Şehper, Dehlizdeki Kuş

·
Okunma
·
Beğeni
·
900
Gösterim
Adı:
Şehper, Dehlizdeki Kuş
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750814129
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Şehper, Dehlizdeki Kuş
Şehper, Dehlizdeki Kuş
Şehper, Dehlizdeki Kuş, Ayşegül Çelik'in renkli ve derinlikli gerçeklik algısıyla ince ince işlediği ve birbirine yasladığı hikâyelerini bir araya getiriyor. Hayatın bütün lanetini kendi isimlerinde taşıyan, sayıklamaları kehanete dönüşen, aklının en kilitli yerinden vurulan, yıldız yağmurunda dolaşan, zamanın kırıldığı yere gelip dayanan kahramanlar, sokakların sessizliğine basan kapkaranlık hayatlar... Bir dönmedolap, bir atlıkarınca bu... Yere düşmüş bir çift soğan, gümüş gözlerini dikmiş seyrediyor her şeyi...

Yiyip içmeyi kesişim böyle oldu. Onu hapsolduğu yapışkan karanlıkta öldürecektim. Yine de beslenmenin bir yolunu buldu; kabuklanmaya bağlayan yaralarımdan bağlayıp kemirmeye koyuldu içimi. Bende yaşıyordu, beni bitiriyordu. Gitgide büyüyordu bu arada, ağırlaşıyordu... Ağırlaşıyordu, oturup kalkmak, yatmak, uyumak, uyuyamamak, kâbuslar... Her daim ter içindeydim. Mevsim yazdı, bir yudum su içmiyordum. Dudaklarım kuru, çatlak... Güneş öğleye varmadan ortalığı kavurmaya başlıyordu. Doğuma da az kaldı, fakat bilmeyenler anlamıyor gebeliğimi... Haklılar, çünkü yuvalandığını göstermiyor böcek, karnım küçücük. Ben, bir tek ben biliyorum içimdekini; kanatları çoktan düştü, şimdi gözleri, bakışları oluşuyor içimde; tırnakları bileniyor, ağırlaşıyor...
104 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Öncelikle beni bu keşfedilmemiş hazineyle tanıştıran Tacdin ‘ e teşekkür ederim. Hatta bana ilk söylediğinde okusaydım keşke bu kadar ertelemeseydim. Ertelememin sebebi ise bir türlü yenemediğim
isim takıntım. Şimdi ben ne Ayşegüller tanıdım falan demicem :D Sırası da değil zaten. (O Ayşegüller bazı boşlukları doldurup kendi boşluklarında kaybolup gitti. Daha da ağzımı açmam bu konuyla ilgili :D )

Yazarı bana önerirken Tezer Özlü’ye benzediğini hatta “inanmazsın Tezer’den daha iyi” demişti. İnanmam niye inanayım :) Tezer Özlü’den daha iyi olsa bile hatırasına saygısızlık etmemek için bunu dile getirmezdim :) Şimdi cümlelerini bir yana bırakıyorum simaları da benziyor garip biçimde. Ya da Tacdin öyle dedi diye bende benzerlikler icad etmeye başladım bilmiyorum.

Hikayeyi kurgulayışı bakımından Barış Bıçakçı’nın Herkes Herkesle Dostmuş Gibi kitabına benzettim. Demek yeni nesil yazarlar bu tür kurgular üzerinde çalışıyor. Her ikisinin de kendine has kısımları ve ayrı tadları var. İkisini de ayrı ayrı beğendim. Biraz hızlı okuduğum için kaçırdığım kısımlar olabileceğini düşünüyorum. Normal insanlar için yavaş bile okudum. Ama benim için hızlıydı. Benimseyerek, özümseyerek okumayı seviyorum çünkü.

Bir çok kitap okuyor bir çok yazarla tanışıyoruz. Okuduğumuz her yazar cümle kuruyor, bu olağanüstü bir şey değil. Ama ben bu kadının kurduğu cümleleri, yaptığı tasvirleri olağanüstü buldum. Ard arda yaptığım alıntılardan bunları görebilirsiniz. Bunlar sadece kısa parçalar olarak aradan seçilebilecek olanlardı. Bir de bütünden koparamadığım için payalaşamadıklarım var. Hangi bütün hangi parça diyebilirsiniz, tamam bende biliyorum kitap kısacık :) Ama kadın başarmış o kısacık kitaba koca bir lunapark şenliği ve hüznü sığdırmayı.

Arada yazılar yazıyorum burda bilen vardır. Bazı arkadaşlar sağ olsunlar beni yazmak konusunda cesaretlendirmeye çalışırlar. Bende genelde “kelimem yok” o yüzden yazamıyorum derim. Ayşegül Çelik’i okuyunca kıskanmadım değil. Yani bu kadar güzel kelimeyi kimden aldığını sormak isterdim. Onu okudukça kelimelerinden bana da verir sanırım. Size de verecektir :) Okudukça göreceksiniz.

Karakterlerin bir çoğunu sevdim kitapta. Suna’yı biraz daha sevdim. Ve onların aşklarını. Aileyi ve toplumu özellikle o kısımda çok çarpıcı ve masum bir temizlikle, 17 yaşında yeni aşık olmuş, gözleri yeni açılmış, daha önce hiç “sınıf kini” duymamış bir gencin masumluğuyla ve duygululuğuyla ortaya koymuş.
Sonra Hızır peygamberin dileklerini çalmaya çalışırken Hızır’a yakalanan o küçük kızı çok sevdim. Öyle güzel anlatmış ki insanların severken ki çaresizliğini. Öyle ki Hızır peygamberin dileklerini bile çalmaya kalkarsın. Çocukluk işte. Aşk işte. Hep aynı şey. Aynı şey çünkü çocukken şeylere karşı duyduğumuz tutku ve bağlılık büyüdükçe azalır. Aşıkken duyduğumuz tutku ve bağlılıkta o aşk bir şekilde bitince azalır. Bu yüzden benim gözümde ikisi aynı şeydir. “Haziran Dilekleri” hikayesini okurken de aynı şeyleri düşündüm yine.

Aslına bakılırsa artık sevdiğim yazarlar konusunda kıskanç olmaya başladım. Herkes bilsin de istemiyorum. Sonra kitaplarının sonları Tutunamayanlar ve Kürk Mantolu Madonna ve daha niceleri gibi olacak diye. Uydurma alıntılar vs. O yüzden Ayşegül Çelik’i kıymet bilen sadık okurlara teslim ediyorum :) Kendisiyle tanışırsanız içinizde güzel bir yere dokunacak emin olun :))
104 syf.
Ayşegül Çelik kıyıya, köşeye gizlenmiş ve keşfedilmeyi bekleyen yazarlarımızdan birisi. Hikâyelerini çok naif bir şekilde işlemiş koklanası yaprak sayfalarına. Öykülerin her biri 3-5 sayfa olsa da içeriği dolu dolu. Çarpıcı hayatlar, ölümler ve daha neler neler. Bir solukta okunabilecek bir eserdir.

Yazarı keşfetmeniz dileğiyle...
104 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Tozlu, terkedilmiş bir konağa giriyorsunuz sanki yavaşça. Daha bahçesinde başlıyorsunuz yaşanmışlıklara dahil olmaya. İlerledikçe ağır ağır her odada farklı, hüzünlü bir öykü. Koridorda dolaşır gibi; bittiğinde bir öykü, diğerinde acaba hangi hayatın resmi var diye biraz heyecanlı, biraz buruk ama gayet lezzetli sürüyor gezinti. Biraz loş, biraz aydınlık. Fonda bir caz şarkısı; bulduğum her öyküde, tozunu üfledikçe gözümü kamaştıran antika bir eser bulmuş gibi etkilendim. Kelimelerin birbirleriyle muhteşem dansına kaptırıp, altlarını çizerken bir baktım ki, rengarenk olmuş, vazgeçtim sonra. Olmazdı bitmemeliydi.
Yeniden okumalı, tadına daha çok varmalıydı, yeri ayrı kitaplara eklenmeliydi...
104 syf.
·Beğendi·8/10
Ayşegül Çelik’le tanışma kitabım. 16 öykü’den oluşan ancak bu 16 öykünün de birbirine yaslandığı bir öykü kitabı.
“Bir hikayenin hikayesini anlatmak pek alışıldık bir iş sayılmaz; ne var ki yapmak zorunda olduğum şey bu.”
104 syf.
·3 günde·7/10
Kitabın kapağını açtığımızda, öykülere geçiş yolunda, yazarın bir hikâyenin hikâyesini anlatmak pek alışıldık gelmedi merakımı ve keyfimi arttırdı diyebilirim
İlk hikâye Gerçeküstü’nde, yazarın kısa bir hikâye girişinin sonrasinda asıl hikâyeye geçişte  kullandığı yol, gerçekliği öne çıkarırken, kurguyu da bütünleyici bir şekle dönüştürmüş. Okumaya devam ettikçe bu dönüşün, hikâyenin bütününü oluşturduğunu farkediyorsunuz..
"Ahu’nun pencerenin kıyısında lunaparka bakışının ardindan, uzayan saçlarının dalıp, onun hayalindeki lunaparkın, evdeki donuk ve neredeyse kıpırtısız yaşamın tersine, pencere kenarındaki kıza sevinç taşıdığını anlariz“Hayat denilen şey, dolaplara istiflenmiş yaşanmayı bekleyen işlemeli örtülerden, kesme kadehlerden, gümüş zarflı fincanlardan, pembe porselen çay takımından ibaretti onun için. ..
Ayşegül Çelik resmen kelimeler ile dans etmiş, çoğu zaman o müthiş kelimelerden oluşan cümlelere takılı kalırken konudan uzaklaşıp tekrar bölüm başına dönüp okudum itiraf ediyorum
104 syf.
·Beğendi·9/10
Ayşegül Çelik’in okuduğum ilk kitabıydı. Çok kısa sürede okuyup bitirdiğim bir kitap oldu.
Kitabın içinde birden çok hikaye var. Her biri 3-5 sayfadan oluşuyor. Fakat hikayelerinde işlediği duygular çok güzel. Tasvirlerini çok beğendim. Her bir karakteri birbirinden
güzeldi. Ben en çok sanırım o küçük kız çocuğunu sevdim. Sevdiği çocuğun Hızır peygambere yazdığı dileği ararken Hızır peygambere yakalanışı... O saf, temiz sevgi ve severken ki çaresizlik.
Hikayelerdeki kimi duygularda kendinizi kaybediyor, sonra bambaşka bir şekilde buluyorsunuz. Aşkı, ölümü, çaresizliği, hüznü her bir cümlede hissediyorsunuz. Çok alıntı yapardım fakat bütünlükten çıkarmak zor olduğu için kaldı.
Severek ve bir çırpıda okuyabileceğinizi düşünüyorum. İyi okumalar...
104 syf.
·1 günde·Beğendi·9/10
Bu kitap... Birine bahsettiğimde kendime dair bir parçanın avuçlarımın arasında parçalanacağına inandığım, kitaplığımın en gizli köşesinde sakladığım bu kitap... Gazi'nin merkez kütüphanesinde tesadüfen karşılaştığım, ''Bu kitabı ne ara yazmış, ne ara basılmasına izin vermişim?'' diye düşündürten kitap... En özellerimden. Okunmalı demeye inanın kıyamıyorum, ama özel bir kitap olduğunun fark edileceğini biliyorum.
104 syf.
·Beğendi·8/10
Kitaptaki ilk hikayeleri daha başarılı buldum. Altı çizilecek güzel kısımlar var. Hikayeler de kitap da kısa zaten, insanda güzel bir tat bırakıyor ve okuduğuna pişman olmuyor. Ayşegül Çelik birkaç kitap daha çıkarmış bir yazarımız, şu an telif hakkı Can Yayınları'nda sanırım ki ben Yapı Kredi baskısını okumuştum, ikisi de çok iyi yayınevleri. Keşke tanıtımı daha çok yapılsa da bu tarz güzel yazarlarımızın önü açılsa.
104 syf.
·4 günde·Beğendi·Puan vermedi
İlk defa bu kitapla tanıdım yazarı. Başlangıçta çekimser kalmıştım, uzun zaman elim gitmedi okumak için hep erteledim aslına bakılırsa toplamda 16 öyküden oluşan incecik bir kitap. Neredeyse bütün öyküler birbiriyle bağlantılı okudukça çok keyif aldım, cümleler sihir olup aktı resmen. İncecik dediğime bakmayın ciltler dolusu duygu var bu kelimelerde. Ne kadar özlemişim iyi bir Türk yazarın kaleminden güzel yazılar okumayı.
Herkes bir oyunun peşinde. Parlak aynalara gülüyor, tekerleklere, balonlara ateş ediyorlar; hedefleri, çarpıları vuruyorlar canevinden. Ne vicdansız oyunlar var deyip geçiyorum. Fakat onlar peşim sıra geliyor; canım burnumda, kalbim ağzımda atıyor, bilmiyorlar...
Güzellik, sen eline aynayı alasıya geçip gider çünkü.Sonra bir bakarsın, yukarı aşağı gidip gelen bir endazenenin tepesindesin; adına hayat deniyor.Aşağının "di" li geçmiş, pulu püskülü dökülmüş çoktan; yukarısı "ecek, mecek"renkli bohça.
Ayşegül Çelik
Sayfa 48 - Can Sanat Yayınları
“Bu oldu, düşle gerçek, aynı yastığa koydular başlarını. Aynı ocağa girip bir arada kavruldular. Biri kuş oldu, biri şehper, birlikte uçtular. Aklımı da bıraktım peşleri sıra...”
Ayşegül Çelik
Sayfa 36 - Yapı Kredi Yayınları, pdf

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şehper, Dehlizdeki Kuş
Baskı tarihi:
2008
Sayfa sayısı:
80
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750814129
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Yapı Kredi Yayınları
Baskılar:
Şehper, Dehlizdeki Kuş
Şehper, Dehlizdeki Kuş
Şehper, Dehlizdeki Kuş, Ayşegül Çelik'in renkli ve derinlikli gerçeklik algısıyla ince ince işlediği ve birbirine yasladığı hikâyelerini bir araya getiriyor. Hayatın bütün lanetini kendi isimlerinde taşıyan, sayıklamaları kehanete dönüşen, aklının en kilitli yerinden vurulan, yıldız yağmurunda dolaşan, zamanın kırıldığı yere gelip dayanan kahramanlar, sokakların sessizliğine basan kapkaranlık hayatlar... Bir dönmedolap, bir atlıkarınca bu... Yere düşmüş bir çift soğan, gümüş gözlerini dikmiş seyrediyor her şeyi...

Yiyip içmeyi kesişim böyle oldu. Onu hapsolduğu yapışkan karanlıkta öldürecektim. Yine de beslenmenin bir yolunu buldu; kabuklanmaya bağlayan yaralarımdan bağlayıp kemirmeye koyuldu içimi. Bende yaşıyordu, beni bitiriyordu. Gitgide büyüyordu bu arada, ağırlaşıyordu... Ağırlaşıyordu, oturup kalkmak, yatmak, uyumak, uyuyamamak, kâbuslar... Her daim ter içindeydim. Mevsim yazdı, bir yudum su içmiyordum. Dudaklarım kuru, çatlak... Güneş öğleye varmadan ortalığı kavurmaya başlıyordu. Doğuma da az kaldı, fakat bilmeyenler anlamıyor gebeliğimi... Haklılar, çünkü yuvalandığını göstermiyor böcek, karnım küçücük. Ben, bir tek ben biliyorum içimdekini; kanatları çoktan düştü, şimdi gözleri, bakışları oluşuyor içimde; tırnakları bileniyor, ağırlaşıyor...

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

  • 2 defa gösterildi.

Okur puanlamaları

10
%0
9
%0
8
%0
7
%0
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0