Adı:
Savaş ve Barış
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
736
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059598088
Kitabın türü:
Çeviri:
Aylin Yıldız
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Siyah Beyaz Yayınları
Avrupa'da savaş durup yeniden başlamış ve on üç yıl sürmüştü. Şimdi, 1805'te sözde barış olmuştu ama huzursuz bir barış. Avrupa kralları, Fransa'da Bourbon hanedanını deviren devrime karşı hemen silaha sarıldıkları halde, Napolleon'un askerî dehası karşısında pek bir şey yapamıyorlardı. Fransa ile savaş hâlinde olan bir tek İngiltere kalmıştı; o da bunu denizlerdeki üstünlüğüne borçluydu. Bütün diğer devletler gibi, Rusya da, Avusturya da savaştan çekilmişlerdi. Yalnız Napolleon imparatorluğunu giderek genişletiyordu. Bunun üzerine, Avrupa devletleri, kendi topraklarını kaybetmekten korkarak yeniden savaşa katılmayı düşünmeye başlamışlardı. "Eh! Prens, Cenova da, Lucca da artık Bonaparteler'ın malikânelerinden başka bir şey değil. Hayır, size baştan söyleyeyim ki, eğer hâlâ savaşmayacağız derseniz, şu kâfirin, evet, bence bir kâfir o, başka bir şey değil, bu kâfirin bütün alçaklıklarına, rezilliklerine hâlâ boyun eğeceğiz derseniz, gözüm görmesin sizi. Dostluğumuza son veririm."
“Savaş ve Barış” klasik kitaplar denilince akla gelen ilk kitaplardan biri… Yıllar geçse bile listelerin en üstünde kendine yer bulabilen bir eser… Kitabı tatil günlerimde okumak için almıştım. Çünkü kitabı aldığınız gibi kolay okunmayacak bir eser olduğunu anlıyorsunuz. 900’er sayfadan iki cilt halinde toplam 1800 sayfalık bir kitap. 15 tatilin sonlarına doğru kitabı elime alabildim. Okumaya başladım. Okur okumaz kendimi kitaptaki karakterlerin içinde kaybolmuş halde buldum. Karakterler benim dünyama girmeye başlayınca, ben onların dünyasında kayboldum. Hemen kitaba ara verdim. Bu kitap kesinlikle azar azar okunmalıydı. Öyle de yaptım, hızımı düşürdüm. Bu şekilde 10 günde bitireceğim dediğim kitabı, 25 günlük bir sürede bitirdim.

Okuma yavaş devam edecektim fakat karakter sorununa bir çözüm bulmam gerekiyordu. Hemen interneti açıp araştırmaya yapmaya başladım. Bende oluşan kafa karışıklığının normal olduğunu gördüm. Çünkü 10-15 ana karakter etrafında şekillenen kitap yaklaşık 600 karakter barındırıyordu. Araştırmama devam ederken beni rahatlatan bir uygulama gördüm. Kitaptaki karakterlerin tanıtılmasında filminde oynayan kişilerin fotoğraflarına yer verilmişti bir sitede. Bende teker teker fotoğrafları kaydedip, yazıcıdan çıkardım. Daha sonra bunların altlarına isimlerini yazıp duvara yapıştırdım. Kitabı okudukça şemayı çıkarmaya başladım. Artık karakterleri tanımış ve aralarındaki bağlantıyı çözmüştüm. Fakat kitaptaki karakterlerin bu kadar fazla olması ve her karakter için iki–üç isim kullanılması okurken baya yorucu oluyordu. Kitabı okurken sadece beni yoran karakter çokluğu değil. Aynı zamanda yazı puntolarının küçük ve kitabın çok ağır olmasıydı. Belli bir süreden sonra elim ağrımaya başlıyordu. Bunlarla beraber kitabı okumaya başladım.

