Savaş ve Barış (4 Cilt Takım)Lev Nikolayeviç Tolstoy

·
Okunma
·
Beğeni
·
22.376
Gösterim
Adı:
Savaş ve Barış
Alt başlık:
4 Cilt Takım
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
2048
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051721743
Kitabın türü:
Çeviri:
Mete Ergin
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yordam Kitap
Savaş ve Barış, yazıldıktan kısa bir süre sonra neredeyse tüm dünya dillerine çevrilen, aradan geçen yüz elli yılda evrensel edebiyatın başyapıtı hâline gelen dev bir eser… Bir roman değildir, tarihsel bir anlatı değil, belgesel değil, felsefe kitabı değil, Rus toplumunu anlatan sosyolojik bir inceleme değil, bir dönem romanı, savaş ya da aşk romanı değildir. Çünkü bunların hepsidir Savaş ve Barış.

Tolstoy, edebî türlerin sınırlarını aşarak var ettiği bu büyük yapıtla, edebî değerinden, anlatım zenginliğinden bir şey kaybetmeden, farklı coğrafyaların ve çağların sınırlarını da aşıyor. Savaş ve Barış romanında başlıca iki savaş ele alınıyor: 1805-1807 savaşı ve 1812 savaşı. Bu iki savaşın nitelikleri ayrıdır ve Tolstoy özellikle bu büyük çatışmaların farklı özellikleri üzerinde durmuştur. 1812 savaşı bir milli kurtuluş savaşı niteliği taşıdığı için, bu savaşa halk yığınları da katılmış ve Tolstoy romanında, halkı da sahneye çıkarmıştır.

Yordam Edebiyat olarak, Savaş ve Barış’ı, özel bir edisyonla sunmaktan gurur duyuyoruz. Tüm dünyada ‘en başarılı çeviri’ olarak kabul edilen Louise-Aylmer Maude çevirisi, bizzat Tolstoy’dan edinilen karakter detaylarını ve biyografik bilgileri içermektedir. Böylece bu büyük eseri, âdeta Tolstoy’un rehberliğinde okuma ayrıcalığını yaşayacaksınız. Ayrıca, Hasan Âli Ediz’in başlı başına bir eser olarak kabul edilmesi gereken Tolstoy incelemesini ve Tolstoy’un bu büyük eserini anlattığı kendi yazısını da bu özel edisyonun değerli bir parçası olarak, sizlerle buluşturuyoruz.

“Yapmacık bir alçakgönüllülük göstermeyeceğim: Savaş ve Barış, Homeros’un İlyada’sı gibi bir eserdir.”

-Tolstoy-
spoiler

Şimdi size bir masal anlatacağım..lütfen ..gözlerinizi kapatın ..

ÇÜNKÜ AŞIĞIM

once upon a time ...1812 RUSYA ..
kitap raflarında onu ilk gördüğümde ...derin bir nefes alıp ..sen benimsin..demiştim
muhteşem kapağında... ardından ay doğan ..sadece gizemli gözlerini gözlerime dikmiş bir adam vardı...kan kırmızı adının altında ..topların önünde yatan ölüler ve on iki gölge ....OPRİÇNİKLER

Fransız yazar Jasper Kent in Danilov Beşlemesi ile başladığım Rus toprakları serüvenim ...great TOLSTOY a kadar ilerledi ..bu büyük çoğrafyanın muhteşem yazarlarına aşığım..olaylarına ..devrimlerine..savaşlarına..
katliamlarına....sürgünlerine...trenlerine
..istasyonlarına..insan öldüren soguğuna ..nehirlerindeki buzun genleştikçe çıkarttığı korkunç seslerine ....aşığım...

danilov ile dolohov arasındaki görüp geçirdiğim ..jivagosuna ..rasputinine ..korkunç ivanına aşığım..

Tolstoy ise başka bir his kalbimde.. çok büyük...
savaş ve barış için dünya üzerinde ismini imza olarak bırakan bir çok insan ..o kadar büyük kelimeler yazmış ki benim burada ilkokul çocuğu gibi ..orda o oldu burda şu vardı demem abesle iştigal eder... utanırım..
.sadece şunları söyleyebilirim ki ...

savaş ve barış...bir panaromadır...baktıkça detaylararında kaybolduğun bir tablodur..1800 cıvarı sayfa boyunca takriben 10 ana karakter ve yuzlerce yan karakter üzerinden hiç fire vermeden ..teklemeden ilerleyen bir roman...
tolstoyun kendisini de kitabın içinde yerleşmiş olarak bulabilirsiniz ..ki sonlara dogru bu iyice aşıkardır...

YIRMI YILLIK BİR YAŞAM VE DEĞİŞİM rüzgarıdır...

23 gün boyunca normal dünya yüzeyinden beni alıp ...bambaşka topraklarda gezdirebilmeyi başarmış çok ender bir anlatımdır...bazen kendimi sorguladığım
karakterlerin şaşağa ve şımarıklığına sinirlendiğim..kaderle mühürlenmiş eller birbirini geç te olsa bulduğun da gülümsediğim ..ölümlerde ağladığım sayfalardır ..savaş ve barış...

