Sarı Zeybek Atatürk'ün Son 300 Günü

9,1/10  (108 Oy) · 
465 okunma  · 
92 beğeni  · 
2.541 gösterim
Sarı Zeybek ilk yayımlandığında ilkokul çağında olanların, şimdi ilkokul çağında çocukları var. Arada yanıma gelip, Belgeselinizi okulda gözyaşlarıyla izlemiştim, şimdi çocuğuma izletiyorum, diyorlar.

Sarı Zeybek yayımlandıktan 20 yıl sonra, şimdi ikinci kuşakla buluşuyor.
Bir belgeselci için daha büyük mutluluk olabilir mi?

Belgeselden bir yaş küçük olan kitap, ondan biraz daha geniştir. Ek bilgilerle takviye edilmiş, belgesele sığmayan tanıklıklara yer vermiştir.
Benim hayatımda çok önemli yeri olan ilk kitabımın yeni baskısını şimdi Can Yayınları, yeni fotoğraflar eşliğinde sunuyor sizlere...

Kitap, geçen 20 yıl içinde Çinceden Makedoncaya kadar değişik dünya dillerine çevrildi.

Türkiyede de onu, yazıldığından hayli farklı bir konjonktürde yeni(den) okuyacak olanlarda, bambaşka duygular uyandıracağını ve Atatürkü yüreklere daha da yaklaştıracağını umuyorum.

Atatürkü ölüme götürecek hastalığının geçmişi, tedavi süreci, Gazinin ayakta kalmak için umutsuz ama yiğitçe verdiği mücadele ve o henüz gözlerini ka­pat­madan başlayan iktidar kavgası
Sarı Zeybek, Atatürkün son 300 gününü, tanıklıklar ve en yakınındakilerin anıları ışığında anlatarak, Büyük Önderin ardındaki insanın belki de en gerçekçi, en insani, en dokunaklı portresini çiziyor.
Kitabın arkasında Sarı Zeybek belgeselinin DVDsini de bulacaksınız.
  • Baskı Tarihi:
    Aralık 2015
  • Sayfa Sayısı:
    224
  • ISBN:
    9789750715297
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Aykut 
 27 Eki 2016 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

Böyle bir eseri ne inceleyebilir ne de hakkında yorum yapabilirim. Bu nitelikte bir insan değilim. Haddime değil, ama yine de hakkında düşündüklerimi yazmak istedim. Sarı Zeybek'in belgeselini yıllar önce izlemiş (ve de neredeyse unutmuş) olan bendenizin bu eseri okuması gerçekten çok iyi oldu. Öyle ki, kimi şeyleri unutmuş, Atatürk'ün son günlerini dahi nasıl bir asalet içinde geçirdiğini de anımsayamamıştım. Bir insanın son günleri nasıl geçer? Ölecek olsak ve bunun bilincinde olsak, kendimizden başka kimseyi ve şeyi düşünebilir miyiz? Ben düşünemezdim. Ama öyle bir insan düşünün ki hayatının son anlarında dahi vatan, millet sevgisi ile dolarak yine ülkesini düşünsün. Yine hayatının son anlarında ülkesi ile ilgili sorunların üstüne kafa yorsun.

Ata'nın son 300 gününü anlatan bu eserde birçok kişinin anlatımı mevcut. Örneğin yeri geliyor Atatürk'ün yaveri Salih Bozok alıyor sözü, yeri geliyor silah arkadaşı Kılıç Ali. Anlatımın, çeşitli kişilerin aktardıklarının üstüne eklenmesi kitabın 'yaşanabilirliğini' büyük ölçüde artırıyor. Bu açıdan o 'son' günleri sadece okumuyor, içinizde yaşıyorsunuz. Atatürk ile beraber Salih Bozok'un anlattığı rüyaya gülüyor, Kuleli Askeri Lisesi öğrencilerinin Dolmabahçe'nin önünden geçtiği sırada söyledikleri İstiklal Marşı ve 10. Yıl Marşı ile duygulanıyor, göz yaşlarınıza hakim olamıyorsunuz. Atatürk'ün çektiği sıkıntılara ortak oluyor, o 'istediği, hedeflediği şeyleri gerçekleştirememe' duygusunu içinizde yaşıyorsunuz.

