·
Okunma
·
Beğeni
·
41.603
Gösterim
Adı:
Savaş ve Barış
Baskı tarihi:
2 Aralık 2013
Sayfa sayısı:
548
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054840687
Kitabın türü:
Orijinal adı:
War and Peace
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Antik Batı Klasikleri
İnsanın var olduğu yerde eksik olmayan aşk, hırs, iyilik, düşmanlık ve entrika... Bir yanda ne için yapıldığı bilinmeyen ve onca insanın ölmesine sebep olan savaşlar; diğer yanda 'barış'ın küçük bir sınıfın daimi kaderi oluşu... Savaşta da barışta da dürüstlüğü ilke edinmiş kahramanlar... 19. yüzyıl başlarında Napolyon orduları ile Rus askerleri arasında yaşanan savaş panoraması altında adeta bir belgesel gibi ilerleyen romanda, yüzlerce farklı karakterin gözüyle Rus toumsal yaşamı anlalır. Savaş veBarış, 'hayatın, zamanın Rusyasının, tarihin ve sınıf kavgalarının olağanüstü bir tablosudur.
1750 syf.
·25 günde·5/10
“Savaş ve Barış” klasik kitaplar denilince akla gelen ilk kitaplardan biri… Yıllar geçse bile listelerin en üstünde kendine yer bulabilen bir eser… Kitabı tatil günlerimde okumak için almıştım. Çünkü kitabı aldığınız gibi kolay okunmayacak bir eser olduğunu anlıyorsunuz. 900’er sayfadan iki cilt halinde toplam 1800 sayfalık bir kitap. 15 tatilin sonlarına doğru kitabı elime alabildim. Okumaya başladım. Okur okumaz kendimi kitaptaki karakterlerin içinde kaybolmuş halde buldum. Karakterler benim dünyama girmeye başlayınca, ben onların dünyasında kayboldum. Hemen kitaba ara verdim. Bu kitap kesinlikle azar azar okunmalıydı. Öyle de yaptım, hızımı düşürdüm. Bu şekilde 10 günde bitireceğim dediğim kitabı, 25 günlük bir sürede bitirdim.

Okuma yavaş devam edecektim fakat karakter sorununa bir çözüm bulmam gerekiyordu. Hemen interneti açıp araştırmaya yapmaya başladım. Bende oluşan kafa karışıklığının normal olduğunu gördüm. Çünkü 10-15 ana karakter etrafında şekillenen kitap yaklaşık 600 karakter barındırıyordu. Araştırmama devam ederken beni rahatlatan bir uygulama gördüm. Kitaptaki karakterlerin tanıtılmasında filminde oynayan kişilerin fotoğraflarına yer verilmişti bir sitede. Bende teker teker fotoğrafları kaydedip, yazıcıdan çıkardım. Daha sonra bunların altlarına isimlerini yazıp duvara yapıştırdım. Kitabı okudukça şemayı çıkarmaya başladım. Artık karakterleri tanımış ve aralarındaki bağlantıyı çözmüştüm. Fakat kitaptaki karakterlerin bu kadar fazla olması ve her karakter için iki–üç isim kullanılması okurken baya yorucu oluyordu. Kitabı okurken sadece beni yoran karakter çokluğu değil. Aynı zamanda yazı puntolarının küçük ve kitabın çok ağır olmasıydı. Belli bir süreden sonra elim ağrımaya başlıyordu. Bunlarla beraber kitabı okumaya başladım.

Kitap maalesef hem beni yordu hem de beklentilerimin altında kaldı. İlk olarak çevirisi çok kötü bir şekilde yapılmıştı. Kitabı Can Yayınlarından almıştım. Fakat kitap hem Fransızca hem de Rusça konuşmalar içeriyordu. Çevirmen nedense kitapta geçen Fransızca konuşmaları orijinal diliyle yani Fransızca yazmış. Türkçe karşılıklarını ise dipnot olarak vermişti. Kitabın nerdeyse çeyreği Fransızca konuşmalar içeriyordu. Haliyle bazı sayfalarda neredeyse sayfanın tamamı dipnottu. Bu şekilde, zaten zor okunan kitabın okuması daha da zorlaşıyordu. Bir düşünün bir sayfayı okurken 8 tane cümle için dipnota bakmanız gerekiyor. Sadece bir sayfayı okurken bile 8-10 kere dipnota bakmanız haliyle sizi epey yavaşlatıyor ve konudan uzaklaştırıyordu. Çevirmenin neden böyle yaptığını bir türlü anlayamadım. Kitabın çevirmeni de az buz biri değil ki: Nazım Hikmet… Hemen tekrar kitaba ara verip Nazım Hikmet’in neden kitabı böyle çevirdiğini araştırmaya başladım fakat bir türlü bunun nedenini bulamadım. Araştırma devam ederken Tolstoy’un bir gazete de yazdığı yazıyı gördüm. İşin gerçeği Tolstoy kitabı bu şekilde yazmış. Fransızca geçen konuşmaları aynen orijinal haliyle verip dipnot olarak Rusça açıklama vermiş. Nazım Hikmet’te kitabı çevirirken orijinaline sadık kalmaya çalışmış. Okumak isteyenler için tavsiyem kitabı almadan önce bu konuya dikkat etmeleridir. En azından can yayınlarından almanızı tavsiye etmiyorum. Çünkü bu şekilde kitabı okurken çoğu yeri anlamanız olanaksızlaşıyor.

