Adı:
Şarlatanlığın Tarihi
Baskı tarihi:
Ekim 2009
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758855087
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Yayınları
"Tarihi iki defa okuruz, ilk okumada kullanılabilir 'gerçeklerin' peşine düşeriz. Bu bir papazın İncil'i okuması gibi bir şeydir. İkincisinde bu işin aslı neymiş diye okuruz. Bu da şeytanın İncil'i okuması gibidir."

Lars Morris Şarlatanlığın Tarihi'nde okuyucuyu ikinci tür bir tarih okumasına kışkırtıyor. Değişik çağlarda yaşayan insanların ruhsal labirentlerinde dolaştırıyor, çalınmamış kapıları aralıyor. Şarlatanlığı mümkün kılan bir zihin coğrafyasına götürüyor bizi.

Bu kitap, bizim öykümüzü anlatıyor. Şarlatanlığın Tarihi'ni okuyup bitirdiğimizde artık çok geride kaldığını düşündüğümüz birçok şeyi hemen yanı başımızda buluyoruz. Ve en önemlisi, bir türlü cevaplayamadığımız bir soru takılıyor zihnimize. İnsanlık gerçekten ilerliyor mu?
 
279 syf.
·27 günde·8/10
Bu başka bir tarih, buzdağının görünmeyen kısmından küçük bir kesit bana kalırsa. Şarlatanların dünyasında yaşıyor olmamızın bir kanıtı niteliğini taşıyor bu kitap. Fakat kitabı okuduktan sonra büyük bir soru işaretine sahip kocaman bir soru oluşuyor insanın zihninde; YAŞADIĞIMIZ BU ZAMANLAR İNSANLIĞIN GERÇEKTEN İLERLEYİŞİ Mİ YOKSA TARİHİN KIYAFET DEĞİŞTİRMİŞ TEKERRÜRÜ MÜ

----------- Spoiler içerir----------

“Güzel" görünmek uğruna bedenlerine işkence eden kadınlar, işkence aleti olarak kullandıkları iç organlarını, kaburgalarını parçalayan korseler, zenginliğin ve gücün(erkekler için) göstergesi olan küçük ayaklı Çin' li kadınların ayaklarını küçültmek için uyguladıkları "ayak bağlama" yöntemi, beyaz ve pürüzsüz bir ten için yüzlerine ve ciltlerine sürdükleri garip şeyler, civa, kurşun, sirüs... Ve "güzellik" arzusuyla gerçek güzelliklerinden, bedenlerinden ve hayatlarından olan kadınlara bu dayatmayı yapan kocaman bir sistem!
Hastalanınca doktora değil "şifacı"ya yani şarlatana giden, faydasız pek çok şeyle iyileşmeye çalışan, iyileşmediği halde inatla "tedavi"ye devam eden ve sonunda hayatlarını kaybeden insanlar...
Patatesler, evet bildiğimiz sarı patatesler ve ekmekler ah evet fırından sıcacık taze çıkmış o ekmekler ... Ve içindeki mantardan dolayı zehirli olduğunu bilmeden ekmeği yiyip kafayı da yiyen insanlar ve zehirlidir diye patatesleri yemeyerek açlıktan ölen insanlar ve bu ülkeleri yöneten insanların lafları ve inatları... Ah insanlar!

İnsanların hurafelere olan inancıyla savaş halinde olan bilimsel gerçekler, düşünmeden hareket eden devletler, bireyler ve doğurdukları sonuçlar...
“Haçlı Seferleri ve Hataları diye konu eklenmeli tarih kitaplarına” diyeceğiniz ve “çocuk aklı“ deyimini yeniden düşüneceğiniz eylemler.
Din uğruna iç çatışmalar, birbirine düşmanlaşan insanlar ve bunlar sayesinde çıkarlarını ve makamlarını koruyan din adamları.
Cadı avları ve cadı olman için sahip olman gereken özellikler; 1-Dul olmak 2-yaşlı olmak 3-çirkin olmak 4-bilgili olmak (kısacası erkeklerin işine yaramamak ve onlardan daha çok şey bilerek onları korkutuyor olmak) ve 5-bir başka"cadı"nın seni ele vermesi. Ah Tanrım gerçekten inanıyor musunuz siz bu cadılara?
Daha iyisi için en iyisini(doğayı) yok eden o zihni pırıl pırıl insanlar...
Geliştiğini sanan teknolojiler, insanlar ve devletler...
Ve testis yüceliğinin kısa tarihi: "erkeğin kesesinde minyatür halde olan çocuk kadının karnında sadece büyüyor" inancı; hayvanların ve her çeşit derinin içinde çocuk büyütme denemeleri gibi parlak fikirlere sebep olmuş, kadını ikinci sınıf insana indirgemiştir. Yine bu inanç yemin üzerinde de etkili olmuş; erkekler testislerini tutarak soyunun geleceği üzerine yemin etmiş, İngilizce yemin etmek "testify" ve vasiyet "testament" kelimelerini oluşturmuştur. Testisi olmayanın yemini makbul değildi ve kadının testisi yoktu! Eşit kanıtlara sahip olan iki testisliden mahkemeyi kazanan büyük testise sahip olan tarafmış. Tanrım gerçekten mi? MÖ 1900 yıllarında Mısır kralı Seotris kuşattığı şehri ele geçirdiğinde o şehrin direnerek ölen savaşçıları anısına şehrin meydanına kocaman bir penis heykeli, direnmeden teslim olan şehirlerin meydanına ise aşağılanmak adına vajina heykeli yaptırırmış.
Ah bir de devletler ve onların palavraları var. Gerçekten baştan sona ayrı bir kitap olmaya değecek kadar çok olduklarına eminim lakin bu kitaptakiler biraz farklı.
''Barış için insanların ne mi yaptığını söyleyeceğim?
İnsanlık bugün de kaytardı; mesaiye gelmedi...''
Fransa Kraliçesi Bavyeralı İsabeau , eşek sütüyle banyo yapar ve içinde yaban domuzu beyni, timsah salgı bezleri ve kurt kanı bulunan bir losyonla yüzünü silerdi.
Bir yaşına basmamış bebek kakasının cilt için çok faydalı olduğuna inanılıyordu. Ancak kakanın, yapıldıktan hemen sonra sütle karıştırılarak yüze sürülmesi gerekiyordu.
“Lale” sözcüğü Türkçedir ve bir çeşit türban anlamına gelir. Lale Avrupa’ya ilk olarak 16.yy da , İstanbul’dan getirildi.Rengi ve şekli nedeniyle değer kazanan Lale , özellikle Almanya ile Hollanda’da çok büyük ilgi görmüştü.Öyle ki, Hollanda’da zengin bir adamın lale soğanı koleksiyonunun olmaması , iyi yetiştirilmediğinin bir göstergesiydi.
D’Annunzio, yazacağı şiirlere esin kaynağı olsun diye ...., ölü doğmuş bebekleri kavanozlara koyup çalışma odasındaki raflarda sergilemek gibi pek çok tuhaf şey yapardı.
Kaynamış karınca yuvası çorbası içmelerini, yaralarına solucan ezmesi yakısı koymalarını, hatta mahrem yerlerine ölü tavuk eti bağlamalarını bile tavsiye ediyorlardı

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şarlatanlığın Tarihi
Baskı tarihi:
Ekim 2009
Sayfa sayısı:
288
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758855087
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Kırmızı Yayınları
"Tarihi iki defa okuruz, ilk okumada kullanılabilir 'gerçeklerin' peşine düşeriz. Bu bir papazın İncil'i okuması gibi bir şeydir. İkincisinde bu işin aslı neymiş diye okuruz. Bu da şeytanın İncil'i okuması gibidir."

Lars Morris Şarlatanlığın Tarihi'nde okuyucuyu ikinci tür bir tarih okumasına kışkırtıyor. Değişik çağlarda yaşayan insanların ruhsal labirentlerinde dolaştırıyor, çalınmamış kapıları aralıyor. Şarlatanlığı mümkün kılan bir zihin coğrafyasına götürüyor bizi.

Bu kitap, bizim öykümüzü anlatıyor. Şarlatanlığın Tarihi'ni okuyup bitirdiğimizde artık çok geride kaldığını düşündüğümüz birçok şeyi hemen yanı başımızda buluyoruz. Ve en önemlisi, bir türlü cevaplayamadığımız bir soru takılıyor zihnimize. İnsanlık gerçekten ilerliyor mu?
 

Kitabı okuyanlar 17 okur

  • Kardelen Cansu
  • Berna Fidan
  • Ali Can
  • H. İbrahim
  • Ramazan Akın
  • tayfun
  • Cansu Fındık
  • Ersin Denk
  • Ramazan Kadıoğlu
  • Destan

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25 (1)
9
%0
8
%50 (2)
7
%25 (1)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0