"mürekkep hokkasının içine vucudundan etler bırakarak" ...yazdığı söylenen Lev Nikolayeviç Tolstoy için..

"sayfalarına ruhumdan kabuklar bıraktım" ...dıyen okurları için...

saygıyla bu büyük romanın önunde eğiliyorum.....

YA blagodaren ...tüm dünya okuyucuları adına...........
Savaş ve Barış klasik roman denince akla ilk gelen isimlerden bir tanesi. Kitabı okurken ister istemez "Savaş ve Barış" mı "Suç ve Ceza" mı yoksa "Sefiiler" mi diyorsunuz?

Öncelikle şunu diyeyim. "Savaş ve Barış" tam olarak klasik bir eser olmaya ve bu kadar okunmaya hak kazanmış. Her kişinin ( Kısaltılmış şekli de olabilir. Çünkü orjinal halini okumak baya bir zaman alıyor. ) kesinlikle ömründe okuyacağı "1000 Kitap" arasında yer alması gerekir.

Fakat gel gör ki "Dünyanın En İyi Üç Klasiği" diyeceksek: Savaş ve Barış biraz haddini bilecek :)
Çünkü onun ağabeyleri var...

En İyi 3 Klasik Listesi:

1. Suç ve Ceza ( Ki okumadan ölmeyin )

2. Sefiiler ( Bir kitap okuyorsunuz tatmadığınız duygu kalmıyor)

3. Savaş ve Barış
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.065 Oy)7.331 beğeni19.852 okunma3.223 alıntı116.705 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.107 Oy)17.497 beğeni39.528 okunma2.116 alıntı165.512 gösterim
  • Sefiller
    9.1/10 (4.095 Oy)4.808 beğeni16.024 okunma2.803 alıntı102.663 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.864 Oy)8.150 beğeni26.041 okunma628 alıntı126.788 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.237 Oy)8.157 beğeni24.007 okunma1.908 alıntı102.571 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.257 Oy)5.362 beğeni18.162 okunma687 alıntı92.335 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.011 Oy)12.482 beğeni31.776 okunma2.796 alıntı132.640 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.155 Oy)10.819 beğeni26.577 okunma1.390 alıntı139.824 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.976 Oy)8.368 beğeni23.255 okunma1.148 alıntı112.988 gösterim
  • Olasılıksız
    8.5/10 (5.862 Oy)6.555 beğeni18.905 okunma580 alıntı106.934 gösterim
Spoiler içerir ...

Savaş ve Barış ...İki ciltlik ,1800 sayfayı aşkın ,Rusya ile Fransa savaşını konu edinen ,tarihin harmanlayıp yogurdugu
derin,destansı bir kitap .

Savaş ve Barış'ı anlamadan önce ,öncelikle Tolstoy'un hayatını kısaca bir hatirlamamiz gerekiyor .Tolstoy 1828 yılında meşhur bir aristokrat ailede doğmuş ,burjuvazi bir çevrede yetişmiştir .Ailesini kaybettikten sonra aile mirasını kumarda kaybetmis.Kazan Üniversitesi 'ni çoktan bırakmış .Orduya katilmis ,anılar yazmıştır .Daha sonra Sibirya'da sürgün edilmiştir .30 yıllık sürgün hayatından sonra 1856 yılında atfedilen bir grup soylu devrimci Dekamberist'lerin hakkında yazı yazmak için Yasnava Polyana 'ya miras kalan köşke yerleşmiştir .

Fakat Tolstoy Dekamberist 'lerin sürgün hikayesinin tam olarak anlasilabilmesi için geriye doğru bir zaman turunun yapılmasının isabetli olduğunu düşünerek ;1825 yılı Car 2.Nicolas'a karşı ayaklandiklari zamanın iyi yorumlanmasi,anlaşılması gerektiğine inanıyor .1812 Napolyon 'ların Rusya'ya korkunç saldirmasinin hikayesinin iyi anlaşılması gerektiğini düşünüyor .Yine Austerlitz Savaş'indaki yenilgiden sonra Napolyon'un oluşturduğu ciddi tehdidi öğrendiği 1805 yılından bahsetmeden 1812 yılından bahsedilemeyecegine inanıyor .Tüm bu dağınık fikirler bir araya gelerek başarılı ve titiz bir şekilde sentezlenerek Savaş ve Barış gibi panorama niteliğinde zaman'siz dev bir destanin doğumuna şahit olacaktır .Yani Tolstoy ,doğumundan 20 yıl öncesi uzun ,nefes kesen bir yolculuğa çıkarıyor biz okurlarini...