Kitap maalesef hem beni yordu hem de beklentilerimin altında kaldı. İlk olarak çevirisi çok kötü bir şekilde yapılmıştı. Kitabı Can Yayınlarından almıştım. Fakat kitap hem Fransızca hem de Rusça konuşmalar içeriyordu. Çevirmen nedense kitapta geçen Fransızca konuşmaları orijinal diliyle yani Fransızca yazmış. Türkçe karşılıklarını ise dipnot olarak vermişti. Kitabın nerdeyse çeyreği Fransızca konuşmalar içeriyordu. Haliyle bazı sayfalarda neredeyse sayfanın tamamı dipnottu. Bu şekilde, zaten zor okunan kitabın okuması daha da zorlaşıyordu. Bir düşünün bir sayfayı okurken 8 tane cümle için dipnota bakmanız gerekiyor. Sadece bir sayfayı okurken bile 8-10 kere dipnota bakmanız haliyle sizi epey yavaşlatıyor ve konudan uzaklaştırıyordu. Çevirmenin neden böyle yaptığını bir türlü anlayamadım. Kitabın çevirmeni de az buz biri değil ki: Nazım Hikmet… Hemen tekrar kitaba ara verip Nazım Hikmet’in neden kitabı böyle çevirdiğini araştırmaya başladım fakat bir türlü bunun nedenini bulamadım. Araştırma devam ederken Tolstoy’un bir gazete de yazdığı yazıyı gördüm. İşin gerçeği Tolstoy kitabı bu şekilde yazmış. Fransızca geçen konuşmaları aynen orijinal haliyle verip dipnot olarak Rusça açıklama vermiş. Nazım Hikmet’te kitabı çevirirken orijinaline sadık kalmaya çalışmış. Okumak isteyenler için tavsiyem kitabı almadan önce bu konuya dikkat etmeleridir. En azından can yayınlarından almanızı tavsiye etmiyorum. Çünkü bu şekilde kitabı okurken çoğu yeri anlamanız olanaksızlaşıyor.

Klasik eserlerin en büyük özelliği sadece o dönemle ve mekânla sınırlı kalmayıp hem dünyaya hem de çağlar ötesine sesleniyor olmasından kaynaklanır. İçerdiği muhteva açısından evrensel olmalıdır. “Savaş ve Barış”ı okudum, bitirdim. Kitabı evrensel olma konusunda sıkıntılı buldum. Kitap tamamen Napolyon’un Rusya seferini ve Rusların zaferini anlatıyor. Tamamen Rusya tarihini anlatan tarihi roman diyebiliriz. Tarihi anlatırken yazar kendine üç aile seçiyor ve bunlar üzerinden 20 yıllık bir süreci, savaşı merkeze koyarak anlatıyor. Bu aileler ve kişileri seçerken de elit tabakadan insanları seçiyor. Neredeyse halktan kimseye yer vermiyor. Tolstoy bunun sebebi açıklarken de halktan kişililerin dikkat çekmeyeceğini ve onları yazmayı sevmediğini söylüyor. Peki, halkı anlatmayı sevmeyen bir yazar, nasıl başarılı bir yazar sayılabilir?

Bir savaş kitabı evrensel olmaktan uzaksa siz ondan ne beklersiniz? Size o savaşı okurken yaşatmasını, sizi savaşın içine sokmasını, savaşı bizzat hissetmenizi… Peki, “Savaş ve Barış” savaş hissini size tam olarak yaşatıyor mu? Aklım bir savaş hissini bile size yaşatamayan bir savaş kitabının bu kadar değerli olmasını kabullenemiyor. İşin kötü tarafı hem tarihi açıdan hem de edebi açıdan “Şu Çılgın Türkler” çok daha başarılı ve kendi tarihimizi anlatması açısından daha faydalıyken “Savaş ve Barış” ülkemizde daha çok okunuyor.

Bir yazar bu kadar kalın bir kitapta savaş hissini size veremiyorsa kitaptan ne beklersiniz? Akıcı olmasını… Daha doğrusu tüm romanların zaten akıcı olması gerekir. Akıcı bir roman her zaman başarılı bir roman da olmuştur. “Savaş ve Barış” ise akıcılıktan çok uzak. Kitap boyunca merak duygusu nerdeyse yok diyecek kadar az. Daha siz kitaba başlar başlamaz yazarın romanı kesip araya girmesiyle savaşı Fransa’nın kaybedeceğini anlıyorsunuz. Bu yenilginin, Napolyon’un Moskova’yı almasından sonra olacağını da öğreniyorsunuz. Onun dışında kitabın başkarakterlerinden biri olan Andrey’in savaşta öleceğini, Piyer’in Nataşa ile evleneceğini hemen anlıyorsunuz. Yazar da bu konuyu ( Olayları okuyucuya önceden romanı kesip arada vermeyi) yazısında belirtmiş ve bunun Rus edebiyatının diğer edebiyatlardan olumlu bir farkı olduğunu anlatmış. Ama ben pek olumlu bir fark olarak göremedim.
Peki, kitapta hiç mi güzel taraf yok? Tabi ki var. Fakat biz kitabı incelerken dünyanın en iyi romanı diye inceliyoruz. Bu gözle baktığımız da bu yönleri görüyoruz. Yoksa evet 3. Sınıf bir yazar tarafından yazılmış bir roman olsa, şimdi bu kadar eleştirmez. Kitabın iyi yönlerini açıklardım.