Atatürk'ün son günlerdeki yalnızlığı, içinize işliyor. O büyük insanın hazin yalnızlığı... Doktorlara karşı tabiri caizse çocukça direnişi... Peki ne için? Bir insan neden kendi sağlığını ona hatırlatan doktorları dinlemek istemez? Cevabı şudur bana göre: Canından çok sevdiği bir şey vardır çünkü onun için. Vatanı, canından çok sevdiği vatanı. O'nun için vatan sevgisinin yanında hastalık gibi şeyler ufak bir ayrıntı olarak kalır. Hasta halde vasiyetini yazdırırken dahi ince bir şekilde dikkat ettiği imla ve dil kuralları onun ne denli mükemmel bir insan olduğunu kanıtlar nitelikte. Dil kavramına verdiği önemi de buradan anlayabiliriz aslında. Düşünsenize; ölüm döşeğinde iken dahi mükemmel bir üslup kullanan biri.

Derine inilen meseleler de var elbette. Doktorlar neden onu bu hastalığın ilk başladığı andan itibaren tedavi edemedi? Ya da bu hastalık neden geç anlaşıldı? Bu gibi konulara da ışık tutulmaya çalışılmış. Atatürk, Ankara'yı son bir kez görememesi, "ne olacaksam Ankara'da olayım" diyebilecek kadar Ankara'yı çok sevmesi, Hatay meselesini hasta haliyle yoluna koymaya çalışması bizlere birçok yönden örnek oluyor. Düşünüyorum; bir ülkenin cumhurbaşkanı, yani kurucusu dahi bu denli çalışkan iken milleti nasıl olmalıdır? Atatürk, önümüzde yaşayan bir örnek halen. Ve de bilinçli nesiller yetiştiği sürece de yaşayacak olan bir 'lider'.

Can Dündar'ın usta kalemi ile çeşitli belgelerin birleşmesi bu güzel eseri açığa çıkartmış. Bence bu eser bir köşede durmalı, zaman zaman okunmalıdır. Atatürk'ü unutmama adına günümüzde böyle faaliyetler şart artık. Her zaman şunu savunurum: Herkes Ata'yı unutmadığını, onu örnek aldığını söyler ama önemli olan kalplerdeki, yüreklerdeki O'na ait değişmez yerin var olabilmesidir. Günümüzde çok görüyoruz; Ata'nın resmini her bir yere yapıştırabiliyorlar, bastırabiliyorlar artık, malum teknoloji gelişti. Ama önemli olan bu mudur? Onun görmek istediği gençlik kavramının hakkını veremeyen gençlerin arabalarına, kollarına, ve daha nerelere Atatürk'ün resmini yerleştirdiklerine şahit oldum, olmaktayım. Önemli olan yüreğimizdekidir. Yüreğimizde Atatürk sevgisi olduktan sonra bu gibi 'somut' şeylerle sergilememiz gerekmez; 'soyut' olan daimidir çünkü. Gelin biz Atatürk sevgisini yüreklerimizde (ve beyinlerimizde) devam ettirelim, daimi olanı daima yapalım.

Mehmet Y. 
 08 Şub 00:26 · Kitabı okudu · 3 günde · Puan vermedi

Yazılmasının üzerinden 27 yıl geçmiş bir kitap ama halen etkisini ve güzelliğini devam ettiren bir kitap da. Tabii bunun iki sebebi var. Birincisi anlattığı adam, ikincisi ise anlatan adam.

Fikirlerine katılıp katılmamak ayrı mevzu ama Can Dündar, öyle sözde mözde değil gerçekten de iyi bir gazetecidir. En iyi tarafı ise belgeselciliğidir.

Sarı Zeybek'te bence bugünlerde daha da özlemle andığımız ve anlamaya çalıştığımız Atatürk'ün son 300 günü var. Karizmatik lider modelinin etrafındakilerin nasıl bir yanlışa sürüklendiklerini görüyoruz burada. Doktorları bile alkol mevzuunda doğru teşhis koysalar da söyleyemez durumdalarmış. Oysa ki o istediği an, gerçekten de alkolü bırakabilecek bir iradeye sahipmiş. Gördük. Bırakmış lakin epeyce geç kalmış. Tabii bir de Hatay meselesi için çıktığı Güney seyahati adeta ölüme yürümek anlamına gelmiş.

Maalesef o yalnız ve anlaşılamayan büyük adamı 57 yaş gibi genç bir yaşta yitirdik. Sarı Zeybek bir kez daha üzülmemizi sağlayabilecek kadar iyi bir belgesel kitap. Okunmalı...

Öncelikle tartışılamaz!! Harika bir kitap, okurken sarsılarak ağlamamak için çoğu kez kitabın başından kalkıp gittim ve tekrar ayaklarım kendiliğinden kitabın başına getirdi. Şu son zamanlarda Atatürk unutturulmaya çalışılırken birde hayatının son 300 gününü sanki yanındaymışsınız gibi siz yaşayın.

Murat Çiçek 
26 Mar 22:02 · 9/10 puan

Kitapta, yazarın kendi duygu ve düşüncelerinden ziyade, referans gösterilen kaynaklar ışığında belgelenmiş, Mustafa Kemal Atatürk'ün son 300 günü. O dönemdeki duyguları, orada ve o anda yaşayan gerçek insanlardan dinleyeceğiniz, zaman zaman tüylerinizin diken diken olacağı ve özellikle ulu önderin vefat sürecini içeren son kısımları ile büyük lidere duyulan sevgiyi, saygıyı, konu edinmiş en muhteşem eser olarak nitelendirilebilir. Bir ülkenin kahramanının, sonsuzluğa uzanan hikayesi.

Muzeyyen atilla 
05 Eyl 02:43 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Ne guzelde anlatmis can dundar ulu onderimizi onun son ana kadar olan o dopdolu yasamini bize getirdikleri yasadigi mucadeleyi bence bu kitabi okumayan hic bir ogrenciyi liseden mezun etmemeliyiz

. 
29 Oca 2015 · Kitabı okudu · 10/10 puan

bir kitap düşünün sizi ilk sayfasından son noktasına kadar garip bir duygu seline düşürsün evet dostlar bu kitap o kitap... ne hissettin peki deseler tarifi aslında çok zor, kızgınlık,hüzün,dram ve bazı bölümlerinde basit gülümsemeler sunuyor size bu eser. Sevilir veya sevilmez ancak bir çınarın yavaş yavaş toprağa düşüşünü Can Dündar ve kitapta emeği geçenler çok güzel anlatmışlar.ATA'nın son 300 gününe dahil olmak isteyenler için harika ötesi bir eser.

Sultan SALGIN 
20 Eyl 10:50 · Kitabı okudu · 14 günde · Beğendi · 10/10 puan

19 mayıs onun doğum günüydü.kutalamalar için her zaman ki şıklığı içinde stadyuma geldiğinde bütün gözler üzerindeydi.tribünler tıklım tıklım doluydu.Saat 15:00'te şeref tribününe girince büyük bir alkış koptu ardından tezahürat başladı.Bu Ankaralıların onu son görüşleriydi ve o günün anısına stadyumun adı 19 Mayıs stadyumu olarak değiştirildi.

Cem 
07 Tem 19:10 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Büyük insanın hastalığını konu alan eser ,yazarın birkac yerde ideolojisine göre kurduğu cümleler hoş olmasa da bizzat Ataturkun yanindaki insanların ve doktorlarının ifadelerinde olusması okunmaya değer kilıyo

Çalışkanarı Çiğdem Özdemir 
 02 Oca 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Sevmenin ötesinde duygu seliyle okuduğum nadir kitaplardandır. Tüm ülke gibi ben de önce belgeseline çokça ağlamış ardından da, aynı metinleri okurken çokça ağlamıştım.

Sabiha Güler 
21 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Duygu yüklü bir eser..insana tüm duyguları yaşatabilmiş o kadar ki ben şahsen o zamanı yaşarmışçasına okudum.Biz dünyanın en harika liderine sahibiz.

2 /

Kitaptan 22 Alıntı

Aykut 
26 Eki 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Atatürk'ün vasiyetini yazan genel sekreteri Hasan Rıza Soyak anlatıyor
"Ben, yatağın sağ yanında ayakta duruyor, kendisini müthiş bir heyecan ve teessür içinde seyrediyordum. Çok sakindi. Arada bir, yazdıklarına da göz atıyordum. Hem yazıyor, hem de bazı kelimeleri değiştiriyor, cümleleri, manalarına hiç halel getirmeden kısaltıyor, sadeleştiriyordu. Eşsiz muhakeme ve zarafeti burada da kendini göstermişti. Çok ince düşünüyordu. Mesela bir maddede, kendisine aylık bağlanmasını vasiyet ettiği hanımlardan beşinin soyadları yazılıydı; yalnız Bayan Afet'in soyadı yoktu; o, ailesinin soyadını kullanmıyordu. Henüz başka bir ad da almamıştı; bunu görünce diğerlerinin de soyadlarını yazmadı. Yine aynı maddede 'Vefatlarına kadar' ibaresi vardı; bunun yerine, 'yaşadıkları müddetçe' kaydını koydu; ona göre yaşamak esastı. Bir vasiyetnamede dahi olsa, bir insanın ölümünden bahsetmeyi nezakete ve hayırhahlığa uygun bulmuyordu. Dakikalar geçtikçe heyecanım artıyordu. Bu tarihi hadisenin tek şahidi olmak düşüncesi beni sarsıyordu."

Sarı Zeybek, Can Dündar (Sayfa 134 - Doğan Kitap)Sarı Zeybek, Can Dündar (Sayfa 134 - Doğan Kitap)
Aykut 
26 Eki 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Atatürk'ün silah arkadaşı Kılıç Ali anlatıyor
"Hayatına kastedilmemesi için icabında canımızı fedaya azmetmiş olduğumuz büyük Atatürk gözümüzün önünde güpegündüz fani hayata veda edip gidiyor, herkes ellerini kavuşturmuş, büyük bir acz içinde tazimkârane bir vaziyet almış duruyor ve kimsenin elinden bir şey yapmak gelmiyordu. Aman yarabbi... Adeta dehşet içindeydik.
Bir ara Hasan Rıza dayanamadı, büyük bir teessür içinde bana:
'Kılıç bak, koca bir tarih göçüyor' dedi.
Saat tam 9'u 5 geçiyordu."

Sarı Zeybek, Can Dündar (Sayfa 192 - Doğan Kitap)Sarı Zeybek, Can Dündar (Sayfa 192 - Doğan Kitap)
Peyroux 
02 Nis 19:56 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Salih Bozok
Atatürk’ün yaveri Salih Bozok, şuursuzca sarayın merdivenlerinden aşağı koştu. Alt katta boş bulduğu bir odaya dalıp kapıyı kapattı. Az sonra içerden tek el silah sesi duyuldu. Sesi duyup odaya koşanlar, içeride onu kanlar içinde buldular. Tabancasından kalbine sıktığı bir kurşunla devrilmişti...

Sarı Zeybek, Can Dündar (Can Yayınları)Sarı Zeybek, Can Dündar (Can Yayınları)
Aykut 
22 Eki 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Mustafa Kemal Atatürk
Ve nihayet mart ortasında Paris Tıp Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Noël Fissenger Ankara'ya davet edildi. Fransızca doktor, 28 mart günü Çankaya Köşkü'nde Atatürk'ü muayene etti. Karaciğeri büyük buldu. Ayrıca karın boşluğunda bir miktar su (yani asit) toplandığını fark etti. Ve karaciğer iltihabı teşhisi koydu.
Fissenger, bu teşhisten sonra Atatürk'e "anlayacağı dilden" durumun vahametini anlatmaya koyuldu:
"Karaciğer, bir orduda levazım tedarik eden, orduyu besleyen bir kıtadır."
Ama Fissenger, söze böyle girince Atatürk "Bilmediğin konuda konuşma" dercesine sözünü kesti:
"Bazen orduda levazım teşkilatı bozulur. Lakin orduyu yine beslemek mümkün olur. Onları bir tarafa bırakınız."

Sarı Zeybek, Can Dündar (Sayfa 85 - Doğan Kitap)Sarı Zeybek, Can Dündar (Sayfa 85 - Doğan Kitap)
Cem 
11 Tem 10:21 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Afet,
Hasan Rıza Soyakla benden mektup beklediğini bildirmişsin. Arzun, her xaman hatırımdadır. Vaziyetim şudur : Bence doktorların yanlış görüş ve ve hükümleri sebebiyle hastalık durmamış,ilerlemiştir.

Sarı Zeybek, Can DündarSarı Zeybek, Can Dündar
Aykut 
21 Eki 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Mustafa Kemal Atatürk
Nizamettin Nazif Tepelendioğlu anlatıyor;
"Anında Ödemiş ve Aydın efelerini de hayran edecek bir zeybeğin kahraman figürlerini icraya başladı. Bu, hakikaten bir kahramanlık ayini idi. 'Rejime riayet ederse en çok 9 ay yaşayabilir' teşhisi konulan ve bunu bilen bir adam, dizlerini yere vura vura zeybek oynuyordu."

Sarı Zeybek, Can Dündar (Sayfa 74 - Doğan Kitap)Sarı Zeybek, Can Dündar (Sayfa 74 - Doğan Kitap)
Peyroux 
01 Nis 12:04 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Mustafa Kemal Atatürk
“Milletime söz verdim; Hatay’ı alacağım. Namusum üzerine söylüyorum ki, o Türk toprağını Fransızlara bırakmayacağım. Sözümü yerine getiremezsem milletimin huzuruna çıkamam, yerimde kalamam. Ben şimdiye kadar yenilmedim, yenilmem; yenilirsem bir dakika yaşayamam,”

Sarı Zeybek, Can Dündar (Can Yayınları)Sarı Zeybek, Can Dündar (Can Yayınları)
Aykut 
21 Eki 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Mustafa Kemal Atatürk
Yorgundu. Düşmanı çökerten adamı, şimdi içindeki amansız düşman çökertiyordu.

Sarı Zeybek, Can Dündar (Sayfa 61 - Doğan Kitap)Sarı Zeybek, Can Dündar (Sayfa 61 - Doğan Kitap)
Peyroux 
01 Nis 10:59 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Mustafa Kemal Atatürk
Biz, bir Türk bestesini dinlediğimiz zaman, ondan, geçmişin yarına bırakması lazım gelen hikâyesini, kalbimize giren oklar gibi duymak isteriz.

Sarı Zeybek, Can Dündar (Can Yayınları)Sarı Zeybek, Can Dündar (Can Yayınları)
Aykut 
26 Eki 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Atatürk'ün terki hayat etmesinden sonra yaveri Salih Bozok anlatıyor
"Hekimler büyük ölünün odasından çıktıkları zaman yüzüm kim bilir nasıl korkunç bir hal almıştı ki operatörü Mim Kemal Bey telaşlanarak:
'Nereye gidiyorsun' diye sormaya mecbur oldu.
'Hiç' dedim, 'gidiyorum. İşim bitti artık.'
Fakat Mim Kemal Bey bırakmadı. Kolumdan tutarak aşağı kadar indirdi. Kalbim, iki değirmen taşı arasına düşmüş bir buğday tanesi olsa ancak bu kadar ezilirdi. Ne ağlıyabiliyor, ne konuşabiliyor, ne de konuşulanları anlıyordum. Bir ara büsbütün kendimden geçmişim. Odadan deli gibi fırladım.
'Nereye' diye arkamdan koştular.
'Şimdi geliyorum' dedim.
Bundan sonrasını hiç, ama hiç hatırlamıyorum."

Atatürk'ün yaveri Salih Bozok, şuursuzca sarayın merdivenlerinden aşağı koştu. Alt katta boş bulduğu bir odaya dalıp kapıyı kapattı. Az sonra içerden tek el silah sesi duyuldu. Sesi duyup odaya koşanlar içerde onu kanlar içinde buldular. Tabancasından kalbine sıktığı bir kurşunla devrilmişti...

Sarı Zeybek, Can Dündar (Sayfa 193 - Doğan Kitap)Sarı Zeybek, Can Dündar (Sayfa 193 - Doğan Kitap)
3 /