Hiç aklımda yokken Ebru Ince
Hanım vesilesi ve ilk yaptığım etkinliğin vermiş olduğu sinerjiden güç alarak Savaş ve Barış yolculuğuna çıkmış oldum ben de .Kitap okuma süresi ile alakalı çok sabırsız birisiyim .Elimdeki kitabin elimde surunmesini kesinlikle istemem .1800 sayfayı aşkın bu kitabı Allahım nasıl bitireceğim ,kalbim sıkışıyor,bünyem kaldırmıyor diye diye bitirislerime şahit oldunuz sizler de :))Ebru Hanım da bu kitabın kalın kitap değil, tuğla hükmünde olduğunu belirtince bir nebze de olsa rahatladım .
Başladım tuğla misali altında ezilmek yerine karakterleri ve tarihi gerçekleri zihnimde tuğla tuğla birleştirip inşa etmeye ...VIP Kralicemiz
Ebru Ince Hanım ve ekip arkadaşlarıma kocaman tesekkurler.


Kitap başta da dediğim gibi iki cillten oluşuyor .Birinci cildi atlatirsaniz selametle ,İkinci cilt çok daha kolay ve oturaklı ilerliyor .Birinci cildi okurken kafamda uçuşan bir dolu soru ağı ,zihnimde bağlantı kuramadigim bir dolu insan,kafamda deli sorular ...Ama Ebru ablayı dinleyip karakterlerin üzerinde çok fazla durmadan geçtim,dediği gibi İkinci ciltte tüm taşlar yerine oturdu.Öyle ki karakterleri çok iyi tanıyor hale geliyorsunuz.


Savaş ve Barış'in tek bir ana karakteri yok .600'e yakın karakterle bu savaş sahneleniyor .Yazar aristokrat bir aileden geldiği için en iyi bildiği sınıfa yönelik bu destanini yazmaya başlıyor .Her zamanki gibi bitmek bilmeyen kokteyl partileri,kızların en iyi kıyafeti giyme yarışı,mazurka gösterileri ...Aynı zamanda savaşın artan siddetinin konuşulduğu, dert edinildigi masa başı politik meseleler ...Sonra mı sonra yine lukus hayat ,para,zenginlik,kadin ...
Kaldıkları yerden devam .Anna Karenina gibi ilişkiler sarmalı bir kitabı henüz taze bitirdiğim için devam edegelen ,çocuk yaşta başlayan isbu ilişkiler yordu beni.Aşk ,ihanet ,ölüm,ihtiras ,
yoksulluk gibi konular bu ilişkilerde göze çarpıyordu...Kadın karakterlerden en çok sevdiğim en baştan beri karakterinden taviz vermeyen iyilik meleği ,fedakar Prenses Maria ve çocukluktan beri aşkına sadakatle bağlı ,malikanenin tüm yükünü omuzlayan ,yoksul Sonya...Natasa'nin çocukluktan kaynaklanıyor olsa gerek şıpsevdi oluşu ve ilişkileri beni yordu.Ama sonrasında da ailesine ,
çocuklarına ,eşine sadık ,özverili bir anne olmasıyla gönlümü fethetmeyi başardı .


Yine kitapta sevdiğim erkek karakterler arasında Kont Bezuhov'un bahtsız gayrı meşru oğlu ,mutluluğunu anlam arayışında arayan,iç huzurun peşinde olan ,işbirlikçi eşi tarafından aldatılan ,Moskova esir alındığı sırada Moskova'yi terk etmeyip mücadele etmek isteyen Piyer...
Yazar Moskova'nin esir alinisi ,Moskova yanginini,
kacislari ,yagmalanmalari çok başarılı bir şekilde orada yasiyormuscasina resmetmis.O kısımlarda yüreğime kocaman bir hüzün çöktü.Düşünsenize vataniniz,anilariniz ve nefes aldiginiz yeri terk etmek zorunda birakiliyorsunuz.Her ne kadar şehirden uzaklassaniz da bedeniniz yolculugunuza eşlik etse bile "kalbiniz" orada kalıyor,kalbinizdekilerle beraber .Sevdiklerinizin feryatlari icinizin yangını sonduremiyor.Bir anda sıradan yasamiminiz alt üst ediliyor.Yagmalanan şehirle beraber acımasızca anilariniz,eviniz ,dostluklarıniz parça pincik edilip yagmalaniyor .Bu da size acı veriyor .


Aristokrat ailenin mala mulke düşkünlüğü o kadar acı verdi ki bana ,düşünün bir sürü yaralilar var .Çaresiz ve sahipsiz.Aristokrat aileler kaçarken arabalarına yukleyebildikleri kadar tabak ,çanak,bronz,vitrin,aynalarda dolu sandık vs. gibi eşyaları tikistirmakta dertli .Yaralilar kimsenin umrunda değil .Bu atmosferde ucuzluyor insan hayatı .Insanlık bir tabak kadar bile yer edinememis ,fazlalık olarak görülmüş,köşeye burusturulup atılmış,anlamını kaybetmiş gönüllerde .Hayret ediyorsunuz .


»»»»Şimdi artık bu onlara tuhaf gelmiyordu; tersine, bir çeyrek saat önce yaralıların bırakılıp eşyaların götürülmesini nasıl doğal bulmuşlarsa, şimdi de eşyaların bırakılıp yaralıların götürülmesini öyle doğal buluyorlardı.