Sonuç olarak kitabın saydığım bu olumsuz yönleri ile beraber baya bir zamanınızın bu kitaba harcanacak olması, fiyat maliyetinin yüksek olması ve bu zaman zarfında çok daha iyi kitaplar okuyabileceğimizi düşünürsek kitabı okumayabiliriz.

Vesselam…
spoiler

Şimdi size bir masal anlatacağım..lütfen ..gözlerinizi kapatın ..

ÇÜNKÜ AŞIĞIM

once upon a time ...1812 RUSYA ..
kitap raflarında onu ilk gördüğümde ...derin bir nefes alıp ..sen benimsin..demiştim
muhteşem kapağında... ardından ay doğan ..sadece gizemli gözlerini gözlerime dikmiş bir adam vardı...kan kırmızı adının altında ..topların önünde yatan ölüler ve on iki gölge ....OPRİÇNİKLER

Fransız yazar Jasper Kent in Danilov Beşlemesi ile başladığım Rus toprakları serüvenim ...great TOLSTOY a kadar ilerledi ..bu büyük çoğrafyanın muhteşem yazarlarına aşığım..olaylarına ..devrimlerine..savaşlarına..
katliamlarına....sürgünlerine...trenlerine
..istasyonlarına..insan öldüren soguğuna ..nehirlerindeki buzun genleştikçe çıkarttığı korkunç seslerine ....aşığım...

danilov ile dolohov arasındaki görüp geçirdiğim ..jivagosuna ..rasputinine ..korkunç ivanına aşığım..

Tolstoy ise başka bir his kalbimde.. çok büyük...
savaş ve barış için dünya üzerinde ismini imza olarak bırakan bir çok insan ..o kadar büyük kelimeler yazmış ki benim burada ilkokul çocuğu gibi ..orda o oldu burda şu vardı demem abesle iştigal eder... utanırım..
.sadece şunları söyleyebilirim ki ...

savaş ve barış...bir panaromadır...baktıkça detaylararında kaybolduğun bir tablodur..1800 cıvarı sayfa boyunca takriben 10 ana karakter ve yuzlerce yan karakter üzerinden hiç fire vermeden ..teklemeden ilerleyen bir roman...
tolstoyun kendisini de kitabın içinde yerleşmiş olarak bulabilirsiniz ..ki sonlara dogru bu iyice aşıkardır...

YIRMI YILLIK BİR YAŞAM VE DEĞİŞİM rüzgarıdır...

23 gün boyunca normal dünya yüzeyinden beni alıp ...bambaşka topraklarda gezdirebilmeyi başarmış çok ender bir anlatımdır...bazen kendimi sorguladığım
karakterlerin şaşağa ve şımarıklığına sinirlendiğim..kaderle mühürlenmiş eller birbirini geç te olsa bulduğun da gülümsediğim ..ölümlerde ağladığım sayfalardır ..savaş ve barış...

"mürekkep hokkasının içine vucudundan etler bırakarak" ...yazdığı söylenen Lev Nikolayeviç Tolstoy için..

"sayfalarına ruhumdan kabuklar bıraktım" ...dıyen okurları için...

saygıyla bu büyük romanın önunde eğiliyorum.....

YA blagodaren ...tüm dünya okuyucuları adına...........
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.504 Oy)7.914 beğeni21.472 okunma4.029 alıntı130.075 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.361 Oy)19.130 beğeni43.590 okunma3.027 alıntı183.805 gösterim
  • Sefiller
    9.1/10 (4.333 Oy)5.123 beğeni17.042 okunma3.566 alıntı109.664 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.589 Oy)8.868 beğeni28.842 okunma850 alıntı140.284 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.926 Oy)8.887 beğeni26.432 okunma2.694 alıntı115.350 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.683 Oy)5.789 beğeni19.753 okunma849 alıntı101.731 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.760 Oy)13.476 beğeni34.693 okunma3.453 alıntı146.759 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.733 Oy)11.480 beğeni28.591 okunma1.577 alıntı149.899 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.603 Oy)9.108 beğeni25.459 okunma1.535 alıntı127.401 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.051 Oy)6.401 beğeni16.900 okunma2.773 alıntı86.439 gösterim
" Mutlu olmak için, mutlu olabilme ihtiyacına inanmak gerek! " der, Tolstoy.
Peki! O zaman hiç sordunuz mu, koşulları insanoğlunun tekelinde olmadığı halde, neden yaşanır savaşlar? Dökülen onlarca kan ve gözyaşına rağmen...

