Satılık İmparatorluk (Lozan ve Osmanlı'nın Reddedilen Mirası)Mustafa Armağan

·
Okunma
·
Beğeni
·
1.641
Gösterim
Adı:
Satılık İmparatorluk
Alt başlık:
Lozan ve Osmanlı'nın Reddedilen Mirası
Baskı tarihi:
Şubat 2013
Sayfa sayısı:
296
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050808537
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak Sezai Karakoç Osmanlı Devleti'nin parçalanması birkaç ay içerisinde gerçekleşti ve 1918 yılı Ekim ayının son günü artık Osmanlı'sız bir dünya haritası vardı. Bununla da bitmedi... Önce Saltanat, sonra Halifelik, İngiliz dayatması daha doğrusu oyunu yüzünden birer hamlede kaldırıldı. 1925'te toplumun kılık kıyafeti değiştirildi. Maksat, yeni bir insan vücuda getirmekti. 1928'de bu defa alfabesi (yazısı) elden gitti Osmanlı'nın. Mahir İz'in dediği gibi maksat "maziden alakayı kesmek"i. 1932'de ezan Türkçeleştirildi. Tüm bunları boşalan camileri satmak veya kiralamak, yıkmak veya arsasını ele geçirip partinin kodamanlarına peşkeş çekmek üzere iç etme adımı takip etti. Velhasıl, Lozan süreciyle birlikte Osmanlı satılığa çıkarılmıştı. Yalnız antika eşyaları, camileri, medreseleri değil; Ayasofya'sı dahil pek çok maddi ve manevi varlığı satıldı. Kime peki ve neden? Elinizdeki kitap, Osmanlı mirasının neden ve nasıl satıldığını ve bir cihan imparatorluğunun cihangirlik sevdasından vazgeçmiş varisi tarafından nasıl hoyratça yok edildiğini gösteriyor. Varis ne kadar unutmak isterse istesin, enkazdan artakalanlar mutlaka bir yerden başlarını uzatıp seslerini duyuracaklardı. Mustafa Armağan, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişte ve sonrasında yaşananları ele alarak tarihle yeniden hesaplaşıyor: Satılık İmparatorluk...
Daha önce de bu kitabı okumayı denemiştim ve ileriki sayfalarda yarım bırakmıştım. Bugün 22. Sayfadan sonrasını bile okumak istemiyorum. Atatürk'e karşı çıkan bir kitabı ve yazarı okumayı doğru bulmuyorum
1920li yıllarla 1960lı yıllar arasında Türkiye'de neler yaşandığını anlatıyor yazar.Mustafa Armağan neredeyse her cümlesinin belgesini kaynağını belirtmiş.O dönemde yaşayan birçok kişinin hatıratlarından, günlüklerinden, kitaplarından,o dönemdeki gazetelerden kesitler de sunmuş.Hiç bu kadar kaynak gösterilen bir tarih kitabı okumamıştım.Bu tarihçiyse diğerleri neydi diyorum şu an.Ciddi bir emek harcadığını kitabı okudukça fark ediyorsunuz.Akıcı,sohbet eder gibi,sade bir dille aktarmış zamanı.Hayran kaldım bilgisine.Yeni ufuklar açtı benim için.Eline yüreğine sağlık.
Sonunç: Aman Allah'ım :O
Bir kaç cümleyle bitirmek istemiyorum lakin zamanım olmadığından dolayı kısa inceleme yapacağım.
Öncelikle evet bazı okurların da söylediği gibi kitapta "Satılık İmparatorluk" dışında diğer konulara fazla detaylıca girilmiş ama "Satılık İmparatorluk" kısmını anlayabillmemiz için bunları bilmeliyiz. Ben, kitapta beni derinden yaralayan şu cümle örneği ile incelemeyi sonlandırıyorum:
"MISAK-İ MİLLİ HUDUTLARININ DIŞINDA TÜRK UNSURU KABUL ETMİYORUZ. " (...)
Utanılacak yakın tarihimizdeki cevapsız sorulara yanıtlar. Belgeler ve hatıratlarla apacık kanıtlı değerli bır kitap kesinlikle okunmalı ve dersler cıkarılmalı.
Genel Bir Mustafa Armağan Değerlendirmesi ve Satılık İmparatorluk Adlı Kitabın Eleştirisi

Öncelikle her kitabın okuruna farklı şeyler kattığını, her okurun nezdinde “mevzu bahis” olan kitabın ayrı bir yeri olabileceğini belirterek başlamak isterim.