Piyer 'e dönecek olursam idama goturulusunu ,zindanlarda ,yakıcı
soguklarda yangından bir insanı kurtarmak ve kadınların kötü davranışlara maruz kalmamak için vermiş olduğu mücadele bence kitabın en güzel bölümlerinden birisiydi .
Herşeyin elinden yitip gittiği bir anda Piyer gerçek özgürlüğün ve mutluluğun tadına şimdi vardığını düşünüyordu .Acıkınca yemenin,susayinca içmenin ,
soğukta isinmanin,bir insan sesini duymak istediğinde konuşmanın ,dostla muhabbetin en büyük zevkini tamamıyla o mahrumiyetlerde tadıyordu .Ruhu cetin bir savaşa hazırlanırken kendisini zayiflatabilecek ,tuzağa düşürecek tüm engelleri reddediyordu .

Piyer evinin kapıları yıkılsa bile kalbinin kapılarını açmayı başarmıştı .Dünyası zalimler tarafından yıkılsa bile kendisine musmutlu "yeni bir dünya" kurmanın hazzını hiçbir şeye degismezdi.

Tolstoy tarihin içindeki büyük olayları ve olaylar içerisinde yer alan hayatları anlatmaya devam ediyor .Fakat karakterler ve psikolojilerini merak ederken tarih hakkında derin sorular sormak için anlatiyi bolmekten cekinmiyor.Savaşların başlama nedenleri,savaş taktikleri nasıl olmalı ,savaşın başarılı olmasının sözde büyük dehalarin eylemlerinden kaynaklı olup olmadığı ,askerlerin motivasyonunun rolü ,ekonomik ve kültürel etkenlerin rolü var mı acaba gibi sorularla felsefik bir düşünmeye iter okuyucuyu.

19.yy eleştirmenleri panaromik yapının bir parçası olan bu bölümden dolayı kitabın roman havası vermediğini söylerler.Tolstoy da bunu kabul eder.

Savaş ve Barış nedir ? diye sorulduğunda cevabını çok güzel verecektir :

“O bir roman değil. Bir destandan daha azı. Tarihsel bir günlükten de daha azı. Savaş ve Barış, ifade edildiği biçimle, tam da yazarın ifade etmek istediği ve edebildiği şeydir.”

"Roman Batı Avrupa tarzıdır .Rus yazarlar farklı yaşarlar ve farklı yazarlar ."


Savaş ve Barış kitabının orjinal isminin Savaş ve Dünya olduğunu söyleyenler de var .
Barış kelimesinin insanı ,dünyayı ,
toplumu yansıttığı belirtilir.Barış kısmıyla yazarın da belirttiği burjuvanin dünyaya düşkünlüğü ,kokteyller,davetler,
kadın erkek ilişkileri,elit kesimin Napolyon'â hayranliklari,Fransa kültüründen etkilenip Fransızca konuşmaları ,menfaatin sevgiye galip olduğu konular işlenmiştir .

Son olarak yazar hayal gücüyle ,kurgusal anlatımla tarihsel figürleri birleştirip muhteşem bir Rus panaromasi ortaya çıkarıyor .En başa ,zaman yolculuğuna dönecek olursak ;yaşadığı zamanı iyi anlamak ,yorumlayabilmek için ardında bıraktığı yıllara kendini kaptirarak başarılı bir eser bırakıyor.Insanlığın savaştan da siyasetten de önemli olduğunun altını çiziyor.Dünya ve iktidar tutkusu tek taraflı aşk olduğu için ,sonu hüsranla bitmeye mahkum bir baht oyunudur .

Okunması gereken ,insanın hayatıyla ,sahip olduklariyla sinandigi önemli bir eser ...

Keyifli okumalar ...
" Mutlu olmak için, mutlu olabilme ihtiyacına inanmak gerek! " der, Tolstoy.
Peki! O zaman hiç sordunuz mu, koşulları insanoğlunun tekelinde olmadığı halde, neden yaşanır savaşlar? Dökülen onlarca kan ve gözyaşına rağmen...

Şan mı yada şöhret elde etme payesi mi? Yoksa geçici bir heves uğruna mı, yaşanır bütün bu acılar! Yoksa devletin başında bulunan bireylerin, halkın iyiliği adı altında maskeleyerek, halka sundukları zorunlu bir yaptırım mı?

Savaş insanoğlunun kendi elleriyle yarattığı en büyük yıkımdır. Kaybedilecek onlarca can ve mal kaybına rağmen...

Tolstoy eserin de tarihi verilere göre, yedi yıl arayla gerçekleşmiş olan, Austerlitz ve Boradino savaşlarına bir yazar olarak tepkisini dile getirmiş. Savaş betimlerinden ziyade göze çarpan, zengin karakter tahlilleri. Eser de mujik diye adlandırılan sıradan halkın içinden çıkan karakterlere yer verilse de, yoğunluklu olarak işlenen karakterler prens ve prensesler.

Tarihi verilerin her zaman doğruyu olduğu gibi yansıtmadığını, aksine olması istenildiği gibi aktarıldığını Harbiyeli Rostov adlı karakterin diliyle aktarmış okura. Gerçekleşen savaşların müsebbibi olan, Napolyon'un bazı tarihçilere göre kahraman, bazılarına göre de sonradan görme olduğuna dem vurmuş.