Şan mı yada şöhret elde etme payesi mi? Yoksa geçici bir heves uğruna mı, yaşanır bütün bu acılar! Yoksa devletin başında bulunan bireylerin, halkın iyiliği adı altında maskeleyerek, halka sundukları zorunlu bir yaptırım mı?

Savaş insanoğlunun kendi elleriyle yarattığı en büyük yıkımdır. Kaybedilecek onlarca can ve mal kaybına rağmen...

Tolstoy eserin de tarihi verilere göre, yedi yıl arayla gerçekleşmiş olan, Austerlitz ve Boradino savaşlarına bir yazar olarak tepkisini dile getirmiş. Savaş betimlerinden ziyade göze çarpan, zengin karakter tahlilleri. Eser de mujik diye adlandırılan sıradan halkın içinden çıkan karakterlere yer verilse de, yoğunluklu olarak işlenen karakterler prens ve prensesler.

Tarihi verilerin her zaman doğruyu olduğu gibi yansıtmadığını, aksine olması istenildiği gibi aktarıldığını Harbiyeli Rostov adlı karakterin diliyle aktarmış okura. Gerçekleşen savaşların müsebbibi olan, Napolyon'un bazı tarihçilere göre kahraman, bazılarına göre de sonradan görme olduğuna dem vurmuş.

Piyer adlı karakterle tanrısal inancı sorgulamış ve biz okurların da sorgulamasına vesile olmuş. İnsanoğlunun bazı anlarda çatırdayıp, çöktüğü ruhi bunalım sürecini Tanrı'ya olan inancıyla üstesinden gelebileceğine değinmiş. Burada ki betimlemeler bana, tıpkı Karamazov Kardeşler'deki Staretz ve Alyoşa arasında geçen diyalogları anımsattı.

Tolstoy Prens Andrey adlı karakterin dilinden de, yaşamın ve varlığının anlamını, aşkın var olduğunu hissettiğini ama yaşamadığı için anlayamadığına atıfta bulunmuş. Aslında kurguladığı her karakter üzerinden hakikate değinmiş.

Hayatta her zaman bazı aksiliklerle karşılaşılabilir. Önemli olan sağlam bir irade ile bu aksiliklerin üzerinden, yara almadan gelebilmektir. Hayatın ve sevdiklerimizin değerlerini anlamak ve kıymetlerini bilmek adına...
Değerli okur arkadaşlarım, Tolstoy'un akıcı bir kalem ile yazmış olduğu, yaşama dair bir çok soru işaretlerine cevap bulacağınız eseri mutlaka okumanızı tavsiye ederim.
1869 yılında yayınlanan, edebiyatçılar tarafından oluşturulan çoğu listede gelmiş geçmiş en iyi romanlarda zirvede olan bir baş yapıt. Война и мир

Duymayanınız, bilmeyeneniz yoktur ama okumayananız çoktur. Neden? Çünkü 1800 sayfa. O sebeple çoğu kişi içeriğini tam bilmez. İşte savaşı falan anlatıyor denir. Ben dilim döndüğünce, klavyem yazdığınca anlatayım bari birazcık malumatınız olsun.
Kitap genel olarak tarihi kurgu roman olarak adlandırılabilir. Ama bu sınıflandırma eksik olacaktır. Evet tarih var "Para,para,para" sözüyle bildiğimiz imparator Napolyon'un Fransa'sı ile Rusya arasında 1800'lü yılların başındaki savaşı anlatır. Ana konusu tarihi bir gerçek olmakla beraber karakterler ve yazarın kattığı olaylar nedeniyle kurgu diyoruz. Ama aynı zamanda toplum psikolojisini, toplumsal olayları anlatan bir kitap olduğundan bence bir sosyoloji kitabı olarakta görülebilir. Zira Tolstoy ile Dostoyevski bu noktada ayrılıyor. Tolstoy, Dostoyevski'ye göre daha bir sosyolojinin önde olduğu eserler veriyor, Dostoyevski ise daha psikolojik derinlemesine karakter analizi olan eserler vermiştir. Kitabı oluşturan konu ışığında yazar, çok fazla da tarihin nasıl oluştuğu, liderlerin tarihe yön verip vermedikleri vs. gibi tarih üzerine konuşmalar ve aforizmalarda içeriyor. Sadece bu kitap içerisindeki tarih üzerine fikirlerinden ayrı bir tarih yorumu olan kitap çıkabilir o kadar yani. Yalnızca bu konuda değil, kitapta o kadar fazla ayrı olay, karakter var ki yalnız bir karakterin kısmını alıp ayrı bir roman da oluşturulabilir. Bunları kitabın ne kadar yoğun olduğunu anlatmak için söylüyorum.

Romanın içeriğine geçecek olursak, kitap kraliçe onuruna verilen bir davetle başlıyor, burası önemli çünkü bu bölümde yazar bize karakterleri tanıtmak istiyor. Zira bu davete romandaki başkarakterlerin hemen hemen çoğu katılıyor ki daha sonra hepsini bir arada neredeyse hiç görmüyoruz. Peki kim bu Tolstoy'un baş yapıta girme sansını verdiği karakterler. Esas oğlanımız Piyer, Prens Bezukof’un nikahsız bir kadından olma çocuğudur. Romanda en fazla git gellerini gördüğümüz karakter öncelikle, hem iç dünyasında hem düşünce ve kişilik yapısında hem de özel hayatında bir çok yol ayrımı ve değişiklik yaşadığını görüyoruz roman boyunca. Ve Bolkonsky ailesi; Prens Bolkonsky, oğlu Andrey (ki kendisi yardımcı erkek oyuncu olup beni en fazla etkileyen karakterlerden biri) ve kızı talihsiz Marya. Ve de romanın olmazsa olmazı Rostov ailesi; anne, baba Rostov, oğulları Nikolas (diğer yardımcı erkek karakter), ufak oğlan Peyta, kızları Vera, ve diğer kızları esas kızımız, ayran gönüllü Nataşa. Elen, Denisov, Doholov va falan filan bir sürü kişi. Roman Bolkonsky ve Rostov ailelerine üye olanların kişisel ilişkileri üzerine kurulu. Okuduğum kitap İş Bankası Kültür Yayınlarından Tansu Akgün tarafından Rusça aslından çevrilen 2 ciltlik bir kitap. Birinci ciltte Savaş kısmına pek girilemedi, daha çok bir aşk romanı gibiydi. Çok fazla sosyete hayatına girilmiş, karakterlerden ötürü ortam hep böyle. Fakat 2. Ciltte savaşı iliklerimize kadar hissediyoruz. Kahramanlarımızdan tabiki erkekler, peyderpey bazısı devamlı bu savaşa iştirak ettiler. Karakterler arasındaki değişen ilişkiler bu savaş ortamında şekilleniyor. Yani tamamen cephede geçen bir kitap olarak düşünmeyin. Mekan ve zaman olarakta çok geniş ve yoğun bir kitap. Moskova ve Petersburg başta olmak üzere çok fazla yer, şehir, konak vs. yerde geçiyor.

Peki ben 36 gün gibi uzun bir macera olan bu kitap okumasından ne anladım? Öncelikle çok uzun zamandan beridir okumayı isteyip bir türlü fırsat bulmadığım bir kitabı Tolstoy okuma etkinliği vesilesiyle okumuş olmanın verdiği rahatlık ve mutluluk. Konu olarak ise savaştan ziyade insanları, ilşkilerini ve toplumu anlattığını düşünüyorum. O yüzden farklı bir millet farklı bir çağda olsa savaş insanlarını, ilişkilerini, duygu ve düşüncelerini Tolstoy gibi usta bir yazardan öğrenip anlamanın kattığı bir şeyler var illaki. Velhasılı çok zor ama güzel bir okuma oldu. Ben her ne kadar zor ve kalın bir kitapta olsa özellikle çok kitap okuyan kendini kitapkurdu olarak tanımlayan 1000k sakinlerinin gelmiş geçmiş en iyi romanlardan gösterilen bu kitabı okumaları gerektiğini düşünüyorum.
Öncellikle yazarı hakkında bilgi vermek istiyorum. Lev Nikolayeviç Tolstoy; Dünyanın en büyük romancılarından sayılan Rus yazar, Hristiyan reformcusu ve ahlakçı düşünür. Dünya edebiyatının en büyük üç romanından biri "SAVAŞ ve BARIŞ'ı Tolstoy yedi yılda tamamlamıştır.