Klasik eserlerin en büyük özelliği sadece o dönemle ve mekânla sınırlı kalmayıp hem dünyaya hem de çağlar ötesine sesleniyor olmasından kaynaklanır. İçerdiği muhteva açısından evrensel olmalıdır. “Savaş ve Barış”ı okudum, bitirdim. Kitabı evrensel olma konusunda sıkıntılı buldum. Kitap tamamen Napolyon’un Rusya seferini ve Rusların zaferini anlatıyor. Tamamen Rusya tarihini anlatan tarihi roman diyebiliriz. Tarihi anlatırken yazar kendine üç aile seçiyor ve bunlar üzerinden 20 yıllık bir süreci, savaşı merkeze koyarak anlatıyor. Bu aileler ve kişileri seçerken de elit tabakadan insanları seçiyor. Neredeyse halktan kimseye yer vermiyor. Tolstoy bunun sebebi açıklarken de halktan kişililerin dikkat çekmeyeceğini ve onları yazmayı sevmediğini söylüyor. Peki, halkı anlatmayı sevmeyen bir yazar, nasıl başarılı bir yazar sayılabilir?

Bir savaş kitabı evrensel olmaktan uzaksa siz ondan ne beklersiniz? Size o savaşı okurken yaşatmasını, sizi savaşın içine sokmasını, savaşı bizzat hissetmenizi… Peki, “Savaş ve Barış” savaş hissini size tam olarak yaşatıyor mu? Aklım bir savaş hissini bile size yaşatamayan bir savaş kitabının bu kadar değerli olmasını kabullenemiyor. İşin kötü tarafı hem tarihi açıdan hem de edebi açıdan “Şu Çılgın Türkler” çok daha başarılı ve kendi tarihimizi anlatması açısından daha faydalıyken “Savaş ve Barış” ülkemizde daha çok okunuyor.

Bir yazar bu kadar kalın bir kitapta savaş hissini size veremiyorsa kitaptan ne beklersiniz? Akıcı olmasını… Daha doğrusu tüm romanların zaten akıcı olması gerekir. Akıcı bir roman her zaman başarılı bir roman da olmuştur. “Savaş ve Barış” ise akıcılıktan çok uzak. Kitap boyunca merak duygusu nerdeyse yok diyecek kadar az. Daha siz kitaba başlar başlamaz yazarın romanı kesip araya girmesiyle savaşı Fransa’nın kaybedeceğini anlıyorsunuz. Bu yenilginin, Napolyon’un Moskova’yı almasından sonra olacağını da öğreniyorsunuz. Onun dışında kitabın başkarakterlerinden biri olan Andrey’in savaşta öleceğini, Piyer’in Nataşa ile evleneceğini hemen anlıyorsunuz. Yazar da bu konuyu ( Olayları okuyucuya önceden romanı kesip arada vermeyi) yazısında belirtmiş ve bunun Rus edebiyatının diğer edebiyatlardan olumlu bir farkı olduğunu anlatmış. Ama ben pek olumlu bir fark olarak göremedim.
Peki, kitapta hiç mi güzel taraf yok? Tabi ki var. Fakat biz kitabı incelerken dünyanın en iyi romanı diye inceliyoruz. Bu gözle baktığımız da bu yönleri görüyoruz. Yoksa evet 3. Sınıf bir yazar tarafından yazılmış bir roman olsa, şimdi bu kadar eleştirmez. Kitabın iyi yönlerini açıklardım.

Sonuç olarak kitabın saydığım bu olumsuz yönleri ile beraber baya bir zamanınızın bu kitaba harcanacak olması, fiyat maliyetinin yüksek olması ve bu zaman zarfında çok daha iyi kitaplar okuyabileceğimizi düşünürsek kitabı okumayabiliriz.

Vesselam…
1808 syf.
·24 günde·Beğendi·9/10
spoiler

Şimdi size bir masal anlatacağım..lütfen ..gözlerinizi kapatın ..

ÇÜNKÜ AŞIĞIM

once upon a time ...1812 RUSYA ..
kitap raflarında onu ilk gördüğümde ...derin bir nefes alıp ..sen benimsin..demiştim
muhteşem kapağında... ardından ay doğan ..sadece gizemli gözlerini gözlerime dikmiş bir adam vardı...kan kırmızı adının altında ..topların önünde yatan ölüler ve on iki gölge ....OPRİÇNİKLER

Fransız yazar Jasper Kent in Danilov Beşlemesi ile başladığım Rus toprakları serüvenim ...great TOLSTOY a kadar ilerledi ..bu büyük çoğrafyanın muhteşem yazarlarına aşığım..olaylarına ..devrimlerine..savaşlarına..
katliamlarına....sürgünlerine...trenlerine
..istasyonlarına..insan öldüren soguğuna ..nehirlerindeki buzun genleştikçe çıkarttığı korkunç seslerine ....aşığım...

danilov ile dolohov arasındaki görüp geçirdiğim ..jivagosuna ..rasputinine ..korkunç ivanına aşığım..

Tolstoy ise başka bir his kalbimde.. çok büyük...
savaş ve barış için dünya üzerinde ismini imza olarak bırakan bir çok insan ..o kadar büyük kelimeler yazmış ki benim burada ilkokul çocuğu gibi ..orda o oldu burda şu vardı demem abesle iştigal eder... utanırım..
.sadece şunları söyleyebilirim ki ...

savaş ve barış...bir panaromadır...baktıkça detaylararında kaybolduğun bir tablodur..1800 cıvarı sayfa boyunca takriben 10 ana karakter ve yuzlerce yan karakter üzerinden hiç fire vermeden ..teklemeden ilerleyen bir roman...
tolstoyun kendisini de kitabın içinde yerleşmiş olarak bulabilirsiniz ..ki sonlara dogru bu iyice aşıkardır...

YIRMI YILLIK BİR YAŞAM VE DEĞİŞİM rüzgarıdır...

23 gün boyunca normal dünya yüzeyinden beni alıp ...bambaşka topraklarda gezdirebilmeyi başarmış çok ender bir anlatımdır...bazen kendimi sorguladığım
karakterlerin şaşağa ve şımarıklığına sinirlendiğim..kaderle mühürlenmiş eller birbirini geç te olsa bulduğun da gülümsediğim ..ölümlerde ağladığım sayfalardır ..savaş ve barış...

"mürekkep hokkasının içine vucudundan etler bırakarak" ...yazdığı söylenen Lev Nikolayeviç Tolstoy için..

"sayfalarına ruhumdan kabuklar bıraktım" ...dıyen okurları için...

saygıyla bu büyük romanın önunde eğiliyorum.....

YA blagodaren ...tüm dünya okuyucuları adına...........
  • Karamazov Kardeşler
    9.1/10 (1.576 Oy)1.834 beğeni4.896 okunma5.280 alıntı47.621 gösterim
  • Budala
    8.5/10 (1.029 Oy)1.192 beğeni3.973 okunma3.623 alıntı39.503 gösterim
  • Notre Dame'ın Kamburu
    8.8/10 (1.230 Oy)1.340 beğeni4.610 okunma1.820 alıntı93.070 gösterim
  • Ölü Canlar
    7.8/10 (1.058 Oy)1.046 beğeni4.444 okunma1.595 alıntı26.148 gösterim
  • Ana
    8.7/10 (1.749 Oy)1.922 beğeni6.755 okunma3.877 alıntı36.403 gösterim
  • Babalar ve Oğullar
    8.2/10 (1.879 Oy)1.843 beğeni7.159 okunma2.515 alıntı47.947 gösterim
  • Vadideki Zambak
    7.9/10 (1.837 Oy)1.842 beğeni8.432 okunma4.895 alıntı52.871 gösterim
  • Anna Karenina
    8.8/10 (1.544 Oy)1.823 beğeni5.914 okunma3.624 alıntı47.192 gösterim
  • Monte Cristo Kontu
    9.0/10 (1.382 Oy)1.352 beğeni4.441 okunma2.138 alıntı35.997 gösterim
  • Madame Bovary
    7.8/10 (1.148 Oy)1.060 beğeni5.713 okunma1.419 alıntı34.953 gösterim
1808 syf.
·36 günde
1869 yılında yayınlanan, edebiyatçılar tarafından oluşturulan çoğu listede gelmiş geçmiş en iyi romanlarda zirvede olan bir baş yapıt. Война и мир

Duymayanınız, bilmeyeneniz yoktur ama okumayananız çoktur. Neden? Çünkü 1800 sayfa. O sebeple çoğu kişi içeriğini tam bilmez. İşte savaşı falan anlatıyor denir. Ben dilim döndüğünce, klavyem yazdığınca anlatayım bari birazcık malumatınız olsun.
Kitap genel olarak tarihi kurgu roman olarak adlandırılabilir. Ama bu sınıflandırma eksik olacaktır. Evet tarih var "Para,para,para" sözüyle bildiğimiz imparator Napolyon'un Fransa'sı ile Rusya arasında 1800'lü yılların başındaki savaşı anlatır. Ana konusu tarihi bir gerçek olmakla beraber karakterler ve yazarın kattığı olaylar nedeniyle kurgu diyoruz. Ama aynı zamanda toplum psikolojisini, toplumsal olayları anlatan bir kitap olduğundan bence bir sosyoloji kitabı olarakta görülebilir. Zira Tolstoy ile Dostoyevski bu noktada ayrılıyor. Tolstoy, Dostoyevski'ye göre daha bir sosyolojinin önde olduğu eserler veriyor, Dostoyevski ise daha psikolojik derinlemesine karakter analizi olan eserler vermiştir. Kitabı oluşturan konu ışığında yazar, çok fazla da tarihin nasıl oluştuğu, liderlerin tarihe yön verip vermedikleri vs. gibi tarih üzerine konuşmalar ve aforizmalarda içeriyor. Sadece bu kitap içerisindeki tarih üzerine fikirlerinden ayrı bir tarih yorumu olan kitap çıkabilir o kadar yani. Yalnızca bu konuda değil, kitapta o kadar fazla ayrı olay, karakter var ki yalnız bir karakterin kısmını alıp ayrı bir roman da oluşturulabilir. Bunları kitabın ne kadar yoğun olduğunu anlatmak için söylüyorum.