Tarihçilik, Sosyal Bilimler içerisinde en dikkat isteyen bölümlerden biridir. Bu bağlamda iyi bir tarihçi de aranacak ana unsurlardan hemen bir kaçı; 1) kuvvetli sezgisel bakış 2) saplantılı anlayışa/bakışa sahip olmama yani mutaassıp olmama vb. olarak sayılabilir. İlk şıkkı değerlendirebilmek için bir konuya müstakil kılınmış eserin mevcudiyeti şarttır. Vakayı rivayete dayalı, ortaya bir şey koymayan gazete yazıları bunun haricindedir. Mustafa Armağan’ın böyle bir özelliği olmaması bakımından yani eserleri müstakil bir tezi işlemekten ziyade dağınık yazıların birleşmesinden ibaret olduğu için bu husus üzerinden değerlendirmek doğru kaçmayabilir. İkinci şıkka geldiğimizde ise olmazsa olmazlardan olan mutaassıp olmamak şartı ne yazık ki Mustafa Armağan üzerinde görülmemektedir. Aşağıda, kitabın eleştirisinde yer alacağı üzere söz konusu olan “konu” ile alakasız bir yazının/yazıların kitapta sıkça yer alması “saplantı” haline getirdiği fikirleri çalışmasının önüne koyduğu anlamına gelmektedir. Bu bağlamda başarılı bir “popüler tarihçi” olması tartışılr olan Mustafa Armağan asla “nitelikli" bir tarihçi değildir.
Mustafa Armağan “özel ilgi alanı” olarak seçtiği “Kemalizm” ve “M. Kemal’in Özel Hayatını” her fırsatta, konu ile ilgisiz dahi olsa sıkıştırmakta ve nitelikli okurda tepkimeye yol açabilmektedir. Bu eleştirim onun ilgilendiği alanın gereksizliğini vurgulamak için değil artık her eserine sirayet etmesi bakımından kaliteyi aşağıya çektiğini belirtmek içindir.
Tahlilini ve eleştirisini yapmaya çalışacağım eseri ise, 2013 yılında Timaş yayınlarından çıkan “Satılık İmparatorluk” adlı kitaptır. Alt başlığı ise “Lozan ve Osmanlı’nın reddedilen mirası. İlki olmasa dahi ikinci kısım geniş bir çerçeveyi ele almaktadır ki bundan mütevellit eleştiride buna istinaden insafa kaçtığımı belirtebilirim.
Yukarıda değindiğimi burada açabilirim. Artık Mustafa Armağan eserlerinin vazgeçilmezidir. Kitabın bir ismi vardır ve kitabın içerisinde isim ile alakasız bir yığın yazı bulunur. Mustafa Armağan’ın bu denli kaliteli (!) bir yazar olduğunu bilmeyen herhangi biri ismine aldanarak bir kitap alsa belki de kitapta karşılaşacağı en son şey kitabın adıyla ilgili olan yazılardır. Aynı şekilde isim kitabı bir konuya has kılmışsa da içeriğinde ki yazılar dağınık, dağınık olduğu kadar da “gazete yazısı” düzeyindedir. İçinde ciddi düzeyde bir makaleye rastlanmamaktadır. Yanlış anlaşılmasın niye akademik değil? diye sormuyorum. Evet, popüler tarihçi olabilir ama bu onun kalitesiz olacağı anlamına gelmez. Maalesef Türkiye de ki “popüler tarihçiler” arasında hakkını vererek bu işi yapanı çok nadirdir. Ve Mustafa Armağan kesinlikle bunlardan biri değildir. Bu kitap ile şöyle bir anekdot zikredeyim: Evet, kitabı Lozan’ı anlatıyor diye fuarın birinde almıştım. “Bir ara okur, Mustafa A. bu hususta neleri hatırlatıyor, bakarım” demiştim. Günü geldi kitaba başladım ve ilk sayfalardan itibaren bir kitabın ismine bakmaya başladım bir okuduğum makalenin adına. Bir yerden sonra da koy verdim. Çünkü bir değil iki değil. Belli ki isim alakasız da olsa zorunlu olduğu için yazılmış kapağa. Lozan ile ilgili okumak için başladım, kendimi “vay be İnönü küçük Ülkünün de hakkını yemiş derken buldum. (Burada gülebiliriz). Hatta “Atatürk, Hitler’e ne yazdı” bölümünde kitap baya baya Rıfat Ilgaz tadı vermeye başlamıştı. O yazılan mektuplar nasıl Hitler seviciliği olarak lanse edilir, diye kendime soruyor cevabı “aman kardeşim asplantılı olmayacaksın” diye buluyorum...
Bunların hepsini özetler nitelikte kitaba getirilecek ana eleştiri belirttiğim gibi kitabın isminde belirttiği/vaat ettiği konulara rağmen kitap içinde alakasız yazılar ile karşılaşmak olacaktır. Ve kısaca saymaya kalksam dahi sayıları bir hayli fazla. Belirttiğim üzere kitabın ismi “Satılık İmparatorluk” ve dahi alt başlığı “Lozan ve Osmanlının Reddedilen Mirası”dır. Bu bağlamda okuyucunun en büyük hakkı “Küçük Ülkü de İnönü mağdurlarındanmış”, “Atatürkün Mal Varlığı”, “Atatürkün Bilinmeyen Kız Kardeşi”, “İnönü, Atatürk’ü ölmeden önce nasıl öldürmüştü”, “İlk Heykel Atatürk Zamanında Yıktırılmıştı”, “Atatürk Zamanında 64 Bin Kişinin Kafatası Fişlenmişti”, “Bediüzzaman ve Mustafa Kemal Hiç Karşılaştılar mı”, “Osmanlıya İhanet Eden Aileyi Saran Lanet Çemberi” “İsmet Paşa Suriye’den Kimin Atı İle Kaçmıştı” gibi daha saymaya lüzum görmediğin onca başlığın bu isme haiz bir kitapta ne işinin olduğunu sormaktır. Eğer bunlar kitaplaştırılacak kadar ciddi mevzular olarak kabul edilirse bunu anlarım, lakin “Satılık İmparatorluk” adlı kitapta bu başlıklarının ne işi olduğunu sormadan da edemem. Zira okuyucu olarak kitabın ismine baktığımda bunların hiçbiri ile konunun alakası yoktur.
Eğer nitelikli bir tarih eseri ortaya koyma derdindeysek evveliyatla taassup diğer deyişle saplantılardan kurtulmamız gerekir. Taassup tarihin baş düşmanıdır. Ortaya koyduğumuz her esere bu fikirleri yansıtma hakkımız yoktur. Konu ile ilgili fikirler müstakil eserlerde incelenir, tahlil edilir. İlim adamın öncelikli vazifesi olayları tahlil ile bir sonuca ulaşmaktır. Bunu propaganda şekline dönüştürmek hatadır. Buna rağmen hala “uyandırmak” görevini vazife edindiğimizi söylersek bu da saygı ile karşılanmalıdır Sonuçta birileri de bu gibi eserler vermelidir. Ancak bunu özel olarak konu ile “ilgili” kitaplarda inceleyip, hitap edilen okuyucu kesimine bu kitaplar vasıtası ile ulaşılmalıdır. Buna rağmen müstakil isim verilen, bir konuya has kılınan kitapta belirtilen konu ile uzaktan yakından alakası olmayan başlıklar açılıp, konu ile alakasız şeyleri değerlendirilirse, bırakın “nitelikli tarihçi” olmayı basit bir “piyasa yazarı” olmaktan öteye geçilemez.
Yapılan her işte –ki bu kitap vücuda getirmek kadar önemli bir iş- kalite ilk önemli olandır. Bu minvalde okuyucuya her kitapta öncelikle kalite vaat edilmelidir. Önemli bulup mücadele edilmek istenilen alanlar pek tabi olabilir. Ancak bu, konuya has kitaplar yazmakla, nicelikten niteliğe geçmekle mümkün olur.
Şehir üzerine harika deneme eserler ortaya koyan Mustafa Armağan ne yazık ki bu başarıyı “tarih” alanında sergileyememiş, belli başlı eserleri ise bilinenleri tekrardan öte geçememiştir. Eleştirisini sunmaya çalıştığım “Satılık İmparatorluk” adlı eseri ise birkaç yazısı dışında bahse değer nitelikte değildir. Her kitabında bulunan onlarca başlığın içinde ki birkaç kaliteli yazısını toplayıp ayrı bir kitap olarak yayınlarsa en azından “nicelikten niteliğe” ilk adım atılmış olabilir…
Selametle. İyi Okumalar…
.
Oldukça sade ve kişisel bir anlatımla yazılmış tarih romanı: Kişisel düşüncelerini belgelerle kanıtlayarak birçok tezi kitabında çürütmüş. Cumhuriyetin ilk yıllarında halkın yaşadığı olaylar, yaşadığı acılar ama sonsuz vatan aşkı o kadar güzel bir dille anlatılmış ki kitabın sonunda kendimi ağlarken buldum
Amaca yönelik tarihçilik...Gazete küpürlerinin delil olarak sayıldığı bir tarihçilik...Kahve üslubuyla bir tarihçilik...
bu yazarın okuduğum ilk kitabı. Yazdığı olayları belgelere dayandırarak yazmaya çalışmış ama ben aşırı olarak Atatürk karşıtı bir kitap olarak düşünüyorum okurken şaşırdım okuduklarım karşısında.
Resmî ideoloji tarihi işte böyle açık açık eğip büküyor; istediği kalıba dökmek istiyor;işıne gelen tarafını ballandıra ballandıra anlatıp gelmeyen tarafını ise koyu karanlığa mahkûm ediyor.
İsmet’e dikkat etmek lâzım Tevfik Rüştü, zira o inanmadığını bile mükemmel surette planlar ve tatbik de eder.
Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak.
Sezai Karakoç
Onlar saniyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat SUSMAYACAK...
Mustafa Armağan
Sayfa 12 - timaş yayinevi
Afyonda yaklaşık 500 yıllık sapasağlam Umur Bey (Paşa) Camii'ni çatır çatır sökerek,Afyon Kalesine nispet edercesine göğe yükselen minaresini yıkarak açtığı meydana çırılçıplak bir adam heykeli dikildiğini ve adının sanki cami karşısında bir zafer kazanmışcasına Zafer (Utku)Anıtı konulduğunu söyleyeyim de siz anlayın anlayacağınızı...
"Peki camileri yeniden kim açtı?"
Cevabı tereddütsüz "Rahmetli Adnan Menderes"oluyor."Müslüman insandı Menderes.Dine hizmet etmek isteyen bir insandı.Onun için idam ettiler ya zaten."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Satılık İmparatorluk
Alt başlık:
Lozan ve Osmanlı'nın Reddedilen Mirası
Baskı tarihi:
Şubat 2013
Sayfa sayısı:
296
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050808537
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Timaş Yayınları
Onlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak Sezai Karakoç Osmanlı Devleti'nin parçalanması birkaç ay içerisinde gerçekleşti ve 1918 yılı Ekim ayının son günü artık Osmanlı'sız bir dünya haritası vardı. Bununla da bitmedi... Önce Saltanat, sonra Halifelik, İngiliz dayatması daha doğrusu oyunu yüzünden birer hamlede kaldırıldı. 1925'te toplumun kılık kıyafeti değiştirildi. Maksat, yeni bir insan vücuda getirmekti. 1928'de bu defa alfabesi (yazısı) elden gitti Osmanlı'nın. Mahir İz'in dediği gibi maksat "maziden alakayı kesmek"i. 1932'de ezan Türkçeleştirildi. Tüm bunları boşalan camileri satmak veya kiralamak, yıkmak veya arsasını ele geçirip partinin kodamanlarına peşkeş çekmek üzere iç etme adımı takip etti. Velhasıl, Lozan süreciyle birlikte Osmanlı satılığa çıkarılmıştı. Yalnız antika eşyaları, camileri, medreseleri değil; Ayasofya'sı dahil pek çok maddi ve manevi varlığı satıldı. Kime peki ve neden? Elinizdeki kitap, Osmanlı mirasının neden ve nasıl satıldığını ve bir cihan imparatorluğunun cihangirlik sevdasından vazgeçmiş varisi tarafından nasıl hoyratça yok edildiğini gösteriyor. Varis ne kadar unutmak isterse istesin, enkazdan artakalanlar mutlaka bir yerden başlarını uzatıp seslerini duyuracaklardı. Mustafa Armağan, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişte ve sonrasında yaşananları ele alarak tarihle yeniden hesaplaşıyor: Satılık İmparatorluk...

Kitabı okuyanlar 126 okur

  • Sevde
  • Abdulmuttalib Kenger
  • cengiz maraz
  • Gbb
  • Muhsin Zahid Çakmak
  • Leyla
  • Seda Öztenekeci
  • Ahmet Turan
  • Nur LALE
  • Büşra

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.4
14-17 Yaş
%1.8
18-24 Yaş
%32.1
25-34 Yaş
%32.1
35-44 Yaş
%17.9
45-54 Yaş
%8.9
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%31.7
Erkek
%68.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%22.2 (8)
9
%13.9 (5)
8
%11.1 (4)
7
%25 (9)
6
%5.6 (2)
5
%11.1 (4)
4
%0
3
%0
2
%2.8 (1)
1
%8.3 (3)