Dünya edebiyatının en büyük eseri olarak kabul edilmektedir. Savaş ve Barış, savaşların sonucu olan insanlık durumlarına derin bir şekilde sunmaktadır.Soylu sınıfına dair yakın gözlemlerin yanı sıra köy ve kasabalarda yaşanan hayatı da ustalıkla yansıtmaktadır. Savaş ve Barış, Rusya-Fransa savaşlarını konu edindiği için tarihî roman özelliği taşımaktadır.

“Savaş hakkında dobra dobra, dürüstçe, nesnel ve sade bir üslupla yazmayı Tolstoy’dan öğrendim. Savaşı Tolstoy’dan daha iyi betimleyen bir yazar tanımıyorum.” ERNEST HEMİNGWAY.

Kalbimizden gelen ve doğru bulduğumuz sese uymalıyız...


Dünya edebiyatının en başarılı eserlerinden sayılan roman, savaşı, mantıksızlığı, insan vicdanı ile etiğe aykırılığı; büyük zaferler vaat edenlerin sözlerindeki ve çabaları gözler önüne sermektedir.
Ah ah!Nedir bu Sonyalar'ın çektikleri.Hep ezildiler,acılar çektiler,mutlu olamadılar.Yazarlar farklı,kaderler benzer.Al Dostoyevski'nin Sonyasını vur Tolstoy'unkine.Eee konu Savaş ve Barış olunca Suç ve Ceza'ya atıf yapmamak olmazdı.İki usta edebiyat dünyasında çıtayı öyle bir yere koymuş ki aşağısı görünmüyor.Elbette bu eseri incelerken Dostoyevski ile kıyas yapmayacağım.Zira birisi Fenerbahçe ise ötesi Galatasaray.Birbirlerinden güç alırlar.:)

Başlarda oldukça korktum çünkü çok fazla karakter geçiyordu ve hepsi olayların içinde olan karakterler.Zaman zaman "Bu kimdi yahu?" diye diye yarısına geldim kitabın.Ama sonlara doğru her şey yerine oturdu puzzle parçaları gibi.Her karakter tabiri caizse "nevi şahsına münhasır" kişilerdi.Sonya'nın vefası,Nataşa'nın ayran gönüllülüğü,Mariya'nın iyi niyeti...

Sanki bir kitap değil de dört,beş kitap okumuş gibi hissettim kendimi.Bu kadar olay anca o kadar kitapta bulabilirdim.

Dil olarak çok sade,duru,anlaşılırdı.Henüz ilk sayfalarında okurken hiç sıkılmayacağımı anladım ve öyle de oldu.