Romanın içeriğine geçecek olursak, kitap kraliçe onuruna verilen bir davetle başlıyor, burası önemli çünkü bu bölümde yazar bize karakterleri tanıtmak istiyor. Zira bu davete romandaki başkarakterlerin hemen hemen çoğu katılıyor ki daha sonra hepsini bir arada neredeyse hiç görmüyoruz. Peki kim bu Tolstoy'un baş yapıta girme sansını verdiği karakterler. Esas oğlanımız Piyer, Prens Bezukof’un nikahsız bir kadından olma çocuğudur. Romanda en fazla git gellerini gördüğümüz karakter öncelikle, hem iç dünyasında hem düşünce ve kişilik yapısında hem de özel hayatında bir çok yol ayrımı ve değişiklik yaşadığını görüyoruz roman boyunca. Ve Bolkonsky ailesi; Prens Bolkonsky, oğlu Andrey (ki kendisi yardımcı erkek oyuncu olup beni en fazla etkileyen karakterlerden biri) ve kızı talihsiz Marya. Ve de romanın olmazsa olmazı Rostov ailesi; anne, baba Rostov, oğulları Nikolas (diğer yardımcı erkek karakter), ufak oğlan Peyta, kızları Vera, ve diğer kızları esas kızımız, ayran gönüllü Nataşa. Elen, Denisov, Doholov va falan filan bir sürü kişi. Roman Bolkonsky ve Rostov ailelerine üye olanların kişisel ilişkileri üzerine kurulu. Okuduğum kitap İş Bankası Kültür Yayınlarından Tansu Akgün tarafından Rusça aslından çevrilen 2 ciltlik bir kitap. Birinci ciltte Savaş kısmına pek girilemedi, daha çok bir aşk romanı gibiydi. Çok fazla sosyete hayatına girilmiş, karakterlerden ötürü ortam hep böyle. Fakat 2. Ciltte savaşı iliklerimize kadar hissediyoruz. Kahramanlarımızdan tabiki erkekler, peyderpey bazısı devamlı bu savaşa iştirak ettiler. Karakterler arasındaki değişen ilişkiler bu savaş ortamında şekilleniyor. Yani tamamen cephede geçen bir kitap olarak düşünmeyin. Mekan ve zaman olarakta çok geniş ve yoğun bir kitap. Moskova ve Petersburg başta olmak üzere çok fazla yer, şehir, konak vs. yerde geçiyor.

Peki ben 36 gün gibi uzun bir macera olan bu kitap okumasından ne anladım? Öncelikle çok uzun zamandan beridir okumayı isteyip bir türlü fırsat bulmadığım bir kitabı Tolstoy okuma etkinliği vesilesiyle okumuş olmanın verdiği rahatlık ve mutluluk. Konu olarak ise savaştan ziyade insanları, ilşkilerini ve toplumu anlattığını düşünüyorum. O yüzden farklı bir millet farklı bir çağda olsa savaş insanlarını, ilişkilerini, duygu ve düşüncelerini Tolstoy gibi usta bir yazardan öğrenip anlamanın kattığı bir şeyler var illaki. Velhasılı çok zor ama güzel bir okuma oldu. Ben her ne kadar zor ve kalın bir kitapta olsa özellikle çok kitap okuyan kendini kitapkurdu olarak tanımlayan 1000k sakinlerinin gelmiş geçmiş en iyi romanlardan gösterilen bu kitabı okumaları gerektiğini düşünüyorum.
1823 syf.
·Beğendi
-Salut les amis-

Şaşırdınız mı?
Savaş ve Barış'ın büyük bir bölümünün Fransızca yazıldığını duyunca belki de o kadar şaşırmayacaksınız.

Eseri epub olarak okuduğumu öncelikle belirtmek istiyorum. Kitabın birinci bölümünü İletişim yayınlarından, ikinci bölümünü de Can yayınlarından okudum. Aradaki fark; yazım stiline, okuma rahatlığına, hatta en çok sevdiğim karakterlerden biri olan r katili Denisov'un (Can yayınlarında sizden benden düzgün konuşabiliyordu) konuşma şekline kadar farklılıklar gösteriyordu. Bu sebeplerden ötürü ben iletişim yayınlarından okuduğum kısmı daha çok sevdim diyebilirim.

Kitabın ilk paragrafı Fransızca bir yazıyla başlıyor. Kendimizi Rus asillerinin bulunduğu bir davette buluyoruz. Zamanın soyluları arasında Fransızca'nın bir asalet göstergesi olduğunu daha ilk satırlardan Tolstoy bize aktarıyor. Kısa bir süre sonra Napoléon ile girişilen savaş sonrasında balolarda Fransızca konuşmak para cezasına çarptırılmanıza sebep olacak duruma kadar geliyor. Ama alışmış kudurmuştan beterdir misali kitap boyunca konuşulmaya da devam ediliyor.

Tolstoy, Napoléon'u ve Fransızlarla yapılan savaşı sanki oradaymışsınız gibi bazen bir subayın bazen de bir generalin konuşmalarından sadece okutturmuyor, adeta yaşatıyor.

Kitap da Rostov'lar, Behuzov ve Bolonski'ler olmak üzere üç aile yaşantısı üzerinden savaşı, aşkı, dostluğu, nefreti, dinsel ve ruhsal arayışları yani kısacası dönemin insanlarını, kültürlerini analiz edebiliyorsunuz.

Yazar bana göre; Rus-Fransız savaşına neden olan sebepleri, savaş sırasında yapılan hataları, kendi meslekdaşları ve Çar tarafından günah keçisi ilân edilen general Kutuzov'u bile bambaşka bir perspektifle bize anlatabilmiş. Tarihçileri sınıflandırdığı, kimin doğru kimin yanlı bir yol izlediğini belirttiği kısımlar gerçekten yaptığı tespitlerle göz dolduracak cinstendi. Söylenecek çok şey var ama daha fazla uzatmak istemiyorum. Tek söyleyebileceğim bu kitabın dünya klasiklerine girmeyi sonuna kadar hak ettiğidir.

Keyifli okumalar.
1808 syf.
·136 günde·Beğendi·10/10
Bu kitaba yoğun tempodayken başlamamam lazımdı. Zaman zaman ara verdim. Uzun soluklu bir kitap. Ve akıcı değil. Aşırı karakter fazlalığı var. Tabi her karakterle tanışacağımız için empati yeteneğinizi artırıyor. Napolyon’u fazlaca eleştiriyor. Yer yer abartı var bu eleştirilerde. Tolstoy bu kitapta entelektüelliğini sağlam konuşturmuş. Yeri geldiğinde tarihçi, edebiyatçı, uzay bilimcisi, filozof, sosyolog ve savaş bilimcisi olarak görebilirsiniz Tolstoy’u. Kitap bir insana çok şey katabiliyor. 100 tane polisiye roman 1 tane savaş ve barış dengindedir. Kitabı bir daha okumayı düşünüyorum. Herkese iyi okumalar.
1808 syf.
·Beğendi·9/10
Bu kitap soluksuz hiç uyumadan tuvalete bile gitmeden yemek yemeden minimum 3 gün sürecek bir kitap olduğu için bu kitabı okuyacaklar şunu bilsinler kitabın en önemli özelliği kitaba ilginizi yitirdiğiniz an sanki bunu farketmiş gibi ilginizi çekecek öğeler eklemesi zaten böyle bir kitabın hem dünya klasikleri arasında olup sürükleyici olmamasına imkan yok gündelik yaşamınızda bir faydası olmaz ama politika siyaset gibi savaş gibi şeyler hakkında hatta dünyanın kitabın anlattığı dönemdeki yapısı hakkında bilgi sahibi olmak isteyenlere yönelik bir kitap yazılmış denilebilir..
192 syf.
·Beğendi·10/10
Yaklaşık 600 karakterden oluşan (Bunların bir kısmı da gerçek) Dönemin Rus toplumunun sınıf çatışmalarına ışık tutan muhteşem bir eser. İçeriği itibarıyla tarihi bir roman olarak kabul ediliyor bir çok eleştirmence de dünyanın en iyi romanı.
1808 syf.
·25 günde
Kitap hakkında inceleme yazmama gerek yok sadece okumak isteyene bu kitap için İş Bankası yayınlarını önermiyorum. Sebebi de şöyle; Rus Burjuvasının iki cümlesinden biri Fransızca ve Tolstoy da kitabını buna göre yazmış. Çevirmen aralardaki Fransızca cümleleri ve üç beş sayfalık mektupları, biz Türk okuyuculara tırnak içinde ve yatık olarak Türkçe vereceğine, olduğu gibi Fransızca bırakmış ve tercümesini dipnot olarak vermiş. Halbuki dipnotta bu cümlelerin ve mektupların Fransızca olduğunu belirtmesi yeterdi.

Çevirmenin bu hatası güzelim kitabı okumayı zorlaştırmış. Fransızca cümleye gelince alta bakıp geri dönüp bir cümle sonra tekrar alta bakıyorsunuz. Yoksa bu kitabın okunamayacak, göz korkutan bir zorluğu yok. Kişi kalabalıklığı deniyor. Açıkçası hiç zorlanmadım. Özellikle üç adam, üç aile üzerinden yürüyor roman. Oldukça keyifliydi okumak.

Tek eleştirim yazara, Tolstoy'un çizdiği kendi düşüncesi olmayan, kocasının düşüncesini tekrarlayan veya şıpsevdi kadın tiplemelerini kabul etmiyorum. Kadınları küçük gösteriyor karakterlerinde.

Tam metin, güzel çeviri yapmış başka bir yayınevinden okumanızı tavsiye ederim.
548 syf.
·25 günde·7/10
Savaş ve Barış'ı okumak kadar değerlendirmek de önemlidir. Yani akan ırmak kadar, haznemize düşen miktar da önemlidir ve bu miktarı ölçmek gerekir. Tolstoy, bu ırmağı oluştururken işaretlediği damlalar bize düşer mi, düşmez mi bilmiyor! Ama düştü varsaymak istiyorum...

"Savaş ve Barış" bana göre bir arayıştır, varlık arayışı. Tolstoy kendi hayatından yola çıkarak, yaşanmışlıklarının perdesine varlık manasını yerleştiriyor. Tabii ki bu soyutluk yanında bir de somut olan taraf var, bu somutluk, konuyu da oluşturan savaştır.

Tolstoy, 1812 Napolyon savaşlarına da katılmış emekli bir yarbayın oğludur. Kendisi de 4 yıl subaylık yapmış. Ancak savaşa ve şiddete olan nefretinden dolayı ordudan ayrılmıştır. Ordudan ayrılıp çiftliğine döndükten sonra "Savaş ve Barış" ı yazmak için düşünmeye başlar ve nihayetinde 1863 yılında romanı yazmaya başlar.

Anlaşıldığı kadarıyla Tolstoy farklı bir eser ortaya koymak ister. Ancak düşünceleri de net değildir. Kendisi de bu durumu şöyle ifade etmektedir. "Herkesin yazdığı dille yazmamaktan korkuyordum, yazdıklarımın herhangi bir biçime girmeyeceğinden, ne roman ne kısa roman, ne poem (şiirsel metin, destan) ne tarih olmayacağından korkuyordum, 1812 yılının önemli kişilerini tasvir etme zorunluluğunun beni gerçeğin değil, tarihsel belgelerin idaresine sokacağından korkuyordum ve bütün bu korkularla zaman ilerliyor, çalışmamsa olduğu yerde duruyordu, ben de ondan uzaklaşmaya başlıyordum. Şimdi, uzun zaman acı çektikten sonra, bütün bu korkulardan uzaklaşmaya ve bütün bunlardan ne çıkacağından kaygılanmadan ne söylemem gerekiyorsa onu yazmaya ve eserimi herhangi bir sınıfa sokmamaya karar verdim." ve bu karardan sonra ortaya bu eser çıkıyor. Tabii bu arayış kendini her aşamada göstermeye devam eder ki, kitabın ismi de birkaç kez değişir: İlk olarak "Bİn Sekiz Yüz Beş" sonra "İyi Biten Her Şey İyidir" ve son olarak da, "Savaş ve Barış" oluyor... eser 1869 yılında yayımlanır...


Kitap iki farklı kulvarda ve birbirine paralel şekilde ilerliyor. Birinci kulvar savaş, ikincisi ise Rus burjuva sınıfının kendi aralarında oluşturdukları düzen. Bir tarafta savaşın kaçınılmaz etkileri; askerin savaşa bakışı, komutanın zafer planları, ölüm hissi, aile bireylerinin kayıp acıları, değişen ve değiştirilen hayatlar... diğer taraftan aşk, entrika ve dünyanın şirin yüzü "para" sevgisi ve zevk üzerine kurulmuş hayatlar....ve sonunda bu iki kulvarın tek noktada birleşmesi... Savaş kısmı öyle bir yansıtılmış ki, gerçekten o onları izliyor hissine kapılıyorsunuz. Yani hayal ürününden ziyade yaşanmışlıkları görüyorsunuz. Savaşa katılan askerlerin muharebe anındaki psikolojilerini hep merak ederdim, o konunun burada irdelendiğini gördüm. Savaş bölümü de iki aşamadan oluşuyor birinci aşaması Rusların, Fransa topraklarına ilerleyişi ikinci aşaması ise Napolyon önderliğindeki Fransızların Rus topraklarına saldırısı.

Çanakkale savaşında da, Anzaklar ve Türk askerleri arasında yaşananlar, savaş isteyen kesim ile savaşan kesimin hep ayrı olduğunu anlıyoruz. Birileri oturur bir yerde planlar yapar ve insanlar birbirini öldürmeye başlar bunun adına da savaş denir. Savaş nerede olursa olsun hep acı getirmiştir. İşte Tolstoy da bunları sorgulamıştır.


Buraya kadar olan, savaşın somut tarafıydı. Bir de arayış kısmındaki soyut tarafı var ki, bu kısımda yaşamının kendisi Savaştır zaten. Ruhumuz hep bir mücadele içindedir ve bu ölüme kadar devam edecektir yani Barış ancak ölümle gerçekleşir. Savaştaki bir karakterin gökyüzüyle yalnız kalıp, artık dünyanın sesini duymadığında hissettiği o sakinlik hali barışın işaretiydi. Eğer yaşamak savaş, ölmek barış ise varlığımızın anlamı nedir? Neden bir savaşa doğuyoruz. Yani bir Yaratıcı varsa, bu yaratıcı bizi bu savaşın ortasına atmış ve Barışın da ancak kendisine ulaşmakla mümkün olabileceğini göstermiş. Savaşa karşı olmak ve savaşa doğmak, evet, çetin durumlar bunlar. Belki de bundandır, Tolstoy, Savaş ve Barıştan sonra bunalıma girer. Varlık arayışını Hristiyanlık dini ekseninde sürdürür ama anlaşılan o ki orada da istediğini bulamaz. Artık huzur içinde Barışı yani ölümü karşılayacağı bir yer ararken, bir tren istasyonunda ölür...

Biz de hep yarını ararız ama o yarın hiç olmayacak, bizi yarına bağlayan geceden gideriz...
1775 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Savaş ve barış arasındaki fark çok güzeldi. Savaştan dönen insanlar savaşa hiç girmemiş insanlardan çok farklıydı. İnsan ölüme biraz yaklaşınca önem verdiği şeyler o kadar çok değişiyor ki ve Tolstoy bunu o kadar güzel anlatmış ki okurken bunun üzerine bolca düşünmemek elde değil.

Bir roman olan Savaş ve Barış içinde deneme tadında fazlasıyla bölüm barındırıyor. Mesela Tolstoy'un özgür iradeye bakış açısı benim çok hoşuma gitti. Koyunlar onlar için iyi olanın fazla yem yemek olduğunu düşünürler çünkü koyun gibi bakarlar. Bilmezler ama en çok kilo alan sofralarımızı süsler. İnsan da böyle: Onun için en iyi olanın ne olduğuna karar verirken ancak insan kadar bakabilir diyor üstad. Bu konu üzerine yazılmış birçok deneme tadında bölüm mevcut kitapta. Tarih konusu belki de üzerinde en çok durulan şeylerden biriydi. Kahramanlar yaratan tarihçiliğe sürekli bir saldırı söz konusuydu. Örnek vererek açıklayacak olursak Amerikanın Keşfi'ni, Fransız İhtilali'ni ya da İstanbul'un Fethi'ni bir ya da birkaç kişiye bağlamak saçmalıktır. Zemin bu olaylar için hazırdır ve bu olaylar eninde sonunda olacaktır diyor Tolstoy birçok bölümde.

Kitap 1805-1814 yılları arasını ve biraz da sonrasını anlatıyor bize. Karakterlerindeki çokluk, her birinin kendi hikayesinin olması, yollarının zaman zaman ayrılması zaman zaman birleşmesi farklı bir keyifti. Tek tek insanlara ve onların maceralarına, hayata bakış açılarına ve sergiledikleri tutumlara, değerlerine, önyargılarına, kıskançlıklarına ve daha fazlasına konuk olarak koca bir dönemin ruhunu okumak belki de Savaş ve Barış'ın en güzel yönüydü.

Okuyacak arkadaşlara iki tavsiye vermek istiyorum

1.) En azından ilk 200 sayfa için karakterleri ve aile ağaçlarını not tutmaya çalışın. Tuttuğunuz notlar ilerleyen sayfalarda sizin en büyük dostunuz olacak.

2.) Kitap hakkındaki düşüncelerinize dair ufak ufak notlar alarak ilerleyin. İlk sayfalara ait düşüncelerimi kitap bittikten sonra dinlerken başka birisini dinliyormuş gibi hissettim (Video not tutuyorum bazı kitaplar için, tavsiye ederim.)

Son olarak spoiler vermeden bir şeyden bahsetmek istiyorum. Kitabın başında Piyer'in ve Prens Andrey'in dostluklarını okuyorduk. Kitabın sonlarına doğru iki farklı kişi konuşurken "Andrey'in Piyer'i neden bu kadar çok sevdiğini şimdi anlıyorum" cümlesini kurması beni o kadar duygulandırdı ki anlatamam size. Okuyanlar varsa aranızda böyle bir his yaşadılar mı merak ettim

Zaman zaman sıkılsam da duygusal bir bağ kurdum kitapla. Bu benim için en önemli olaylardan bir tanesiydi. Duygusal bağ kurduğum kitapları kolay kolay unutmam zaten. Okumanızı tavsiye ederim ama zamanını güzel seçmenizi şiddetle tavsiye ederim çünkü araya 7 tane filan kitap sıkıştırarak anca biterebildim, zor bir kitap olduğunu düşünüyorum. Orta ve alt sınıfa çok az değinmesi bir yerde sadece holding sahibi yakışıklıların ve güzellerin olduğu Türk dizilerini izliyormuş tadı verdi açıkçası. Umarım bu benzetmeden dolayı linç yemem diyor yorumu bitiriyorum Lev Nikolayeviç Tolstoy Savaş ve Barış
1808 syf.
·48 günde·10/10
Kesinlikle okurken disiplin gerektiren bir kitap. İlk 300 sayfada anlamak algılamak icin ciddi mücadele verdim. Sonrasında kitap akıcı ve okuduklarımın etkisiyle sarsıcıydı. Kesinlikle bir başyapıt, büyük emek, takdirlik yazım başarısı...

Biraz da kitap ne diyordan ziyade hissettiklerinden bahsetmek istiyorum. Okudukça dedim ki Ruslar ne kadar da biz Türklere benziyor dedim. Sonra farkettim de aslında tüm dünya insanları birbirine benziyor. Değişmeyen bazı gerçekler var. Ne geçmişte ne de gelecekte bitmiyor sürmeye devam ediyor. Savaşların kaybedenleri asla devletler degil kesinlikle halklar oluyor, yüzlerce binlerce insan ölüyor tutarlı bir açıklaması bile bulunamıyor, din üzerinden insanların zaaflarından faydalanarak kandırmacalar her dönem var.( hangi din olduğu hiç fark etmiyor) Statü konum icin yapılan duygusuz, sevgisiz evlilikler, iliskiler. Belirli görevlerdeki insanların o konuma gelmesindeki en güçlü nedeninin sosyal statüsü olması... liste uzun mevzular aynı. Önce kendini farkedip düzeltmeyi mesele edinmek gerekiyor diye düşündüm. Öteki türlü hep bi başa dönme, hep bi tarihin tekerrür etme hadisesi var.

Dip not; Kitaptaki en trajik mevzu şuydu Ruslar, Napolyon dönemindeki Fransa ile savaş halindeler kayıpları var mağlup konumdalar ama kendilerini ifade ederken, önemli bi konuşma yaparken daha etkili ve yüksek statünün olmazsa olmazı olarak Fransızca konuşmayı tercih ediyorlar. Hatta Fransızca kendini ifade edemeyip anlatamıyor ise bu durum pek hoş karşılanmıyor.

Dip not 2; kitapta tahmini 650 farklı karakter okuyoruz 10 tanesi ana karakter.
Savaş ve Barış Lev Nikolayeviç Tolstoy
1808 syf.
·17 günde·Beğendi·10/10
Ah ah!Nedir bu Sonyalar'ın çektikleri.Hep ezildiler,acılar çektiler,mutlu olamadılar.Yazarlar farklı,kaderler benzer.Al Dostoyevski'nin Sonyasını vur Tolstoy'unkine.Eee konu Savaş ve Barış olunca Suç ve Ceza'ya atıf yapmamak olmazdı.İki usta edebiyat dünyasında çıtayı öyle bir yere koymuş ki aşağısı görünmüyor.Elbette bu eseri incelerken Dostoyevski ile kıyas yapmayacağım.Zira birisi Fenerbahçe ise ötesi Galatasaray.Birbirlerinden güç alırlar.:)

Başlarda oldukça korktum çünkü çok fazla karakter geçiyordu ve hepsi olayların içinde olan karakterler.Zaman zaman "Bu kimdi yahu?" diye diye yarısına geldim kitabın.Ama sonlara doğru her şey yerine oturdu puzzle parçaları gibi.Her karakter tabiri caizse "nevi şahsına münhasır" kişilerdi.Sonya'nın vefası,Nataşa'nın ayran gönüllülüğü,Mariya'nın iyi niyeti...

Sanki bir kitap değil de dört,beş kitap okumuş gibi hissettim kendimi.Bu kadar olay anca o kadar kitapta bulabilirdim.

Dil olarak çok sade,duru,anlaşılırdı.Henüz ilk sayfalarında okurken hiç sıkılmayacağımı anladım ve öyle de oldu.

Kitabın son sayfasını kapattığım bu saatlerde iyiki okumuşum diyerek bu incelemeyi okuyan herkese tavsiye ediyorum. :)
Elma olgunlaşınca düşer; niçin düşer? Ağırlığı onu yere doğru çektiği için mi? Sapı kuruduğu için mi, güneşten kızardığı, ağırlaştığı, rüzgâr onu sarstığı için mi, aşağıda duran erkek çocuk onu yemek istediği için mi?
Lev Nikolayeviç Tolstoy
Can Sanat Yayınları/ Çeviri: Zeki Baştımar, Nazım'cım Hikmet RAN/2. Basım Mart 2012

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Savaş ve Barış
Baskı tarihi:
2 Aralık 2013
Sayfa sayısı:
548
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054840687
Kitabın türü:
Orijinal adı:
War and Peace
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Antik Batı Klasikleri
İnsanın var olduğu yerde eksik olmayan aşk, hırs, iyilik, düşmanlık ve entrika... Bir yanda ne için yapıldığı bilinmeyen ve onca insanın ölmesine sebep olan savaşlar; diğer yanda 'barış'ın küçük bir sınıfın daimi kaderi oluşu... Savaşta da barışta da dürüstlüğü ilke edinmiş kahramanlar... 19. yüzyıl başlarında Napolyon orduları ile Rus askerleri arasında yaşanan savaş panoraması altında adeta bir belgesel gibi ilerleyen romanda, yüzlerce farklı karakterin gözüyle Rus toumsal yaşamı anlalır. Savaş veBarış, 'hayatın, zamanın Rusyasının, tarihin ve sınıf kavgalarının olağanüstü bir tablosudur.

Kitabı okuyanlar 4.487 okur

  • Tunahan Gediz
  • Taner Byrm
  • FATİH ÇANDIR
  • Tong
  • Dogukan ince
  • Yazgül Demircioğlu
  • Pasaklı_Kont
  • Elif Aydoğan Akdağ
  • Burak Uzun
  • Brayn Nicolt

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.9 (10)
9
%0.8 (9)
8
%0.7 (7)
7
%0.3 (3)
6
%0.1 (1)
5
%0.3 (3)
4
%0
3
%0.1 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları