlatışında hem utanır, hem de, “Nasıl bir fetva ise; tövbe hâşâ, sınırın öbür tarafında Allah yok mu ki?" derdi.

Cellâdın üçü sıkıca tuttu, dördüncüsü kirişi doladı boynuna, iki ucundan bütün gücüyle çekti. Beyaz teni önce kızardı, sonra morardı, zavallının gözleri neredeyse yerinden fırladı. Çok uzun sürmedi işleri. Yığıldı kaldı, önce kucaklarına, sonra da geldiği yere, toprağa… Çoğu insanın, hiç gitmeyeceğini sandığı toprağa…

Timur konuşurken, Emir Sultan onu inceliyordu. Anlamıştı perişanlığını da, pişmanlığını da… Bayezid’den çok hırslı olduğunu da… Hem duruşu, hem sözleri, ruh hâlini ele veriyordu. Tahmininde yanılmamıştı. “Dünyanın benden başka sahibinin varlığına tahammül edemedim; ancak pişmanım, nefsim işte, nefsimin kölesiyim.” diyordu, apaçık söyleyemese de…

On üç yıl sonra; Kruşevaç’tan ayrılışından tam on üç yıl sonra Olivera, kiliseye ikinci kez yine Edirne’de gitti. Ona kimse niye gittin de dememişti, niye gitmedin de… Şimdi olduğu gibi… Kilisede dua etti. Kaybettikleri için ve geleceği için mum yaktı…

Ve daha fazlası…

Kitap istatistikleri

  • 19 defa gösterildi.