Kitabın son sayfasını kapattığım bu saatlerde iyiki okumuşum diyerek bu incelemeyi okuyan herkese tavsiye ediyorum. :)
Yıllardır kütüphanemde olmasına rağmen okumaya korktuğum bir kitaptı. Yıllarca o bana baktı ben ona baktım. Gittiğim her yere benimle geldi hiç arkamda bırakmadım fakat okumaya cesarette edemedim. Şimdi iyi ki bu zamanda okudum diyorum. Bazı kitaplar için belli bir altyapı oluşması gerektiğine inanıyorum. Ondan önce okuman gereken, anlaman gereken olaylar vardır. Bunlar gerçekleşmeden kitabı okuduğunda hep yarım kalmış hissi kalır içinde. O yüzden altyapı önemlidir. Kitap hakkında iyi veya kötü bir yorum yapmayı kendimce doğru bulmuyorum. Ben çok severek ve yavaş yavaş okudum. Etkinliği başlatan herkese teşekkür ederim.
Savaş ve Barış
Kitabı okuduktan sonra birkaç gün beklemek istedim. Geriye dönüp bakabileyim diye. Baktığımda ise kitaptan önce Tolstoy’un zekasına, yeteneğine hayran kaldığımı fark ettim. Yaşadığı yılların imkanları ile bu muazzam eserin aksamayan kurgusu, tarih ve olaylar arasındaki uyumlu geçişleri ve ana karakterlerin yanı sıra bütün yan karakterlerin detaylandırılmasın da ki başarısı insanın nutkunu durduruyor. Saygıyla anısı önünde eğiliyorum.
Gelelim Kitaba; her karakterle ilgili uzun uzadıya analiz yapılabilecek bir eser ama ben hiç oraya girmeyeceğim. Kitap bir insan doğası analizi gibi. Hırs, ihtiras, öfke, sadakat, aşk …… her şey var. Yaşanılanların bir insanı nasıl etkilediğinden tutun da toplumsal hareketlerin nedenlerine kadar birçok konuya değinmiş.
Çok beğenerek ve keyif alarak okudum. Tek eleştirim o zaman ki Osmanlı imparatorlundan Türkiye adıyla bahsedilerek çeviri yapılması. Bu da Tolstoy’un hatası olmasa gerek :)
Okumaya niyetlenen arkadaşlar hiç gözünüz korkmasın kitap su gibi akıyor. Okuyun bence.
Kitap, tam metin olarak 4 cilt ve 2.200 sayfadan oluşmaktadır. Anlaşılır ve akıcı bir dili vardır. Kuşkusuz çevirmenin becerisi de bunu etkileyebilmektedir. Lev Tolstoy, bu kitabı; 1863-1968 yılları arasında 5 yıllık bir sürede yazmıştır.
Kitabın konusu: Napolyon Bonapart ile Çar Aleksander döneminde 1800 yılların başında yaklaşık 20 yıllık bir zaman dilimine yayılan Rusya-Fransa arasındaki şavaş ve barış dönemlerini incelemektedir. Kendisi de bir dönem orduda görev yapan Tolstoy, savaş koşullarını, karargah ruh halini çok etkileyici ve inandırıcı bir şekilde anlatabilmiştir. Bunun dışında; Rusya'da farklı kesimlerden insanların hayatını ve geleneklerini ortaya koymaktadır. Romanın bu yönünden çok faydalandığımı belirtmeliyim. Bir toplumu tanımak için ya o toplumda uzun süre yaşayacaksınız, ya da bu ve benzeri anlatımlardan yararlanacaksınız.

Tolstoy, Savaş gibi çok önemli toplumsal olayların bir gelişmeler zincirine bağlı olarak ortaya çıktığını, savaş devam ederken sonucu belirleyenin; savaşı yönetenlerin irade ve yeteneklerinin çok dışında açıklanması güç olan etmenlerin olduğunu ileri sürmektedir. Burada Tolstoy'da kaderci bir inanış göze çarpmaktadır.

Tolstoy, Tarihçilerin yanlı anlatımlarına çok kızmakta, bu nedenle sık sık tarihçilerle kendisi arasındaki bakış açısı farklılıklarını net bir şekilde vurgulamaktadır. Tolstoy, kitabın 4. cildinin son 40-50 sayfası bu konudaki felsefi açıklamalarına ayırmıştır.

Bu kitapla ilgili yazıldığı dönemden itibaren çok sayıda övgü içeren değerlendirmeler yapılmıştır. Bu övgüyü kesinlikle hakketmektedir.. Bu nedenle mutlaka okunmasını öneririm.
Klasiklerin anası olmalı bu kitap. Savaş ve Barış'ı okumadım diyen klasiklerinin farkında değildir zaten.. Kocaman sayfalarına rağmen bir solukta okuyacaksınız... Saygı duyulası bir kitap.
Yaklaşık 20 yıllık bir zaman dilimi, hayatının ince noktalarına kadar tanıdığımız onlarca karakter... Özellikle ilk cildini okurken oldukça zorlandığım, ikinci cildinde beni biraz daha saran, hayran kalmamakla birlikte zihnimde farklı bir tad bırakan bir eser oldu.
Kitabı bitirince aklıma gelen ilk düşünce; Tolstoy'un bu 20 yıllık süreci, Napolyon ve Aleksandr'ı, onlarca yıl süren savaşı, kitabın ön sözünden son cümlesine kadar bütün süreci tek bir amaç için, kendisinin kadercilik diye adlandırılan düşünce yapısını anlatmak ve kanıtlamak için kaleme aldığı oldu. Onun bu fikrinin temelleri; en önemsiz kişilerin bile tarihin gidişatında rolünün olduğu, ortaya çıkan bir olayın sonsuz sayıda sebebinin olduğu, tarihte öne çıkan büyük insanların olayın gidişatını etkileme konusundaki etkisinin düşündüğümüzden çok daha az olduğu, savaşların-devrimlerin sebebinin birkaç kişinin yol açtığı şeyler olmasından ziyade milyonlarca insanın kısıtlı özgürlük alanlarında yaptıkları eylemlerin bileşkesinin bir sonucu olduğudur.
Tolstoy kitabının çeşitli kısımlarında ve özellikle son kısmında bize kendi düşünce yapısını bir öğretmen edasıyla aktarıyor. Tarih bilimini ve tarihçileri, tarihte önemli etkileri olduğu sanılan insanları, savaşları ve savaşan insanların hangi yönlendiricilerle hareket ettiğini ve özgür irade kavramını sorguluyor. Özgür irade konusunda ne tam anlamıyla özgür ne de tam anlamıyla mekanik olduğumuzu savunuyor. Onun irade anlayışı belli kısıtları olan bir özgürlük fikrini referans alıyor.
Eserin bir roman olarak beni heyecanlandıran yerleri olsa da çok akıcı olduğunu söyleyemem.
Tolstoy'un fikirlerini aktarmak isterken eser boyunca tekrara düşmesi onda; öğrencisinin aptal olduğunu düşünen ve bu yüzden derslerini öğrencisinin kafasına sokmak istercesine anlatan bir öğretmen imajı veriyor.
Kitap gercekten okunulacak degerde.Kitapta cok karakter gecmesine ragmen genellikle 5 aile uzerindeki etkileri anlatilmakta.Okurken sıkılmadım cunku gercekçi bir yapı sergilemis.Herkesin okumasini tavsiye ederim
"Sana da oluyor mu?" dedi.

"Artık hiçbir şey olmayacakmış, iyi olan her şey geçmişte kalmış gibi geliyor mu?"

"Sıkıldığın değil ama üzüldüğün oluyor mu?"
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 769 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 3.Basım (I.Cilt)
" Ne kadar çok günah işliyoruz, ne kadar çok aldatıyoruz ve bütün bunlar ne için?
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 134 - Türkiye İş Bankası
" Zafer kazanmak barut kokusu almayanlara herhalde çok kolay geliyordur. "
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 231 - Türkiye İş Bankası
Herkesten çok güldü. Belli ki acı çekiyor.
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 242 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 3.Basım (I.Cilt)
"Mutluluktan ağlamayı o kadar istiyorum ki."
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 551 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 3.Basım (II.Cilt)
" Bu dünyada ödül beklemenin imkânsız olduğunu, bu dünyada onurun da adaletinde olmadığını hiç unutmayacağım. Bu dünyada düzenbaz ve zalim olmak gerek. "
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Sayfa 119 - Türkiye İş Bankası

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Savaş ve Barış
Baskı tarihi:
2016
Sayfa sayısı:
736
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059598088
Kitabın türü:
Çeviri:
Aylin Yıldız
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Siyah Beyaz Yayınları
Avrupa'da savaş durup yeniden başlamış ve on üç yıl sürmüştü. Şimdi, 1805'te sözde barış olmuştu ama huzursuz bir barış. Avrupa kralları, Fransa'da Bourbon hanedanını deviren devrime karşı hemen silaha sarıldıkları halde, Napolleon'un askerî dehası karşısında pek bir şey yapamıyorlardı. Fransa ile savaş hâlinde olan bir tek İngiltere kalmıştı; o da bunu denizlerdeki üstünlüğüne borçluydu. Bütün diğer devletler gibi, Rusya da, Avusturya da savaştan çekilmişlerdi. Yalnız Napolleon imparatorluğunu giderek genişletiyordu. Bunun üzerine, Avrupa devletleri, kendi topraklarını kaybetmekten korkarak yeniden savaşa katılmayı düşünmeye başlamışlardı. "Eh! Prens, Cenova da, Lucca da artık Bonaparteler'ın malikânelerinden başka bir şey değil. Hayır, size baştan söyleyeyim ki, eğer hâlâ savaşmayacağız derseniz, şu kâfirin, evet, bence bir kâfir o, başka bir şey değil, bu kâfirin bütün alçaklıklarına, rezilliklerine hâlâ boyun eğeceğiz derseniz, gözüm görmesin sizi. Dostluğumuza son veririm."

Kitabı okuyanlar 3.077 okur

  • Mustafa Akbal

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları