Sarı Zeybek (Atatürk'ün Son 300 Günü)

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.828
Gösterim
Adı:
Sarı Zeybek
Alt başlık:
Atatürk'ün Son 300 Günü
Baskı tarihi:
Aralık 2015
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750715297
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Sarı Zeybek
Sarı Zeybek
Sarı Zeybek ilk yayımlandığında ilkokul çağında olanların, şimdi ilkokul çağında çocukları var. Arada yanıma gelip, Belgeselinizi okulda gözyaşlarıyla izlemiştim, şimdi çocuğuma izletiyorum, diyorlar.

Sarı Zeybek yayımlandıktan 20 yıl sonra, şimdi ikinci kuşakla buluşuyor.
Bir belgeselci için daha büyük mutluluk olabilir mi?

Belgeselden bir yaş küçük olan kitap, ondan biraz daha geniştir. Ek bilgilerle takviye edilmiş, belgesele sığmayan tanıklıklara yer vermiştir.
Benim hayatımda çok önemli yeri olan ilk kitabımın yeni baskısını şimdi Can Yayınları, yeni fotoğraflar eşliğinde sunuyor sizlere...

Kitap, geçen 20 yıl içinde Çinceden Makedoncaya kadar değişik dünya dillerine çevrildi.

Türkiyede de onu, yazıldığından hayli farklı bir konjonktürde yeni(den) okuyacak olanlarda, bambaşka duygular uyandıracağını ve Atatürkü yüreklere daha da yaklaştıracağını umuyorum.

Atatürkü ölüme götürecek hastalığının geçmişi, tedavi süreci, Gazinin ayakta kalmak için umutsuz ama yiğitçe verdiği mücadele ve o henüz gözlerini ka­pat­madan başlayan iktidar kavgası
Sarı Zeybek, Atatürkün son 300 gününü, tanıklıklar ve en yakınındakilerin anıları ışığında anlatarak, Büyük Önderin ardındaki insanın belki de en gerçekçi, en insani, en dokunaklı portresini çiziyor.
Kitabın arkasında Sarı Zeybek belgeselinin DVDsini de bulacaksınız.
Böyle bir eseri ne inceleyebilir ne de hakkında yorum yapabilirim. Bu nitelikte bir insan değilim. Haddime değil, ama yine de hakkında düşündüklerimi yazmak istedim. Sarı Zeybek'in belgeselini yıllar önce izlemiş (ve de neredeyse unutmuş) olan bendenizin bu eseri okuması gerçekten çok iyi oldu. Öyle ki, kimi şeyleri unutmuş, Atatürk'ün son günlerini dahi nasıl bir asalet içinde geçirdiğini de anımsayamamıştım. Bir insanın son günleri nasıl geçer? Ölecek olsak ve bunun bilincinde olsak, kendimizden başka kimseyi ve şeyi düşünebilir miyiz? Ben düşünemezdim. Ama öyle bir insan düşünün ki hayatının son anlarında dahi vatan, millet sevgisi ile dolarak yine ülkesini düşünsün. Yine hayatının son anlarında ülkesi ile ilgili sorunların üstüne kafa yorsun.

Ata'nın son 300 gününü anlatan bu eserde birçok kişinin anlatımı mevcut. Örneğin yeri geliyor Atatürk'ün yaveri Salih Bozok alıyor sözü, yeri geliyor silah arkadaşı Kılıç Ali. Anlatımın, çeşitli kişilerin aktardıklarının üstüne eklenmesi kitabın 'yaşanabilirliğini' büyük ölçüde artırıyor. Bu açıdan o 'son' günleri sadece okumuyor, içinizde yaşıyorsunuz. Atatürk ile beraber Salih Bozok'un anlattığı rüyaya gülüyor, Kuleli Askeri Lisesi öğrencilerinin Dolmabahçe'nin önünden geçtiği sırada söyledikleri İstiklal Marşı ve 10. Yıl Marşı ile duygulanıyor, göz yaşlarınıza hakim olamıyorsunuz. Atatürk'ün çektiği sıkıntılara ortak oluyor, o 'istediği, hedeflediği şeyleri gerçekleştirememe' duygusunu içinizde yaşıyorsunuz.

Atatürk'ün son günlerdeki yalnızlığı, içinize işliyor. O büyük insanın hazin yalnızlığı... Doktorlara karşı tabiri caizse çocukça direnişi... Peki ne için? Bir insan neden kendi sağlığını ona hatırlatan doktorları dinlemek istemez? Cevabı şudur bana göre: Canından çok sevdiği bir şey vardır çünkü onun için. Vatanı, canından çok sevdiği vatanı. O'nun için vatan sevgisinin yanında hastalık gibi şeyler ufak bir ayrıntı olarak kalır. Hasta halde vasiyetini yazdırırken dahi ince bir şekilde dikkat ettiği imla ve dil kuralları onun ne denli mükemmel bir insan olduğunu kanıtlar nitelikte. Dil kavramına verdiği önemi de buradan anlayabiliriz aslında. Düşünsenize; ölüm döşeğinde iken dahi mükemmel bir üslup kullanan biri.

Derine inilen meseleler de var elbette. Doktorlar neden onu bu hastalığın ilk başladığı andan itibaren tedavi edemedi? Ya da bu hastalık neden geç anlaşıldı? Bu gibi konulara da ışık tutulmaya çalışılmış. Atatürk, Ankara'yı son bir kez görememesi, "ne olacaksam Ankara'da olayım" diyebilecek kadar Ankara'yı çok sevmesi, Hatay meselesini hasta haliyle yoluna koymaya çalışması bizlere birçok yönden örnek oluyor. Düşünüyorum; bir ülkenin cumhurbaşkanı, yani kurucusu dahi bu denli çalışkan iken milleti nasıl olmalıdır? Atatürk, önümüzde yaşayan bir örnek halen. Ve de bilinçli nesiller yetiştiği sürece de yaşayacak olan bir 'lider'.

Can Dündar'ın usta kalemi ile çeşitli belgelerin birleşmesi bu güzel eseri açığa çıkartmış. Bence bu eser bir köşede durmalı, zaman zaman okunmalıdır. Atatürk'ü unutmama adına günümüzde böyle faaliyetler şart artık. Her zaman şunu savunurum: Herkes Ata'yı unutmadığını, onu örnek aldığını söyler ama önemli olan kalplerdeki, yüreklerdeki O'na ait değişmez yerin var olabilmesidir. Günümüzde çok görüyoruz; Ata'nın resmini her bir yere yapıştırabiliyorlar, bastırabiliyorlar artık, malum teknoloji gelişti. Ama önemli olan bu mudur? Onun görmek istediği gençlik kavramının hakkını veremeyen gençlerin arabalarına, kollarına, ve daha nerelere Atatürk'ün resmini yerleştirdiklerine şahit oldum, olmaktayım. Önemli olan yüreğimizdekidir. Yüreğimizde Atatürk sevgisi olduktan sonra bu gibi 'somut' şeylerle sergilememiz gerekmez; 'soyut' olan daimidir çünkü. Gelin biz Atatürk sevgisini yüreklerimizde (ve beyinlerimizde) devam ettirelim, daimi olanı daima yapalım.
Yazılmasının üzerinden 27 yıl geçmiş bir kitap ama halen etkisini ve güzelliğini devam ettiren bir kitap da. Tabii bunun iki sebebi var. Birincisi anlattığı adam, ikincisi ise anlatan adam.

Fikirlerine katılıp katılmamak ayrı mevzu ama Can Dündar, öyle sözde mözde değil gerçekten de iyi bir gazetecidir. En iyi tarafı ise belgeselciliğidir.

Sarı Zeybek'te bence bugünlerde daha da özlemle andığımız ve anlamaya çalıştığımız Atatürk'ün son 300 günü var. Karizmatik lider modelinin etrafındakilerin nasıl bir yanlışa sürüklendiklerini görüyoruz burada. Doktorları bile alkol mevzuunda doğru teşhis koysalar da söyleyemez durumdalarmış. Oysa ki o istediği an, gerçekten de alkolü bırakabilecek bir iradeye sahipmiş. Gördük. Bırakmış lakin epeyce geç kalmış. Tabii bir de Hatay meselesi için çıktığı Güney seyahati adeta ölüme yürümek anlamına gelmiş.

Maalesef o yalnız ve anlaşılamayan büyük adamı 57 yaş gibi genç bir yaşta yitirdik. Sarı Zeybek bir kez daha üzülmemizi sağlayabilecek kadar iyi bir belgesel kitap. Okunmalı...
Biliyorsunuz ki bizler, değerlerimize sahip çıkabilenlerden değiliz.. Sahip olduğumuzun şeylerin kıymetini bilecek kadar bilinçli de değiliz sanırım..

Atatürk...
Büyük işler başarmış başarılı bir asker, siyasetçi, ileri görüşlü bir lider ve aynı zamanda bir insan.. Büyük insan, güzel insan! O ve onun gibi birçok insanın fedakârlığı sayesinde şu an bu kadar rahatız, bir manda ve himaye altında değiliz en azından. "Eğer şu an güneşli günler görebiliyorsak, birileri bedelini ödediği içindir." Ve o bedeller hâlâ ödeniyor..

Birçok insan, millet Atatürk'e saygı duyabiliyorken, niçin bizim insanlarımız (bazı insanlarımız) bu değere sahip çıkma gibi bir şeye eriniyor? Sanırım ancak bir şeyler kaybedince değerleniyor. Bir gün eğer savaş olur ve özgürlüğümüzü kaybedersek(Allah göstermesin) Atatürk'ün ve Atatürk'ün değerli silah arkadaşlarının kıymetini bileceğiz galiba... Sonumuz hayır olsun.

Her neyse, kimseye ders vermek gibi bir niyetim yok yanlış anlaşılmasın. Bu kitabı kitaplığı karıştırırken buldum, iyiki de bulmuşum. Annem kupon biriktirip almış kaç sene önce.. Kitapta Atatürk'ün son 300 günü anlatılıyor. Yaşamına bizzat tanık olmuş kişilerin anılarından faydalanılmış, hatta belgeseli de varmış. Okumanızı tavsiye ederim, sanki son sayfalarda o yaşanılanlara ben de tanık olmuşum gibi hissettim.

Son olarak bir şey hatırlatmak istiyorum: Lütfen bazı şeylerin kıymetini kaybetmeden bilelim.. Kitaplarla kalın, hoşçakalın güzel insanlar. :)
Kitapta, yazarın kendi duygu ve düşüncelerinden ziyade, referans gösterilen kaynaklar ışığında belgelenmiş, Mustafa Kemal Atatürk'ün son 300 günü. O dönemdeki duyguları, orada ve o anda yaşayan gerçek insanlardan dinleyeceğiniz, zaman zaman tüylerinizin diken diken olacağı ve özellikle ulu önderin vefat sürecini içeren son kısımları ile büyük lidere duyulan sevgiyi, saygıyı, konu edinmiş en muhteşem eser olarak nitelendirilebilir. Bir ülkenin kahramanının, sonsuzluğa uzanan hikayesi.
Ne guzelde anlatmis can dundar ulu onderimizi onun son ana kadar olan o dopdolu yasamini bize getirdikleri yasadigi mucadeleyi bence bu kitabi okumayan hic bir ogrenciyi liseden mezun etmemeliyiz
Atatürkün hastalığını ve son 1 yılını anlatan oldukça akıcı bir kitap . Atatürkün arkadaşlarının gözlenimleri de kitapta aktarılmış . Ben okurken çok duygulandım .
19 mayıs onun doğum günüydü.kutalamalar için her zaman ki şıklığı içinde stadyuma geldiğinde bütün gözler üzerindeydi.tribünler tıklım tıklım doluydu.Saat 15:00'te şeref tribününe girince büyük bir alkış koptu ardından tezahürat başladı.Bu Ankaralıların onu son görüşleriydi ve o günün anısına stadyumun adı 19 Mayıs stadyumu olarak değiştirildi.
Sevmenin ötesinde duygu seliyle okuduğum nadir kitaplardandır. Tüm ülke gibi ben de önce belgeseline çokça ağlamış ardından da, aynı metinleri okurken çokça ağlamıştım.
Duygu yüklü bir eser..insana tüm duyguları yaşatabilmiş o kadar ki ben şahsen o zamanı yaşarmışçasına okudum.Biz dünyanın en harika liderine sahibiz.
Kaç kere okudum, daha kaç kere okurum bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa o da her okuduğumda aynı hislerle gözyaşlarına boğulacağımdır. Sen Türk milletinin başına gelmiş en güzel şeysin, ilelebet...
Büyük insanın hastalığını konu alan eser ,yazarın birkac yerde ideolojisine göre kurduğu cümleler hoş olmasa da bizzat Ataturkun yanindaki insanların ve doktorlarının ifadelerinde olusması okunmaya değer kilıyo
Atamın son günleri,hastalığı,çektiği acılar, o koca çınarın gücü pencereye çıkıp öğrencileri selamlayacak kadar kalmadığında ilk defa ağlaması,biraz rahatlayacak olsa tüm itirazlara rağmen ülke sorunlarıyla boğuşması...Gözyaşları ile okudum Sarı Zeybek'i.
O şimdi dünya çapında bir lider ve yepyeni bir ülkenin tek hakimiydi ama "küçük" bir sorunu vardı:
Yalnızdı...
Can Dündar
Sayfa 33 - Doğan Kitap
"Ben, yatağın sağ yanında ayakta duruyor, kendisini müthiş bir heyecan ve teessür içinde seyrediyordum. Çok sakindi. Arada bir, yazdıklarına da göz atıyordum. Hem yazıyor, hem de bazı kelimeleri değiştiriyor, cümleleri, manalarına hiç halel getirmeden kısaltıyor, sadeleştiriyordu. Eşsiz muhakeme ve zarafeti burada da kendini göstermişti. Çok ince düşünüyordu. Mesela bir maddede, kendisine aylık bağlanmasını vasiyet ettiği hanımlardan beşinin soyadları yazılıydı; yalnız Bayan Afet'in soyadı yoktu; o, ailesinin soyadını kullanmıyordu. Henüz başka bir ad da almamıştı; bunu görünce diğerlerinin de soyadlarını yazmadı. Yine aynı maddede 'Vefatlarına kadar' ibaresi vardı; bunun yerine, 'yaşadıkları müddetçe' kaydını koydu; ona göre yaşamak esastı. Bir vasiyetnamede dahi olsa, bir insanın ölümünden bahsetmeyi nezakete ve hayırhahlığa uygun bulmuyordu. Dakikalar geçtikçe heyecanım artıyordu. Bu tarihi hadisenin tek şahidi olmak düşüncesi beni sarsıyordu."
Can Dündar
Sayfa 134 - Doğan Kitap
Kafesteki aslanı aslan sütüne iten nedenlerden biri de belki budur. Doktoru Mim Kemal Öke bir gün sofrada içkisine müdahale etmeye kalkınca aldığı yanıtı yakınlarına şöyle aktarmıştır:
"Bir daha söyleme Kemal... Sen benim ne kadar yalnız olduğumu biliyor musun?"
Can Dündar
Sayfa 34 - Doğan Kitap/ Yalnızım çocuk, bunalıyorum...
"Sıhhatli, zinde günlerindeki setaretini bırakmamak icin ne kadar kuvvet sarf etmekteydi. O hasta halinde bile ne kadar güzel, ne kadar yakışıklı adamdı."
Can Dündar
Sayfa 115 - Doğan Kitap / Kılıç Ali
"Hayatına kastedilmemesi için icabında canımızı fedaya azmetmiş olduğumuz büyük Atatürk gözümüzün önünde güpegündüz fani hayata veda edip gidiyor, herkes ellerini kavuşturmuş, büyük bir acz içinde tazimkârane bir vaziyet almış duruyor ve kimsenin elinden bir şey yapmak gelmiyordu. Aman yarabbi... Adeta dehşet içindeydik.
Bir ara Hasan Rıza dayanamadı, büyük bir teessür içinde bana:
'Kılıç bak, koca bir tarih göçüyor' dedi.
Saat tam 9'u 5 geçiyordu."
Can Dündar
Sayfa 192 - Doğan Kitap
‘Bana hâlâ dargın mısın?’
Kısa bir cevap aynı şekilde gelir:
‘Sana dargın olabilir miyim?’

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sarı Zeybek
Alt başlık:
Atatürk'ün Son 300 Günü
Baskı tarihi:
Aralık 2015
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750715297
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Sarı Zeybek
Sarı Zeybek
Sarı Zeybek ilk yayımlandığında ilkokul çağında olanların, şimdi ilkokul çağında çocukları var. Arada yanıma gelip, Belgeselinizi okulda gözyaşlarıyla izlemiştim, şimdi çocuğuma izletiyorum, diyorlar.

Sarı Zeybek yayımlandıktan 20 yıl sonra, şimdi ikinci kuşakla buluşuyor.
Bir belgeselci için daha büyük mutluluk olabilir mi?

Belgeselden bir yaş küçük olan kitap, ondan biraz daha geniştir. Ek bilgilerle takviye edilmiş, belgesele sığmayan tanıklıklara yer vermiştir.
Benim hayatımda çok önemli yeri olan ilk kitabımın yeni baskısını şimdi Can Yayınları, yeni fotoğraflar eşliğinde sunuyor sizlere...

Kitap, geçen 20 yıl içinde Çinceden Makedoncaya kadar değişik dünya dillerine çevrildi.

Türkiyede de onu, yazıldığından hayli farklı bir konjonktürde yeni(den) okuyacak olanlarda, bambaşka duygular uyandıracağını ve Atatürkü yüreklere daha da yaklaştıracağını umuyorum.

Atatürkü ölüme götürecek hastalığının geçmişi, tedavi süreci, Gazinin ayakta kalmak için umutsuz ama yiğitçe verdiği mücadele ve o henüz gözlerini ka­pat­madan başlayan iktidar kavgası
Sarı Zeybek, Atatürkün son 300 gününü, tanıklıklar ve en yakınındakilerin anıları ışığında anlatarak, Büyük Önderin ardındaki insanın belki de en gerçekçi, en insani, en dokunaklı portresini çiziyor.
Kitabın arkasında Sarı Zeybek belgeselinin DVDsini de bulacaksınız.

Kitabı okuyanlar 634 okur

  • Gökmen Ortaç
  • °°° Vaveyla °°°
  • cuyiruh
  • Zeynep Yavuz
  • Murat Gürgen
  • Hülya
  • İrem Hatırnaz
  • Utku Yılmaz
  • İlker Türker
  • Kemal kuşçu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%1.9
14-17 Yaş
%2.8
18-24 Yaş
%14.7
25-34 Yaş
%29.4
35-44 Yaş
%32.5
45-54 Yaş
%13.8
55-64 Yaş
%3.4
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%70.8
Erkek
%29.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%55.1 (81)
9
%20.4 (30)
8
%12.2 (18)
7
%5.4 (8)
6
%1.4 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%2 (3)

Kitabın sıralamaları