Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine (Toplu Eserleri 2)

·
Okunma
·
Beğeni
·
2106
Gösterim
Adı:
Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine
Alt başlık:
Toplu Eserleri 2
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754686685
Kitabın türü:
Çeviri:
Ahmet Aydoğan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Bir şey ne kadar soylu ve mükemmel ise onun olgunluğa erişmesi de o kadar geç ve yavaştır. Erkek akli melekesinin ve ruhi kabiliyetlerin olgunluğuna yirmi sekizinden önce nadiren ulaşır: kadınlar ise henüz on sekiz yaşlarında; fakat kadınların durumunda bu çok zayıf ve dar sınırlar dahilinde gerçekleşir. Bu sebepten ötürüdür ki kadınlar bütün hayatları boyunca çocuk kalırlar, çünkü her zaman içinde bulundukları ana sıkı sıkıya bağlı kalarak sadece kendilerine en yakın olanı, olmak üzere olanı görürler, gerçek yerine bir şeyin görünüşüne teslim olurlar ve en önemli işlere karşı önemsiz şeyleri tercih ederler... Eski zamanlarda Almanların yaptığı gibi, güç ve nazik meselelerde kadınlara danışmak hiçbir surette hafife alınacak bir mevzu değildir; çünkü onların meseleleri kavrayış ve değerlendiriş şekli bizimkinden oldukça farklıdır.
104 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
“Akıl aslında efendisi, yani irade tarafından zahmetli bir işe koşulan ve sabahtan akşama kadar meşgul edilen, sürekli emre amade tutulan bir ırgat, bir ücretli işçiden başka bir şey değildir.”(s.9)

Arthur Schopenhauer, Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine
104 syf.
·10/10
"Gerçekten de insanların çoğu, her ne kadar bunun açıkça farkında olmasalar da, kalplerinin en derininde düşünceye hayatlarında mümkün olduğunca az yer vererek idare etme kararındadırlar ve bu onların davranışlarına yön veren en önemli düsturdur, çünkü onlar için düşünme en zahmetli yüktür."

Böyle başlamış kitaba Schopenhauer. Yine sanki yanıbaşımda yaşıyormuş, benle beraber dünyayı gözlemliyormuş da öyle yazıyormuş hissine kapıldım. Yüzyıllar öncesinden gelen bu sarışın hayaletin bu kadar doğru idrakinin olması şaşılacak şey.

"Sıradan insanın bilinci elbette aynı türden değildir, ama yine de ona yakın bir mahiyete sahiptir, çünkü onun eşyayı ve dünyayı kavrayışı da esas itibariyle özneldir ve baskın biçimde içkin kalır, O dünyadaki şeyler kavrar, fakat dünyayı değil; kendi eylemlerini ve ıstıraplarını kavrar, fakat kendisini değil."

O kadar katıldığım bir kitap oldu ki, etkisi uzun üredir düşündürüyor beni. Nihayet, dışarıdaki gürültüden konsantrasyonum bozulunca sıkılıp yazmaya karar verdim. Schopenhauer'ın insanları acıması Nietzsche'ninki gibi değildir, Schopenhauer insanlardan nefret etmez, sadece büyük ölçüde tiksinir. Onları bu halleriyle kabul ettiğinden artık fazla sorgulamaz, kitaplarını yazar ve gözlemlemeye devam eder. Onu da ancak onun seviyesindekiler idrak edebilir; tıpkı kendisinin belirttiği gibi. Zaman zaman yine alıntılar yapacağım.
104 syf.
·Beğendi·8/10
sıradan toplumlar ve sıradan insanlar sürekli sıradan rolleri dolduruyoruz ve bu roller güzel değiller. sıradanlar.

tango kursuna gitmek gibi. anlamsız. nafile. dans etmek için kursa gitmen gerekiyorsa yaptığın şey dans değildir zaten. ay sonunu düşünen memur olmak mesela. ondan çok var. onlar yeterince düşünüyorlar ay sonunu. bir şey değişiyor olsaydı görürdük. onlardan olmamak gerek. başka şeyler düşünmek gerek. ay sonu metafor çünkü. yeterince fazla ay sonu beklediğinde öleceksin. bir kuyruk var, arkalardasın, kuyruk hızla ilerliyor. sıra sana geliyor. ve sonunda ölüyorsun. bu kadar işte hayat. ve sen sürekli neden ilerlemiyor diye şikayet ediyorsun veya biraz olayı çözmüşsen ilerlemesinden endişeleniyorsun. iki durumda da yaptığın şey aynı. boş iş.

bir şeyler beklerken geçirdiğin zaman hayat işte. bekleme boşuna. hayat bir andır o da bu andır. ve buradadır. bir yerlerde olmayı bekleme, ruh eşini bekleme, senin içindeki cevheri görecekleri günü bekleme. sıradan insan tam da bunları yapardı. bunlardan olma. bunlar iyi olsaydı hepimiz bunlardan kaçıyor olmazdık. bunlar iyi değil, kötü. işte bu sıradanlığın kötülüğüdür ve kötülüğün sıradanlığı onun sadece ufacık bir parçasıdır.
104 syf.
·Puan vermedi
Kitap, temelde seçkinlik yani deha ve sıradanlık yani sıradan insan üzerinden yapılan tahlilleri içeriyor. Her iki insan grubu da felsefi bir yaklaşım içerisinde değerlendiriliyor. “Deha” ve “sıradan insan” kimdir? Onları farklı kılan şeyler nelerdir gibi çeşitli sorulara yanıtlar aranmış.
Felsefi dile aşina olmayanların ilk sayfalarda zorlanacağı ancak devam ettiklerinde ilginç bakış açıları kazanacağı güzel bir kitap.
Bu arada deha/sıradan insan ayrımından başka bir seçkinlik ve sıradanlık konuları kitapta yok.
104 syf.
·6/10
Ne var ki insan yeteneğinin her zaman bir sınırı vardır ve belirgin biçimde zayıf bir yanı olmaksızın hiç kimsenin büyük bir dehaya sahip olduğu görülmüş değildir.
104 syf.
·Beğendi·9/10
Kendimi çok amatör bir felsefe okuyucusu olarak görüyorum.
Daha önce bir iki Schopenhauer kitabı okumuştum okurken çok eğlendiriyor.
Kendisinin de söylediği gibi tam bir çılgın.
Uzun süre önce bir yerlerde alakasız bir aforizmasını okumuştum, aradım durdum ancak bulamadım, sanırım
" Lütfen Kapıyı çarpmadan çıkın" gibi fazla anlam ifade etmeyen bir şeydi.
Bu kitapta , " Kırbaç şaklamalarından " nefret ettiğini okuyunca bu adamın gürültüye karşı fobisi olduğuna kanaat getirdim.
Kitap çok güzel , sıradan insan ile dahi insanın karşılaştırılmasını yapıyor, gerçi "dahi" sözcüğü burada çok iddialı kaçıyor sanırım farklı bir sözcük kullanılsa daha iyi olurmuş. ( Derin insan gibi.. )
Siz hiç hayvanların yatarak etrafı seyretmesi ile pencere kenarında etrafı seyreden insanların davranışlarının aynı sebepten kaynaklandığını düşünmüş müydünüz?
Ben düşünmemiştim .. Netice olarak benim gibi amatör bir felsefe okuyucusu için biraz ağır bir roman ancak yine de çok hoşuma gitti ..
104 syf.
·1 günde·8/10
Sokrates kabiliyetlerini sınaması için kendisine takdim edilen gence "Konuş ki seni görebileyim" dediği zaman ("görmek"le sadece "işitme"nin kastedilmediği doğru olarak kabul edilirse), ancak konuşurken bir insanın çehresinin ve özellikle gözlerinin canlandığı ve zihinsel melekelerinin ve kabiliyetlerinin iz ya da işaretlerini
çehresinde bıraktığı doğru olduğu kadarıyla haklıydı: O
zaman onun zekâsının derecesini ve kapasitesini şimdilik kestirecek bir konumdayızdır, ki bu durumda Sokrates'in hedefi kesinlikle buydu.
Hiçbir makam, mevki, soy sop farkı yoktur ki, kafalarını sadece bellerinin hizmetinde kullanan, bir başka ifadeyle, onu iradelerinin emellerinin bir hizmetkarı olarak gören milyonlarca insan ile “Hayır! Kafa bunun için kullanılmayacak kadar değerlidir, o sadece kendi kendisinin hizmetinde kullanılmalıdır, bu dünyanın harikulade ve çok çeşitli manzaralarını hoşnutluk içinde izleme ve düşünmeye ve sonra da onu bir birey olarak kişiliğime yanıt olabilecek şekilde, ister sanat ister edebiyat olarak, bir biçim içerisinde yeniden üretmeye çalışmalıdır” diyecek cesarete sahip çok az ve ender bulunur kimseleri, birbirinden ayıran derin uçurum kadar büyük olsun. Bunlar dünyanın gerçek soyluları, hakiki asilzadelerdir. Diğerleri köleler ve ırgatlardır- glebae adscripti.
Gerçekten insanların çoğu, her ne kadar bunun açıkça farkında olmasalar da, kalplerinin en derinlerinde düşünceye hayatlarında mümkün olduğunca az yer vererek idare etme kararındadırlar ve bu onların davranışlarına yön veren en temel kuraldır, çünkü onlar için düşünme en zahmetli yüktür.
Arthur Schopenhauer
Sayfa 7 - Say Yayınları, 3.Basım 2009, İstanbul, Ahmet Aydoğan

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Seçkinlik ve Sıradanlık Üzerine
Alt başlık:
Toplu Eserleri 2
Baskı tarihi:
Mayıs 2016
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754686685
Kitabın türü:
Çeviri:
Ahmet Aydoğan
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Say Yayınları
Bir şey ne kadar soylu ve mükemmel ise onun olgunluğa erişmesi de o kadar geç ve yavaştır. Erkek akli melekesinin ve ruhi kabiliyetlerin olgunluğuna yirmi sekizinden önce nadiren ulaşır: kadınlar ise henüz on sekiz yaşlarında; fakat kadınların durumunda bu çok zayıf ve dar sınırlar dahilinde gerçekleşir. Bu sebepten ötürüdür ki kadınlar bütün hayatları boyunca çocuk kalırlar, çünkü her zaman içinde bulundukları ana sıkı sıkıya bağlı kalarak sadece kendilerine en yakın olanı, olmak üzere olanı görürler, gerçek yerine bir şeyin görünüşüne teslim olurlar ve en önemli işlere karşı önemsiz şeyleri tercih ederler... Eski zamanlarda Almanların yaptığı gibi, güç ve nazik meselelerde kadınlara danışmak hiçbir surette hafife alınacak bir mevzu değildir; çünkü onların meseleleri kavrayış ve değerlendiriş şekli bizimkinden oldukça farklıdır.

Kitabı okuyanlar 254 okur

  • Ömer AĞRALI
  • Lewe Dîyar
  • zehra tal
  • Hasan Genç
  • Gamze
  • deniz
  • Ahmet Fota
  • Fikret Sarp Arıkan
  • Veysel Demirkol
  • Quasimodo

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.1 (19)
9
%18.6 (13)
8
%28.6 (20)
7
%18.6 (13)
6
%4.3 (3)
5
%1.4 (1)
4
%0
3
%0
2
%1.4 (1)
1
%0