Piyer adlı karakterle tanrısal inancı sorgulamış ve biz okurların da sorgulamasına vesile olmuş. İnsanoğlunun bazı anlarda çatırdayıp, çöktüğü ruhi bunalım sürecini Tanrı'ya olan inancıyla üstesinden gelebileceğine değinmiş. Burada ki betimlemeler bana, tıpkı Karamazov Kardeşler'deki Staretz ve Alyoşa arasında geçen diyalogları anımsattı.

Tolstoy Prens Andrey adlı karakterin dilinden de, yaşamın ve varlığının anlamını, aşkın var olduğunu hissettiğini ama yaşamadığı için anlayamadığına atıfta bulunmuş. Aslında kurguladığı her karakter üzerinden hakikate değinmiş.

Hayatta her zaman bazı aksiliklerle karşılaşılabilir. Önemli olan sağlam bir irade ile bu aksiliklerin üzerinden, yara almadan gelebilmektir. Hayatın ve sevdiklerimizin değerlerini anlamak ve kıymetlerini bilmek adına...
Değerli okur arkadaşlarım, Tolstoy'un akıcı bir kalem ile yazmış olduğu, yaşama dair bir çok soru işaretlerine cevap bulacağınız eseri mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
1869 yılında yayınlanan, edebiyatçılar tarafından oluşturulan çoğu listede gelmiş geçmiş en iyi romanlarda zirvede olan bir baş yapıt. Война и мир

Duymayanınız, bilmeyeneniz yoktur ama okumayananız çoktur. Neden? Çünkü 1800 sayfa. O sebeple çoğu kişi içeriğini tam bilmez. İşte savaşı falan anlatıyor denir. Ben dilim döndüğünce, klavyem yazdığınca anlatayım bari birazcık malumatınız olsun.
Kitap genel olarak tarihi kurgu roman olarak adlandırılabilir. Ama bu sınıflandırma eksik olacaktır. Evet tarih var "Para,para,para" sözüyle bildiğimiz imparator Napolyon'un Fransa'sı ile Rusya arasında 1800'lü yılların başındaki savaşı anlatır. Ana konusu tarihi bir gerçek olmakla beraber karakterler ve yazarın kattığı olaylar nedeniyle kurgu diyoruz. Ama aynı zamanda toplum psikolojisini, toplumsal olayları anlatan bir kitap olduğundan bence bir sosyoloji kitabı olarakta görülebilir. Zira Tolstoy ile Dostoyevski bu noktada ayrılıyor. Tolstoy, Dostoyevski'ye göre daha bir sosyolojinin önde olduğu eserler veriyor, Dostoyevski ise daha psikolojik derinlemesine karakter analizi olan eserler vermiştir. Kitabı oluşturan konu ışığında yazar, çok fazla da tarihin nasıl oluştuğu, liderlerin tarihe yön verip vermedikleri vs. gibi tarih üzerine konuşmalar ve aforizmalarda içeriyor. Sadece bu kitap içerisindeki tarih üzerine fikirlerinden ayrı bir tarih yorumu olan kitap çıkabilir o kadar yani. Yalnızca bu konuda değil, kitapta o kadar fazla ayrı olay, karakter var ki yalnız bir karakterin kısmını alıp ayrı bir roman da oluşturulabilir. Bunları kitabın ne kadar yoğun olduğunu anlatmak için söylüyorum.

Romanın içeriğine geçecek olursak, kitap kraliçe onuruna verilen bir davetle başlıyor, burası önemli çünkü bu bölümde yazar bize karakterleri tanıtmak istiyor. Zira bu davete romandaki başkarakterlerin hemen hemen çoğu katılıyor ki daha sonra hepsini bir arada neredeyse hiç görmüyoruz. Peki kim bu Tolstoy'un baş yapıta girme sansını verdiği karakterler. Esas oğlanımız Piyer, Prens Bezukof’un nikahsız bir kadından olma çocuğudur. Romanda en fazla git gellerini gördüğümüz karakter öncelikle, hem iç dünyasında hem düşünce ve kişilik yapısında hem de özel hayatında bir çok yol ayrımı ve değişiklik yaşadığını görüyoruz roman boyunca. Ve Bolkonsky ailesi; Prens Bolkonsky, oğlu Andrey (ki kendisi yardımcı erkek oyuncu olup beni en fazla etkileyen karakterlerden biri) ve kızı talihsiz Marya. Ve de romanın olmazsa olmazı Rostov ailesi; anne, baba Rostov, oğulları Nikolas (diğer yardımcı erkek karakter), ufak oğlan Peyta, kızları Vera, ve diğer kızları esas kızımız, ayran gönüllü Nataşa. Elen, Denisov, Doholov va falan filan bir sürü kişi. Roman Bolkonsky ve Rostov ailelerine üye olanların kişisel ilişkileri üzerine kurulu. Okuduğum kitap İş Bankası Kültür Yayınlarından Tansu Akgün tarafından Rusça aslından çevrilen 2 ciltlik bir kitap. Birinci ciltte Savaş kısmına pek girilemedi, daha çok bir aşk romanı gibiydi. Çok fazla sosyete hayatına girilmiş, karakterlerden ötürü ortam hep böyle. Fakat 2. Ciltte savaşı iliklerimize kadar hissediyoruz. Kahramanlarımızdan tabiki erkekler, peyderpey bazısı devamlı bu savaşa iştirak ettiler. Karakterler arasındaki değişen ilişkiler bu savaş ortamında şekilleniyor. Yani tamamen cephede geçen bir kitap olarak düşünmeyin. Mekan ve zaman olarakta çok geniş ve yoğun bir kitap. Moskova ve Petersburg başta olmak üzere çok fazla yer, şehir, konak vs. yerde geçiyor.

Peki ben 36 gün gibi uzun bir macera olan bu kitap okumasından ne anladım? Öncelikle çok uzun zamandan beridir okumayı isteyip bir türlü fırsat bulmadığım bir kitabı Tolstoy okuma etkinliği vesilesiyle okumuş olmanın verdiği rahatlık ve mutluluk. Konu olarak ise savaştan ziyade insanları, ilşkilerini ve toplumu anlattığını düşünüyorum. O yüzden farklı bir millet farklı bir çağda olsa savaş insanlarını, ilişkilerini, duygu ve düşüncelerini Tolstoy gibi usta bir yazardan öğrenip anlamanın kattığı bir şeyler var illaki. Velhasılı çok zor ama güzel bir okuma oldu. Ben her ne kadar zor ve kalın bir kitapta olsa özellikle çok kitap okuyan kendini kitapkurdu olarak tanımlayan 1000k sakinlerinin gelmiş geçmiş en iyi romanlardan gösterilen bu kitabı okumaları gerektiğini düşünüyorum.
Öncellikle yazarı hakkında bilgi vermek istiyorum. Lev Nikolayeviç Tolstoy; Dünyanın en büyük romancılarından sayılan Rus yazar, Hristiyan reformcusu ve ahlakçı düşünür. Dünya edebiyatının en büyük üç romanından biri "SAVAŞ ve BARIŞ'ı Tolstoy yedi yılda tamamlamıştır.

Dünya edebiyatının en büyük eseri olarak kabul edilmektedir. Savaş ve Barış, savaşların sonucu olan insanlık durumlarına derin bir şekilde sunmaktadır.Soylu sınıfına dair yakın gözlemlerin yanı sıra köy ve kasabalarda yaşanan hayatı da ustalıkla yansıtmaktadır. Savaş ve Barış, Rusya-Fransa savaşlarını konu edindiği için tarihî roman özelliği taşımaktadır.

“Savaş hakkında dobra dobra, dürüstçe, nesnel ve sade bir üslupla yazmayı Tolstoy’dan öğrendim. Savaşı Tolstoy’dan daha iyi betimleyen bir yazar tanımıyorum.” ERNEST HEMİNGWAY.

Kalbimizden gelen ve doğru bulduğumuz sese uymalıyız...


Dünya edebiyatının en başarılı eserlerinden sayılan roman, savaşı, mantıksızlığı, insan vicdanı ile etiğe aykırılığı; büyük zaferler vaat edenlerin sözlerindeki ve çabaları gözler önüne sermektedir.
Ah ah!Nedir bu Sonyalar'ın çektikleri.Hep ezildiler,acılar çektiler,mutlu olamadılar.Yazarlar farklı,kaderler benzer.Al Dostoyevski'nin Sonyasını vur Tolstoy'unkine.Eee konu Savaş ve Barış olunca Suç ve Ceza'ya atıf yapmamak olmazdı.İki usta edebiyat dünyasında çıtayı öyle bir yere koymuş ki aşağısı görünmüyor.Elbette bu eseri incelerken Dostoyevski ile kıyas yapmayacağım.Zira birisi Fenerbahçe ise ötesi Galatasaray.Birbirlerinden güç alırlar.:)

Başlarda oldukça korktum çünkü çok fazla karakter geçiyordu ve hepsi olayların içinde olan karakterler.Zaman zaman "Bu kimdi yahu?" diye diye yarısına geldim kitabın.Ama sonlara doğru her şey yerine oturdu puzzle parçaları gibi.Her karakter tabiri caizse "nevi şahsına münhasır" kişilerdi.Sonya'nın vefası,Nataşa'nın ayran gönüllülüğü,Mariya'nın iyi niyeti...

Sanki bir kitap değil de dört,beş kitap okumuş gibi hissettim kendimi.Bu kadar olay anca o kadar kitapta bulabilirdim.

Dil olarak çok sade,duru,anlaşılırdı.Henüz ilk sayfalarında okurken hiç sıkılmayacağımı anladım ve öyle de oldu.

Kitabın son sayfasını kapattığım bu saatlerde iyiki okumuşum diyerek bu incelemeyi okuyan herkese tavsiye ediyorum. :)
Savaş ve Barış
Kitabı okuduktan sonra birkaç gün beklemek istedim. Geriye dönüp bakabileyim diye. Baktığımda ise kitaptan önce Tolstoy’un zekasına, yeteneğine hayran kaldığımı fark ettim. Yaşadığı yılların imkanları ile bu muazzam eserin aksamayan kurgusu, tarih ve olaylar arasındaki uyumlu geçişleri ve ana karakterlerin yanı sıra bütün yan karakterlerin detaylandırılmasın da ki başarısı insanın nutkunu durduruyor. Saygıyla anısı önünde eğiliyorum.
Gelelim Kitaba; her karakterle ilgili uzun uzadıya analiz yapılabilecek bir eser ama ben hiç oraya girmeyeceğim. Kitap bir insan doğası analizi gibi. Hırs, ihtiras, öfke, sadakat, aşk …… her şey var. Yaşanılanların bir insanı nasıl etkilediğinden tutun da toplumsal hareketlerin nedenlerine kadar birçok konuya değinmiş.
Çok beğenerek ve keyif alarak okudum. Tek eleştirim o zaman ki Osmanlı imparatorlundan Türkiye adıyla bahsedilerek çeviri yapılması. Bu da Tolstoy’un hatası olmasa gerek :)
Okumaya niyetlenen arkadaşlar hiç gözünüz korkmasın kitap su gibi akıyor. Okuyun bence.
Yıllardır kütüphanemde olmasına rağmen okumaya korktuğum bir kitaptı. Yıllarca o bana baktı ben ona baktım. Gittiğim her yere benimle geldi hiç arkamda bırakmadım fakat okumaya cesarette edemedim. Şimdi iyi ki bu zamanda okudum diyorum. Bazı kitaplar için belli bir altyapı oluşması gerektiğine inanıyorum. Ondan önce okuman gereken, anlaman gereken olaylar vardır. Bunlar gerçekleşmeden kitabı okuduğunda hep yarım kalmış hissi kalır içinde. O yüzden altyapı önemlidir. Kitap hakkında iyi veya kötü bir yorum yapmayı kendimce doğru bulmuyorum. Ben çok severek ve yavaş yavaş okudum. Etkinliği başlatan herkese teşekkür ederim.
Kitap, tam metin olarak 4 cilt ve 2.200 sayfadan oluşmaktadır. Anlaşılır ve akıcı bir dili vardır. Kuşkusuz çevirmenin becerisi de bunu etkileyebilmektedir. Lev Tolstoy, bu kitabı; 1863-1968 yılları arasında 5 yıllık bir sürede yazmıştır.
Kitabın konusu: Napolyon Bonapart ile Çar Aleksander döneminde 1800 yılların başında yaklaşık 20 yıllık bir zaman dilimine yayılan Rusya-Fransa arasındaki şavaş ve barış dönemlerini incelemektedir. Kendisi de bir dönem orduda görev yapan Tolstoy, savaş koşullarını, karargah ruh halini çok etkileyici ve inandırıcı bir şekilde anlatabilmiştir. Bunun dışında; Rusya'da farklı kesimlerden insanların hayatını ve geleneklerini ortaya koymaktadır. Romanın bu yönünden çok faydalandığımı belirtmeliyim. Bir toplumu tanımak için ya o toplumda uzun süre yaşayacaksınız, ya da bu ve benzeri anlatımlardan yararlanacaksınız.

Tolstoy, Savaş gibi çok önemli toplumsal olayların bir gelişmeler zincirine bağlı olarak ortaya çıktığını, savaş devam ederken sonucu belirleyenin; savaşı yönetenlerin irade ve yeteneklerinin çok dışında açıklanması güç olan etmenlerin olduğunu ileri sürmektedir. Burada Tolstoy'da kaderci bir inanış göze çarpmaktadır.

Tolstoy, Tarihçilerin yanlı anlatımlarına çok kızmakta, bu nedenle sık sık tarihçilerle kendisi arasındaki bakış açısı farklılıklarını net bir şekilde vurgulamaktadır. Tolstoy, kitabın 4. cildinin son 40-50 sayfası bu konudaki felsefi açıklamalarına ayırmıştır.

Bu kitapla ilgili yazıldığı dönemden itibaren çok sayıda övgü içeren değerlendirmeler yapılmıştır. Bu övgüyü kesinlikle hakketmektedir.. Bu nedenle mutlaka okunmasını öneririm.
Klasiklerin anası olmalı bu kitap. Savaş ve Barış'ı okumadım diyen klasiklerinin farkında değildir zaten.. Kocaman sayfalarına rağmen bir solukta okuyacaksınız... Saygı duyulası bir kitap.
Yaklaşık 20 yıllık bir zaman dilimi, hayatının ince noktalarına kadar tanıdığımız onlarca karakter... Özellikle ilk cildini okurken oldukça zorlandığım, ikinci cildinde beni biraz daha saran, hayran kalmamakla birlikte zihnimde farklı bir tad bırakan bir eser oldu.
Kitabı bitirince aklıma gelen ilk düşünce; Tolstoy'un bu 20 yıllık süreci, Napolyon ve Aleksandr'ı, onlarca yıl süren savaşı, kitabın ön sözünden son cümlesine kadar bütün süreci tek bir amaç için, kendisinin kadercilik diye adlandırılan düşünce yapısını anlatmak ve kanıtlamak için kaleme aldığı oldu. Onun bu fikrinin temelleri; en önemsiz kişilerin bile tarihin gidişatında rolünün olduğu, ortaya çıkan bir olayın sonsuz sayıda sebebinin olduğu, tarihte öne çıkan büyük insanların olayın gidişatını etkileme konusundaki etkisinin düşündüğümüzden çok daha az olduğu, savaşların-devrimlerin sebebinin birkaç kişinin yol açtığı şeyler olmasından ziyade milyonlarca insanın kısıtlı özgürlük alanlarında yaptıkları eylemlerin bileşkesinin bir sonucu olduğudur.
Tolstoy kitabının çeşitli kısımlarında ve özellikle son kısmında bize kendi düşünce yapısını bir öğretmen edasıyla aktarıyor. Tarih bilimini ve tarihçileri, tarihte önemli etkileri olduğu sanılan insanları, savaşları ve savaşan insanların hangi yönlendiricilerle hareket ettiğini ve özgür irade kavramını sorguluyor. Özgür irade konusunda ne tam anlamıyla özgür ne de tam anlamıyla mekanik olduğumuzu savunuyor. Onun irade anlayışı belli kısıtları olan bir özgürlük fikrini referans alıyor.
Eserin bir roman olarak beni heyecanlandıran yerleri olsa da çok akıcı olduğunu söyleyemem.
Tolstoy'un fikirlerini aktarmak isterken eser boyunca tekrara düşmesi onda; öğrencisinin aptal olduğunu düşünen ve bu yüzden derslerini öğrencisinin kafasına sokmak istercesine anlatan bir öğretmen imajı veriyor.
" Ne kadar çok günah işliyoruz, ne kadar çok aldatıyoruz ve bütün bunlar ne için?
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 134 - Türkiye İş Bankası
" Zafer kazanmak barut kokusu almayanlara herhalde çok kolay geliyordur. "
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 231 - Türkiye İş Bankası
Herkesten çok güldü. Belli ki acı çekiyor.
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 242 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 3.Basım (I.Cilt)
"Mutluluktan ağlamayı o kadar istiyorum ki."
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 551 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 3.Basım (II.Cilt)
" Bu dünyada ödül beklemenin imkânsız olduğunu, bu dünyada onurun da adaletinde olmadığını hiç unutmayacağım. Bu dünyada düzenbaz ve zalim olmak gerek. "
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 119 - Türkiye İş Bankası
"Bu devirde duyguları olan birinin iyi olabilmesi mümkün mü?"
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 16 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 3.Basım (I.Cilt)

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Savaş ve Barış
Alt başlık:
4 Cilt Takım
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
2048
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786051721743
Kitabın türü:
Çeviri:
Mete Ergin
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yordam Kitap
Savaş ve Barış, yazıldıktan kısa bir süre sonra neredeyse tüm dünya dillerine çevrilen, aradan geçen yüz elli yılda evrensel edebiyatın başyapıtı hâline gelen dev bir eser… Bir roman değildir, tarihsel bir anlatı değil, belgesel değil, felsefe kitabı değil, Rus toplumunu anlatan sosyolojik bir inceleme değil, bir dönem romanı, savaş ya da aşk romanı değildir. Çünkü bunların hepsidir Savaş ve Barış.

Tolstoy, edebî türlerin sınırlarını aşarak var ettiği bu büyük yapıtla, edebî değerinden, anlatım zenginliğinden bir şey kaybetmeden, farklı coğrafyaların ve çağların sınırlarını da aşıyor. Savaş ve Barış romanında başlıca iki savaş ele alınıyor: 1805-1807 savaşı ve 1812 savaşı. Bu iki savaşın nitelikleri ayrıdır ve Tolstoy özellikle bu büyük çatışmaların farklı özellikleri üzerinde durmuştur. 1812 savaşı bir milli kurtuluş savaşı niteliği taşıdığı için, bu savaşa halk yığınları da katılmış ve Tolstoy romanında, halkı da sahneye çıkarmıştır.

Yordam Edebiyat olarak, Savaş ve Barış’ı, özel bir edisyonla sunmaktan gurur duyuyoruz. Tüm dünyada ‘en başarılı çeviri’ olarak kabul edilen Louise-Aylmer Maude çevirisi, bizzat Tolstoy’dan edinilen karakter detaylarını ve biyografik bilgileri içermektedir. Böylece bu büyük eseri, âdeta Tolstoy’un rehberliğinde okuma ayrıcalığını yaşayacaksınız. Ayrıca, Hasan Âli Ediz’in başlı başına bir eser olarak kabul edilmesi gereken Tolstoy incelemesini ve Tolstoy’un bu büyük eserini anlattığı kendi yazısını da bu özel edisyonun değerli bir parçası olarak, sizlerle buluşturuyoruz.

“Yapmacık bir alçakgönüllülük göstermeyeceğim: Savaş ve Barış, Homeros’un İlyada’sı gibi bir eserdir.”

-Tolstoy-

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 6 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları