Sarı Sessizlik (Sarıkamış 1914: Bir Kayboluş Romanı)

·
Okunma
·
Beğeni
·
760
Gösterim
Adı:
Sarı Sessizlik
Alt başlık:
Sarıkamış 1914: Bir Kayboluş Romanı
Baskı tarihi:
Nisan 2009
Sayfa sayısı:
388
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051111452
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Sarı Sessizlik
Sarı Sessizlik
Sarı Sessizlik
On binlerin yürek yakan trajedisi yüz yıl sonra ilk kez böylesine ete kemiğe bürünüyor.

Sarıkamış'ta yitip giden şikâyetçi ruhların sessiz haykırışı yürekleri ilk kez böyle dağlıyor.

Mülazım Sacit ve fedakâr askerlerinin o uçsuz bucaksız beyazlıkta ideallerine ulaşmak ve hayatta kalabilmek için tek çareleri vardı: "Hedefe gitmek!" Kesin bir emir almışlardı ve artık asla geri dönmek yoktu...

Sarı Sessizlik'i okurken, 1914-1915 çetin kışında Doğu Cephesi'nde yaşanan büyük felaketi Mülazım Sacit ve bölüğüyle birlikte anbean yaşayacak, siz de iliklerinize kadar donacak, dehşetle sarsılacak ve soracaksınız: Neden?

İnsanı derinden sarsan, yaşama sevincine ve insan sevgisine odaklı, barış özlemini haykıran destansı bir anlatı.
Oya gibi işlenmiş, soluk kesen bir savaş ve kayboluş romanı...
388 syf.
·Puan vermedi
Okurken satırlarında kaybolacağınız bir kitap daha.. Elinize aldığınızda bırakamayacağınız bir Roman.. Nasıl ki Kosova’da, Niğbolu’da, Konstantiniyye’de, Mohaç’ta, Çanakkale’de, Preveze’de, İstiklal Harbi’nde, Kıbrıs Harekatında, 15 Temmuz’da, Afrin’de, İdlib’de, Zaferler Kazandık ve kazanıyorsak; Ve bu uğurda Şehitler veriyorsak, Aynı kanla, Aynı Ruhla Sarıkamış’ta da verdik. Tek bir farkla.. Onlar canlarını donarak teslim ederken, bizim canlarımız çok yandı.. Ruhları Şâd Olsun.. Bu romanı şaşkınlıkla okudum çünkü ilk kez bir savaşı edebiyat kitabı okur gibi okudum. Çok akıcıydı. Bazı sayfalarda çok üşüdüm. Bazı Sayfalarda İçim çok yandı.. Ordu içinde oluşan her bir hareket oldukça güzel aktarılmış. Üst-Ast kavramını fazlasıyla hissettim. Sarıkamış daha iyi hazırlanılması gereken doğu cephemizdi. Ne yazık ki başaramadık. Tarih tekerrür eder. Her zafer bir çok kaybı da barındırır.. Allah Müslüman Türk’ü Korusun. Kıyamet gününe dek katıldığımız harplerde bizlere kayıpsız zafer nasip etsin.. Her Türk’ün okuması gereken bir kitap. Sayın Tümgeneralimiz Cihangir Akşit Yüreğine sağlık. ️ Sarıkamış dinle tarih seslenir
Mâziyle beklenen renkler hislenir
Kan-ter yudumlayan ruhlar süslenir
Emr-i Hak verildi Sarıkamış’ta
Ne çok şey anlatır bir mezar taşı
İmânla beslenir Hakk’ın savaşı
Şâirin efkârı birkaç gözyaşı
Islanıp kar oldu Sarıkamış’ta
Şehitler ölmez hây! Şehit her yerde..
#Karantinada #Üçüncü #Kitap #EvdeKalTürkiyem
496 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Kitap Yorumu // Sarı Sessizlik - Cihangir Akşit




Tarihine saygı duyan her Türk genci Sarıkamış Harekatı aklına geldiğinde mutlaka içi burkulmuştur. O günlerde yaşananları genç teğmen Mülazım Sacit'im ağzından anlatan belgesel niteliğinde bir kitap. Belli başlı yerlerde beni duygulandırdı ve gözlerimin yaşarmasına sebep oldu...


Kitabın dili bana biraz ağır geldi ama gönül rahatlığı ile her şeyi harika bir kitap diyebilirim. O kadar güzel anlatılmış ki o günlere aldı götürdü beni. Herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm bir kitap. Sarıkamış Harekatı hakkında o kadar güzel şeyler öğreniyorsunuz ki bu kitapta. Tabi ki yanında duygu patlaması da yaşıyorsunuz. Şahsen ben öyle hissettim...



Kitap o kadar harika ki alıp okumanızı kesinlikle tavsiye ederim.
388 syf.
·23 günde·Beğendi·8/10 puan
... "Peki insanın yaşadığının en belirgin göstergesi nedir?" Bir an düşündü ve cevabı kendi kendine konuşarak verdi: Gülmekti bu. Hafifçe güldü,buruşuk ve hala kurumakta olan yara berelerle kaplı suratı bir tuhaf olmuştu. Bir daha denedi. Yine başardı... #sarıkamış #cihangirakşit #sarısessizlik
388 syf.
·8/10 puan
Şimdi görünce okuduğum bu derin,üzücü ve yer yer mutluluğun tadını aldım. Bu vatan topraklarının yeri geldi mi hamur yiyerek , tezek içindeki tahılları aramak vatan savunmak. Müsait olunca bir defa daha okunmalı.
388 syf.
·Beğendi·10/10 puan
İçinde yaşadığımı hissettiğim ikinci bir kitap daha olmadı.Yaşanmış o fedakarlıkları anlatabileceğiniz şahane bi eser.Mutlaka okuyup okutulmalı.Tebrikler
388 syf.
·9/10 puan
Son dönem Osmanlı devlet anlayışının ordu içinde oluşturduğu etkiyi ve doğurduğu sonuçları çok iyi şekilde Mülazım Sacit üzerinden açılayan bir kitap. Ayrıca okuyana oturduğu sıcak odasında o soğuğu hissettiren bir kitap. Atacağımız her adımda bizlere tecribe katması bakımından okunması gereken bir kitap.
388 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Tarihine saygı duyan her Türk genci Sarıkamış Harekatı aklına geldiğinde mutlaka içi burkulmuştur. O zamanda yaşananları genç teğmen Mülazım Sacit'in ağzından belgesel roman niteliğinde sunulan bu eser beni belli başlı yerlerde duygulandırdı, gözlerimin yaşarmasına sebep oldu. Çok güzel muhteşem bir eser olduğunu düşünüyorum. Yazar bu eseri kaleme almadan önce Sarıkamışta Harekatı icra eden askerlerimizin yaşadıklarının bazı benzerlerini kendi birliğiyle birlikte yaşadığını belirtiyor. Bu arada yeri gelmişken yazarımız asker emeklisi. Allahuekber dağlarından kendi askerleri ile geçerken kurt sürüsünün saldırısına uğramış, bazı yerlerde askerleri kısmi donma yaşamış kendilerini güç bela bir caminin avlusuna atmış vs. Kitap bize o zamanları yorum katmadan duygularını katmadan aktarılmıştır.
Ayrıca, tetiğe dokunmanın da korkunç bir sorumluluk olduğunu hiç düşündün mü? Tetiği çektiğin anda bir küçüğün daha babasız kalacağını, bir kadını daha dul bırakacağını, büyük sevgileri yok edeceğini ve insanlara gözyaşı ve kan armağan edeceğini hiç ama hiç düşünmemişsiniz. Çünkü savaşta artık senin için tek bir amaç vardır. Karşındakinin canını almak, gözünü oymak, kanını içmek, gırtlağını parçalamak
-Sağ ol kızım. Allah sevdiğine kavuştursun
+Bu cümle genç kızın içini ferahlatıvermişti, yine de sevdiğini askerde kaybetmiş biri olarak içi bir başka burkuldu
Sacit, sen düşman arkadaşımsın; tıpkı boynumdaki şarapnel gibi. Nehrin karşısı senin tutsaklığın, burası benim. Ben bu tarafa, sen o tarafa bir daha hiç geçmek yok. Savaşta mert bir düşman arkadaş buldum.Seni bilmem ama ben kendim artık kimseyi bir daha öldürmem. Eve gidiyorum artık, askerliğim bitti. Bak güneş batmakta! Karanlık bugünü silecek, yarın var umutlar var! Barış içinde yarınlar gelmeli. Bir gün gelecek, burada olanlar bile unutulacak,Kimse burada can veren on binlerce insanı, bizi hatırlamayacak bile, bunu iyi bilesin
Yaşamak, sevgi içinde yürümenin , ağlamanın, nefes almanın, yiyebilmenin, koklayabilmenin, soluk almanın ve işte bütün bunları başarabilen insanın kıymetini bilmektir. Ölmekteyken bunun kıymetini anlarız en doğru şekilde. Ben yaşamıyor gibiyim şimdi. Sevgiden uzak, her gün az biraz ölüyorum. Sen de benim gibisin, sen de biraz biraz ölürsün. Her gün ölürüz. Biz askerler hep böyleyiz. Yani öldürdükçe biraz daha ölürüz. Her gün biraz daha, her gün biraz daha
Bu uğurda her şeyi yapabilirsin. Uyuklamakta olan bir nöbetçiye yaklaştığında, onun bu zayıf anından yararlanarak karaciğerine daldırırsın bıçağını ya da ağzını kapatıp sessizce kesiverirsin gırtlağını. Ya da iple boğarsın. Çünkü senin işin budur. Canını almak için sana doğru azgınca saldıran askeri, kuvvetliysen sen öldürürsün, yoksa ölürsün ve bu ölmeler, öldürmeler birbirini izler. Artık asla kurtuluş yoktur, kaçış yoktur. Ya öldürürsün, ya ölürsün
Hafızalardan silerse ancak zaman siler bu felaketli günleri. Doğru söyledin; yarın olacak, bütün bu çekilenler ve fedakarlıklar unutulacak. Hele bizim taraf, bu sefer acı bir mağlubiyet yaşadığımız için bu korkunç acıyı hiç hatırlamak istemeyecek. Hatta donuk bedenlerimiz gibi yaşananların üzerine de çok toprak atacaklar, biz de tarihe gömülüp gideceğiz böylece. Galibiyetlere herkes sahip çıkar ama mağlubiyetler de insanoğlu içindir, hiç değilse ders almaya yararlar. Biz otuz altı yıllık işgalinize son vermek istemiştik. Ama zaman yanlıştı. Askere iyi bakamamıştık. Bizleri karlı dağlara zamansız sürdüler, yok olduk... Suç sende veya bende zaten hiç olmadı! Ama bil ki, yine bir gün ya da sisli bir gece karşılaşırsak seninle, ben seni öldüreceğim. Ben öldürmezsem arkadaşım öldürecek, onu da senin arkadaşın. Kaçamazsın, çünkü biz akıntıdaki dal parçalarıyız.
.
Sen gittiğin her yerde, şart olmadıkça yapılan savaşın korkunç yüzünü anlat, ben de hem bunu hem de tam hazırlanmadan sefere kalkanların acı sonlarını anlatacağım, hem de ölünceye kadar...
Çok garip bir duyguydu bu; insanın yarınına olan güvenini örseliyor ve içini sıkıyordu.
Anlaşılamayan, geleceği görememenin verdiği mide bulandıran bir heyecandı yaşanan
Dün ben öldürdüm. Yarın benim öldürdüğümün çocuğu beni öldürür. Böyle kötü bu! Dünya hep kin dolu! Sen söyle şimdi; öldürdüklerine pişman mısın? Pişmansan bir daha hiç öldürmem diyebilir misin, biz askerlerin savaştaki tek görevi öldürmek. Yaralanan tabibe gider kurtulur ama döner tekrar cepheye. Bir dakika içinde onu alnından vururuz. Karmakarışık benim aklım. Gözümden hep öldürdüklerim geçer. Artık yoruldum. On üç sene öldürdüm. Almanları, Avusturyalıları, Japonları, Osmanlıları tabancamla, süngüyle, bıçağımla, kılıcımla öldürdüm ben. Tırnaklarımın arası bile kanlıdır.
.
Savaş şart değilse kötü, çok kötü bir şeydir
Öldürmeyi başaranlar yaşarlar, başaramayanlar ölürler. Sonra, günün birinde başaran da ölür. Peki ama soruyorum , öldürmezsen ve de öleceğini görürsen ne yapacaksın? Çiçek mi atacaksın? Var mı çaren? İşte onun için sen değil seni buralara ortaya atanlar düşünsünler bu sorunun cevabını
( Askerin ailesine mektubu )
.
Yemin ediyorum o kadar rahat ki içim. Üzerime düşen görevi yapabildigim için çok rahatım. Benim olmayışım sizleri asla hayata küstürmesin. Yine söylüyorum, o kadar rahatım ki. Bambaşka bir şey bu. Şimdi tam olarak anlatamıyorum.
.
Ama beni anarken eğer ağlayıp yaşama küserseniz bilin ki kemiklerim sızlayacak. Yaşamayı çok sevmenizi istiyorum. Hayatın kıymetini artık çok daha iyi anladım. İnsan kaybettiği şeylerin kıymetini daha çok anlarmış. Yaşamak, doyasıya, sevdiklerinizle...
.
Bunu kesinlikle yapın, yapmanızı sizden diliyorum. Şimdi gözlerim kapanmak istiyor, bedenen biraz yorgunum, yazmaya devam edeceğim, bağışlayın. Sanki gözlerimin üzerinde ağırlıklar var. Yarın zorlu bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyoruz. Askerlerimle gurur duyuyorum. Hepsi şehit olmaya gelmişler sanki buraya. Sizi Tanrı’ya emanet ediyorum

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sarı Sessizlik
Alt başlık:
Sarıkamış 1914: Bir Kayboluş Romanı
Baskı tarihi:
Nisan 2009
Sayfa sayısı:
388
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051111452
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Sarı Sessizlik
Sarı Sessizlik
Sarı Sessizlik
On binlerin yürek yakan trajedisi yüz yıl sonra ilk kez böylesine ete kemiğe bürünüyor.

Sarıkamış'ta yitip giden şikâyetçi ruhların sessiz haykırışı yürekleri ilk kez böyle dağlıyor.

Mülazım Sacit ve fedakâr askerlerinin o uçsuz bucaksız beyazlıkta ideallerine ulaşmak ve hayatta kalabilmek için tek çareleri vardı: "Hedefe gitmek!" Kesin bir emir almışlardı ve artık asla geri dönmek yoktu...

Sarı Sessizlik'i okurken, 1914-1915 çetin kışında Doğu Cephesi'nde yaşanan büyük felaketi Mülazım Sacit ve bölüğüyle birlikte anbean yaşayacak, siz de iliklerinize kadar donacak, dehşetle sarsılacak ve soracaksınız: Neden?

İnsanı derinden sarsan, yaşama sevincine ve insan sevgisine odaklı, barış özlemini haykıran destansı bir anlatı.
Oya gibi işlenmiş, soluk kesen bir savaş ve kayboluş romanı...

Kitabı okuyanlar 36 okur

  • Hatice çelik
  • Taha
  • Barkın Diker
  • Büşra ince
  • ELİF OTURAK
  • Bilgin Tunçbilek
  • ŞAHİN PINARÖZÜ
  • ea
  • Açelya Kaya
  • Güzelgünler

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.3 (6)
9
%11.1 (2)
8
%11.1 (2)
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0